“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Etrafımdaki âyetler
–Rabia Nazik Kaya

[*4.597 yazı içinden]

Büyük cemaat, küçük cemaat... (son)

Yazara Mesaj Gönder

“CİRMİNİZ KÜÇÜK, sesiniz kısık ise eğer, sözleriniz uzaklarda bir yerlere, perdelenmiş, kırılmaya uğramış, dahası çarpıtılmış halde ulaşır. Hele bir de, sözünüzün bir yerlere yerleşmiş birilerini ve zihinlerde ‘mutlak doğru’ gibi yer tutmuş sabit fikirleri rahatsız etme istidadı varsa, bu iş hem daha katmerli bir hal alır, hem de daha bir hızla gerçekleşir.”

Böyle demiştik, bu başlığı taşıyan yazılarımızın ilkinin giriş paragrafında...

Sonraki iki yazımız, bunun nasıl olabildiğini iki ‘örnek olay’ üzerinden gösteriyordu.

Bu iki örnek olay, olayların içinde iki ‘örnek’ sadece... Bırakalım başka hayatları, kendi hayatımın içinden bunun daha nice örneği var ki...

Bu meyanda karşıma çıkan en hazin çarpıtmalardan birini, ‘cemaat’ kelimesi üzerinden gerçekleşenler teşkil ediyor.

Söylenenlere baksanız, bu satırların yazarı, ‘cemaatle sorunlu’ olmanın ötesinde, ‘cemaat hakikati’ni reddeden biri. Dahası, ‘cemaat düşmanı.’ Ekleniyor sonra: “Halbuki, Üstadımızın da dediği gibi, ‘Zaman cemaat zamanıdır.’”

Yani iş demeye geliyor ki, bu adam salt ‘cemaatle sorunlu’ filan değil. Bediüzzaman’la da sorunlu aslında...

Bunca zamandır üstüme yapışıp kalmış bu sözler için doğruluk payı olanı yok değil. Doğrudur, ben ‘cemaatle sorunlu’yum. Saklamaya gerek yok. Benim ‘cemaat’le sorunum var.

Fakat, tam da burada, sosyal bilimler alanındaki çalışmaların başında vazgeçilmez bir zorunluluk olarak beliren şeyi yapmamız, önce üzerinde tartışıp buna göre kişiler hakkında hüküm bina ettiğimiz kelimeye bir tarif getirmemiz gerekiyor: Nedir ‘cemaat’? Ben hangi ‘cemaat’le sorunluyum gerçekten:

İşe buradan başladığında ise, ‘cemaat’ diye kastedilen şeyin ‘cemaat’ten ziyade ‘küsurat’ diye anılması gerektiğini anlıyor insan. Çünkü bu tarif, bir ‘cem’den ziyade ‘kesir’ içeriyor. Toplamadan ziyade, bölme yani. ‘Cemaat’in ‘sorunlu’ olduğum bu tarifi, toplamıyor, bölüyor; buluşturmuyor, ayrıştırıyor; birleştirmiyor, ayırıyor.

‘Cemaat,’ kökü itibarıyla bir ‘cem’iyet’e işaret ediyor. Bir câmiiyete; toplayıcılık, kapsayıcılık ve kuşatıcılığa...

Ama ne yazık ki, karşımıza çıkarılan ‘cemaat’ tariflerinde, toplayıcılık ve buluşturma değil, bir ‘tahsis’ ve ‘inhisar’ göze çarpıyor. İçinde bulunulan dar anlamda ‘cemaat’i merkeze alan, aynı eserden besleniyor olan sair mü’minleri ise dışarıda tutan; hele ki hususan bu eserden beslenmiyor olan mü’minleri hepten dışarıda tutan bir tahsis ve inhisar hem de...

Ehakkın hak, meşrebin meslek, vesilenin maksat yerine konulmasının getirdiği bir inhisarcılık...

Şahsî enaniyeti aşsa da bu kez ‘cemaatî enaniyet’e takılıp kalmış; dünyayı kendi dar anlam yüklenmiş ‘cemaat’ini merkeze alarak gören; kendi cemaatine ‘kurtarıcılık’ atfederken başkalarına ‘kurtarılması gereken ötekiler’ konumunu biçen bir inhisarcılık.

Yahut şöyle mi demeliydim: ‘kurtarılıp tâbi olması gereken ötekiler...’

Böylesi bir cemaat tarifi, ehl-i Risale’nin ehl-i Risale’yle, mü’minin mü’minle, insanın insanla kardeşçe, insanca halleşip söyleşmesinin önüne geçiyor.

Çünkü, böyle bir tariften sonra, artık böyle bir ‘cemaat’ insanının diğer insanlarla diyalogu (bu diğer insanlar isterse aynı eserden beslenen kişiler olsun, farketmez), bir özne-özne ilişkisi değil, bir özne-nesne ilişkisi halini alıyor. Eşitler arasında bir beraberlik değil; bir üst-alt birlikteliği...

Kurtaracak olan, kurtarılacak olan.

Söyleyecek olan, dinleyecek olan.

Dikte edecek olan, dikte edilecek olan.

Emredecek olan, itaat edecek olan.

Bu arada, yıllar yılı kimbilir kaç yazımda dile getirdiğim ‘ihlas’ ve ‘uhuvvet’ ölçüleri de güme gitmiş oluyor zaten.

“Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadesine taraftar olmak” yerine, ‘na’büdü’deki nun’a kıyasla olabildiğine daraltılmış bir ‘biz’den istifadesine taraftarlık...

“On akılla düşünüp, yirmi gözle görmek, yirmi kulakla işitmek” yerine, bir akılla düşünüp, iki gözle seyredip, iki kulakla dinlemeden bir dille tebliğ etmek...

“Cadde-i kübra-yı Kur’aniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar” ifadesindeki ‘şu mesleğimiz’in ‘cadde-i kübra-yı Kur’âniye’yi tarif ettiğini unutup, o koskoca Kur’ânî caddeyi bizim gibi düşünmeyen hiçbir mü’minin dahil olamadığı bir ‘patika’ya dönüştürmek; sonra da, bu patikaya sığıştıramadığımız herkesi ‘ihlasın gayet yüksek kulesi’nden aşağı atıvermek...

Risale müellifinin ‘casus olduğu’ anlaşılmış bir kişinin dahi durumunun yüzüne vurulmasına müsaade etmeyen ve bunu ‘Risale-i Nur’un dile getirdiği iman hakikatlerinden istifade etmesi’ ümidine ve ihtimaline bağlayan mektubu Emirdağ Lâhikası’nda apaçık ortada iken; kendisi veya kendi cemaati gibi düşünmeyen her Risale talibine ‘casus’ ve ‘ajan’ nazarıyla bakabilmek...

Daha nicesi...

Bir dostumuz, Allah ondan ebeden razı olsun, üşenmemiş, Risale-i Nur’da ‘cemaat’ kelimesinin hangi anlamda kullanıldığını anlamak için bütün risaleleri taramış; bu araştırmanın sonucunu da bir makale halinde yazmıştı yıllar önce.

Sonuç?

Bediüzzaman Said Nursî, ‘cemaat’ derken, bunu en geniş anlamıyla kullanıyor. Bütün mü’minleri içine alan bir ‘cemaat’ tarifi onunkisi...

Bütün mü’minlerin dahil olduğu; ama bu büyük ‘cemaat’ içinde aynı büyük maksat için farklı vesileleri ihtiyar eden farklı farklı meşreplerin yer aldığı...

Çok sayıda şerit ihtiva eden bir ‘cadde-i kübrâ.’

Aracının cinsi, seçtiği şerit ve yapabildiği hız ne olursa olsun; Allah’ın dinine hizmet kasdıyla yola çıkmış herkesin içinde yer aldığı bir ‘cadde-i kübrâ.’

Bir patika değil, yanyol değil; cadde-i kübra.

Bir aşiret değil; ümmet-i Muhammed, millet-i İbrahim mânâsına talip bir büyük cemaat...

Risale-i Nur’dan ben böyle bir cemaatin tarifini okudum.

Manidardır, işin başından beri Bediüzzaman adlı o büyük yüreğin ve müstakim aklın ‘cemaat’ tarifi hep buydu.

Bakın “İnhisar” başlıklı yazımıza; okuyun oradaki ‘ittihad-ı Muhammedî’ tarifini:

Reis-i enveri, Muhammed Mustafa aleyhissalâtu vesselam.

Müntesipleri, ‘Kâlû Belâ’dan dahil umum mü’minler...

Nâşir-i efkârı, umum kütüb-ü İslâmiye...

Ve yevmiye-i cerideleri de, i’lâ-yı Kelimetullahı hedef-i maksad eden umum cerâid-i diniye...

Kulüb ve encümenleri, mesâcid ve medâris ve zevâyâ...

Bir de, ‘sorunlu’ olduğumuz ‘cemaat’lere bakalım.

Nasıl bir ben-merkezlilik, nasıl bir asabiyet, nasil bir cemaatî enaniyet...

Allah’ın dinine hizmet, bütün mü’minleri içine alan, hangi meşrepten olursa olsun ve hangi vesileyi istimal ederse etsin bütün mü’minlerin ortak çabalarının bir muhassalası olacak iken, nasıl bir tahsis, nasıl bir inhisar...

Evvelce de yazmıştım; yakın zaman önce, bir vesileyle bir kez daha dile getirdiğimde tekrar okudunuz. Ben ‘bireyci’ filan değilim; ‘ferdiyet’ hakikatine inanmakla birlikte, ‘ferdiyetçi’liği kahrolası bir hal olarak görüyorum.

Tıpkı ‘milliyet’in verili bir fıtrî hakikat olmasına karşılık, ‘milliyetçi’likte büyük mü büyük bir sorun gördüğüm gibi...

Bütün mü’minleri kuşatan ‘büyük cemaat’ mânâsını önüne geçen, o büyük ve câmi cemaat mânâsını daraltan küçücük ‘cemaatçilik’lerle de bu yüzden sorunluyum.

Gelin görün ki, sesi çok çıkan sesi kısık olanın sesini bastırıyor; dahası, çokça, çarpıtıldığı bile oluyor sözlerimizin...

“Zaman cemaat zamanıdır” diyor Bediüzzaman. Bir yazımda bu sözü irdelemiş ve hangi sebebe binaen nasıl önemseyip benimsediğimi de dile getirmiştim.

“Zaman cemaat zamanıdır; aşiret zamanı değil” diye bitirmiştim sonra.

Ama aşiret adamları, ‘cemaatle sorunlu’ diyorlar bana. ‘Cemaat düşmanı’ diyenler bile varmış.

Ben bir büyük cemaatin rüyasını görüyorum.

Risale-i Nur Talebelerinin, Bediüzzaman’ın bu büyük cemaat mânâsına akıllarını açıp yüreklerini bütün mü’minleri kapsayacak derecede genişlettikleri bir iklimin rüyasını...

Bu, sâdık bir rüya...

Biliyorum; dar mânâda hangi cemaatten olursa olsun, birçok insan da bu rüyayı görüyor...

  26.07.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

20sonu hayır olur inşaalahyakup nebioğlu, 10.08.2008, kırıkhan hatay

Yazıya verilen tepkileri okuyunca insan ne diyeceğini şaşırıyor.. .yaşanan sıkıntıları mevzii olmadığı belli. Farklı yerlerde benzer şeylerin yaşanması, düşündürücü. Bir yerde olsa hani dersin yaşananlar kişiseldir Ama öyle değil. Birbirine benzer olumsuzluklar farklı yerlerde aynısı ile ve ya benzeri ile yaşanıyor Demek ki umumi bir bela Bu yazıyı okuyunca şahit olduğum bazı ibretli olayları yazmayı düşünmüştüm. Ama yazılanları okuyunca vazgeçtim. Çünkü benzer şeyleri yaşayan o kadar çok ki. O zaman bu olumsuzlukları besleyen kötülükler nelerdir diye düşünmek lazım. Niçin böyle oldu. Birbiri ile tartışan iki sahabeye yaklaşan ve bu ihtilafı artırarak zevklenmek isteyen münafığa karşı ‘ Bizim aramızdaki ihtilaf dinimize zarar verecek kadar değildir ‘dedirten halden niçin uzağız. Düşüncelerin söylenmesi niçin zararlı kabul edilmiş. Kendilerini kovma, uzaklaştırma hizmetin selameti için iftira etme yetkisinde görenlere bu yetkiyi kim vermiş. Bütün bu bilinmezleri bilmeden olmuyor. Peygamberimiz bir gece hanımı Hz Aişe ile giderken arkadaşlarına rastlar, bulutlu bir gece olduğundan karanlıkta yanındakinin tam görünmediği düşüncesi ile arkadaşlarına peygamberimiz yanındaki kadının Hanımı Ayşe olduğunu söyler. Arkadaşları biz senden şüphe mi ettik ki bu açıklamayı yaptın deyince, Peygamberimiz siz kendinizi zan altında bırakacak hallerden uzak durun diye tavsiyede bulunur. Ne yapalım şimdi hem böyle bir peygambere ümmet olduğunu söyleyip hem de yanlışın da bile bir hikmet aranmasını bekleyenler var. Üstadın yaşarken nelere dikkat ettiğine nasıl yaşadığına hatta neler yiyip içtiğine bakmadan üstadı taklit ettiğini söyleyebilecek kadar cesaretli insanlar la yaşıyoruz dikkat lazım. Haksızlığa uğradığını düşünenler, konumunu müspet hareket ederek korumak zorunda. Mücadele haksızlığa karşı olmalı. Haksız hedef alınırsa onunla aynı duruma düşülür Allah korusun. Yanlışı görenin doğruyu ortaya koyma sorumluluğu da vardır. Bu sorumluluğu da unutmamak lazım.

19BÜYÜK BİR YARAYA NEŞTER VURMUŞSUNUZYusuf Savaş, 07.08.2008, GaziAntep

Bahsettiğiniz hususları , çatışmaları ben de gerek Üniversite hayatında gerekse diğer dönemlerde yaşadım... Yara Nur cemaati için büyük fakat görülmek istenmeyen bir yara. SUSTURMAK birilerinin en büyük meziyeti.TEVİL etmek hakeza. ABİLER TABUSU ise başlı başına bir olay. ABİLERDEN bazan nakiller öyle uzuyor ki dilden dile gidiyor ve şekli rengi değişiyor..Birileri bu ABİLER kartını ve sözünü KIRMIZI KART , SARI KART gibi kullanıyorlar. Siz muhatabınıza Risalelerden, örnek veriyorsunuz, Lahikalardan örnek veriyorsunuz..Hatta dah üst perdeden Ayet-Hadislerden örnek veriyorsunuz yine de kar etmiyor. Abi falan filan demişse BİZİM NE HADDİMİZE. BİZİM DAHA KAÇ DEFA RİSALE OKUMAMIZ GEREKMİŞ, BU NE EDEPSİZLİKMİŞ.. Bir yanlış öneri getiriyor birisi diyorum ki İSTİŞARE KARARI MIDIR ? Diyorlar hayır falanca abi böyle dedi (Abilerin Suyunun suyunun susu). Diyorum ki Bu böyle olmalı delil getiriyorum, istişare edelim diyorum afarozu yiyorum. Bazı olaylarda da durum bulunduğumuz yerdeki abiye gidiyor onaylıyor bu sefer bakıyorum o ABİ ADINA BANA TAVIR ALANLAR , DEMEDİKLERİNİ BIRAKMAYANLAR ABİ ONAYI İLE İLTİFATA BAŞLIYORLAR. Haklıymışsın abi de öyle dedi diyorlar. Bazan da bakıyorum kendileri bir haksızlığa ve yanlışa tavır koyamıyan şakşakçı kardeşlerimiz beni çağırıyorlar "bu durumu sen söyle, sen dile getir" diye..Ben diyorum "sizin diliniz yok mu?" Susuyorlar...Lötü olmak istemiyorlar..Ya abi fırça atarsa :) .

Üniveristede okurken de kendi düşünce ve kanaatlerini mutlak düsturmuş gibi dayatan kardeşler ve abilerle de çok karşılaştım tartıştım ( Bu yüzden 4 defa cemaat değiştirdim yani cemaat sorunlu durum bir şekilde sizinki gibi şimdi bulunduğum cemaatte diyeceğimi diyorum en keskin sözleri de söylüyorum ama eski cemaatlerdeki gibi büyük afaroz olmuyor sadece tarışıyoruz sonra birbirimizle kucaklaşıyoruz... Elbette İstişaredir darılma gücenme yok, art niyet yok deniyor -Hocaefendi cemaati- ama eski cemaatlerimden çok çekmiştim..Yediğim su-i zanların, iftiraların hatta dayak atma operasyonuna bile maruz kaldım tuzak kurularak yere batasıca Demirele laf ettiğim tavır aldığım için). Siyasi cemaat ile Kırkıncı hoca ayrışması sırasında yaptığım haklı çıkışlardan dolayı tehdit ve daya operasyonuna , tuzağına bile maruz kaldım ama cesaret edemediler. Beni yargılarken de abiler toplandı Siyasiciler bulabula hafta sonu dershane içerisinde pijama-eşofmanla dolaştığımı görmüş bir abimiz ziyret sırasında o cenahtan bana yüklendi ( güler misin ağlar mısın) Ben de durumumun müsait olmadığını, maddi durumumun iyi olmadığı için tek pantolonumum olduğunu onu da o sırada yıkadığımı söylemek zorunda kaldım ve hepsi sus pus oldu. Ama her söylenene emme basma tulumba gibi evet denir ise ÜSTADIN BİZE BIRAKTIĞI MİRASA ZIT BİR DURUM OLUŞUR. Sizin ÖZELEŞTİRİ-I-II yazılarınız vardı..Bazı abilerin nasıl usta ve elmas kaleme sahip Nur Talebesi insanları körelttiklerini bunu da risalelerden delillendirerek yaptıklarını anlatmıştınız. EN BASİTİNDEN O BİLE BAZI OLAYLARDAKİ YANLIŞ YORUM VE DURUMLARIORTAYA KOYUYOR. RİSALELERİ ALGILAMA BİÇİMLERİNDE ÇOK SAKATLIKLAR VAR.. TEORİK ANLAYIŞTA DA VAR, PRATİK ANLAYIŞTA DA DONMALARA SEBEBİYET VERİYORLAR. Ayrıca NUR HİZMETLERİNİ SADECE RİSALELERİ HAFTANIN BELİRLİ GÜNLERİ DÜZ OKUYARAK GEÇİŞTİRMEK OLARAK ALGILAIYOR BAZILARI.. MÜTAALAALI OKUMA YOK. İSLAMİ KAYNAKLARDAN, SOSYLA BİLİMLERDEN, FEN BİLİMLERİNDEN KONUYU PEKİŞTİREN HUSUSLARIN ORTAYA KONULMASI YASAK. "RİSALEYİ RİSALE İLE AÇIKLAMA METODU" , "YORUMSUZLUK METODU" UYGULANIYOR. HİZMETLER DAR KALIBA SIKIŞTIRILIYOR. ÜSTADIN MÜJDELEDİĞİ OLAYLAR KENDİLİĞİNDEN Mİ OLACAK BU SORGULANMIYOR. Hangi topluluk, grup , cemaat olursa olsun kemikleşmeler, statiklikler orayı dar kalıba sokar.Belki zamanla ölgünleştirir. RİSALE DIŞINDA KİTAP OKUMAMA ZORLAMALARINI MI YAŞAMADIK, YORUM YAPMAMA AZARLARINI MI İŞİTMEDİK, ABİYE BİR DURUMU SORARKEN SÖYLERKEN FARKLI BİR ŞEY SÖYLEMİŞSEK AFAROZ MU YEMEDİK vb. Biraz dağınık oldu içimden geldiğince yazmaya çalıştım Siz zaten gerekeni yazmışsınız..

18zaman uhuvvet zamanısultan kaplan, 05.08.2008, istanbul

değerli abim risalede geçen cemaat kavramını çok güzel şerh etmiş.cemaatten kasedilen nedir?günümüzdeki cemaatler bütünleştiricimi ayrıştırıcımı sorgulamak gerek.kendinden olanı aklayıp diğerlerini mesleği hak olduğunu bildiği halde kendisinden olmadığı için dışlamak üstadın cemaat anlayışına uymadığı görüşündeyim.risalei nur dairesinde illa bir cemaate mensup olma zorunluluğu nur taleberi arasında kabul görülüyo bunuda üstadın zaman cemaat zamanıdır sözüne dayanarak savunuyolar.ancak abimiz bu sözün ne demek istediğini ve asıl önemli olan şeyleri çok güzel vurgulamış.cenab-ı hak bulunduğumuz risalei nur cemaatinden ayırmasın....

17ALLAH razı olsun!doğan abacı, 04.08.2008, ankara

metin abi, bu zamana kadar en beğendim fikrinizdi. :) inanın, bayıldım. ya ben burda yine aynı ifadeleri yazdığımı iyi hatırlıyorum. o zamanda demiştim. risale okurları herhalde, hep aynı şeyi hissedebiliyorlar aynı anda tevafuken...

evet tevafuk. çünki ben de, bu günlerde aynı şeyi düşünüyordum. ya öylesine söylediğim zanndedilecek! halbuki cidden de, ne zamandır girmiyordum karakalem e. bi gireyim dedim. ve bu yazı. çok sevindim; kafamda ki tereddüd, tam da düşündüğüm şekilde giderildi. elhamdülillah!

kalp kalbe karşıdır derler ya! :) öyle galiba!

16İCRAAT ZAMANImustafa sami, 04.08.2008,

Tanıdığım günden bugüne kadar, Metin bey kardeşimi, bu camia içerisinde bu davanın, "NUR DAVASI"nın "KAHRAMANLARINDAN" birisi olarak gördüm.

Okuyan, düşünen, yazan arkadaşlara ne kadar da çok ihtiyacımız var.

Bu çalışma ile ilgili olarak önceki gün telefonla aradım fakat yolda olduğu için çok rahat konuşamadık. Yazısı için teşekkür ettim fakat her şeye rağmen bu yazının başlığının "BÜYÜK CEMAAT" olmasının daha isabetli olacağını söyledim.

Gerek Metin Bey kardeşimin gerekse yıllar önce biraz daha farklı mahiyette düşüncelerini açıklayan Sadık Bey kardeşimin hiç şüphesiz ki haklı oldukları birçok yön var... Bu gibi çalışmalar, büyük bir problemin varlığını gösterdiği gibi, gayet yerinde ciddi ikazları da beraberlerinde taşıyorlar.

Fakat "Cemaat" kavramına/olgusuna hususan konu "NUR CEMAATİ" olunca farklı bir açıdan da bakmak gerekiyor. Determinist bir bakış açısı bu meselede bizleri doğru sonuca götüremez.

Hizmetini, uhuvvet, ihlas, hıllet, kardeşlik, digergamlık ... üzerine oturtan bir hareketi değerlendirirken çok daha dikkatli olmak, parçalara takılmamak, bütün olarak görmek, "külli" bir nazara sahip olmak gerekecektir.

"Cemaat" denilince ne anlıyoruz? Eğer cemaatle problemimiz varsa bunun sınırı nerede başlar nerede biter? Neden fıtratımıza, birikimimize, bize en uygun olan bir hizmet zemini aramıyoruz? Eğer bulunduğumuz ya da kendimizi içerisinde bildiğimiz bir cemaatle problem yaşıyorsak, ortak paydaşlarımız bizi gönül birliğine götürmüyorsa orada ne işimiz var? "Meşveret-i şer î" den ne anlıyoruz? vs. vs.

Yukarıdaki sualleri sıralamaya devam edebiliriz? Fakat pratik olmak ve öyle davranmak gerekiyor.

Yıllardır "şeytan taşlamaktan salâvat getirmeye vakit bulamıyoruz" diyoruz. Bir cihetten doğru ama daha doğrusu şöyle olmalıdır: "Bizim işimiz salâvat getirmektir... Fakat gerektiğinde şeytan taşlamayı da iyi biliriz!"

Bu kadar mukaddimeden sonra bir kaç hususa işaret ederek Aziz gönüldaşlarımla, Büyük Nur Ordusunun müntesipleri ile dertleşmeye çalışacağız:

1- Biz, kırık dökük halimize, bütün perişanlığımıza, acz ü fakrımıza, derbederliğimize rağmen, mele-i alanın sakinlerini kendisiyle meşgul eden bir CEMAATIZ.

2- Bu cemaat küçük bir daireden ibaret değildir. Belki ortasında, kendimizi içinde bulduğumuz dar da olsa bir hizmet dairesi olabilir. Fakat bu daire daire içinde... Risale-i nura farklı usul ve metotlarla, farklı tarzlarda hizmet etmeye çalışan bütün "hizmet daireleri" Okuyucu, Yazıcı... Meşveret cemaati, Erzurum cemaati, Yeni Asya grubu, Hocaefendiler, Nesil grubu, Müstakiller vs. vs. Birbirlerinin eksiklerini tamamlayarak, birinin ulaşamadığı yere diğeri ulaşarak, şuursuz dahi olsa bir vazife taksimiyle hizmete devam ediyorlar. Evet, bizler :

"Bir Nurlu kervan gibi dökülmüştük yollara,

Tekrar buluşmak için ayrılmıştık kollara...

Ayrılık zahirdedir gönülde hasret tüter,

Ufukta NUR ORDUSU, ASRA TEBESSÜM EDER!"

3- “Eba Zer” misali birçok kardeşimiz ağabeyimiz var. Fakat zaman cemaat zamanı ise, emin olunuz ki bizim, “yalnız yaşayacak, yalnız ölecek, yalnız haşrolacak” büyük şahsiyetlere değil; günahkâr, derbeder dahi olsa, cemaatin bir parçası olabilmeyi en büyük hizmet bilen, daima şevk veren, pozitif enerji neşreden, sıkıntılarla dertlerle olgunlaşarak, kutb-u azamları kendisine hayran bırakan fakat bu halinin farkında dahi olmayan er oğlu erlere ihtiyacımız var.

4- Sakın yanlış anlaşılmasın… Mevcut hale razı olduğum ve bununla iktifa edelim gibi bir düşünceye sahip olduğum zannedilmesin. Nurları tanıdığım 29 yıldan beri aynı problemlerle, aşağı yukarı benzer şekilde muhatap olan bir kardeşiniz olarak ÇÖZÜM den yanayım. Artık laf üretmeyelim… Yürüyen bir hizmet çarkı varsa ve bir kısım kardeşlerimiz kendi çaplarınca orada hizmet ediyor ve bundan da memnun iseler ona bir sekte de biz vurmayalım. Devam eden bir hizmet çarkını dönüştürme ve yepyeni ufuklara yelken açtırma teşebbüsleri şimdiye kadar bilmüşahede görüldüğü üzere, müsbet bir netice vermemiştir. O halde ne yapalım:

5- İCRAAT ADAMI OLALIM… YILLARDIR KONUŞULAN, YAZILAN DİLE GETİRİLEN HUSUSLARI HAYATA GEÇİRELİM. EĞER MEVCUT OLANLARIN KAPISI ŞU YA DA BU NEDENLE BİZE KAPALI İSE, ORADA HİZMET ETME İMKÂNI YOK İSE, YENİ DERNEKLER, VAKIFLAR, ENSTİTÜLER KURARAK, SES GETİRİCİ ORGANİZASYONLARA İMZA ATARAK AYNI SİSTEMDE, AYNI RUHTA, AYNI İDEALLERİ TAŞIYAN, NUR TALEBELERİNİ, DOSTLARIMIZI, İSLAMA HİZMET ETME POTANSİYELİ TAŞIYANLARI BİR ARAYA GETİRMEYE ÇALIŞALIM. O ZAMAN, SIZINTILAR ÇAĞLAYANLARA DÖNECEK, SU GÖLCÜKLERİ BELİRLİ BİR YERDE TOPLANACAK, BÜYÜK BARAJLAR VÜCUDA GELECEK… İNŞA ALLAH.

6- Üstadın zahiren aynı gibi görünen birçok kelime ve kavramı farklı anlamlarda kullandığını Metin Bey ve karakalem okuyucularının da gayet iyi bildiklerini düşünüyorum. Siyaset, cemaat vb kavramlar bunlardan sadece ikisi. Açmaya gerek olduğunu düşünmüyorum fakat arkadaşlar isterlerse bir-iki cümle ile daha sonra katkıda bulunabilirim. Cemaat kavramı, ahir zamandaki bir hizb-i makbul için kullanılırsa sadece Nur talebelerini ifade eder. Geniş anlamda kullanıldığında ise bütün Müslümanları. Fakat Metin’in dikkat çektiği bir ehemmiyetli husus var ki, yıllardır benzer şeyleri bizler de ifade ediyoruz. Çok gariptir ki, Metinin bu çalışmasından daha haberdar olmadığım halde bu çalışmanın ilk yazısı ile tevafuk/tetabuk eder bir şekilde Muhakemattan yapılan akşam dersinde aynı şeyler söylenmiş. Gerçekten de Risale-i Nur yolu, bir patika, dar bir çığır değil… Çok şeritli mesela beş gidiş beş geliş bir otoban gibidir. Bu davayı bir keçiyoluna çevirenler hele bir de bunun farkında iseler, bu vebalin altında kalacak ve bunun hesabını veremeyeceklerdir.

Bu, bir yazıya yapılan yorum sınırlarını çoktan aştı. Söylenecek çok şey var. Arkadaşlarımızın basiretine havale ile birlikte, yeni organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları konusunda gayet samimi ve ciddi olduğumu, kabule mazhar olursa bu davanın sadık bendeleri ile, kahraman nur kardeşlerimle en kısa zamanda seferber olmaya hazır olduğumu bir kez daha yineliyorum.

Rabbim bizlere ve bütün mü’minlere basiret, feraset, cesaret, sehavet ihsan eylesin. Fi emanlillah…

15zehra, 01.08.2008, ankara

yureğimdeki sesin yüreğimdeki rüyanın yazıya dökülmüşü bunlar.ben de Külliyattan bunları anlıyorum Risale-i nurları ve ondan önceki asırların müceddidlerinin ele aldıklrı hedefi ayrı gayrı görmüyorum.bazen aşırı tarafgir ve nurlardan uak diğer grupları dışlayıcı derslerle muhatap olduğumda duyduğum rahatsızlığın nurculukdaki bir eksikliğim olduğunu düşünürdüm ama bu yazıdan sonra artık öyle düşünmüyorum.nurlarla muhatap bizlerin neden bu kadar diğer gruplarla diğer mümin kardeşlerle uzak oluşumuzu acı bir hayretle karşılıyorum.evet Rsale-i nurlar, yıllarca susuz kalmış suya hasret bir beldenin yanı başında akan billur gibi çağlayan bir ırmak bir şelale. O sudan içmemek buyuk bir haksızlık, eksiklik, ihtiyactan kaçış. o suya herkesin ihtiyacı var bizimde suya gelemiyenlerin tadını acı zannedip kaçanların da.onları dışlamak yerine sabırla bu tattan tattırmalıyız.

Metin Abi, sizin imanı tahkikinin için sırat-ı müstakim de daimiyetiniz için duacıyım.üzülmeyin inanın yanlız değilsinz

14Oktay GÖKKOCA, 29.07.2008, Tarsus

Metin abi bir sözünde şöyle harika bir vecize beyan ediyor Risale-i Nur'un derslerinin kimlere şamil olduğuna dair (Başkası başka şekilde de hisse alabilir bu vecizeden) :

"Risale-i Nur’da ölçüsüz bir merhamet de yok, keskin bir dışlama da..."

Yine bu yazının içinde geçen;

"Risale müellifinin ‘casus olduğu’ anlaşılmış bir kişinin dahi durumunun yüzüne vurulmasına müsaade etmeyen ve bunu ‘Risale-i Nur’un dile getirdiği iman hakikatlerinden istifade etmesi’ ümidine ve ihtimaline bağlayan mektubu Emirdağ Lâhikası’nda apaçık ortada iken;"

ifadesi hem Kur'an'ın, hem de dersini O'ndan alan Risale-i Nur'un külli bir mizanı.

Son nefes verilmeden imtihanın bitmediği, o ana kadar insanın iman etmesini veya imanlıysa imanını kuvvetlendirmesini ümid etmek, ihtimal dahilinde tutmak. Bu ümidle insanlara karşı davranışlarımızı şekillendirmek.

Hem Kur'an, hem O'nun mu'cize-i maneviyyesi insana çok farklı hitaplarda bulunur. Hep "Ey İnsan" demez mesela. Ey insan diye hitap ettiği gibi ey iman edenler diye de hitap eder. Hitap şekilleri muhtelif. Her tabakaya farklı farklı hitap eder.

Evet hiçbirisi hariçte bırakılmaz ders vermede. Çünkü maksad tüm insanları, tüm tabakaları ile irşaddır.

Her tabakaya yapılan derslerin şiddeti, şefkati, beyan tarzı, usulü de farklıdır doğal olarak.

Risale-i Nur elbette cemaat manasını inhisar altına almaz. Tüm müslümanlar bu cemaatin içine dahil olabilir. Uhuvvet ve ihlas şartıyla. Uhuvvet ve İhlas risalelerinin mizanlarını tatbikle.

Yani Risale-i Nur keskin bir dışlama yapmaz.

Ancak yine de bu cemaati tek seviyeye indirgemez. Talebe, kardeş, dost tabirleri ölçüsüz bir merhametin de olmadığını gösterir Risale-i Nur'da. Bu üç tabirin mahiyeti ve Üstad'ın bunlara kendinden taksim ettiği merhamet de apaçık meydandadır.

Her histe, her meselede olduğu gibi ifrat ve tefrite sapmadan, insaf düsturuyla enemi mütemadiyen dizginlemeye çalışıp havuzdan başka yere damlamalarına mani olmak benim vazifem.

Tüm Müslümanların Leyle-i Mi'racını tebrik ederim. Tüm dualardan hissedar olmak niyazıyla..

13Ümit ve Hüzünakif emre, 29.07.2008, Amasya

Ufuk açıcı yazılar için sevgili Metin Karabaşoğluna, inceliklerle dolu tahliller için yorum yazan arkadaşlara ne kadar teşekkür etsem az...

Ümit ve hüzünü birarada yaşıyorum...

Umarım ümidim hüznüme galip gelir...

Nurlar parlayacağı gibi parlatacak da..

Ümidim kavi...

12Meslek ne süluk ne?Ali YILMAZ, 27.07.2008, İstanbul

Şimdi burada nurcu olduğunu düşündüğüm insanlar arasında bir tartışma meydana geliyor.Sanırım da yanılmıyorum.

Nur talebesi kardeşim diğer nur talebesine yazıyor ki,"yalnız benim mesleğim hakk deme".

Kim söylemiş bunu?Üstad söylemiş değil mi?O söyledi ise doğrudur.Bizden az bilecek değil ya!

Burada sorun yok.Sorun şurada:Üstad gerçekten kardeşimizin anladığını mı söylüyor?

Eğer kardeşimiz tartıştığı kişiyi nurcu sayıyorsa ve bu sözü kullanıyorsa bu sözün içindeki meslek kelimesinin anlamını bilmiyor,demektir.

Çünkü buradaki meslek,günlük hayatta kullandığımız anlamda " meslek" değildir.

Buradaki meslek "Allaha ulaşmak için tutulan yol" demektir.

Meslek kelimesini bu anlamı alırsak nur talebelerinin ayrı ayrı meslekleri olamayacağını görürüz.Zaten o yüzden de üstad bir sonraki ihlas risalesinde "mesleğimiz haliliye" diyor.

Demek ki tüm nurcuların mesleği haliliyedir.Farklı farklı meslekler olamaz.

Dolayısıyla bir nurcu diğerine arada meslek farkı varmışçasına hatırlatma da bulunamaz.

Kendisine 21. Lem'anın gereği hatırlatılan bir nurcunun dönüpte meslektaşına farklı meslekten biri ile muhatap imiş gibi 20. lem'a ile cevap vermesi meselelere hiç vakıf olmadığını ifade etmek öte anlam taşımaz!

Sahi "Benim dediğim doğru,ben yanılmam" anlayışını 21. lemadaki düsturlarla nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Lütfen karşınızdakini nur talebesi saymaz,şekilde 20 lem'adan cevap vermeyiniz!

11ANLADIĞIMM. Nuri Eminler (bingöl), 27.07.2008, Şanlıurfa

Risale'yi tamamiyle tedkik etmiş biri olarak diyorum ki, Üstad'ın bu mevzuların geçtiği mektup ve eserleri, bir külliyat bütünlüğü, usulüd-din ve metin tahlili metoduyla okunmalı. O zaman Üstad'ın çok yerdeki cemaat tabirini, "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" olarak, yani "Uhuvvet-i İslamiye" manasında; kimi yerlerde ise - tali olarak- " hizmet dairesi" manasında kullandığı görülür. Mesleğimizin esasları denen hususların hepsi, "müminin şe'ni" olan halledrir, yani bütün müslümanları bağlar. ( Meslek-i hakikat ve Meslek-i Sahabe)

10Hangi meslekzafer , 27.07.2008, ankara

Gurcan bey "Böyle durumlarda doğru olan şey de şudur: "Herkes 'Benim mesleğim en güzel ve en doğrudur.' demeli ama 'Güzel ve doğru sadece benim mesleğimdir.' dememeli ve başkalarının mesleğinin butlanını iddia etmemelidir." cümlesinde kast ettiğiniz MESLEK bizim elinden çektiğimiz küçük cemaatler mi? Yoksa Üstadın kast ettiği mezhepler mi? konunun geçtiği yeri baştan sona bir daha okumaya ne dersiniz?

9kardeşlerimin meziyetiyle iftihar ediyorum.Yakup CEMAL, 27.07.2008, ist

"cemaat" kavramı hakkında konuşmak sosyolojik tabanda çok zor diye düşünüyorum.çok geniş alanı var algılanması hususunda.

Cemaatin büyüğü dediğimizde zaten içine bütün küçük cemaatler giriyor onun için hakikatte olmayan ama tanım itibariyle olan bir şey küçük cemaat.Cemaatin küçüğü büyüğü olmaz zaten.

"küçük cemaati" tanımlarken kemiyet keyfiyet,ölçüsünü ihlas mühengininunutmamız gerekiyor.

Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir,sözü bu menvalde manidar ve ufuk açıcıdır.

Biraz açacak olursak "küçük cemaat"te bir kardeşimiz bir kardeşine iman hakikatini anlatıyor,namazı anlatıyor,kuranı öğretiyor gibi hizmetini elinden geldiği kadar yapıyor.İşte burada öğreten kardeşimiz küçük cemaat değil de büyük cemaatin içindeki bir ferd namıyla öğretse inhisarcı olmaktan kurtarmış olur kendisini ve "küçük cemaatini".O öğrenen kardeşimizin kendi cemaatinden olup olmaması,fark etmez önemli olan ders alan kardeşimizin bir şeyler öğrenmesidir.

Niyet halis ama tutumlar farklı olabiliyor.

KISACASI tutumlarımızı değiştirmek zorundayız.

ihlas risalesinin 4.düsturu diğer üç düsturdan farklı olarak müminlerin birbiriyle iletişimini,muhabbetini,bakışını anlatan harika bir düstur.

her nerede olursa olsun,hangi cemaatte olursa olsun eğer ibadet,namaz,kuran vs. gibi islami vasıflardan küçükten büyüğüne kadar her ne öğrenmiş ise benim onunla(öğreten kardeşle) şakirane iftihar etmem gerekiyor.

KARDEŞİLERİNİZİN MEZİYETLERİNİ ŞAHISLARINIZDA,FAZİLETLERİNİ KENDİNİZDE TASAVVUR EDİP ONLARIN ŞEREFLERİYLE ŞAKİRANE İFTİHAR ETMEKTİR......... devamında ehli tasavvuf mabeynindeki güzel düstürun bizde fenafilihvan düstüru olduğunu üstad söyler.

mesela ben metin sizinle iftihar ediyorum risaleinurları entellektüel camiaada içerin bir bakış açısıyla sunmanız harika.(inşallah düşündüğünüz projeleri hayat geçirirme imkanını bulursunuz.)bunun gibi bir sürü örnek verebiliriz.mümin kardeşimizin meziyetiyle iftihar etme noktasında.

Bununla beraber şu anki cemaatlerden herhangi birisinde olan bir kardeşimize cemaati ismiyle tesmiye edilmesi zaten hakikatte olmaması gereken bir şey.böyle bir şey de yok zaten.ben bir cemaatte kalıyorsam ben ...cu olmuyorum zaten(yani küçük cemaat zaten yok gibi hakikatte).

Yanlış hatıramıyorsam küçük şeyler kitabınızda çokluk içinde birlik başlıklı yazınız bu menvalde tam yerine oturuyor.

Çokluk içerisinde birlik olması gereken maksudumuzdur.Ben gelecek dönemde çoklukta birlik oluşturan çokluğun gözle görülür,somut birlik de oluşturacağını düşünüyorum.şu an zaten bir süreçten geçiyoruz yavaş yavaş ona doğru ilerliyoruz.tüm mümin kardeşlerimi sevgiyle selamlıyorum.

Esselamüaleyküm

8gerceklergurcan, 27.07.2008, norvec

Meseleyi günümüz açısından ele alacak olursak, bugün de Müslümanlar arasında çok ciddî ayrılıklar, çekememezlikler, nefretler ve hatta birbirlerini yıkacak şekilde davranışlar ve hazımsızlıklar var.

Bunlar birbirini tanımadığı için belki Cenâb-ı Hak bu tür ayrılıkları mazur görebilir.

Bence, Allah rızası için gayret gösteren kimselerin hizmetlerinin bütün bütün heba olacağını düşünmek yanlış olur.

Hizmet ehli insanlar bir tarafa, biz, avam-ı mü'minin davranışlarını dahi hüsnüzan ile iyiye hamletme mecburiyetindeyiz.

Öyleyse meselenin içinde değişik bir nokta daha var. O da, günümüzde Müslümanların birbirlerini bilmemeleri, tanımamaları ve içtihat edip hizmetin hayırlısı böyle olacak zan ve zehabına kapılmalarıdır.

Bazıları, "Biz, ümmet-i Muhammed'i ancak gönül heyecanı ve aşkla kurtarabiliriz."

bazıları "Bunun yanında milleti ancak akla uyarmakla ve tenbihle kurtarabiliriz."

bazıları "Günümüzün insanını ancak eğitimle kurtarabiliriz." bazıları da bunların hepsini cem ederek, "Ümmet-i Muhammed'in kurtarılışı, dirilişi, tenbihi, uyarılması ancak aklın yanında kalbin, kalbin yanında da hissin ve letâifin uyarılmasına bağlıdır;

zira insanın aklında, ruhunda, kalbinde, hissinde, duygularında bir boşluk olduğu sürece, o insanın gerçek mü'min olmasına imkân yoktur." diyeceklerdir; diyecek ve kendi içtihadına göre hareket edecektir.

Belki bunların içinde bir tanesi en doğrudur ve en güzeldir. Fakat diğerleri de çirkin değildir.

Böyle durumlarda doğru olan şey de şudur: "Herkes 'Benim mesleğim en güzel ve en doğrudur.' demeli ama 'Güzel ve doğru sadece benim mesleğimdir.' dememeli ve başkalarının mesleğinin butlanını iddia etmemelidir."

Ashab efendilerimiz de böyle hareket ederek, zuhuru çok daha korkunç olabilecek muhtemel bir kısım vak'aları önlemişlerdir.

İnşâallah, inanan insanlar topluluğu, kendi içinde olgunlaştıkça, iftiraka götürücü sebepler ve vesileler de kuvvetini kaybedecek ve hiç olmazsa akıl ve mantık planında bir kısım anlaşmalara gidilecektir.

Ancak bir cemaat, hak ve hakikat namına da olsa hakkın hatırı için bu farklılıkları bağışlamalı, bunların üzerinde durmamalı ve bunlarla mü'min fertleri mahkûm etmemelidir.

Tarih, tekerrürden ibarettir. Dünkü ihtilaf bugün de aynıyla cereyan ediyor, bugünkü de, olduğu gibi yarın cereyan edecektir.

İnsanların bütününü bir çizgi üzerinde düşünmek safdillik olur.

Bu işe ashab-ı kiram muvaffak olamadığı gibi, ondan sonra eimme-i müçtehidîn ve eimme-i din dahi muvaffak olamadılar.

Ebû Hanife'nin yetiştiği devirde Havaric, Nevasıb, Mutezile, Cebriye ve Mürcie gibi cereyanlar vardı. Her gece kıldığı iki rekâtta Kur'ân'ı bir defa hatmeden müstesna dimağlar, bu korkunç fitne ve fesadın önüne geçemeyip bunu önleyememişlerse, bunu bizim önlememiz de çok zordur.

Yalnız, hakkın hatırını âli tutarak; dövene elsiz, sövene dilsiz ve kırarlarsa gönülsüz davranabilirsek, fitnenin büyümemesine vesile olabiliriz.

asagida ki adreste ise konunun bir baska vechesi var:

http://gurcansevkican.blogspot.com/2008/07/ve-insan-aldandi-ama-cemaatin-aldanmasi.html

7Metin bey'in gordugu hayal mi hakikat mi ?gurcan, 27.07.2008, norvec

"Şahsî enaniyeti aşsa da bu kez ‘cemaatî enaniyet’e takılıp kalmış; dünyayı kendi dar anlam yüklenmiş ‘cemaat’ini merkeze alarak gören; kendi cemaatine ‘kurtarıcılık’ atfederken başkalarına ‘kurtarılması gereken ötekiler’ konumunu biçen bir inhisarcılık.

Yahut şöyle mi demeliydim: ‘kurtarılıp tâbi olması gereken ötekiler..."

yukarida ki ifadelere bakarak iddia edilen yanlis dusunce eger bir cemaatte ve ozellikle bir risale fraksiyonunda ki - ben rahmet oldugunu dusunuyorum - 100 kisi ciksa , hadi diyelim 1000 kisi cikti , cok rahatlikla soyleyebilrim ki bu yazinin yazari cemaatin gerisi hakkinda hukum vermistir. Adeta kendi dusuncesini oyle imis gibi nazarlara vermeye calismaktadir. Haydi tamam 2000 kisi olsun...... Daha Milyonlar var ve milyonlar size sanki "O SOZLER SIZI BAGLAR VE TAMAMEN SIZIN SU-I KURUNTUNUZ " der gibi.

6Risale-nur talebesimurad ÇETİN, 26.07.2008, malatya

Resulullah asm’nin ümmeti şeriatı garranın bildirdigi vecih ile üç gurubdur.1.ümmeti davet yani peygamber asm’nin risaleti tüm insanları kaplar öyleki zamanı ademden kıyamete kadar… Madem Allah birdir o halde tevhid inancının muktezası risaletde birdir sair nebi ve resuller o habibi Ekrem asm’nin muinleri ve yardımcılarıdır.Demek resulun asm risaleti umumi sair resullerin ve nebilerin risaleti hususidir yani has bir kavmedir.2.ümmeti icabe yani;resulullah asm ‘nin risaletini duymuş ve kabul etmiş cümle mümin ve müminelerdir.3.ümmeti icabe içindeki has ümmet bunlar ise ulema evliya ve asfiyadır.Demek dost kardes talebe buradan alınmıştır.Cenabı hakkın kelamına baktıgımızda elbetde üç taifeye hitab ediyor ama üç taife içinde has ümmeti bilakis ikaz ediyor sakın diyor evsafı muhammediye asm ketm etme kuranın hakikatini gizleme ayatımı ucuza satma.İşte bu hakiket bilindikten sonra nazarımızı nurlara çevirdigimizde vekil olma haysiyeti ile kur’ana bu noktada ayinedarlık yapmakta ve irşada aynı metodu takib etmektedir.

Nurculuk ayrıdır Risale-i nur talebesi ayrıdır.Nurculuk mahkemede hakimin siz nurcusunuz ifadesine mukabil üstadımız ise evet nurdan zarar gelmez zulümatdan zarar gelir ifadesi ile karşılık vermiştir.Demek nurcu kelimesi mahkemede hakimin ortaya atdıgı bir ifade ile gündeme gelmiştir.Üstadımız ise o gün yazan ve okuyan veya hizmet ile istihdam edenlere nurcular kelimesini kullanmıştır ama unutulmamalıdırki bu ismin mimarı hakimdir üstad ise tebe-i olarak kullanmıştır.

Peki risale-i nur talebesi kimdir risale-i nur talebesi ulumu zahir olan kuran hadis fıkıh icma sarf nahiv bedi beyan gibi ilimlerde ehli ihtisas ve ulumu batına intikal etmek için bediüzaman r.a ya müracat etmiş tasfiyeyi zihin yapan zevatdır.Risale-i nur talebesi üstadı olan bediüzaman gibi bir mesele-i imaniyede en az üç yüz ayatı kuraniyeyi gören miracı ekberin zılli ve gölgesi altında 1001 esmayı müşahede eden zevatdır.Risale-i nur talebesi şeriatı muhammediye asm’in her bir emrinin veya her bir ayatı kuraniyenin veya her bir hadisenin hangi ismin muktezası oldugunu görendir.Risale-i nur talebesi ittihadı islamı temin eden ve Ferdiyet makamına asaleten veya tebe-i olarak mazhar olup resulullah asm den ders alan kimsedir.Elbetde dellalı kuran olan bediüzaman bütün ümmeti irşad ve ikaz ederken has daire olan Risale-i nur talebeleri ile hususi ugraşacak ve onları tebligin iki cenahı ile hem irsad hem ikaz edecektir.Yirminci lema ve yirmi birinci lema bunun delilidir.

Her yerde hususi dersane açın emri ise hususi degildir umumidir yani bu hizmet sade belli merkezlerde degil belki her kes her yerde kendi hususi dersanesi olan evinde aile ferdleri ile birlikte tılsımı kainatı kesf eden kuranı azimuşanın mühim tılsımlarını keşif ve hal eden risale-i nur ile iştigal etsin ve emri bil maruf nehyi anil münker yapsın manasındadırEvet din inhisar altına alınmazki risale-i nur talebeligi inhisar altına alınsın din kimsenin metrukatı degilki ona belli eller el atsın belki davet umumidir beklide o davete lebbeyk diyen halislere kuranın bir hediyesidir…feteemmel…

5cemaatselçuk, 26.07.2008, istanbul

cemaat denilen olgunun bir ötekileşmeyi getirdiği muhakkak. cemaat kavramıyla cemaatçilik kavramının farklı olduğu halde örtüştüğü de görülebiliyor. anladığım kadarıyla yazıda; cemaat kavramından kasıt, cadde-i kübra olduğu, klasik anlayış olmadığı belirtilmiş. benim merak ettiğim şey şu; risalelerde yazan "risale-i nur talebesi, nurcular; dost, kardeş, talebe; dersane-i nuriye, dersane açılması, hizmet-i nuriye" gibi ifadeler bir cemaat mantığını oluşturmuyor mu? açıklama yapılırsa sevinirim ..

4Küçük cemaatlerden kurtuluşAhmet, 26.07.2008, manisa

Gerek Zafer Beyin gerekse Murat Beyin yorumlarına aynen katılmakla birlikte şu notu iletmek istiyorum.Zaman mü'minleri "küçük cemaatlerin" elinden kurtarmak zamanı.Metin Beyinde yapmak istediği özetle bu sanırım.Allaha emanet olun.

3merammurad Çetin, 26.07.2008, malatya

Maalesef bu zamanda cemaat manası cemiyyet manasını tazammun etmiş'dir bu ise ırkcılıgın ta kendisidirki haramdır.Zaten gizli din düşmanları milleti ibrahim ile olan rabıtamızı koparıp menfi milliyet fikrini veya menfi cemaat fikrini alemimize yerleştirip bizi küçük lokmalar haline getirmedimi...! va esefa.

Bediüzaman hazretleri biz "galu beladan beri ittihadı muhammediye dahiliz" der.Bu sözün manasını tahlil edelim.1.yani biz galu beladan beri ittihadı muhammediye dahiliz biraz daha sadeleştirelim biz galu beladan beri muhammedunrasulullah deriz.2.İttihadı muhammedi asm dahil olan bütün muvahhid ve ehli tevhid zamanı ademden kıyamete kadar bizdendir.Demek bediüzaman küçük bir cemaatin bir hizbin bir gurubun üstadı olmaktan ziyade sırrı vereseyi nübüvete mazhar olmuş sair imamlar gibi 14.asrı muhammedide ümmeti muhammed asm'ın imamıdır.Risale-i nur küçük bir gurubun küçük bir hizbin kitabından ziyade nesli atinin bütün cihanda ilmi ameli edebi sahada program yaparak ümmeti muhammedi asm sahili selamete çıkaracak bir sefineyi rabbanidir.Fakat ve esefaki bizler taasub vari ümmeti muhammed asm yol gösteren onları irsad eden hemde üstadımızın üstadlarım dedigi zevatı aliyyenin eserlerinden iraz etdik yüz çevirdik ümmeti muhammed asm ise r.nurdan yüz çevirdi soruyorum küçük bir cemaat veya hizb veya gurubdan baska risale-i nuru okuyan varmı.Hem sadece manayı ismi ile bediüzamana baktık sair ulemaya hürmet etmedik isimlerini agzımıza almadık ümmeti muhammed asm ise bediüzamanı alın sizin olsun dedi

acaba bediüzaman küçük bir hizbin veya gurubun veya cemaatin reisimi yoksa ümmeti muhammedinmi...telkinim müteyakkız vicdanlaradır

2son ama yerinde ve okkalı bir noktazafer yılmaz, 26.07.2008, ankara

Evet ağzınza ve yüreğinize sağlık.Şimdiye kadar yazdıklarınızı neredeyse bir kaç yazıda hülasa ettiniz.Bizler böyle bir Metin Beyi okuyor seviyor istiyoruz varsın "küçük cemaat" müntesipleri itiraz etsin.Bir zaman Amasyada bir derste karış karış yurdu dolaşıp ders yapan bir ağabeyin "işte işte bu cemaat üstadın mesleğini tam bilendir hakikat buradadır (heralde kalabalığı görünce coşmuştu,bilmezki çevre iller ve ilçeler dahil ne kadar insan varsa haber edilip çağrılmştı)" dediğinde irkilmiştim. Bir zaman başka bir cemaate bir süre gitmiş fakat sonra bir başka yerede gitmeye başlayınca öncekilerce selam verilmeyince dehşete düşmüştüm.Bir vakit derste "Üstadın CEMAAT kelimesinden muradı İslam Toplumudur nurlarda nur cemaati tabiri yoktur" deyince senelerin nur talebelerinin acayip acayip baktığını esefle gördüm.Başka bir vakit bir meşrep mensubu kardeş bir kitap almak istemişti şurada Yeni Asya bürosu var oraya gidelim ordan al dediğimde girmeye bile korktuğunu ve girmediğini görünce neye uğradığımı varın siz tahmin edin.evet Metin bey Nurlar doğru okunmuyor dersaneler tarikat meşrep tekkelere dönüştü Ağabeyler şeyhler yerine kondu sorgulanmak şöyle dursun yanlışları bile düstur oldu.peki neden böyle oldu;Üstadın yanında elbise yıkayan yemek yapanlar su getirenler kendilerini asıl yerine koydu ülkeyi karış karış dolaşıp düsturlar icad etti.Mutlak varis Ağabeylerin yanlarına gidilmedi hatta bunlar dersanelere sokulmadı.Hayatında yanına gitmeyenler ölüm yıl dönümlerinde mevlitler icat ettiler.herşey mistik bir havaya dönüştürüldü.taklitçi sorgusuz sualsiz tarikatvari papağan misali günde yüzlerce sayfa risale okuyan ama ne dediğin anlamayan yada yanlış anlayan talebler yetiştirildi.Medreslerde fıkıh hadis tefsir okutulmadı böylece Kur'andan hadisten fıkıhtan yoksun bir nesil yetişti.Bir saat ders yapan bir Vakıf belki (üşenmedim saydım) 20 defa Üstad derken bir tek ayet yada hadis bırakın arapçasını mealini dahi vermedi.Kur'an; tilavetiyle teberrük edilen bir mübareke indirildi.Böyle olunca kitap sünnet kıyas icmai ümmet unutulunca sanki yeni bir din anlayışı ortaya çıktı.Risaledeki prensipler bu kıstaslara vurulmayınca değerlerin içi boşaldı farklı manalarla dolduruldu.Şefkat ; neredeyse Kafirleri bile cennete sokmak için bir araç oldu.Ama sakallı şalvarlı başka meşrep müminlere gösterilmedi.Uhuvvet ve ihlas düsturları sanki kendi meşrebi için yazılmış gibi okundu.Halbuki o koca üstad uhuvvet risalesinde defalarca "EY EHLİ İMAN" dediği halde .........çok uzadı elhasıl yara çok büyük ama merhem vuralanlar az ve güçsüz fakat yakinim oki Cenabı hak Risale-i Nurları böyle bırakmayacak bu na ehillerin elinden kurtarıp hakettiği yeri inşaallah verecektir.Amin Amin Amin

1birilerinin "sarp yokuşu"; cemaat tasavvurumurat doğan, 25.07.2008, ığdır

evet ne güzel bitirdiniz bu yazı dizisini...

benim okuduğum.dinlediğim metin abi hep buydu aslında.

yazınızda da belirttiniz üzere farklı "metin" tariflerine de şahit olmadım değil...

ama bunca yazıya rağmen eğer zihinlerindeki "metin"i hep cemaat düşmanı olarak görüyorlarsa yazınızda da görüldüğü üzere cemaat tanımlamalarında bir problem var.

bu duruşları da onların "sarp yokuşu"...

selam ve dua ile




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut