Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Liyakat
–İsmail Örgen

[*4.596 yazı içinden]

Metal Felsefesi

Harun Pirim

METAL VE Heavy Metal kavramları rock müziğinin bir türü olarak 1970’lerde ortaya çıkmıştır. Gitar, davul ve yerine ve türüne göre diğer vurmalı ve telli, üflemeli müzik aletlerini de kullanan metal ekolü sesin yüksekliği ve distorsyonu üzerinde müttefiktir. Metal müziğin temaları arasında karanlık, kıyamet, güç odaklı iktidar, şeytan unsurları yer bulur. Pop müziğin hayal içkin, mecazi aşksal ve sözüm ona eğlenceli havasına ve sözlerine karşılık metal müzik ciddi, sorgulayıcı, hesap soran, geçiciliği hissetmenin insanda oluşturduğu agnostik çığlıkla felsefeye ait olan-varoluşu siyah gözlükle yorumlayan bir yapıdadır. Black Sabbath'ın “Savaş Domuzları”, Ozzy Osbourne’un "Devlerin Katili", Megadeth’in "Satılan Barış", Metallica’nın "…ve Herkes için Adalet" ve Iron Maiden’ın "Gece Yarısına 2 Dakika Kala" şarkıları ve albümleri hep yukarıda ifade edilen kavramlarla kavrulmuştur ve kavurmaktadır 1. Metal müzik ümitsizlik, çözümsüzlük vurgularıyla bir çeşit modernize ve batı tandanslı arabeski andırmaktadır. Ümitsizlik dumanı, kimsesizliğin soğuk buharı, bilirsizliğin buğusunu metal felsefeninin nasıl üflediğini delillendirmeden önce şunu ifade edelim ki müziğin çeşitlenmesi aslında bireyin ve nihayetinde toplumun içinde bulunduğu sosyal, politik, ekonomik ve siyasi durumlarla birlikte gelir. Bu anlamda bu metal felsefesi üzerine yazı denemesi sosyo-kültürel bir inceleme olmayacak. Metal felsefesinin tetiklediği beşeri hissiyat tahlil edilmeye çalışılacak ve özellikle Türkiye’de metal taraftarlarının lise ve üniversite gençliği olduğu düşünülürse fıtrat itibariyle eşsiz ve farklı olan her bir insanın hayatı anlamlandırmaya çalışırken ve kendini keşfetmeye çalışırken metal felsefenin kimlik arayışında tutunduğu dikenli bir dal oluşu gösterilecektir.

Bir lise genci hislerini satırlara dökmüştü:

“…….
Ruh haleti savaşımda beynim kalbime üstündü
Şimdi ise kalp beyne üstün
Yine yaklaşıyor karanlık
Güneşim kapandı kapanacak
Sol kolumda zaman gösteren bir kelepçe
Beni işlerimden alıkoyan gerekçe
Zaman yol gösterir genelde
Benim tek yolum zamansız yol
……..
…….
İçimin soğuğu havaya tezatta
Bedenim iki arada çatlamakta
Sularım donmak üzere
İçimde bir titanik batmakta”

Çaresizlik, çözümsüzlük kokan satırlarla içsel tatminini gerçekleştiremediğini anladığımız bu gencin ruh haline Metalica tercüman olabilmiş midir?

“Kararma sondur
Dünyayı kışa gönderecektir
Gördüğün her şeyi anlamsızlığa atacaktır

Dünya ananın ölümü
Asla doğurmamak üzere
Evrimin sonu
Tamir olmayacak asla

Ateş
Ölümün kırbaçlayıcı dansını başlatmak için
……
Dünya’nın rengi karardı

Hissiz, soğuk, donuk

Zıtlaşma, çarpışma, uyarma, uzlaşma, acıtma, vahşet, sakatlama
Gezegen ölür
En koyu renk, su toplamış dünya
Yaşamın gerçek ölümü
Son bulma, geçip gitme, iptal etme
İnsan yarışı, ümitlenmek, özgürlük, topluluk abese gider
.........

İçten içe devam eden erteleme
Nefesini keser
Milyonlarca yıl
Dakikasında yok olur
.........
........”

“Blackened” adlı parçadan alıntı yaptığımız yukarıdaki sözleri dinleyen arayış ehli genç hislerinin tercümanını bulmuştur. En azından hayat algısına benzer bir algılayış onu cezbetmiştir. Problemlerinde yalnız olmayışı, onu paylaşmanın saadetine sürüklemiştir. İhtimal ki kendi nefsinin hazlarını tatmin için her türlü masum görünen maddesel yolu izleyip haz eşiklerinde gel git yaşamış olan bu genç ve benzerleri hazzetmekten yorulup ya da usanıp, belirsizliğin ve hata ve en azından vicdani hesaplaşmasını tetikleyen ayıplarlarının üflediği bunalım haliyle temas ettiği bütün eşyayı karanlığa mahkum etmiştir. Yokluğa gittiğine zehap etmiştir. Narsizmden(hazcılık), nihilizme(belirsizlik) geçmiştir. Sıcağın yakışından kaçıp soğuğun yakışına düşmüştür.

Kainata bir ağaç olarak baktığımızda atom ve elementleri dalları, bitki ve hayvanları çiçekleri olarak düşündüğümüzde insana da meyve olmak düşer. Bu analoji insanın hoşuna gider çünkü gerçekliğin verdiği dolgun bir koku vardır benzetmede. Meyve ağacın programını çekirdeklerinde barındırdığı gibi ağaca dair ne varsa meyvede de öz biçimde vardır. Ayrıca ağacın amacı, neticesi, çıktısı kısaca varoluş anlamı meyvedir ya da meyvededir. İnsan da kainatın anlamıdır. Dünya, gökyüzü ve kozmos ve içindekiler adeta insana göre akord edilmiştir. İç içe dairelerle gelen kozmos-canlılar yapısının merkezinde ve ekseninde insan vardır. Kozmos ve canlılar duruş dilleriyle insana “Bizi dosdoğru oku, kendini ve hayatı tatminkar olarak algılaman bizi dosdoğru okuyup anlamana bağlı” derler adeta. Ağaç analojisi, insanın her şeyi birleyerek tatmin olabilmesi bakımından anlamlıdır. Aksi halde gördüğü eşyada birlemeye ulaşamazsa gerçek bir anlam bütünlüğüne ulaşamaz. Ağacı çektiğimizde bütün meyvelerin, dalları ve çiçekleriyle kopuk ve yok olmaya yönelik halleri olacağı gibi insan da kainatla birlik algısına ulaşamazsa, hayali, aklı, kalbi söner, sıkışır ve kimsesiz kalır. İnsanın 5 duyusal fiziki algılamasıyla birlikte, binlerce duyusal fiziksel olmayan algılayışları vardır. Korkunç bir durum karşısında korku, benzer şekilde mutluluk, şefkat etme, cesaret duyma, belirsizlik hissetme gibi duyuşlar ve her duyuşun çeşitli olay ve konum karşısında farklılaşması ve isimlendirilmesi(ki isimlendiremediğimiz hislerimiz de vardır) duyusal zenginliğimizi açığa vurur. Bu kapsamlı donanımla hayata gönderilen insan genel olarak iyiye yönelik ve kötüye yönelik telkinlerin almacında bulur kendisini. Hislerinin bileşkesiyle seçimlerini yapar ve yeni seçimlere uzanır. Hayat yolculuğunda anlam arayışı içinde olan insan medeni/gayri medeni oyuncak ve uyuşturucularla kendisini uyuşturmadıkça, hayati sorgulamalarını anlamlandırma birincilinden hareketle toplumsal ve bireysel konumunu tatminkar bir şekilde içselleştirebilir. İnsanın deneme-yanılma, düşünmeden hareket etme, özgünlük merakı, öze olan merakı gibi olgunlaşma dönemlerinden geçerken birçok “de ja vu”su olur. Işığı görmeden ışığa aşıktır. Gölgelerde serinlediğini ve ışığa ihtiyacı olmadığını vehmedebilir. Gördüğü dünyadaki fanilik, geçicilik, hiç bir şeyin kararında kalmayışı onu ötelere bakmaya sevk eder.

Olgunlaşma dönemlerinden, özgünlük merakı ve öze olan merak arasında bir yerde insan duygusal çekimiyle içe çökebilir tıpkı karadelik gibi. Ağaç okuması yapamayan insan, kimsesiz bir meyvenin hazin halini yaşar. Diğer meyvelere ve dal budak, çiçeklere yokluğa giden zavallılar olarak bakar. Metallica’nın “Fade to Black”i eşliğinde

“Ölmüşçesine kaybolmuş, bu gerçek olamaz
Hissettiğim bu cehennemi kaldıramıyorum
Boşluk beni dolduruyor
Izdırap noktasına kadar
......”

der, ya da “Nothing else Matters”daki

“Ne kadar uzak olduğu önemli değil, çok yakın
Kalpten öteye olamadı
Kim olduğumuza sonsuza dek güvenerek
Hayır, hiçbir şeyi takmıyorum”

ifadelerinde kavrulur. “Until It Sleeps” ve “Unforgiven” ise kişisel kabuğuna çekiliş olarak değerlendirebileceğimiz istiğna ile

“Bu acımı nereye götüreyim
Kaçıyorum ama o yanıbaşımda
Yırt beni, içimi aç
İçimdekiler çığlık atıyor, bağırıyor
Acı benden hala nefret ediyor, uyuyuncaya kadar beni kolla”

“Hissettiklerim, bildiklerim
Gösterdiklerimden farklıydı
Asla olma
Asla görme
Neler olabileceğini asla göremeyecek
Asla özgürlük yok
Asla kendin olamazsın
Bu yüzden sana affedilmemiş diyeceğim”

sözleri olayları anlamlandıramayan ve kendisini yalnız hisseden bir gence neler neler fısıldar. Bu siyah gözlüklü, dünyadaki keşmekeş içinde haklı çözüm arayışında duygusal bileşkesi ile debelenen insan, tüm kozmosu saran evrensel güzellik, intizam ve iç içe dairelerin merkezine insanı aldığı yardımlaşma ve ikram kanunlarını sezip idrak etmeye başladığı noktada toplumsal öğretilere başkaldırma genellemesiyle topyekün isyan modundaki hisleri durulup, özgün hal arayışından özü aramaya durabilir. Ne de olsa Said Nursi’nin ifade ettiği gibi “İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazan bâtıl eline gelir, hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken ihtiyarsız dalâlet başına düşer; hakikat zannederek başına giydiriyor.”

Metal felsefesi tutunulmakta olan bir psedo-özgür(n)lük dalı. O dalda haksızlığa uğradığını ve dünyanın adalet yeri olmadığını düşünenlerin akıbeti bir tarafa, o dalı kırıp insani arayışına gerçek özgürlükle devam eden yolculara hadiseleri doğru okuma rehberi sunalım: Kur’an.




1 http://en.wikipedia.org/wiki/Heavy_metal_music, 30-07-06, 15:02

  12.09.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut