“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kuvveti ihlasta bilmek
–Metin Karabaşoğlu

[*4.617 yazı içinden]

Bir bahçe tefekkürü

Öznur Çolakoğlu Cam Yazara Mesaj Gönder

AĞUSTOS AYININ son haftası... Tatilin son demleri... Babamla birlikte saklı bahçemdeyim. Buradaki büyükçe bir bahçeye sahip komşumuz burada olmadığından, bahçesindeki ekili fidanlar kuruma tehdidinde. Buna mukabil, komşunun bahçesini sulamak üzere bahçedeyiz. Babam domatesleri, lahanaları, patlıcanları, biberleri vd. zerzevatı sularken ben de koyu bir gölge serinliği bulup toprağın üzerine oturuyorum. Toprak her zamanki misafirperverliği ile buyur ediyor beni.

“Babam sulama yaparken ben ne yapabilirim? Yanıma kitap falan da almadım, Hay Allah!” diye hayıflanırken, şu anda okuduğum Metin Karabaşoğlu’nun “Peygamberin Bir Günü” isimli kitabından son okuduğum metin geliyor aklıma. “Tenezzüh Manzaraları” başlıklı olan metinde Peygamberimizin zaman zaman ortalıktan kaybolduğu ve arandığı zaman da bir bahçede kâinatı temaşa ve tefekkür ederken bulunduğundan bahsediliyor. Buna mukabil, o halde ben de boş durmak yerine etrafı güzelce bir temaşa edip, tefekkür edebilirim diyorum ve topraktan, bitkilerden ne de çok dersler çıkartıyorum.

Bahçede ilk önce karşımda susuzluktan boynunu büken zavallı biber fidanları gözüme çarptı. Her biri boynunu önüne bükmüş, hayatlarının son demlerindeymişler gibi yaşlanmış ve bitap düşmüş göründüler gözüme. Bıkkın ve yılgın bir halleri vardı. Sonra can suları akmaya başladı köklerine ve üzerlerine. Fidanlar gölgede olduğu için babam hem köklerine su verdi bolca, hem üzerlerine de su serpti biraz, bir nefeslik serinlik niyetine...

Birkaç zaman sonra tekrar biberlerin oradan geçerken farkettim ki, fidanlar toparlanmış yeniden; yapraklarını, ellerini, eteklerini şöyle bir toplamış ve kendilerine çekidüzen vermiş gibiydiler. Su ile gençleşmiş, kendileri ile barışmış bir halleri vardı. Bu manzara gözümde dünyayı ve içine ekilmiş biz zavallı biçarelerin durumunu düşündürdü. Günümüzde ne yazık ki manevi bir kuraklık var. Her gün ve her an günah ve haram bombardımanındayız. Kafamızı çevirdiğimiz reklâm panoları, birçok evin baş köşesinde ağırlanan televizyon ve daha nice iletişim vesilesi araçlar an ve an günah akıtıyor içlerinden. İşittiğimiz şarkılar, dedikodular, yalan yanlış uydurmalar vs. vs.

İşte böylesine çorak bir iklimde zavallı insanın hali biberlerin halinden pek de farklı değil. Gencecik bedenler içinde küskün ve bıkkın, hayatından bezgin yüzlerce ruh görmek hiç de zor değil. İşte ruhlar ancak hakiki bir iman ile tıpkı biber fidelerinin su alınca yeşerip, hayatla ve kendileri ile barışmaları gibi hayatla ve kendileri ile barışabilirler. Kişinin günümüz şartlarında kendini susuz ya da başka deyişle maneviyatsız bırakmaması kendi sağlığı açısından son derece önemli. Güneşin kavurucu sıcağındaki zavallı biber fideleri nasıl ki susuz kalınca sararıp soluyorsa, aynen öyle de, insanın ruhu da maneviyatsız kalınca sararıp solmaya mahkûm.

Bu dersi müteakip elimdeki küçük taş parçası ile karıştırdığım toprağın içinden çıkan birçok atık dikkatimi çekti. Ağaçlardan dökülen yapraklar, meyve artıkları, sebzelerin kökleri. Toprak yapısı itibarıyla son derece durağan, çalışkan, mütevazı ve özverili idi. Bünyesine atılan her türlü meyve, sebze atığını, muhtelif çöpleri kendi bünyesinde eritip, kendine yarar vitaminler elde etmeye muvaffak oluyordu. Hem de bunu hiç öflemeden, şikayet etmeden sessiz sedasız yapıyordu.

Müslüman da böyle olmalı diye düşündüm. Kendisine yöneltilen her türlü iftirayı, suçlamayı, insanlardan işittiği yalan dolanları, bünyesinde eritip kendi lehine çevirebilmeli. Susup dinlemesini, yeniden değerlendirmesini bilmeli. Başına gelen bir musibete öflemeden tevekkül edebilmesini ve sonra da hayrı ile sevinebilmesini bilmeli.

Bir de toprağın içindeki küçük taş parçalarını kazarak çıkarmak istedim. Onlara sıkı sıkı sarılan toprak küçücük bir yerden taşın çıkarılması ile oluşan boşluktan, kolayca dağılıp gidebiliyordu. Bu da bana devletleri anımsattı. Bünyesinde birçok farklı ırk ve mezhebi barındıran devletlerin tarihindeki küçücük ayrışmalar koca imparatorlukların çöküşünü, tıpkı toprakta oluşan küçük bir boşluğun dağılmayı kolaylaştırdığı gibi kolaylaştırabiliyordu.

Birkaç saatlik bahçe tenezzühü böylesine güzel fikir ikramlarının yanında, dallarından iki-üç tane elma ikram etmeyi de ihmal etmedi bana.

Darısı topraktan, yeşilden uzakta yaşamak zorunda kalan tüm doğa severlerin başına..

  02.09.2008

© 2015 karakalem.net, Öznur Çolakoğlu Cam

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut