“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sıkı tut ruhunu
–Rabia Nazik Kaya

[*4.593 yazı içinden]

Bir çağrı, mecburen...

GÜÇ MANTIĞININ takipçileri, ‘doğru’yu tesbitte zorlanmazlar. Güçlülerin savunduğu hangisiyse, doğru odur!

Hiç büyümeyen bir çocuğa benzeyen asabiyet insanı da, doğruyu tesbitte zorlanmaz. Doğru, onun aidiyet hissettiği yere ait olandır. Meselâ bir milliyetçi, kendi milliyetinden biri ile başka milliyetten biri arasındaki gerilimde meseleyi hemencecik çözümler: Kendi milliyetinden olan haklıdır ve zaten bütün dünya onlara düşmandır.

Hak mantığıyla hareket eden ise, meseleyi güçlü-zayıf, bizden-öteki denklemiyle irdelemediği gibi, hakkâniyet terazisini yanından hiç eksik etmez. “Bir mü’minin her sıfatı mü’min olmadığı gibi, bir kâfirin her sıfatı kâfir değildir” gibi sözler, işte böyle bir terazinin sahiplerince söylenebilir zaten.

Yazılarım(ız)a gelen bazı yorumları görünce, asabiyet insanlarıyla uğraşmaktan artık iyice sıkıldığımı anlıyorum. Yazılan herşeye ‘bizim lehimize mi, bizim aleyhimize mi’ gözüyle bakan; ‘doğru da olsa, bizim aleyhimize ise, yazılmamalıydı arkadaş’ gibisinden dayılanan; daha da ötesi, her rüzgârdan nem kapıp her yazıdan huylanan ‘asabî’ insanların varlığından haberdar olmak, ne yalan söyleyeyim, canımı sıkıyor. Böylelerin varlığının, aidiyet iddia ettikleri camianın samimi ve hakperest takipçilerinin de canını sıktığına inanıyorum.

Kendi namıma, bu sıkıntıyı son olarak “Lider ve mürşid” yazısı vesilesiyle hissettim. Hikmetli bir nüansı dile getirdiğim bir yazıya, bazı kardeşlerimiz mânâlı bir alınganlık gösterdiler nedense. Dahası, yazıyı sanki sırf onların o aşırı ‘övgü’ merakı yüzünden takdir hislerimi ifadeden ictinab ettiğim bir muhterem isme ‘lâf çakmak’ için yazmış olduğum zehabını da taşıyarak.

Doğrusu, birilerince böyle asabî bir ruh haliyle okunuyor olmaktan hiç de memnun değilim. Beni böyle okuyan kardeşlere tavsiyem, herkes için selametli bir yolu ihtiyar etmeleri, böyle okuyacaklar ise hem benim hem kendilerinin iyiliği için beni okumama yolunu seçmeleridir. Bunu söyleme durumunda kaldığım için üzgünüm ama, bu kadar asabiyetten de cidden sıkıldım...

Bundan daha sıkıcı olanı ise, bazı yorumcuların son derece sıradan, basit ve dahası çiğ bir ‘saldırı’ya yeltenmiş olmalarıdır. Üstadım Bediüzzaman’ın “İhlas Risalesi’nden “Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz” dersini almış birinin değil ‘lider’ vaziyetini takınmak, ‘mürşid’ vaziyetini dahi takınmaktan ictinabını bir ihlas düsturu bilmekliğime karşılık, ne kadar da çiğ bir şekilde ilgili yazıyı içimde sakladığım ‘liderlik’ tutkusuyla yazabildiğimi iddia edebiliyor birileri. Tıpkı, daha önce yazdığım kimi yazılar, mesel⠑sarıklı genç’ tabirine dair iki yazı karşısında güya cevap yazan bir müfrit ismin kendimi o konuma lâyık görüyormuşum ithamını el çabukluğuyla devşirivermesi gibi...

Böyle ‘niyet okuyuculara,’ bir daha canımı sıkmamaları için, yapabileceğim en sert çağrıyı yapacağım şimdi. Onları ‘mübahele’ye çağıracağım.

Metin Karabaşoğlu’nun yazılarından ‘lider olma tutkusu’ okuyanlar, bu iddialarında samimi iseler, ben istedikleri yerde ve istedikleri saatte onlarla mübaheleye hazırım. Onlar da bu dediklerine cidden inanıyorlarsa, buyursunlar, mübahele yapalım. Ben, “Eğer bende lider olma tutkusu ve iddiası varsa, Allah’ın lâneti üzerime olsun. Değilse, hakkımda bu iddiayı dile getirenlerin üzerine olsun” diyeyim. Onlar da, kendileri namına iddialarını eğer doğru ise benim üzerime, yanlış ise kendi üzerlerine Allah’ın lâneti talep ederek tekrarlasınlar.

Mübahaleye davet edeceğim bir kişiye daha rastlanıyor ilgili yazının ‘yorum’cuları arasında. Bu kişi ise, bende ‘liderlik tutkusu’ hissetmekten öteye geçmiş; beni bu uğurda ‘adam harcayan’ biri olarak resmetme iğrençliğine de tevessül edebilmiş.

Bu kişiye de bir çağrım var: Yorumunda iddia ettiği şekilde, Karakalem’de vaktiyle yazıyor olup şu an ya yazamıyor veya yazmıyor olan isimlerin yazamıyor veya yazmıyor oluşu benim ‘liderlik’ hevesimden kaynaklanıyor ise; dahası Karakalem’de evvelce yazıyor olduğu halde benim yazmasına mani olduğum tek bir isim dahi gösterebilecek durumda olduğunu düşünüyor ise, gelsin, mübahale yapalım, lânetleşelim: Dediği doğruysa, Allah’ın lâneti benim üzerime, değilse onun üzerine olsun.

Bu, iddia ve iftira sahiplerine açık bir çağrıdır...

Zihnimde ve kalbimde yoğurduğum, vicdanıma danışıp da dile döktüğüm kelimelerime ve yazılarıma kara çalmak isteyen namertlere karşı böyle bir çağrıda bulunmaya kendimi mecbur bildim.

Neyi niye yazdığımı ‘asabiyet berzahı’na girmeden anlayabilen sevgili okuyucularımdan ise, bu yazıyla verdiğim geçici rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.

—Metin Karabaşoğlu

Editör

  13.06.2008

© 2015 karakalem.net, Editör

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

24Ah dertli dolap ah...yasin eşref, 19.06.2008, Isparta

su-i zanla ilgili ben birşey yazmadım, Üstad "sevgi ve advete nasıl bakıyor" onu Muhsin kardeşime yazdım.

Sebebi de yazdığı güzel cevabın ilk paragrafının bana hatırlattığı ile ilgiliydi..

..

Metin beye su-i zan falan nerden çıktı...

...

yanlış anlaşılmaya neden olmuşum kusura kalma...

cümleten selametle...

23ironiktirSerdar Pehlivanoglu, 19.06.2008, California/ABD

Hocaefendi diyor ki: "Bazisi icin havadan nem kapiyor diyorlar, ona ruhum feda, ya yagmur altinda dahi islanmayanlara ne demeli?"

Bunu bizzat agzindan da duyma serefine sahip olmustum...

Metin abi, murekkebi kurumadan diyecegim ama eskide kalmis bu soz, yukardaki yazisinda asabiyetten bahsediyor.

Dertli dolap kardes ise soyle bir cumle kuruyor: "Cemaatinizinde bu yola daha önce başvurduğunu ispatladı"

Bu ne demek? Su demek ki Yasin esref bey Hocaefendi cemaatinden(bu ne demekse, her neyse analizi bu kadar detaylandirirsak isin icinden cikamayiz, zaten gerekte yok, o kadar savruk bir cumlenin analizini yapiyoruz ki, ilkokul cocugu bile anlar)...

Halbuki ben ozel bir emailinden anladigim kadariyla Yasin abinin sempatisinden ve duasindan ote bir yakinligi yok... kaldi ki olsa ne olur?

Yani dertli dolap'i halen "cemaatinizin" seklinde bir terkip kurmaya iten sebep ne olabilir ki? hem de dogru olmama ihtimaline binaen sadece bir zan olmasina ragmen... (ki dogru bile degil)

Bu da farkli bir asabiyet turu herhalde.

Ne demistik basta:

'Bazilari icin havadan nem kapiyor diyorlar, ona ruhumuz feda, ya yagmur altinda dahi islanmayanlar icin ne demeli?'

Hamis:

1. dertli dolap kardesim kusura kalma, ama uzatma pahasina yaptigin o kadar garip ve ironik ki dayanamadim..

2. dersen ki ben asabiyet yapmak maksadiyla degil ama mezkur cemaatin acik bir asabiyet belirtileri gosterdiginden oyle soyledim(ki dogrudur) ama yine de boylesi bir bahane ozur kabul edilemez... Cunku bu asabiyettir, cunku bu farkliliklari catisma sebebi yapar, cunku bu edebe aykiridir, cunku bu apacik bir zandir, cunku bu ustune olmayan bir vazifedir... Bu cunkuler cok arttirilabilir, ama gerek yok...

3. Benim cemaatimi merak edenler icin, acik ettim herhalde...:) Yok tahmininiz yanlis, Hocaefendi cemaati degil:

Kendimi Akl-i Selim cemaatinden ilan ediyorum... Boyle bir cemaat yok demeyin, var hem de uyeleri birbirlerini hemen tanirlar...:)

22Kim suizanda bulunuyor?Dertli dolap, 18.06.2008, İSTANBUL

Yasin Eşref,neden her şeyi işine geldiği gibi yorumluyorsun!Metin Karabaşoğlu suizanda bulunan değil,suizanna maruz kalan kişi durumundadır!

Suizanda bulunan kişiyi de lanetleşmeye çağırmaktadır.Cemaatinizinde bu yola daha önce başvurduğunu ispatladı.Daha niye uzatıyorsun ki?

21Teşekkür...yasin eşref, 18.06.2008, Isparta

Muhsin kardeşim, Tenezzül edip böylesine güzel cevap verdiğin için teşekkürler...

...

fakat söylemeden geçemeyeciğim, ilk paragrafın halis cevaba biraz halel getirmiş..

böyle zamanlarda Üstad ne demiş hemen ona bakmak isterim:

"Muhabbet, uhuvvet, sevmek İslâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır. Ehl-i adavet, mizacı bozulmuş bir çocuğa benziyor ki, ağlamak ister, birşey arıyor ki onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz bir şey, ağlamasına bahane olur."

devamında şu cümle çok etkileyici:

" Hem insafsız, bedbîn bir adama benzer ki, sû’-i zan mümkün oldukça hüsn-ü zan etmez. Bir seyyie ile on haseneyi örter. Bu ise, seciye-i İslâmiye olan insaf ve hüsn-ü zan bunu reddeder."

selametle kal...

20muhsin kurt, 18.06.2008, Almanya

ve "Hakkin hatirini yüceltme" meselesi söz konusu oldugunda Cennetle müjdelenme makaminda insanlarin birbirlerine kilic bile cektiklerini hatirlatiyorum. Velev ki sefkatlerinden süpheye düsülecegini hissetmis olsalar bile.. Vesselam.

19Sefkat, Ama Nasil?muhsin kurt, 18.06.2008, Almanya

Yasin Esref Kardesim,

Sanal ortamda, tanimadigin, fikrinden, ilminden hele en önemlisi ihlasindan emin olmadiginiz kimselere sizi bilgilendirmelerine ihtiyaciniz oldugunu söylemeyin, tavsiyesiyle sözlerime basliyayim. Yok, malumu sual nevinden karsinizdakini ilzam etme davasiyla muhatabiniza istediginiz birseyleri söyletip de bir cizgiye getirme kasdiyla soruyorsaniz da yazik edersiniz, onu da tavsiye etmiyorum.

Sünnete dair bazi hükümlerin, fitne asri oldugu asikar zamanimizda, makama, kisilere ve nasil uygulandigina bakilmadan "monte edilmesi" durumunda ne gibi meselelerle yüzyüze kalinacagi konusunda hemfikiriz. Gönülde imani tasimanin, avucta kor ates tasinmasina yapilan benzetmeyle devam eden o meshur Hadis-i Serif´de, dinden onda birinin yasanabilmesi halinde -gaye onda onunu yasama olmakla birlikte elbette- ancak kurtulusa erilebilecegi bir dönemin geleceginden bahsedilmesi bu konuda bu fikirlerimizi teyid ediyor zannedersem..

Mübaheleyi kullanmali miyim sorunuza ise, (bu konuda fetva makami olmamakla birlikte, sorunuzu kendi kendime sorarak kendime verdigim cevaba sizi de ortak ederek cevapliyorum) bunu kullanmak zorunda kalan Zâtlarin o kullanislarinin nedenleri sizde de olusuyorsa, sanirim sorunuzun cevabi da -o noktaya gelme sartiyla- evet oluyor. Siradan abi-kardes tartismalarinizda da o sartlarin olusmasina sebep oluyorsaniz ayni cevaba matufsunuz.

Ancak hangi siklikla olacagini, yine Efendimiz (sas)´in hangi siklikla kullandigindan ögrenebilirsiniz.

Bu konuda asagida ki sözlerim dikkatinizden kacmis olacak, tekrar dikkatinize sunuyorum:

"Davasinda hakli bir kisi, hakliligini ifadeye mecbur biraklinca bunu dile getirir. Dile gelen hakikatler kasitli, niyet sorgulayici (ve bu sorgulamanin sonucunda -belki de daha basinda- reddedici) ve de inatla anlasilmaz veya tersi anlamlara cekilmekte israr edilince o kul, mubahele yaparak avamin dile gelen hakikatler hakkinda süpehatini izale; ehl-i hak ve insafin nazar-i dikkatine de Hakk´in hatirinin degisilmedigini gösterir."

Konu Metin Agabeyin mecburî mubahele cagrisindan ciktigi icin de, kendisinin bu konudaki aciklamasindan da bir alinti yapayim:

"..cevabın da iki yolu vardır: ya uzayıp gidecek, çok hamur götürecek, ama bu arada başkaca kişilerin hukukuna bir şekilde dokunacak bir yolu seçerseniz yahut en kestirme yolu. Karşıdaki kişi bir fikir müzakeresi yerine ‘belden aşağı’ vurmaya yelteniyorsa; nitekim “Lider ve mürşid” yazısının muhtevası ve mesajı ortadayken sizi tam da bu yazının zıddı bir ruh haline sahip olmakla, lider olma tutkusuyla ‘liderlik’ eleştirisine girişmekle itham ediyorsa, en doğrusu, ‘dürüstlüğün öfkesi’ne sığınarak en kestirme yoldan gitmektir.

Mübahale çağrım, işte bu sebeptendir."

Nicin yayginlasmadigi konusunda ise, iyi ki yayginlasmamis diyorum. Cünkü lanetin ne anlama geldigi bilinmeden, hislerin her galeyana geldigi anda lanetlesmeyi aliskanlik haline getirme tehlikesi var hepimiz icin. Yayginlasmamissa sayet sebeplerden biri bu olsa gerek.

Bir insanin cocuguyla veya okuyucusuyla lanetlesmesi sünnet midir de diyorsunuz.. Konunun teknik cevabina fetva makaminda olmamakla birlikte; Hakk´in hatirini yüceltme yolunda "belden asagi" vurarak bu hatira zelal getiriliyorsa sayet, bu kisiler sevdiklerimiz de olsalar "Hakk´in hatiri âlidir, hic bir hatira feda edilmez" diyorum. Cünkü rehberimiz olan insanlar, bu ugurda sevdikleriyle mukateleden bile kacinmamislar..

(Bir yazarin okuyucusunu secme sansi da bulunmuyor malesef. Ard niyetle okuyanlar da cikabiliyor, münafiklik alameti gösterenler de.. ) Kaldi ki nesebî yakinlarimizla degil de "imanî" yakinlarimizla mubaheleden kacinmaksa imaniz, buna yukaridaki izahi da göz önünde bulundurma sartiyla elbette itirazim olamaz.

Sefkat cok önemli derken de, kafire ve münafika gösterilmesi gereken sefkatin ölcülerine serh düserek, Sahabe-i Kirâmin bile kendi aralarindaki o mukatelelerinde asla "sefkatsiz" davrandiklarini sanmiyorum.

18Sadik ahmaklarla nasil ugrasirsin?Serdar Pehlivanoglu, 17.06.2008, California/ABD

Dusman vardir, safi bellidir, ne dedigi bellidir, buna dua edersin, yardim edersin sefkat gosterirsin...

Dost vardir, ahmaktir, ne zarardan anlar ne kardan, ne insafdan ne iz'andan... ne mantiktan ne hissiyattan... Boyle dostu Allah dusmanima vermesin...

Boylesi bir dostun bir de olmazsa olmazlari vardir... kendince dogrulari vardir... ve senin dogrularin ayni safta oldugun icin onunkileriyle ilgi-cakismasina ugrayabilir... Ve kulli zarardir bu dost...

Bu dostu nasil ikna edersin anlayacagi sekilde, baska seyden anlamaz...

Metin abi, cagrisini yapti, cok bilmis arkadas ses cikartti mi? Baska turlu anlamaz o, ANLAMAZ... bak simdi anladi anyayi konyayi...

Bence en iyisini yaptin Metin abi...

herkes haddini bilmeli, bilmeyenler de yarin soylediklerinden pisman olacagini dusunmeli...

Baki selam...

17Dertli dolap kardeşime...yasin eşref, 17.06.2008, Isparta

şimdi seni lanetleşmeye çağırmam gerekecek, bu konuda bir yaram olmadığını ispatlamam için... neyse kardeşim iyi niyetin cam parçalarını elmasa cevirdiğini söylüyor üstad...

...

Emin ol meseleyi öğrenmek için yazdım, ve başkaları mesleyi büyütebilir diye Zehra hanımla muhatap oldum...

selametle kal kardeşim, yaralarımızı sizler farkettiğinizde teşhirden ziyade acıyıp tedavisi ile uğraşacağınıza eminim, Risale okuyan büyük insanlarsınız. birbirimizi kırmayalım, svindirelim... selametle kal. derdiman@hotmail.com

16Hala bilgi eksikliği var...yasin eşref, 17.06.2008, Isparta

Muhsin kardeşim, bende hemen internet sayesinde lian'ın(lanetleşmenin) uygulandığı vakaları inceledim... tabi kasır fehmimle tamam anlayamadım... sizin beni bilgilendirmenize ihtiyacım var...

Siz de çok iyi biliyorsunuz ki efendimizin hal harekatı bir ampul gibi aydınlatıyor bizleri, ama o ampulu pat diye bu yaşadığımız ortamdaki bir duruma makamına kime ve nasıl uygulandığına dikkat etmeden monte edersek bazen aydınlatmadığı düşüncesi oluşabiliyor. ..

sizden istihamım bu lanetleşmeyi yarından itibaren bende kullanmalımıyım ve nasıl ne zaman kullanmalıyım... mesela abimle sık sık tartışırım, abimle olan tartışmalarımda sık sık kullanabilirmiyim...

...

Neden yaygınlaşmamış bir uygulama ...

...

Yani kısacası sevdiğim inasanlarla mesela çocuğumla olan bir durumda (veya okuyucumla) bile lian yapmam Sünnet midir?

...

Aslında bu sorular tam Mustafa İslamoğluna sorulacak bir soru, neyse...

...

yorum yazan tüm kardeşlerim selametle kalın....

15Siyer-i Nebî (sas)`den..muhsin kurt, 17.06.2008, Almanya

Kardeslerim,

Davasinda hakli bir kisi, hakliligini ifadeye mecbur biraklinca bunu dile getirir. Dile gelen hakikatler kasitli, niyet sorgulayici (ve bu sorgulamanin sonucunda -belki de daha basinda- reddedici) ve de inatla anlasilmaz veya tersi anlamlara cekilmekte israr edilince o kul, mubahele yaparak avamin dile gelen hakikatler hakkinda süpehatini izale; ehl-i hak ve insafin nazar-i dikkatine de Hakk´in hatirinin degisilmedigini gösterir.

Hic birimiz sefkat ve merhamette Efendimiz (sas)´e -hasa- yetisemeyecegimize göre, O´nun mübarek yasamindan bir kesite dikkat cekerek yanlis anlasilmalara sebep verebilecek bir bilgi eksikliginden kurtulalim istedim insallah, selam ve dua ile..

"..Allah Resûlü, Necran heyeti adına konuşan dinî liderleri Ebû Hârise ile başkanları Abdu'l- Mesih'i İslâmiyet'i kabule çağırdı. Arada tartışmalar çıktı… Peygamber Efendimiz, nihayet dâvasında haklı olduğunu daha kesin göstermek için emr-i ilâhî gereğince, Necranlıları Mubâhaleye (Lânetleşmeye) davet etmişti. Çünkü yapılan tartışmaların sonu gelmiyordu. Böylece dâvasında haksız olanın üzerine Allah'ın laneti istenecekti. Aslında böyle bir lânetleşme olayına Allah Resûlü'nü davet eden bizzat Cenâb-ı Hak’tı ve bu konuda şöyle buyuruyordu:

"Artık sana ilim geldikten sonra kim seninle onun hakkında çekişirse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım. Sonra Allah’a dua ve niyaz edelim de O’nun lânetini yalancıların üstüne okuyalım. Eğer, yine yüz çevirirlerse muhakkak Allah, o fesatçıları hakkıyla bilendir..”(Âl-i İmrân, 61)

Allah Resûlü'nün bu Mubâhale teklifi karşısında Necran heyeti, özel müşavere için çekilmişler ve bu müşaverede akib Abdu'l- Mesih: “Ey Hıristiyan Cemaati! Hepiniz çok iyi biliyorsunuz ki, Muhammed gönderilmiş bir peygamberdir ve yine biliyorsunuz ki, peygamberlerle lânetleşen bir kavmin zürriyeti kesilir. O'nunla lânetleşmeyi kabul etmeyiniz ve kendisi ile bir antlaşma yaparak dininizde kalınız.” demiştir." (http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=9843)

14Kim gocunur?dertli dolap, 17.06.2008, İstanbul

Lanetleşmeden ne zaman bahis açılsa birileri gocunur.O birileri de nedense yarası olanlar olur,genelde.

Doğrusu iki üç sene öncesine kadar lanetleşme diye bir şey duymamıştım.İlk olarak İsmet Özel'in Zaman'da yayınlanan röportajında duydum,bu terimi..Sonrasında aynı gazetenin en önemli işlevi cemaati savunmak olan yazarı lanetleşmeyi İsmet Özel'in psikolojisinin bozukluğuna yormuştu!O zaman yazarın haklı olabileceğini düşünmüştüm.

Ancak aradan geçen zaman içerisinde Kur'an mealinde lanetleşme çağrısı gördüm.

Kur'anda yeri olan böyle bir çağrı hakkında insanların ileri geri konuşmasına doğrusu "Yarası olan gocunur" atasözünden başka bir sözle açıklayamıyorum.

Bence yarası olanlar yaralarını tedavi ettirsinler.Ciddiye alınmayan yaralar manevi ölümlere yolaçabilir.

Metin Bey'in lanetleşmesi İslam'da yeri olduğu için sorun değildir ama iftirayı lanetleşmeye karşı olma görüntüsü altında üstükapalı savunmak sorundur.

İftiracının destekçilerine önemle duyurulur!

13la netşeyh mağlup, 17.06.2008, bu şehir

allah'ın laneti şeytanın üzerine olsun. bana biri iftira ve hakaret ederse ona allah lanet etmesin. kendimi bu şekilde akladığımı sanmaktan beni korusun.

12İtdal-i dem ve insafBekir YILMAZ, 17.06.2008, Ardahan

Yasin EŞREF ve Oktay GÖKKOCA'nın Risale-i Nur'dan aktardıkları iki örnek ışığnda tartışmaların itidal-i dem ve insafla, medeni insanlara yakışır bir üslubla yapılması daha güzel olur. Peygambeler hariç hiç kimse layuhti ve layus'el değildir.İfrat ve tefrit ikiside zararlıdır.Selamlar...

11lütfen itidalCAFER, 17.06.2008, Bolu

mübahele çağrısına üzüldüm.

ifitraya uğrayan içinde...

eden içinde...

biz kardeşeimizi severiz ve sevmeliyiz..

fenalığı için yalnızca acırız..

boş söz ve çirkin davranışlarla karşılaştığımızda da oradan geçer gideriz...

kendimizi inançlı sanan bizler önce içimizdeki duyguların vasata ermesine yoğunlaşmalıyız...

etiket yapıştırmak kolya ama ya o etiket dönerse...

peygemberimiz veüstadımız mübahele etmemişken,

onlara tabi olanların da uzak durması gerekir bence.

mübaheleye davet edeninde, davete davetiye çıkaranında...

düşmanın hucumünda biz bir pecere açmayalım...

bir biri ile uğraşanlar müsbet hareket edemezler...

10Zehra Kardeşim öğrenmek isterim...yasin eşref, 16.06.2008, Isparta

Zehra Kardeşim, öğrenmek isterim bu lanetleşme işinin hangi makamda kimlere ne zaman yapılabileceğini.... veya Üstadımın neden hiç lahikalrında kullanmadığını? (bir savcıya bile lanet okumanın eşiğine gelip vazgeçmesinin altındaki temel espiri nedir))

...

Yoksa bilmediğim başka şeylermi var...

...

Şahsen bir mü'min kardeşime haklıda çıksam haksızda çıksam lanet okumak istemem, hele hele Üstadın Yezide bile lanet okumanın bir sevabı olmadığını bize öğrettiği halde...

....

Boş bir vaktimde bu lanetleşmeyi araştıracam inşaallah...

....

Şefkat çok önemli...

Selametle....

9zehra toprak, 16.06.2008,

üzlmeyin Metin abi her yazınızdan samimiyet okunuyor.övgü mahiyetinde söylemiyorum samimi yürekler bunu anlıyor.yasin eşref bu lanetleşme meselesi Kuranın yöntemlerinden bi tanesi o yüzden eleştirmeyin samimyeti güçlendiriyor o kadar.fakat alıntınız durmu yatıştırmaya en mutabık yazı olmuş umarım ağır eleştirilerde bulnanlar hatalarını anlarlar

8Eleştiride ÖlçüELM, 16.06.2008, Isparta

Bir yazı alınır şeriat mihengine vurulur. Şeriate uymazsa neden uymadığı açıklanır. Muhatap algılayamıyorsa parmağı kesersiniz. Şeriatın kestiği parmak da acımaz böylece...

Metin Bey'in mübaheleye davet etmesi bu amaçla olmuş.

Metin Bey'İn sözlerini şeriat mihengine vurmayıp cemaat ya da lider taassupluğu mihengine vuranlar gerçekten asabiyetçi olmuşlar.

Padişah bir liderdir ama Fatih Sultan Mehmet'de Akşemseddin'e muhtaç idi.

Metin Bey Padişahlara siz padişahsınız lidersiniz diyerek rollerini Akşemseddin'e ihtiyacınız var diyerek hatırlatıyor.

Asabiyetçilerse biz padişahız Akşemseddinler gerekmez zihniyetindeler...

Liderler sultasının olduğu yerde nasihatler para etmez...

7Biraz insaf, mecburen...muhsin kurt, 15.06.2008, Almanya

Selamun Aleyküm Kardeslerim,

Teshisi iyi koyalim, hakki söyleyelim -velev ki kendi aleyhimize de olsa-. Bazi ihlas ve hizmette ümmetin gözbebegi, beklenilen grup-cemaat oldugundan emin; disa karsi engin hosgörüsünü esirgemeyen ibnüzzaman mücahitleri, kendi sig, rüyalar üzere bina edilmis ve ilmî icerikte fakir fakat olabildigince "konjonktürel" görüslerini benimsemeyen müslümanlari -ayni Üstad´a tâbî olsalar bile- mesrebî taassubla suclarken, cogu zaman sucladiklari fiilin fâilligini yaptiklarini asla kabule yanasmiyorlar.

"..eger duysam ki Imam-i Rabbâni su an hayattadir ve Hindistandadir; her türlü müskilati göze alip o Hazreti ziyarete giderdim" manasiyla konusan o Üstad´in, o ziyaretini hangi ölcülerle yapacagini bilseydik eger, Üstad simdi hayatta olsaydi ziyaretine gidilir miydi sorusunu sormanin kendimize dair birseyleri ifsa ettigini de bilirdik zannimca..

Sarikli genc turnusolundan Metin Agabeyin bu rütbeye bir aday olma hevesi oldugu sonucunu cikariyorsak sayet; insaf, iz´an hele ferasetimizi sorgulamamiz gereken bir genc adam olmamiz da gerekiyor.. Niyet okuyuculuk, hoslanmadigimiz kimseyi illa istedigimiz cizgide görme hevesimiz kasemle ifade ederim ki, o cok demdemesi vurulan Ihlas´a ziddir, mü´mince merduttur.

Metin Agabey, siz Hakk´in hatirini Hakk´in hatirina ifadeye devam ediniz. Metinleriniz ortada, Hakk´in hatirini incitecek birseyler bulamayanlar elbette kolay yolu secip sahsinizi hedef alacaklardir. Neler yasadiginizi, biz belki ancak tahmin edebiliriz, ancak siz direkt muhatap oluyorsunuz, onun icin size bu konuda istifadenizin, sabrinizin, metanetinizin, hele sihhatinizin muhafazasi icin en samimî dualarimla destek veriyorum. Sirât-i Müstakim üzere oldugunuz müddetce Cenâb-i Hakk sizi ve bizi muhafaza buyursun, o Envâr-i Kur´ân´dan istifademizi arttirsin, amin.

Buradan bazi ihvâna da, geleneklerin ve de geleneklesmis âdâtin -cemaat, meslek, mesrep, tarikat vs. âdâti olsa bile- ser´î delillerden midir bunlar diye düsünmeleri tavsiyesinde bulunuyorum. Yoksa Vehhabîlerin tam da sucladiklari fiiliyata bulasma tehlikesi var. Mürsid sevilir, ve sevilmelidir de elbette, ancak fikrî ve mesrebî taasubdan uzak ve de hakli gerekce ve delillerle kendisi gibi düsünmeyen kardesine camur atmayi, o mesrebine duydugu muhabbetin bir geregi gibi görmeden, ser´î ölcülerle, ve Mahkeme-i Kübrâya imanin gerektirdigi ruhsatla..

Evet siz devam edin Metin Agabey Allah´in izniyle. Ne de olsa " Iltifat dost, gercek düsman kazandirir". Bâkî selamlar..

6yazılarınız bende tam tersi bir etki yaptınamık esen, 14.06.2008, istanbul/tür.

sizi tanımadan önce herşeyi "aidiyet" mantığı ile değerlendirirken,bunun yaratılmışlara karşı(dini dili ne olursa olsun hatta cansız bile olsun)ne kadar büyük haksızlık olduğunu sizin yazılarınızla kaşfettim.o zaman sizde "hakkaniyet mantığı" ile bakın olaylara ve bizlere "HAKSIZLIK" yapmayın ve ufkumuzu açın.denize atılan deniz yıldızları misali.ne kadar kurtarabilirseniz buda sizin karınız olsun .ALLAH sizden sonsuuuuuz kere razı olsun.size çelik gibi sabır size ve kaleminize güç versin...

5Şöhreti kazibe...?yasin eşref, 13.06.2008, Isparta

Ya Metin Abi bu lanetleşme ne demek...

Senin gibi risale okuyucusu nasıl böyle bir yaklaşım sergiler... Kanaatimce eski Metin damarı ile yazmışssın yazını...

selametle...

...

Birinci Hikâye: İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebebsiz, gıyabımda tezyifkârane, hakaretli sözler söylemişti. Sonra bana söylediler. Bir saat kadar Eski Said damarıyla müteessir oldum. Sonra Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle şöyle bir hakikat kalbe geldi, sıkıntıyı izale edip o adamı da bana helâl ettirdi. O hakikat şudur:

        Nefsime dedim: Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar, şahsıma ve nefsime ait ise; Allah ondan razı olsun ki, benim nefsimin ayıblarını söyler. Eğer doğru söylemiş ise, beni nefsimin terbiyesine sevkeder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır. Eğer yalan söylemiş ise, beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır. Evet, ben nefsim ile musalaha etmemişim. Çünki terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir.

4ÇEKİÇ ALGISI VE OKUYUCULARA ÇAĞRI..saltuk buğra tekbaş, 13.06.2008, istanbul

kıymetli Karakalem...

ellerinde çekiç olanlar her şeyi çivi görürlermiş...

siz ne yazarsanız yazın "çekiç algısı" sebebi ile yazılarınız "çivi" olarak addedilecektir.

ben burada "çekiç algısı"na geçmeden önce bir noktaya değinmek istiyorum..

metin beyin her yazdığına herkesin muhatap olmasını gereksiz buluyorum..her nekadar umuma açık bir site olsada bu sitede ki yazılar 5 yıldızlı bir otelin açık büfesine benziyor...

HERKES HER ŞEYİ OKUMAK ZORUNDA DEĞİL...

sonrasında hazımsızlıklar zaten ortada...

hadi okudunuz..yorum yapmak zorunda hiç değilsiniz...

sureten benzer deneyimlerinizle sireten arasında dağlar kadar fark olan bir yazıya neden yorum yapıyorsunuz ki?

okuyuculara çağrım şu ki...

herkes

ilim,

zeka seviyesi,

takva,

samimiyet,

hizmet ruhu,

ihlas

vs gibi değerlerini tanımladıktan sonra

yazıya bakıp bu beni aşar veya bu tam bana göre gibi bir temyiz kabiliyetini göstermeleridir...

diyelim siz çok çok çok üst perdeden bir kabiliyetsiniz...o kabiliyette olanlara da güzellerini alıp çirkinlerini bırakmak yaraşır...

zira bu sitede şeriatın çizgisi dışında bir hadise zaten yok...

çekiç algısına gelince...

o kadar su lazım ki bu hamur için...

tek tavsiyem...bu muhakemesi felç olmuş kardeşlerim için fehimlerinin yettiği kadar Bediüzzamanın muhakematını tavsiye ediyorum...

zira bu kardeşlerimize biz libido desek herhalde lider demek istedi derler...

3iyi niyetinize tüm kalbimle inanıyorumveysel türk, 13.06.2008, gaziantep

Varlığından şevk aldığım çok muhterem Metin abim !

Yazılarınızdan çok istifade ediyorum.Birilerinin kasıtlı veya kasıtsız ,yazılarınıza yanlış mana vermeleri o kıymetli yazılarınızı değerinden düşürmüyor.Herkesi memnun etmek çok zor hatta imkansızdır.Düşüncelerinizde ihlaslı olduğunuzu hissediyorum,çünkü bu ihlas yazılarınızın satır aralarına dahi sinmiş.Şimdi birileri bu samimi sözlerimi bile yanlış değerlendirirler.Fakat" Hakkın hatırı alidir hiçbir hatıra feda edilmez "düstürünca doğru bildiğiniz yolda devam etmenizi dilerim.Bir kısım yorumların canınızı sıkması ve sizinde bundan dolayı üzülmeniz çok normal.Eğer yine birileri çıkar da " İfrat ediyorsun, hayali hakîkat gösteriyorsun. Bizi de techîl ile tahkîr ediyorsun." Derse sizde onlara "İşte ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum" Deyin.Sizi ve karakalemde yazan muhterem yazar arkadaşlarınızı binler okuyor.Yönünüzü bize dönünüz.Baki selam.

2lütfen,lütfen,lütfen!!!!erkan mercimek, 13.06.2008, emirdağ

Hakaret olmamalı.Kıyasıya eleştiri yapalım,farklı fikirlerden faydanalım ama kardeşliği bozmayalım lütfen.!

Sayın yazar ve tüm yorumcu arkadaşlara sesleniyorum.Bu platforma yakışmayan bir üslup yaşanıyor.

Selam ve dua ile.

1TarsusOktay GÖKKOCA, 13.06.2008,

Sevgili Metin Abi,

Sizin hangi cemaate, daha doğrusu Nur dairesi içinde hangi meşrebe (grup demek istemiyorum) dahil olduğunuzu ya da belki de hiçbirine müntesib olup olmadığınızı bilmiyorum. Hem merak da etmiyorum. Hem bilmek de istemiyorum. Zira benim müntesibi olduğum cemaatte olmamanız durumunda, hakkı söyleseniz dahi asabiyet ve müntesiblik damarıyla nefsimin hiçbir şekilde itiraz etmesini istemiyorum.

Sizi sadece hak söylediğiniz için okuyorum. Daha doğrusu hakkı söyleme iddiasında samimi olduğunuza inandığım için okuyorum.

Daha öncede belirtmiştim; Ben sizin, Risale-i Nur'un dersinin müzakeresinde zeki bir muhatab olduğunuza inanıyorum. Ne yalan söyleyeyim 3-4 aydır sizi okumama rağmen dünyaya bakan bazı meseleleri, Risale-i Nur mizanlarıyla tahlil ettiğiniz yazılar, bende öyle yeni mana inkişafları meydana getirdi ki bunun karşılığında Allah sizden ebeden razı olsun demekten başka layık dua bulamıyorum.

Ayrıca tahlil ve tespitlerinizle bana, birşeyi bilmenin, onun varlığını bilmenin gayrı olduğuna dair nice dersler verdiniz. Bildiğimi düşündüğüm şeyleri aslında ne kadar sathi bildiğimi bildirdiniz. Hubb-u cah, makam ve mevkii peşinde olmadığınıza sarsılmaz bir kanaatim olduğundan ve medihlerin, taltiflerin sizin ihlasınızda bir sarsılmaya meydan vermeyeceğine inandığımdan sizi çok sıfat ve meziyyetlerle tavsif ve medhetmek isterdim ama hem kelimelerim kifayetsiz, hem yeri değil.

Hayat son nefese kadar imtihan olduğundan, ister veli ol, ister muhakkik, ister alim, ister hoca şu nefsi emmare ölüm anına kadar bizi terketmeyecek.

Yazınızdan, söz konusu yorumlar karşısında nasıl içinizin acıdığını, bilerek veya bilmeyerek yanlış anlaşılmanın; hem de anlatmak istediğiniz hakikatın, evrilip çevrilerek sizi kesmeye yeltenen bir bıçağa dönüştürülmesinin verdiği hiddetli ruh halini çok iyi hissettiğime inanıyorum.

Haddim olmayarak ama hak ve adalet adına söylediğime inanarak, şahsım adına değil Hak ve Adalet adına şunu istirham ediyorum sizden:

Mes'elenin özünde tam haklı olduğunuzu bir kenara koyarak, şu son yazınızı bir daha siz de okuyun.

Şu lanetleşme çağrısıyla son bulan hissiyat kabarmasının ağır kaçtığını düşünüyorum. Mü'min kardeşini sever ve sevmeli. Fenalığı için yalnız ona acır. Lütufla ıslahına çalışır.

Hepimiz şu derse ne kadar da muhtacız. Hem de her an.

"Acaba, bir gün adâvete değmeyen bir şey'e, bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar? Halbuki mü'min kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip, onu mahkûm edemezsin.

Çünki evvelâ, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir.

Sâniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlub olduğundan acımak ve nedamet edeceğini beklemek.

Sâlisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör; bir hisse de ona ver.

Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlub edecek afv ve safh ile ve ulüvvücenablıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun."

Hakkınızı helal edin.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut