Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

V. Sonsöz yerine
–Metin Karabaşoğlu

[*4.668 yazı içinden]

İlk adım

Yazara Mesaj Gönder

ÇOKÇA DUYDUĞUMUZ, ruhumuza inşirah, kalbimize ümit veren bir kudsî hadistir. Buhârî, Müslim ve Tirmizî ve İbn Mâce’de geçen… Ebu Hureyre radıyallahu anhın rivayet ettiği… Bizi Allah hakkında hüsnüzanna davet eden…

Buyurur ki Resûlullah aleyhissalâtu vesselam: “Ben kulumun zannı üzereyim. Kulum beni andığında, Ben onunla birlikteyimdir. O Beni kendi başına zikrederse, Ben de onu kendim zikrederim. O Beni bir topluluk içinde zikrederse, Ben onu onunkinden daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim.”

Bütün hadisler gibi, her cümlesi ayrı bir ders, ayrı bir hikmet taşıyan bir büyük hadistir bu. Âlemlerin Rabbi, bu hadisin ilk cümlesiyle insanı Allah hakkında ‘hüsnüzanna’ davet ederken; sonraki her cümle, Allah için yapılan hiçbir amelin karşılıksız kalmayacağı, bilakis ya aynıyla ya misliye karşılık göreceği müjdesini vermektedir.

Hatırladığı her keresinde insanı ümide ve gayrete sevkeden bu hadisle dile gelen bütün güzel neticelerin kulun kesbine bağlanmış olması, hadisin belki en manidar veçhesi:

“Ben kulumun zannı üzereyim,” yani “Kulum Benim hakkında nasıl bir zan beslerse, Ben o zan üzere ona muamele ederim.”

“Ben onunla birlikteyimdir,” ama şayet “o Beni anar ise.”

“Ben onu kendim zikrederim,” ama eğer “o Beni kendi başına zikrederse.”

“Ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim,” ama eğer “o Beni bir topluluk içinde zikrederse.”

“Ben ona bir arşın yaklaşırım,” ama eğer “o Bana bir karış yaklaşırsa.”

“Ben ona bir kulaç yaklaşırım,” ama “o Bana bir arşın yaklaşırsa.”

“Ben ona koşarak giderim,” ama “o Bana yürüyerek gelirse.”

Görüldüğü gibi, hadiste zikredilen bütün güzel neticelerin vukua gelebilmesi ve kulun rahîmiyetin hususî ikramından nasipdar olabilmesi için, rububiyet-ubudiyet denklemine yakışır şekilde, ilk adımı kulun atması gerekiyor. Âlemler Rabbi, rahmâniyetiyle zaten var edip doyurduğu kulunun rahîmiyetin hususî cilvelerine mazhariyeti için, kendisinin kulluğunu ve O’nun rububiyetini idrakin bir göstergesi olarak ilk adımı atmasını bekliyor.

Hadisin bu veçhesi ne zaman aklıma gelse, Bakara sûresinin ilk âyetlerindeki iki ‘hüden’e İşârâtü’l-İ’caz tefsirinde Bediüzzaman’ın getirdiği izah gelir aklıma. Bu âyetlerde ‘hüden li’l-muttakîn’ derken kullara ve ihtidaya, ‘hüden min rabbihim’ derken ise Rabbü’l-âlemîne ve hidayete atıf mânâsı çıkarır Bediüzzaman. Bu mânânın öğrettiği işe, şudur: Kul ihtida ederse, Allah hidayet eder. Yani, hidayet Allah’tandır; ama Allah hidayeti ihtida edene, yani hidayet için yürüyene, hidayet için gayret gösterene verir.

Sözün kısası, âyet de, hadis de bize ihsas ediyor ki, Allah’ın ona rahmetiyle yakın olmasını isteyen yüzünü O’na döndürmeli ve ilk adım kendisinden gelmeli…

Ve Rabbinin ona yakın olmadığını düşünen, önce kendisini sigaya çekmeli…

  13.09.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut