Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Çocuk Taziyenamesi’ne dair
–Metin Karabaşoğlu

[*4.629 yazı içinden]

Rüya (I)

BU KÖŞEDE son bir ay içinde yazılan bir dizi yazının hitamında, “Güzel bir ayrılış” notu vardı. ‘Güzel’ sıfatıyla da anılsa, ‘ayrılık’ kalblere yeterince hüzün veren bir kelime olmalı ki, bir hikmete binaen yoruma ve mesaja kapalı yazı dizisinin bu en sonuncusunun akabinde bana hüznünü aktaran gönül dostlarımız da oldu, endişesini aktaranları da. Hüzünlenenler ‘evveliyatı’ bir derece biliyor olanlardı, endişe edenler ise iç dünyamda bir ‘kopup gitmek’ feveranı hissedenler...

Halbuki o yazılar, bir kaçış psikolojisiyle, bir kopup gitme feveranıyla, bir son verme arzusuyla yazılmadı. Bilakis, bir başlangıcın, yeni ve taze bir başlangıcın mukaddimesi satırlar idi onlar. Yolu bırakmanın değil, yolda oyalanmayı bırakmanın satırları. Defalarca denendiği üzere, daha yolun başında, daha bir adım bile atılmamışken bunca gıll u gîşın mevcudiyeti gerçeğine binaen, oyalanmadan yola koyulabilmek için ihtiyacı duyulan bir tavzihin dile gelişiydi.

Ve o satırların yazıldığı sıralarda, evet, ‘ümit millî’lerle bir yola koyulmuş durumda idik zaten. ‘Ümit millî’ler ile ve taze bir ümitle...

Bilmeyiz, bu yollarda hep Bediüzzaman’ın yaşadığı türden tecrübeler mi yaşanıyor yoksa zoraki bir özdeşleştirmenin mi peşine düşüyoruz; ama bizim canibimizden, tecrübe ettiklerimiz, Bediüzzaman’ın Eski Said döneminde tecrübe ettiklerini ziyadesiyle çağrıştırıyor. Bediüzzaman’ın “kendi memleketinde ve İstanbul’da” o kadar âlim, yüzlerce yardımcı varken yapamadıkları; hele kendi tabiriyle ‘delinmemiş kavi benlerin biz olamadığı’ Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de yaşadığı büyük hayal kırıklıklarını...

Buna karşılık, Yeni Said’in Barla sürgününde, ‘ben’lerin ‘biz’e dönüşebildiği o manidar zeminde, zahirde çok daha olumsuz şartlara ve çok daha yetersiz ve zayıf gözüken bir insan malzemesine karşılık gerçekleşenler...

Bilmem Bediüzzaman’ın zahiren bahar İstanbul kışından zahiren kış Barla baharına ‘sürgün’ünde sürgün veren güzelliklerin bir lem’asından bizim de nasibimize yazılmış mıdır?

Ümidimiz o, ve o ümitle kendimizi kendi irademizle çorak zeminlerden sürgün ederek taze bir başlangıcın adımlarıyla meşgulüz.

Bu süreçte, öncelikli hedefimiz, Karakalem’in iki aylık aralıklarla çıkmasını sağlamak. Sonra, iki yıldır inkıtaya uğrayan Karakalem Seminerlerine Ramazan sonunda yeniden başlamak...

Bunlar, evvelce zaten yapıyor olduğumuz, daha doğrusu yapmaya söz verdiğimiz şeyler.

Bunların ardısıra, bir dizi hedefimiz daha var. İlkini, on yıl öncesine dair hüzünlü bir hatırayla, daha önceden ifşa etmiştik esasında. ‘Kırık ama hala yaşayan’ bir hayal, bir rüya, bir ideal, dahası bir ihtiyaç olarak, cemaatî angajmanlardan bağımsız, serâpa hür bir ‘Risale-i Nur araştırmaları dergisi’nin yayınına başlamak...

Risale-i Nur’un usulünü ve üslubunu daha geniş bir zeminde yeniden üretmeye talip Karakalem gibi dergilerin yanısıra, doğrudan Risale-i Nur üzerinde yoğunlaşan bir dergi ihtiyacını yirmi yıl önce de, on yıl önce de hissediyorduk; ve bu ihtiyacın bugün de doldurulmamış surette ortada olduğunun farkındayız.

Risale-i Nur araştırmaları dergisi olmaya aday, daha doğrusu bizatihi bu misyonu ifa ediyor olduğu düşünülen dergiler yok değil. Ama bu dergilerde gördüğümüz aşılamayan kronik zaafları da görüyoruz.

Belli bir cemaatî angajmana sahip olup cemaatî ‘resmî ideoloji’nin sınırları içinde kalmaya mahkum oluşu, ‘araştırma’ ve ‘düşünce’ dergisi olmaya talip bu dergilerin en ciddi handikapı.

İkinci bir zaaf, ‘araştırma’ ve ‘düşünce’ dergisi deyince, ille de akademik dilin kalıpları içinde kalmaya mahkum hissedilmesi. Halbuki, yirmibeş yıllık dergicilik tecrübemiz, yirmi-otuz sayfalık blok yazıların arka arkaya sıralandığı soğuk ve ketum bir dergiye dönüşmeden de bir araştırma ve düşünce dergisinin mümkün olabileceğini bize söylüyor. Nitekim, Allah nasip ederse, hayalini kurduğumuz bu dergi, işte bu imkânı bilfiil sergilemeye aday.

Üçüncü bir zaaf ise, bu dergilerin Risale-i Nur adına düzenlenen değişik sempozyumların sermayesini tekrar tekrar kullanmaktan yahut ‘dışarıdan’ isimlere bir derece zoraki yazı ısmarlamış olmaktan öte bir performans gösteremeyişleri ile ilgili. Halbuki, uzun yıllardan beri değişik vesilelerle tekrarlayageldiğimiz kanaatimiz o ki, Risale-i Nur adına bir düşünce birikimi ortaya konulması ve Risale-i Nur’un mesajının yeniden üretilmesi sözkonusu ise, bunu ancak Risale-i Nur açısından ‘içeride’ olup Risale-i Nur’un künhüne de, ‘dışarı’nın diline de vakıf olanlar başarabilir. Ama Risale dairesinin sözümona ‘dışa açık’ muktedirlerinde, sözünü ettiğimiz bu kıvamla ‘iki kanatlı’ olabilmiş yeteneklere karşı (sebepleri sosyo-psikolojik tahlili hak eden) bir mesafe ve hatta kapalılıktan söz etmek mümkün. Hayalini kurduğumuz Risale-i Nur araştırmaları dergisi ise, diplomatik bir ‘dışa açık’lığın zıddına, sözünü ettiğimiz ‘iki kanatlı’lığa talip olacak.

Şahsen, bu derginin ilk sayısının suretini hayalimde görebiliyorum. Benzer bir hayali gören gönül dostlarının bir kısmından haberdarım. Eminim, bu hayali gören daha nice müstaid dimağ var.

‘Propagandacı’ bir üsluba düşmeden, kuru nakilciliğe girişmeden, akademik dilin soğukluğuna mukabil akıl-kalb ittifakının sıcaklığını da yansıtarak, Risale-i Nur’un ‘şerh, tanzim ve izah’ına öylesine ihtiyaç var ki...

Bütün bunları söylerken, zahirî düzlemde nice imkânsızlığın içinde söylüyor olduğumuzu da belirtelim. Fakat, hayatın bize öğrettiği bir gerçek, imkânların en büyüğünün yüreklerin ta derinlerinde hissedilen ihtiyaç olduğudur. Hissedilen bu ihtiyaç hele ki iştiyak düzeyine çıkmışsa ve hele ki bu iştiyak aşk düzeyinde bir keskinlik ile hissediliyorsa, aşılmaz sanılan engeller aşılır, kırılmaz denilen kabuklar çatlar.

Zamanı gelmiş bir fikri hiçbir şeyin durduramayacağı söylenir. Bunun, bu dergi rüyasının da gerçeği olduğuna inanıyorum.

Bir sonraki yazıda ‘zamanı gelmiş’ başka bir rüyamızı daha konuşmak umuduyla...

--Editör

  17.08.2008

© 2015 karakalem.net, Editör

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7Oktay GÖKKOCA, 21.08.2008, Tarsus

Allah, rüyanızı hakikata inkılab ettirsin.

Cemaatî angajmanlar bir gerçek. Ancak son zamanlarda yazdığınız yazılar, serzenişler, her ne kadar bir hakikatı beyan etse de sanki cemaatler hiç hayırlı işler yapmıyor, bir kaç şahsın hizmet dünyanızda meydana getirdiği hayal kırıklıkları tüm hizmetlere ve şahıslara şamilmiş gibi hissiyatlar meydana getiriyor bende. Hikmetine vakıf olmadığım yoruma kapalı yazılarınız hakikat olsa da bana öyle bir hissiyat verdi ki tüm Risale-i Nur hizmeti sizin hayatınızın hizmet serüvenine hapsolmuş sanki. Bir kardeşimizin dediği gibi cemaatler baş tacımız. Siz kendinize düşen gayreti gösterip hizmetinizi yapın. Cemaatler hissesini alsın. Biz de dua edelim size ve kendimize. Allah yardımcınız olsun. Ama bu tarz yazılar bende karamsarlık ve "haksızlık ediyorsunuz" tepkisi de oluşturmaya başladı.

Sıkılmaya başladım ben bu cemaati angajmanları tekrarlayarak yazılan yazılardan. Şu anki hissiyatlarım böyle. Hakkınızı helal edin Metin abi.

6rüyanız hayra yürüsünseminedemirci, 20.08.2008, istanbul

s.a. Metin abi, inşaallah rüyasını gördüğünüz, hakikatte en hayırlı haliyle vücuda gelsin.amin.

5bahtiyar bir heyetyakup cemal, 20.08.2008, ist

selamün aleyküm cümleten;

risaleinur mahezli çalışmalar ne kadar takdir edilse azdır.zira üstad dahi i.icazın başında ileride yapılacak çalışmalara işaret eder.

r.nur ların kaynak olarak alınıp büyük bir tefsir-i kuran yazılması,bazı yerde hususen rahman suresinin tefsirinden bahs ediyor.

bu çalışmalar nasıl yapılacağı hususunda da bizlere yol göstermiş.bahtiyar bir heyet der mesela.

her birisi bir kaç alanda uzman,mutahassıs zatlardan müteşekkil bir heyet bu çalışmaları yapabilir diye anlıyoruz dediklerinden.

üstad dediyse bir gün elbet ortaya konacak bu çalışmalar.fakat kim yapacak?nasıl bir heyet olacak? BUNU ZAMAN GÖSTERECEK

sizlerin bu yoldaki çalışmalarınız ise belki üstadın işaret ettiği çalışmalara bir başlangıç olabilir.

Fakat yaptığımız çalışmalar eğer gerçekten yeni bir açılılm olcaksa şu anki tarzımızı,yerimizi de ona göre ayarlamız gerekiyor.

Risaleinur araştırmaları dergisiyle beraber bir de RİSALEİNUR ARAŞTIRMALARI MERKEZİ adında bir yerimiz olsa çalışmalar daha düzenli ve ses getirebilir mahiyette olabilir.

Bununla beraber bu çalışmayı tüm r.nur müntesiplerine hitap etmesi için ve herkesi kuşatan büyük bir araştırma merkezi olması için cemaatler hususunda artık söz söylemeyi bırakmak gerekiyor.

ne olursa olsun cemaatler başımızın taçlarıdırlar.

bunu şunun için söylüyorum.metin abi kendisi ile cemaati ile arasında olan meseleyi(konuşmayı-hatıraları) şahsi bir mesele olduğu için artık unutması gerekiyor ve dillendirmemesi gerekiyor diye düşünüyorum tüm önyargıların kalkması için.(metin abi-cemaat bağlamında)

bu hamur çok su götürür.

bu önemli meseleler yazıyla olacak şeyler değil,onun için oturup konuşulması -istişare edilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

muhabbetlerimle ve selam ile

CÜMLENİZ ALLAHA EMANET OLUN

4Pür iştiyak bekliyoruzerkan akgül, 18.08.2008,

Neredeyse hepimizin görmek istediği bir rüyayı bizim yerimize görmüşsünüz.Bu rüyanın gerçek olması için maddi ve manevi yanınızdadıyız.Yerekirse 2 şer dergi alma pahasına gerkirse şahıs şahıs dolaşıp kardeşlere tanıtmak pahasına ve daha diğerleri.Hemen bekliyoruz.Allah yardımcınız olsun.

3İnşallahhuseyn ferdi olur, 18.08.2008, istanbul

Allah yardımcınız olsun Metin Bey

2hayirlisiSerdar Pehlivanoglu, 18.08.2008, Santa Barbara/ABD

Abi, cok guzel olur... Allah(c.c) yardimciniz olsun, ruyalariniz Hz. Yusuf ruyalari gibi sahih olsun...

Gercekten de Risalelerin kavramlarinin/kelimelerinin herkesin gozunu alacagi sekilde ve dahi donusturucu etkisini hayat-i ictimaiyenin en kilcal damarlarina kadar hissettirebilmek icin ciddi bir calisma gerekiyor.

Akademik dili kucumsememek lazim..., sadece az sayida kisinin anlayacagi/tartisacagi entellektuel seyler dememek lazim...

Yarinlarin filmlerinde, cocuk programlarinda, universitelerinde, mimarisinde, hasili bir medeniyetin yeniden insaasinda eger ki Nurlar bir cekirdek ise, onun nesvu nema bulmasi, sanat erbabinca anlasilabilmesi, guzel bir agac gibi guzel meyveler vermesinin baska bir yolu yok, hele ki gunumuz dunyasinda yok...

Her ilim dali kolunu bir tarafa atmis, merkezden uzaklasmis, suyunu agacin koklerinden aliyor ama kokden uzak... Dolayisiyla, risalelerin atiyorum sanat eserlerini bile etkilemesini istiyorsaniz o kok eserlerin akademik calismalarla en uctaki meyvelere suyunu yetistirmesi gerekiyor... O calismalar olmadan o su kokten meyveye erismez...

Ne luzumsuz tekrar yaptim, herkes biliyordur zaten onemini... Ama ne bileyim heyecandan iste...

Allah(c.c) yardimciniz olsun...

Selametle...

1M.Said, 18.08.2008, USA

Maksad Risale-i Nurlari daha iyi anlamak oldugu icin dualarimizla arkanizdayiz.Bahsettiginiz manada yayin yapma gayretinde olan,sizinde emek sarfettiginiz, diger dergilerde istifadeye medardir. Fakat hem yeni acilimlari haber verip hemde yolda oyalanmayi birakmak adina,maksadi ayni olanlarla "kopru'leri atiyorsunuz".Hayirlisi...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut