Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bir demet çubuk
–İsmail Örgen

[*4.653 yazı içinden]

UMRE NOTLARI-1
Hervele

Abdullah Taha Orhan*

ASLINDA BU yazının başlığı “İşler, Yaşlar” olacaktı; hayatın farklı evrelerinde, özellikle gençlik ve ihtiyarlık diye kabaca ayırabileceğimiz iki ana evresinde farklı işlere yoğunlaşılması gereğine ve ihtiyarlık evresinde yapılabilecek işlerin, görülebilecek hizmetlerin ancak ve ancak gençlik evresinde yapılacak hazırlıklarla mümkün olabileceğini anlatan bir yazı olacaktı. Aylardır bekleyen bir dosyaydı bu; yoldaşım, bilgisayarım Muzaffer’in zihninde.

Umre, hayatımda birçok şeyi değiştirdiği gibi, bu yazının başlığını da değiştirdi. Teşbihler hakikatlere işaret eden sembollerle yapılır çoğu zaman. Ben de Umrede vâkıf olduğum ibadetler neye işaret eder diye düşünürken, Sa’yin yukarıda bahsettiğim yazının konusu ile ilgili bir hikmeti olabileceği geldi aklıma.

Sa’y sa’ydi, bir amaç uğruna gösterilen gayretti, eneden geçilerek lillah için yapılan her şeydi.1 Yedi gidiş-geliş (dört gidi, üç geliş) buna işaret ediyordu, namütenahiliğine gayretin, Gayretullahın ve onun arzdaki yansıması olan kulların gayretinin. Kulların gayreti sayılabilir cinstendi, yedi ile ifade edilebiliyordu, fakat biliyorduk ki Arap dilinde yedi görülen yerde akla hemen o işin ebedileşmeye namzet bir iş olduğu gelirdi. Kul sınırlı bir gayret sarf ederdi, fakat Rabb’ul-Alemin ebedileştirirdi o işi.

İşte sa’y bu işlere işaretti.

Hayat bir sa’ydi. Aynen hayat gibi, Sa’yde de değişik evreler vardı. Ve aynı hayat gibi durmak yoktu Sa’yde de. Fasılasız sa’y etmek zorundasınız bu dünyada, fasılasız yaşamak...

Bu dünya gibi bir başlangıcı ve bir bitişi vardır Sa’yin de, fakat ebedi alemin çekirdeğini içinde barındırır.

Mu’temir sa’yi kefeniyle yapar. Aynı Bediüzzaman gibi ölümle dost olmuş insanlar gibi; Bediüzzaman kefenim boynumda yaşıyorum derdi ya hep, işte Sa’y bunun bir numunesini gösterdi bana. Allah rızası için yaşamak, sa’y etmek ve ölümü bu sa’yden bir terhis bilmek…

Sa’yin de hayat gibi değişik evreleri var demiştik, evet sa’y kimi zaman Merve’de kimi zaman Safa’da olmaktı. Kimi zaman tepede, kimi zaman çukurda olmak, Bediüzzaman’ın ifadesiyle “kâh minare başında, kâh kuyu dibinde olmak...”

Kimi zaman gitmek, kimi zaman gelmekti.

Kimi zaman koşmak, kimi zaman yürümekti.

Ama her daim gayretti.

İşte bu evreler iki noktayı aklıma getirdi. Birincisi; hayatta kimi zaman hadisatın içinde kalıp acil kararlar vermemizi gerektiren durumlar içinde kalabiliyorduk ve kimi zaman da hadiselere yukarıdan bir gözle bakıp daha külli bir perspektiften çıkış yolları bulmamız gerekebiliyordu. Makro ve mikro yaklaşımlar; yerine göre ikisine de ihtiyaç duyabiliyordu insan.

İşte sa’yin kimi zaman tepelerde, kimi zaman düzde yapılması bana bunu hatırlattı, ve Bediüzzaman’ın minare başı-kuyu dibi benzetmesini biraz daha iyi anlamamı sağladı. Kabz ve bast halleri gibi, ikisi de bir mücahede hali ve kesinlikle birisi diğerinden üstün denilemeyecek haletler. Hatta çoğu zaman inkıbaz halleri inbisat hallerinden daha meyvedar dahi olabiliyor, fakat kabz halinin semeredar olması biraz da bast halindeki hazırlığına bakıyordu insanın.

İşte tam da bu noktada “hervele” kavramı devreye giriyor, sa’yin bir dönemecini teşkil eden hervele hali. Sözlük anlamı koşuşturmak hervelenin. Ve mu’temir Hazret-i Hacer’in koşuşturduğu noktalar arasında onun halet-i ruhiyesine bürünebilmek için koşturuyor, Rabbine, umuda, zemzeme…

Hervelenin belirli noktalar arasında olması düşündürdü beni ilkin, baştan sona bir koşuş değildi bu. Sadece belli bir döneminde sa’y yolunun, koşuluyordu; aynen hayat gibi.

Ve bu bölge, bütün sa’y yolunun sadece küçük bir parçasıydı. Bu da ikinci noktaydı düşündüğüm. Tam da bu noktada muhterem Metin Karabaşoğlu’na borçlu olduğumuz bir araştırmanın sonucu takıldı kafama; Efendimiz aleyhissalatu vesselam’ın koşuşturması diyebileceğimiz seferleri geldi aklıma.

Hani birçoğumuz için siyer-i nebi dendiğinde belki aklına ilk gelen şey; Bedir, Uhud, Hendek muharebeleri…

Peki, bunlar 23 senelik ömr-ü nebevide ve 63 senelik ömr-ü Muhammedide ne kadarlık bir yekûn teşkil ediyordu. Metin Karabaşoğlu bu soruyla yola çıkmış ve tahkikleri neticesinde bu sürenin sefer için hazırlık süreleri ve yolda geçen süreler dâhil sadece 1 seneye yaklaşık bir zaman olduğunu görmüştü.

23 senede 1 sene…

63 senede 1 sene…

Aynı hervele gibi, uzun bir sa’yin, ömürlük bir sa’yin sadece küçük bir bölümü, ama çok mühim bir bölümü…

Buradan da kendime şu dersi çıkardım; hervele döneminde göstereceğin performans, öncesinde yapacağın yürüyüşe bağlı idi. Ve durup düşünülmesi gereken vakit, sahaya inilip koşuşturulması gereken vakitten çok çok fazla idi. Eğer yeterli hazırlığı yapmadan sahaya inerse insan bir noktada nefesi tıkanıyor ve o koşuşturmanın hakkını veremiyordu.

Stand-understand, stehen-verstehen, vakafe-tevakkuf esprisi de hervele öncesinin önemine işaret eden latif nüktelerdi. Hareket edebilmek için düşünmek, düşünmek için ise önce bir durmak gerekiyordu, şeytan taşlamadan önce vakfeler yapılmasındaki hikmet gibi…

Hâsılı; işte umre öncesinde gençlik-ihtiyarlık ekseninde farklı dönemlerin farklı işler, farklı hizmetler gerektirdiğine ve fakat ihtiyarlık döneminde yapılabilecek hizmetlerin mümkün olmasının ancak ve ancak gençlik döneminde yapılacak hazırlıklara bağlı olduğuna dair yazılacak olan bu yazı, umrenin sevkiyle, sa’yin bereketiyle, hervelenin işaretiyle bu hali aldı.

“…fe izâ ferağte fensab, ve ilâ Rabbike ferğab” [İnşirah: 7, 8] sırrına mazhar olan, her daim Rablerine müteveccihen önce tefekkürle altını hazırladığı bir hervele, bir hizmet evresinden hemen sonra, yeni tefekkürlere ve yeni hervelelere koşuşturan, neticesinde de inşirah zemzemine kavuş[turul]muş kullardan olabilmek duasıyla…


1. Yakın zaman önce bir Kur’an sohbetinde muhterem bir ağabeyimin bir latif işaretiydi bu. Allah ve Lillah kelimelerinin [Arapça] yazımını göstererek diyordu ki tek fark baştaki eliftir, enenin temsili. Eneden geçersen, Lillah için var olursun, Huve’ye varırsın.

  30.10.2008

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut