karakalem 1111






Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!









“İyiyi öğrenmek için bin gün bile yeterli değilken, kötüyü öğrenmek için bir saat bile fazla uzundur.”

--Bu Çin atasözü, iyiyi iç dünyalarımızda ikame edebilmek için sürekli bir gayrete ve iradi bir uyanıklığa çağırıyor.

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*3,630 yazı içinden]

Bu yazının çıktısını alArkadaşına Gönder 

AK PARTİ VE KÜRT MESELESİ!

Hüseyin Yılmaz Yazara Mesaj Gönder

AK PARTİ, Kürt Meselesi’nin halli için bir şans, bir fırsat olabilirdi... Olmadı, olamıyor, olamayacak!.. Bin yıllık bir beraberliği öldürücü sancı ve acıların eşliğinde parçalayıp bölecek derin bir uçurumadan, iyeden iyiye sarkar olduk. Düşmemek için tutunmaya çalışanların sayısı, her ân daha da azalıyor: Yorgun, bezgin ve yeis içindeyiz...

Düşüp parçalanmamızı bekleyenlerin alkışları, çoğumuza uçurumun derinliklerini pırıltılı gösteriyor. Halbuki uçurumun dibinde bizi bir başka baharın beklediğini müjdeleyenlerin rüyâlarını, parçalanmış hayâlimiz süslüyor. Birbirimizle didişip, birbirimizi tekmelerken tutunmak için sarfetmemiz gereken gücü de tükettiğimizi idrâk edemiyoruz. Arada düşmemizi bekleyenlerden aldığımız ağır darbeleri birbirimizden sanıp, daha beter hırslanıyor ve birbirimizin gırtlağına daha bir hınçla sarılıyoruz. İctimaî bir cinnet bu, neticesi felâketlerle bitecek bir cinnet...

Resmî düşüncenin hamâkatıyle sebebiyet verdiği bu ictimaî buhranın çözümünü sistemden beklemek, erken bir ölüme davetiye çıkarmaktır. Zirâ Kürt kavminin reddi üzerine tesis edilmiş olan sistem, yanlışında ısrar ediyor. Israr ediyor, zirâ sistemin bânisi addetiği Mustafa Kemâl’e kudsiyet izâfe ederek lâ-yuhtî, hatasız kabul ediyor. Bu kudsiyet vehmi, Türkiye’nin asırlık problemidir... Ayağına cüssesinden daha ağır prangalar bağlanmış kürek mahkûmları gibiyiz. Hürriyetimizin ilk şartı, prangalarımızdan kurtulmaktır, necatımız onunla kabil; aksi beyhûde debelenmek, boşuna tükenmektir...

Bütün alttan almalarına rağmen, sistem AK Parti’den tedirgindir.... Tedirginlikten öte, tehlikeli ve düşman addetmektedir... Kapatma davaları, devlet unsurlarının hep birlikte hücuma kalkmaları, askerin birbirini kovalayan beyanat ve muhtıraları hep aynı kaynaktan fışkırıyor. Kürt nüfusunun ekseriyete inkılâb ettiği bölgelerde sistemi temsil eden veya yakın duran partilerin sandıktan çıkmayıp, sadece AK Parti ve DTP’nin çıkması da devletin vehmini bir başka taraftan teyid ediyor. Zirâ Kürtler, problemlerinin çözümünü devletten beklemeyecek kadar tecrübeye sahipler, asırlık bir tecrübe bu. Onun için sistemle çok barışık görmedikleri AK Partiye oy veriyorlar.. Şüphesiz tek hareket noktası değil bu, AK Parti ile dindar Kürt Milleti arasındaki muhabbeti besleyen hayatî âmil, inanç birliğidir. Kürtler’in AK Parti’ye teveccühünü canlı tutan bu unsur, devlet için tedirginlik ve evham sebebidir...

AK Parti’nin dindarlığından tedirgin olan devlet, alenî bir mürailikle, Doğu ve Güneydoğu’da DTP ve PKK hâkimiyetini tesis ettirmemek için, oralarda AK Parti’yi destekliyor. Zirâ sistemin aslî partilerine Kürtler’in iltifat etmediği ortada: Ne CHP’nin esâmesi okunuyor, ne Bahçeli’nin kısık ama hırçın sesine aldıran var. İster istemez devlet bütün tahkimatını AK Parti üzerinden yapıyor...

AK Parti’ye verilen devlet desteği, bir taraftan partiyi hadım ederken, beri taraftan Kürtler’in dostluğunu kaybetmesini netice vermektedir. AK Parti bu çıkmazdan kurtulmazsa, ölecektir. Kurtulması, bu gayr-i samimî devlet desteğini reddetmesiyle kabil... Kabil ama, AK Parti bu ferasetten oldukça uzak görünüyor, hergeçen gün aksine hizmet ediyor. Yazık...

“Siyasi irade caydırıcı olmadı. AKP Hükümeti, İşkenceye Sıfır Tolerans Programı’nı hiç uygulamadı. Aksine, son dönemde polisten gelen yasal değişiklik taleplerinin hepsini

kabul etti. Böylece AKP döneminde polis, geçmiş yıllara kıyasla vatandaş üzerinde daha yoğun bir otorite ve baskı kurdu.

“Evet. 2007’de gözaltında ya da cezaevinde on kişi ölmüş iken, sadece bu yılın ilk on ayında 31 kişi öldü. Geçen yıla kıyasla ölümler üç misli arttı. Türkiye hukuk devleti

olmaktan biraz daha uzaklaştı. Nitekim Türkiye son bir-iki yıldır ‘asker ve polis devleti’

görüntüsü veriyor. Yurttaşıyla barışık olmayan, onu her türlü şiddete müstahak sayan

bir devlet anlayışı bizimkisi. Silaha ve şiddete dayalı üniformalı, pazubentli bir

demokrasi bizimkisi. “( *)

Tesbitler Yavuz Özden’e âit, İnsan Hakları Vakfı Başkanı’na... Özden’in, Neşe Düzel’in suallerine verdiği cevapların bütünü, AK Parti’nin kendisini düşman addeden resmî düşünce ve sisteme teslim oluşunu tevsik ediyor...

Halbuki AK Parti ve kadrolarının bu yanlışa düşmeyeceklerine, îmânlarının her türlü haksızlık, zulüm ve baskıyı reddecek cesamette olduğuna, millet ekseriyeti gibi, bu satırların yazarı da ihtimâl vermişti. Heyhat ki öyle olmadı, öyle olmuyor... Hakkari’de Kürtler’in gözlerinin içine baka baka devlet düşüncesini paklayarak, farklı düşünen Kürtler’e memleket sınırlarının dışını gösteren Erdoğanın içine düştüğü durum, inançlarının reddidir... Pompalı tüfek kullanan vatandaşa kol kanat gererek numune-i imtisâl mevkiine koyması cinnetin elim bir misali... Bir iç savaşa kapı aralayacak bu beyanatın Başbakan’a ait olması, tüyler ürpertici... İnançlarının muktezâsınca yürümeyen Erdoğan, kaderî tokatların hedef tahtasıdır...

Muhterem Başbakan! Devlet ve askerin Kürt Meselesi’ini çözecek takâtı da, niyeti de yoktur. Olsaydı, son bir asrı heba etmez, çözerdi... Bu elim ve tehlikeli neticeyi kucağınızda bulmazdınız. Resmî düşünce ve namludan çözüm beklemeniz, gaflettir... Bu gafletin bedelini sadece düyâda değil, ahirette de ödemeye mahkûmsunuz... Bu mahkûmiyetten kurtulmak istiyorsanız, devletin yanlışlarını redle tavrınızı insanî olandan yana koymalısınız... Kürtler de sizin gibi müslüman ve ehl-i kıbledirler... İnşikak peşinde koşanlar, devletin yanlışlarını tersinden tâlîm edenlerdir. Hataları, Kürt olmalarından değil, Türkçü Ankara’nın telkiniyle Kürtçülüğü şiar edinmelerindendir... Onların Kürtçülüğü aslî değil, tebeîdir... Ankara Türkçülük’ten vazgeçse, Kürtler’in Kürtçülük yapması için sebeb kalmaz...

Size düşen, insaniyet-i Kübra olan İslâmiyet’le bu büyük tehlikeyi bertaraf etmektir. Tâlîm etmeniz gereken ders, Ankara’nın asırlık yanlışları değil, Bediüzzaman’ın cihânşümûl dersi olmalı... Çözüm aramakta samimi iseniz, Üstâd’ın Münazarat’ını rehber edinmelisiniz. Askere teslim olmak, giyotine rızanızla başınızı uzatmaktır. Gidecek baş sizin olsa bile, bu hazîn akibet bir milletin ümitlerini de söndürecektir. Yapmayınız... Kürt Meslesi’ni hâlâ çözebilecek yerdesiniz, fırsatı büsbütün kaçırmayınız... Yapmanız gereken tek şey süngünün gösterdiği istikamette değil, inancınızın istikametinde yürümektir.


(*) http://www.taraf.com.tr/makale/2503.htm

  06/11/2008

© 2010 karakalem.net, Hüseyin Yılmaz


© 2000-2010 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut