Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

‘Mürşid vaziyetini takınmak’

Yazara Mesaj Gönder

RİSALE-İ NUR müellifi, lâhikalar içerisinde yer almayan, sonradan Latif Nükteler’de yayınlanan bir mektubunda, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenler ile evvelce başka bir yoldan bu iklime girenler için, ikili bir tahlilde bulunur. Risale ehlinin Bediüzzaman’ın bazı ifadelerini yanlış yorumlayarak sergiledikleri ‘ya o, ya bu’ tutumunun aksine, o, meselâ tasavvuf yoluyla, tarikat berzahıyla, bir şeyhin himmetiyle iman iklimine girenlerin ‘tarikat ile Risale’ arasında bir tercih mecburiyetinde olmadıklarını beyan eder ilgili mektupta. Bilakis, bir yanda tarikat berzahında seyr-i sülûk yaşarken, beri yanda Risale’ye kalblerini ve akıllarını açık tutmaları önerisinde bulunur; ve Risale okumanın ‘mürşidlerini terk’ anlamına gelmediğini, gelemeyeceğini bildirir.

Buna karşılık, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenlerin, Risale dairesi dışında mürşid aramalarını müsaade etmez. Bununla birlikte, herkesin, bu arada Risale ehlinin de bir ‘mürşid’ ihtiyacı olduğunun farkındadır. Evet, Risale-i Nur yol gösterici bir eserdir, ama ruhu o eserle yoğrulmuş birinin fiilî örnekliğine, tecrübesine itibar ederek insan daha kolay ve muhtemelen daha hızlı yol alabilecektir.

İlgili mektubun Nur Talebelerinin ‘daire içinden bir mürşid’ edinmelerine imkân tanıyan muhtevasına mukabil, İhlas Risalesi Risale mesleğini ‘hillet’ ile tarif ederken, “Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz” der.

Bir tarafta, Nur Talebelerinin Risale-i Nur dairesi içinden mürşidler edinmelerine müsaade eden, hatta bunun fıtrî bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken bir mektup; beri tarafta, İhlas Risalesi’den ‘mürşid vaziyeti takınma’yı yasaklayan cümleler...

Bu ikisi arasında bir çelişki olmadığını ise, dikkatli her Risale okuyucusu sanırım zorlanmadan görebilir.

Çünkü, ‘mürşid edinmek’ başka şeydir, ‘mürşid olmak’ daha başka şeydir, ‘mürşid vaziyetini takınmak’ çok daha başka şeydir.

Görüldüğü üzere, Bediüzzaman, Risale dairesi içinde bir kişinin değil ‘lider’ olarak ortaya çıkmak, ‘mürşid vaziyetini takınma’sına dahi müsaade etmemekte; bunu İhlas’ın bir lazımı olarak ‘hillet’ sırrına aykırı görmektedir.

Ama ‘mürşid vaziyetini takınmak’ ayrı, ‘mürşid olarak görülmek’ ayrıdır. Kendisi mürşid vaziyetini takınmayan, kendisini Risale dairesi içinde iman kardeşlerini irşad etme gibi bir makam biçmeyen kişi; buna mukabil ilmiyle, ahlâkıyla, tecrübesiyle, faziletiyle pekâlâ bu iman kardeşlerine bir mürşid olabilir, onlar tarafından mürşid edinilebilir.

Kısacası, Risale dairesi içinde kimse kendini mürşid olarak tayin etmez; kardeşlerince öyle tayin olunabilir. Kendini mürşid addetmez, ama mürşid addolunabilir.

Ne mutlu mürşid vaziyetini takınmadan mürşid olabilenlere...


Sözü tersinden anlayan su-i fehm erbabı için not: Bu yazı, ‘mürşid vaziyeti takınmayan’ bir mürşide ziyadesiyle muhtaç ve yıllar yılı böyle bir mürşid bulabilme veya varsa ona ulaşabilme çabasıyla yorgun bir ruh haliyle yazılmıştır. Buradan da yanlış bir mana çıkaracak varsa, onlara tavsiyem “Bir çağrı, mecburen...” yazıma müracaat etmeleridir.

  16.06.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

9Neden sadece Kur'an değil?Salih Büyükyazıcı, 18.06.2008, İSTANBUL

Peygambersiz Kur'an anlayışını nasıl yanlış buluyorsak rehbersiz, mürşitsiz bir yolun da ekmel bir yol olmayacağı kanaatindeyim. Risalelerdeki tesir neydi müellifindeki samimiyet söylediği şeyleri yapması canlı bir örnek olması değil mi? yoksa sadece kitabı yazıp alın okuyun kitabı bu yeter size mi diyecek her zaman önde bulunan şahsiyetler ve onları takip eden insanlar olacaktır bu insanlık gerçeğidir bunu yok sayamayız yanlış göremeyiz.insanlar kitaplardan ziyade hal ve tavırlara bakarlar hale yansımayan kitabın hiç bir ehemmiyeti yoktur yüce beyan bu tip insanları kitap yüklü merkeplere benzetmiyor mu?

Şunu da unutmamak gerekiyor zaman sürekli değişkendir hiç bir an diğer ana benzemez her zamanın bir hükmü vardır

şimdiki zamanın dinamikleriyle 40-50 sene önceki zamanın dinamikler farklıdır onun için zamanın rununu iyi okuyan insana/lara ihtiyaç vardır ve Allah (c.c.) her zaman bir mürşit bir önder gönderir her yüz yılda bir müceddit gelme espirisi de buna dayanmaktadır.Zamanın ruhunu okuyamayan içinde bulunduğu zamanı anlamayanlar o zamanın çarkları altında ezilmekten kurtulamazlar bu tekvini bir kanundur. Üstad Hazretleri eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal diyerek nostaljiye kendini kaptıranları uyarıyordu bizim içinde aynı şeyler mevzubahisdir. Ne yazık ki bazı kardeşlerimiz içinde bulunduğu zamanı tam manasıyla anlamamış gözüküyorlar ve bazı söylemleri hayatta karşılıksız kalıyor.

Allah'a emanet olun!

8'YORGUN RUH'TAN HELALLİKUbeydullah Asgar, 18.06.2008, ankara-tr.

Aziz kardeşlerim,

Metin kardeşimim daire içinde bir mürşid arayışını, dairemiz içinde bulunan bir tarikat şeyhine intisab olarak anlaşılabileciği kaygısıyla eleştirmiş,daha doğrusu anlamaya çalışmıştım.Sonra ruhumu dinlediğimde onun da böyle bir mürşide (ancak şeyh manasında değil) ihtiyacının olduğunu anladım.

Risale-i Nur elbette bir insanı kurtarmaya hatta asrın ciddi bir alimi yapmaya yeter.(burada Nurlar'ın ve aziz müellifinin bu mücrimin nazarındaki yerini anlatmazsam sözlerim yanlış anlaşılabilir.Ben bazen duygularıma gem vuramadığım zaman şöyle derim:Şayet bana deselerki sen Nurları ve Nur Said'i- rahmetli dayımın deyimidir- bilmemek şartıyla Efendiler Efendisi Efendimiz ve üstadının üstadı İmam Ali r.a. hariç Allah ve Rasulunü kim vasıtasıla tanırsan tanı sana Cennet garanti; ancak, Nurlar ve Nur Said vasıtasıla tanı hesabın Rahmet-i İlahiye kalmış,seç deseler hiç tereddütsüz Nurları ve Nur Said'i seçerim. Çünkü onlar bana O'nu ve O'nun Sevdiği'ni öyle sevdirdi ki o sevgi ne Cennet sevadsına ne de Cehennem korkusuna değişilir,öyle seven kalpleri cehennem yakamaz.Nar Nur'u yakabilir mi?)Böyle bir bağlılığa rağmen insan bazen somut bir Mürşid'e ihtiyaş duyuyor. Duymasaydı ta Urfa'dan ;Erzurum'dan memleketin her yanından ağabeyler üstadı ziyarete gelirler miydi? Karen'li Veysel çöller aşıp Medineye gelir miydi? hangimiz istemeyiz üstadımızın ve Efendimiz'in sinesine göz yaşlarımızı boşaltıp,mücrim taleben veya kölen senden medet ister ey üstadım ve ey Efendim demeyi.Kim istemez. yorulduk,günaha battık,bahtına düştük tut elimizden demeyi.

Acizane ben kendim ikinci kuşak ağabeylerden bir mürşid buldum. ta lise çağlarımdan beri ne zaman bunalsam sinesine yaslanır göz yaşlarımı boşaltırım. ya o ne yapsın. BİR GÜN BANA YORGUN BİR RUH YARALI BİR KALB İLE ŞÖYLE DEMİŞTİ: ..... KARDEŞ , EFENDİMİZİN SIRRINI ANLATTIĞI BIR SAHABİSİ VARMIŞ,BUNALINCA ONA İÇİNİ DÖKERMİŞ,VEFATINDAN SONRA DAYANAMAMIŞ BU SIRLARA VE ALIP BAŞINI ÇÖLLER GİTMİŞ, BENİM İÇİMİ DÖKECEGİM KİMSEM YOK BAZI GECELER ŞU YASTIĞI KUCAĞIMA ALIR SABAH KADAR ONA DERDİMİ DÖKERİM.

DEMEKKİ METİN KARDEŞİMDE BU DURUMDA. TUTMUŞUM BENDE ONA DERDİNİ BİR YASTIĞA DÖK DİYORUM.

HAKKINI HELAL ET KARDEŞİM...

7Daire içinde Mürşid...Eymen, 18.06.2008, İstanbul

selamun aleyküm

Kardeşlerimiz ve Metin ağabey mühim bir mevzuya değinmişler. Aslında konu çok yönlü. Üstad her insana kapılar açar. yeter ki insanlar nihai gayeye erişsinler. Mürşid aramak isteyen arasın ve daire içinde bulsun, tarikatten gelen şeyhini bırakmasın... Fakat Üstadın İnayat-ı Seb'a bahsindeki ifadelerinden anlaşılan o ki Üstad, Risale-i Nurun şahs-ı manevisini kendine mürşid görüyor.

Bir açıdan kitab tek başına mürşid olamaz. Çünkü onun anlattıklarını gösterecek ve yaşayacak biri lazım. Mesela Kur'an için Resulullah ve sonra Resulullah gibi yaşayan Ehl-i beyt-i Nebevi... Buna hadis işaret eder. Bu sıradan ve biraz da somutçu olan biri için gereklidir, diyebiliriz. Belki de ileri aşamalara gelip de Hakikat'leri bulan birinin onların nasıl hayata aktarılacağını bilememesinde, Hakikatleri yaşayacak "kudsi" bir mürşid ihtiyacı yine hasıl olabiliyor. Fakat tam manasıyla açlığını ve manevi ihtiyacını hisseden ve manevi hastalık ve yaralarını gören bir insana bir kitab mürşid olabilir. Hele o kitap, içinde hayat formatları olan Peygamber kıssalarını ve temsilleri içeriyorsa Kur'an gibi... Ve iman hakikatlerinin hayata aktarılışını işleyen Lahikaları içeriyorsa bir Risale-i Nur gibi...

Nur dairesi içinde, Risale-i Nurun şahs-ı manevisinin mümessili konumuna gelen ağabeyler ve ablalar farkında olmasalar da birer mürşid(e)dirler. Fakat bunu iddia etmezler. Etmemeleri olmamaları anlamına gelmez. İhlas, uhuvvet, takva, ilim, marifet, hizmet, aşk ve ciddiyet, gayret, tevazu, sebat ve metanet gibi binlerce güzel vasıflarla muttasıftırlar. Bu talebeler Lemeattaki " Meziyetin varsa hafa turabında kalsın, ta ki neşv ü nema bulsun " hakikatine masadak ve bilfiil mazhar oluyorlar. Mesela buna bir misal Kastamonu Lahikasında bahsedilen ve Nur dairesi içinde maddi-manevi tasarrufta bulunan ve büyük bir veli olan bir ağabeyimiz nümune gösterilebilir...

Şahsen anladığım şu ki, iman hakikatlerini ruhunda ve kalbinde bizlere yansıtan her bir kişi Nur dairesinde olsun olmasın birer mürşiddir. Çapına göre bu mürşidlik realitesinin görünüşü değişir ve netleşir. Daire içindekiler Risale-i Nurun şahs-ı manevisini temsil ederler ve kendileri de bir şahs-ı manevi olurlar, Tahiri Ağabey gibi... Hedef doğrudan Risale-i Nura muhatab olmak ve daha ötesi Risale-i Nur vasıtasıyla Kur'anın daire-i kudsiyesine girerek Kur'ana muhatab olmak ve marziyat-ı Rabbaniyeyi Rabbü'l-Âlemîn'in kelamından istinbat edecek hale gelmek ve bunu yaşamak. Tıpkı bir sahabe gibi...

Sanırım biz şunu öğrendiğimizde mesele daha iyi oturacak, birbirine reddiyeler ortadan kalkacak... Hakikat, ehadîdir, ve ehadiyet 1001 vecihlidir, daha ötesi sınırsız vecihler sahibidir. Her birisi de hakikattir, hakikati gösterir ama tamamen yansıtamaz. Küllî bakabilen kişi hepsini, ve yerli yerinde olduğunu görebilir. Nur talebesi de böyledir veya böyle olmalıdır. Külliyattan çıkan ana mana bu.

selam ve dua ile

aciz ve fakir kardeşiniz

Eymen

6ENES KARDEŞEubeydullah asgar, 18.06.2008, ankara-tr.

Enes kardeşim,

Lahikanın ilgili kısmını yazdığın için cok teşekkür ederim.Ancak, kafanın karışmasına hiç gerek yok.Yazımı tekrar dikketlice okursan AYNI düşüncede oldığumuzu görürsün. fakat ben ,hala 'daire içinde mürşid' deki MÜRŞİD sözündaki mananın senin ve benim anladığım gibi bir REİS,REHBER,AĞABEY manasında mı? yoksa kendine özgü bir statüsü bulunan 'ŞEYH' manasında olduğu konusunun izahına muhtacım.

DAHA DA ÖNEMLİSİ METİN KARDEŞİMİN BUNDAN NE ANLADIĞINI MEREK EDİYORUM.

Yalnız ihtilaflardaki hayrın züğürt tesellisi olduğu görüşüne katılamıyorum.Zira 'OLANDA HAYIR VARDIR' ve olan da budur.farklı fıtratlar farklı hizmet alanlarını iktiza eder.Hizmetin tek bir lidere olan ihyiyacını ise Efendimiz'in sünneti ve üstadımızın düsturları ışığında biz yani talebeler değil 'kader' belirler.

'SONRA GELECEK O ZAT RİSALE-İ NUR'U KENDİNE PROĞRAM YAPIP,İSLAMI HAYATA HAYAT YAPTIĞINDA' herkes ona tabi olur.Aksine kulların müdahelesi birligi değil ayrılığı kuvvetlendirir.

Korku yok bize.Çünkü: 'İNAYET ALTINDAYIZ'

5Ubeydullah kardeşeenes kara, 17.06.2008,

sizin ifadeleriniz de benim kafamı karıştırdı,

Evvela aşağıda iktibas ettiğim yer aradığınız yer olabilir.

"Bir düstur

Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur’un dâiresi hâricinde nur aramamalı ve aramaz. Eğer ararsa, Risale-i Nur’un penceresinden ışık veren mânevî güneşe bedel bir lâmbayı bulur, belki güneşi kaybeder.

Hem Risale-i Nur’un dâiresindeki hâlis, pek kuvvetli ve her ferdine çok ruhla¬rı kazandıran ve Sahâbenin sırr-ı verâset-i Nübüvvetle meşreb-i uhuvvetkârâne¬sini gösteren “meşreb-i hıllet ve meslek-i uhuvvet” ise, hâriç dâirelerde o pedere ve o mürşide üç cihetle zarar vermek suretiyle, bir pederi aramaya ihtiyaç bırak¬maz; birtek peder yerine, pek çok ağabeyi buldurur. Elbette büyük kardeşlerin müteaddit şefkatleri, bir pederin şefkatini hiçe indirir.

Dâireye girmeden evvel bulduğu şeyhi, her fert o şeyhini, mürşidini, dâirede dahi muhâfaza edebilir. Fakat şeyhi olmayan, dâireye girdikten sonra, ancak dâire içinde mürşid arayabilir. Hem Risaletü’n-Nur’un velâyet-i kübrâ olan sırr ı verâset-i Nübüvvet feyzini veren ders-i hakâik dâiresindeki ilm-i hakikat dahi dâire hâricindeki tarikatlere ihtiyaç bırakmaz. Meğer tarikati yanlış anla¬yıp, güzel rüyalar, hayaller, nur ve zevklere müptelâ ve âhiret faziletinden ayrı olan dünyevî ve hevesî zevkleri arzulayan ve merciiyet makamını isteyen nefis¬perestler ola...

burada mürşid arama sadece tarikatten gelenler için gerekli olmasa gerek,

üç kişi bir araya gelince biri imam olsun diyen bir din

nur hareketini sadece kitaba havale edip onu idare ve sevk edecek bir mürşitten mahrum bırakır mı?

öyle olduğunu zannetmek ve risale-i nur yeter demek hatadır.

günümüzde farklı farklı bir çok nur hareketini vazife taksimi şeklinde gören ve maalesef kimi yerde bir nev-i zügürt tesellisi olan bu ayrışma işte bu mürşitsizlikten gelen (ama olması gereken şekliyle) sıkıntılardan kaynaklanmaktadır.

Tarikat tarzı mürşid olmaya risale-i nurun izin vermemesi, Olması gereken tarzda bir mürşid ihtiyacını iskat etmez.

Mürşit elzemdir.

4ŞEYH Mİ ? MÜRŞİD Mİ?ubeydullah asgar, 17.06.2008, ankara-tr.

Metin kardeş,

Tarikat meslegi ile Risale-i nur mesleginin alakalarını açıklayan bir Üstad lahikasından bahsederken üstadımızın daire içinde bir mürşide cevaz verdiğini söylemeniz kafa karıştırıyor. Keşke lahikanın ilgili bölümünü yayınlasaydınız. Bu 'mürşid' tarikat şeyhi manasında bir mürşid midir? yani tarikat mesleğinden Nur dairesine giren bir 'şeyh' e intisab edilebir manasında mı? yoksa, bir nur talebesi, mesleğin düsturlarını yaşayan somut bir ağabeyi kendisine örnek ve danışman olarak alabilir manasında mı? İkinci manada ise bu lahika ile birlikte anılması doğru değildir,anlamsızdır. Yok birinci manada ise yanlıştır: zira,bir şeyhe bağlı kalınarak Nisale-i Nur'dan istifade edilebilir ve edilmeli de.Ancak bu şekilde Risale-i nur mesleğine girilmiş olamaz.Olsaydı İman İklimine Risalei Nur'la girenlere de bu yol kapatılmazdı. TEVHİD-İ KIBLE ETMEYE MECBUR BİR KALB İKİYE BÖLÜNEMEZ.

İLLA Kİ YORGUN KALBİN ŞEFAT İSTİYORSA GÖZÜNÜ YUM EFENDİMİZİ VE ÜSTADIMIZI DÜŞÜN, MUTMAİN OLMAZSAN O ZAMAN BİR MÜRŞİD ARAYABİLİRSİN...

3Oktay Gökkoca, 17.06.2008, Tarsus

Metin abi.

Dikkatli risale okumalarınız bizim de istifadelerimize medar oluyor.

Daire içinde kimi mürşid edinmeliyiz sorusu her mizaca, fıtrata göre değişebilir zannımca. Risale dairesi içinde birtek kişiyi mürşid addetmek bana tekellüflü bir yol olarak görünüyor. Birden çok mürşid edinme (şahıs anlamında) bana daha muvafık geliyor. Ama netice itibariyle enesiz bir mürşid olarak benim tercihim Risale-i Nur'un kendisidir. Şahıslar, inkısar-ı hayale sebebiyet verebiliyorlar ve veriyorlar. Bu konuda Abdullah Taha ağabeye iştirak ediyorum.

Ayrıca bir soru sormak istiyorum: Yazının altındaki dipnotta geçen "bir çağrı, mecburen" yazısına havaleyi her yazınızın altına iliştirecek misiniz? "Bir çağrı, mecburen" yazınızı usul ve hitap bakımından tasvip etmiyorum.

Mesela sırf bu yazı nedeniyle bile Metin abiyi her konuda değil, bazı noktalarda mürşid edinebilirim. Başkalarını da başka noktalarda.

Ben Risale-i Nur'dan acizane aldığım dersle (dersimi alışımda eksiğim, yanlışım olabilir) hakiki bir Mürşid'in sıfır eneye sahip olması gerektiğine inanıyorum. O da sadece Risale-i Nur'un kendisidir.

Hakkınızı helal edin.

2hakikaten çok latif bir nükte...abdullah taha , 17.06.2008,

BU latif nükteyi bizlerle paylaştığınız için Allah sizden ebeden razı olsun diyorum. Hakikaten ortada çok latif ve bir o kadar da keskin bir ayrım var.

İstidraden ,belki de malumu ilam sadedinde, ben de şunu haddim olmayarak eklemek istedim:

Kanaat-i acizanemce bir nur talebesi için mürşid, diğer bir nur talebesi olabileceği gibi Risale-i Nurun kendisi de olabilir.

Burada esas olan sizin de "mürşid addetmek" olarak işaret ettiğiniz intisap sırrıdır. Yani eğer insan isterse Risale-i Nura da bir mürşid gibi intisap edebilir -ki 'Risale-i Nura intisap etmek' kavramından Bediüzzaman da bahsediyor- gibi geliyor bana. Aslında belki bu intisap "insan mürşid" ile mürid arasında oluşacak intisabın dezavantajlarını da ortadan kaldırabilir. Çümkü "kitap mürşid"in ene'si yoktur. Mürşid vaziyetini takınamaz yani "kitap mürşid".

Baki teşekkürler Metin ağabey...

1mürsid vaziyeti takinanlarMuzaffer Kazim (circularconversations), 16.06.2008,

Mürsid vaziyeti takinanlar, hic kendi konumlarini tartmadan, karsisindakinin her haline hem de istisanasiz her haline müdahale hakkini kendinde buluyor maaalesef. Az mi bu insanlar?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut