Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.676 yazı içinden]

İkrama övgü

Yazara Mesaj Gönder

BANA, İMANDAN sonra en yüksek nimet nedir diye sorsalar, ‘ikram edebilmek’ derdim. Yedirmek, yemekten daha fazla lezzet verir bana. Giydirmekten aldığım keyif, giymekten daha büyüktür. Cimriliğin dar sokaklarında ruhunu boğdurmamış her insan için de gerçek her halde budur.

Bu ikram sırrından olsa gerek, ‘melekleri ürkütmeden’ yaşamaya azmetmiş büyük ruhlu şair Rainer Maria Rilke’nin üstelik bir şiirinde değil, bir mektubunda yer alan bir söz, bana bir şairin dilinden dökülebilecek en güzel sözlerden biridir benim için. “Bahçelerim olsun” demektedir muhabbetini dile getirdiği muhatabına şair. “Bahçelerim olsun isterdim; sana çiçekler ve meyveler sunmak için. Ama ben, fakir biriyim.”

Rilke’nin bu sözleri o kadar işlemiştir ki yüreğime, en sık tekrar ettiğim dualardan biri “Allah, cömert insanları darlıkla, yoklukla imtihan etmesin” ise, ihtimal ki bu sebeptendir.

Yine bu sebepten, ümmetin iki büyük kütlesinin kanının döküleceği ve kalblere kalıcı bir husumetin yerleşeceği bir savaşa gönlü razı olmadığı için hilâfetten feragat eden Peygamber torunu Hz. Hasan’ın barış şartlarından birinin ‘cömertliğe’ ve ‘ikram’a dair olması bana manidar gelir.

Öte yandan, hadislerin o gül kokulu ve nefes açıcı ikliminde dolaşırken karşıma çıkan infaka dair, ikrama dair hadisler dikkatimi bilhassa çeker. Cimriliğe dair, cimriliği neredeyse küfürle eşdeğer gören hadisler keza.

Kesilip eti fakir fukaraya dağıtılmış, geride sadece bir kolu kalmış koyuna dair hadis meselâ. “Geride ne kaldı?” diye sorduğunda, annemiz Hz. Âişe’nin “Bir kolu kaldı” deyişi; Efendimizin “Hayır, kolu hariç hepsi kaldı” diyerek meseleye melekût ve âlem-i beka açısından bakarak cevap verişi... İnfak edilen, ikram edilen hiçbir şeyin, salih ve sahih bir niyetle ikram ve infak edildikten sonra Allah katında asla zayi olmadığının ve olmayacağının böylece teyid edilişi...

Hele ki, ‘olsa yapardım’ mazeretine sığınmaya meyyal oluşumuza karşılık, bize ‘infakta sınır, ikramda mazeret yoktur’ dersini veren ‘yarım hurma’ hadisi... “Yarım hurma ile de olsa, kendinizi ateşten koruyun” buyurması kudsî nebînin... Elinde sadece bir hurma var, karşında ise senin gibi ihtiyaç halinde bir mü’min kardeşin varsa, o bir hurmadan ne nefsini mahrum et, ne de mü’min kardeşini ihmal et diye her hal ve şartta bir ikram çağrısı taşıyan kısacık ama mânâca engin hadis...

Neden böyledir? Neden âyetlerin mü’mini tarif ederken zikrettiği vasıflardan biri muhakkak infak ve ikrama dairdir? Neden hadisler bizi infaka ve ikrama davet etmekte; cimrilik ve hasislikten ise yılandan ve akrepten kaçar gibi kaçmayı bizi öğretmektedir? İkramın, ‘fıtrat-ı zîşuur’ olarak vicdanda gördüğü kabulün, lezzet mecraı olarak ruhlarımızda bulduğu karşılığın sebebi nedir?

İkramı ruhlarımıza bu kadar sevdiren Rabbimizin, Kur’ân’ıyla ve Resûlüyle de bizi ikrama ve infaka davet ederken, cimrilik konusunda bizi o kadar kesin biçimde uyarmasının bir hikmetini hissettim yakın zaman önce.

Düşündüm ki, ikram imanın tezahürü, cimrilik ise insanı inkâra komşu eyliyor; zira, âlemlerin Rabbinin bu kâinatı böyle mükemmel bir misafirhane ve bir sofra sûretinde yaratıp içinde bizleri misafir etmesinin ardındaki sırrı ve hikmeti, en iyi, ikramı seven ve cimrilikten istikrah eden kişi anlayabilir.

İkramda, şuunatın bir lem’ası vardır. İkramdaki hazdan, infaktaki lezzetten mahrum birinin belki ‘aklının zoruyla’ anlayacağı bir meseleyi, ikramperver bir insan aklını o kadar da zorlamadan hissen kolaylıkla kavrayabilir. Kendi iç dünyasına dercedilmiş ikram sevincini bir mikyas, bir mizan olarak istimal edip, Zât-ı Zülcelâli ve’l-ikram’ın şu kâinatı ve içinde insanı varedişindeki muradı görebilir ve hayatını o murad-ı ilâhîye göre yaşama azmine bihakkın yapışabilir.

Bilir ki, âlemlerin Rabbi birşeye ihtiyaç duyduğu, mahlukatından birşey beklediği için bu kâinatı yaratıp böyle bir ikramla insanı donatmış değildir. O, ihtiyaçtan münezzehtir. Ama, ancak küçük bir lem’asını kendi iç dünyamızda hissettiğimiz bir lezzet-i münezzehe, bir memnuniyet-i mukaddesedir sözkonusu olan...

Ne mutlu kerem sahiplerine. Ne mutlu mukrimlere...

  10.07.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3. English Version of the Article Bu yazının tercümesini okumak istiyorum.
  4.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

1cimrinin inkarıhülya kartal hocaoğlu, 11.07.2008,

Cimriliğin küfre denk düşmesindeki ana temanın, 'Kendini gerçek mülk sahibi görme' veya 'gercek mülk sahibini tanımama' olarak düşünüyorum. 'Allah namına vermeyenden alma!' ihtarının, ta birinci sözde, yani kitabın başında zikredilmesinin, gerçek fiyatı hakiki sahibine vermek veya verememek, işte tüm mesele bu! diye anlıyorum. Cömert kişi 'Allah'ın bahçelerinin' geniş olduğunu, elindeki bir elmayı, bir hurmayı vermekle 'kendi küçük bahçesinde' eksilme yaşamayacağını anlamışlığından cömertlik vasfıyla ödüllendiriliyor. Cömertlik Allah'ın ruha açtığı özel bir imani yakınlık penceresi zannederim. selamlar




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut