Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bitirirken...
–Metin Karabaşoğlu

[*4.673 yazı içinden]

NURCU DEMİREL’DEN KEMALİST DEMİREL’E...

Hüseyin Yılmaz Yazara Mesaj Gönder

26 HAZİRAN 1978, Erzurum... Bir yıl önce üniversite imtihanlarına iştirak sebebiyle geldiğim Erzurum’a ikinci gelişim. Bir fetih rüyâsının kanatlandırdığı bir Otobüs dolusu Nur Talebesi’yle birlikte Adıyaman’dan başlayan yolculuğumuz, mitingin yapılacağı meydanda yerini heyecanlı bir bekleyişe bırakmış. İlâhî ve marşlar eşliğinde bütün gece devam etmiş bir seferin yorgunları değil, bir savaşın öncü kuvvetleri gibiyiz; kahramanlık marş ve türkülerini keskin sloganlar tâkib ediyor.

Adalet Partisi’nin tertiplediği “Bayrağa Saygı” mitinglerinin Erzurum ayağını takviye için Adıyaman’dan kopup gelmişiz. Adalet partisiyle hiç bir ilgimiz yok, ne bir menfaat, ne bir makam; a’zam-ü şer telâkkî ettiğimiz CHP’nin mazarrâtlarını def kastıyla, Lillah için buradayız. Bir de Üstâd’ın Demokrat Parti’yi desteklemiş olması ve Demirel’in Demokrat Parti’nin halefi olduğu zehâbı ile Meşrutiyet’ten beri takviyesine çalıştığı ahrar çizgilerine sahip olduğu düşüncesi inancımızı pekiştiriyordu. Bu kadar da değil bizi buralara sürükleyen: Demirel hakkında kulaktan kulağa dolaşan hâtıralar da gönlümüzü fethediyor. Mesela, daha bir yıl önce AP listelerinden meclise giren iki Nur Talebesi’nden birine “bakanlık” bekleyen ağabeylerin Demirel’e yaptıkları teşekkür ziyareti esnâsında, “Neden bizden bir bakan yok, Süleyman Bey?” yollu bir serzenişe verdiği cevap gönül tellerimizi ihtizâza getiriyordu. Politika kurdu, bir taaccüb tavrı takınarak, “Olmaz olur mu? Ben varım ya!” demişti. Anlaşılıyordu ki, bizim sadece bakanımız değil, başbakanımız bile vardı vardı: Süleyman Demirel!..

Ve miting meydanını “Nurlu Demirel!” sloganıyla inletiyor, bu serhad şehrine unutamayacağı bir gün yaşatıyoruz. Arada hızını alamayıp “Nurcu Demirel” diye bağıranlara gönülden bir “İnşaallah!” ile iştirak ediyoruz. Türkiye’nin muhtelif vilâyet ve kasabalarından akın etmiş Nur Talebeleri’nin cidden mübarek ve nurlu simâlarına bu miting meydanının kazıdığı, habis bir kılıç darbesinin açtığı iz gibi duran derin yarayı o gün farkedemedik, edemezdik... Demirel’in Nurculuğu ferâsetimizi koyu bir şal gibi örtmüş, Üstâd’dan miras bütün ölçülerimizi tahrib etmişti. Çekirdek dairedeki büyük hizmetten kopup, geniş dairenin câzib ama kıymetsiz mâlâyaniyâtıyla meşgul olduğumuzu anlayamadık, cihânşümûl bir dâvâyı siyâsî partiye bağlamanın, Güneş’i çakıl taşına peyk etmek demek olduğunu idrak edebilecek durumda değildik, edemedik.

Aradan otuz yıl geçmiş, Erzurum meydanındaki onsekiz yaşım yerini kırksekiz yaşa bırakmış. Demirel, dinmek bilmez ikbâl hırsı uğrunda yıktığı hisarların harabeleri üzerinde yükselerek bütün basamakları tamamlamış ve Cumhurbaşkanlığı ile fânî ve faydasız ömrünü taçlandırmıştır. Miting meydanlarının Nurlu Demirel’i devletin bu zirve noktasında gerçek yüzüyle arzı-ı endam etmeye başlamış ve 28 Şubat denen meş’um ve mel’un devrin sahnesine süfyan çarpığı bir baş aktör olarak fırlamakta beis görmemiştir. Beis ne kelime, darbecilere rehberlik yapan rolüyle müftehirane nutuklar irâd etmiş ve etmektedir.

Bu yazıya vücud veren, bir nedamet hissi değil, Demirel’in Fikret Bila’nın AYM’nin başörtüsüyle ilgili kararına dair suale verdiği menfur cevaptır. İşte demokratlık ve demokrasi düşüncesiyle zerre kadar ilgisi olmayan, istibdâda alkış tutan süfyanın yaşlı şâkirdinin cevabı:

“Anayasa Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal bir parçası. Hükümetin emrinde değil. Yargıtay Başsavcısı da öyle. O da hükümetin emrinde değil.

"AKP’ye kapatma davası açılınca öfkelendiler, tepki gösterdiler. ‘Vay, bu dava nasıl açılır’ diye Başsavcı’ya yüklendiler. Bunlar yanlıştır. Çoğulcu sistemde aktörler vardır. Bu aktörlerin hiçbiri tek başına her şey değildir. Hepsi birden her şeydir.

“Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı ortadan kaldıracak makam yoktur. İstediğiniz kadar çırpının, Anayasa Mahkemesi karar verdi mi, ona uymaktan başka yol yoktur. Uymazsanız gayri meşru duruma düşersiniz. Kararı beğenseniz de, beğenmeseniz de uymak mecburiyetindesiniz.

“O nedenle hükümetin yapması gereken bu karara uymaktır. Benim onlara söyleyeceğim şudur: Mahkeme bu konuyu sonuçlandırmıştır. Kapatın bu sayfayı.

“Anayasa Mahkemesi tartışmayı bitirmiştir. Türkiye, dün evvelki günden daha rahattı. Sonuçta bir karar çıkmıştır.

22 Temmuz seçimlerinden sonra bu sayfa açıldı. Oysa türban Türkiye’nin zorlayıcı konusu değildi. Bu bir yönetebilme işidir. Yönetim hatası yapılmıştır.” (8/6/2008 Milliyet Gazetesi)

Hayır yaşlı şâkirt, hayır!.. Bu sayfa kapanmıyor, yeni açılıyor; tartışma bitmedi, yeni başlıyor... Evet biten birşeyler var: Sen ve neslinin karanlık dünyası bitiyor, bu milleti ise muazzam bir geleceğin parlak saâdeti bekliyor... Zulümat yolculuğu yakın, hazırlanma vaktidir, davran; belki hâlâ tevbe kapın kapanmamıştır... Ama gönlüm tevbene râzı değil, kısmet olmamasını dilerim; bir milletin âhı bir tevbeyle telâfi edilemez... Cezâ, âmel cinsinden olmalı...

  09.06.2008

© 2015 karakalem.net, Hüseyin Yılmaz

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

20Mehmet Çemberlitaş, 26.06.2008, G.Antep

Karanlıkta şarkı çağırılıyor gibi... Bugün Soylu, dün Ağar, evvelgün Demirel... Yanlış sürüyor. Söylenen en müsbet husus ne? Millet egemenliği. Pekii, bu egemenliğin sırrı ne? Cevabı veren Üstad: "Meşruiyyet." Baz olarak - imanın gereği de bu- "meşruiyyet" alınmazsa, ilanihaye eğrilerek gider. Bilinir - mana olarak diyeyim- Başlangıçtaki ufak bir sapma, ileri zamanlarda gitgide büyür. "Cemaat menfi olsa, bütünüyle bozuk olur." ( Meclis'e hitabın son kısmı.) Allah ıslah etsin. Mesele "tüzük"se, o zaman bu "adam"ı neden müdafaa ediyorsunuz?

19kişi sevdiği ile haşroluryakup nebioğlu, 26.06.2008, kırıkhan hatay

Demirel ve siyaset ile ilgili yazıların çok alaka gördüğüne hep şahit oluyoruz.Nedendir diye düşünmek lazım. Demirel son zamanlarda artık kimsenin teviline, yorumuna ihtiyaç bırakmayacak bir açıklıkta kendisini anlatıyor. Bunu gazete ve televizyon marifeti ile tüm efkara ilan ediyor. Kimseye bir şey bırakmıyor.Aslında Demirel ferasetli müminlerce eskidende aynı idi. Yazılara, yazılan yorumları okuyunca ister istemez insan düşünüyor bu kadar Demirelcilik neyin nesi Bir insan risalei nuru tanımadan demirelçi olabilir ,ama riselei nurlarla yakınlaştıkca değil demirele hiç bir şahsa çi anlamında bağlanmaz. Demek ki nurları tanımadan demirelçi olanlar demirelçi, olmaya devam ettiler diye düşünmek istiyor

Şimdi geçmişte Demirele kalben bağlanmadan o günkü şartların getirdiği bir ihtiyaçla desdekleğine inanalar için kimsenin bir şey diyeceği yok.

Proplem nedir o zaman kısaca maddelersek

1- Demireli siyasi mürşit olarak görüp onu nurcu ilan etmek Demireli ülkemizin şarları gereği desdeklenen birisi olmaktan cıkarıp onu bizden biri hayır bizim üstümüzde bir konuma getirmek Bu hastalığı Demirel gibi bir ifşaatçıya rağmen devam ettirmek.

2- Demirel için düşmanlık ettiklerimiz.hala da niyetlerini sorguladığımız insanlara karşı hata ettik bizi affedin diyememek bu düşmanlığı devam ettirmek Birisinin iyi niyetle dine hizmet kasdıyla yaptığı hatayı tekfir derecesinde büyütmek onunla diyalog kapılarını kapatmak ama dini konuları hafifede alsa, karşı da gelse, gereksizliğin ide savunsa ona höş görülü olmak anlaşılır gibi değil

3- Siyesetin tam göbeğinde siyeset yapıp ondan sonra siyeseten Allaha sığınmak. İnsanları miting alanlarına taşımak partinin propağandasını yapmak, sevdiği Demirel için bröşürler yayınlamak. Sevdiği Demirel karşıtlarını broşürlerle iftire etmek Demirelle ilgili ipe sapa gelmez rivayetler uydurmak Bütün bu olanları siyaset kabul etmemek Dönüp bu olanlardan sonra siyasetin şerrinde Allaha sığınmak .

Sonuçta en güzel sözü nebiler serveri söylemiş Kişi sevdiği ile beraberdir. Allah her kesi sevdiği ile bereber etsin

18KOPRUYU GECERKENKI DAYI VEYA BEN BOYLE BIR insan (!) GORMEDIM.... BU OLSA OLSA ..grcn, 26.06.2008, nrvc

demirel Turkiyeyi gammazladi haberini okudum bugun. Aman Allahim o ne cark o ne geri donus. o ne devrim muhafizligi oyle. ilhan selcuk bunun ancak topugu olurmus megersem. TAMER KORKMAZIN dedikleri geldi aklima. Mesut Yilmaz ve bu demirel statukocu gucler tarafindan iceri sokulmus birer kene idiler. ve onlara cok is gorduruldu.

sadece asagida ki linke baktiginiz da kendi -dallin- yolunda ne kadar samimi ve halis ve sadik bir kisi oldugunu ve yillarca da oyle nasil kaldigini anliyacaksiniz.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=706917

17savunmaları okuyuncaM. Nuri Eminler, 26.06.2008, Şanlıurfa

Yazıya yapılan "yorum" adındaki savunmaları okuyunca, "teessüf" etmeden yapamadım. 1980'den öncesinin "özel" şartları sebebiyle yapılan bir "tedbir" ya da " azamüş-şer'in gelmemesi için" (son ders) yapılan bir "taktik hareket"i ( Necip Fazıl), "ne olduğu açığa çıkmış" bir Demirel'i savunma "refleks"ine inkılap ettirmeye bir mana veremedim. Lütfen şap ile şekeri karıştırıp da, "Müştebih ağaçları gösteren semeresidir." hikmetine ters düşmeyelim." Hatice'ye değil, neticeye bakmak" deyimi var ya, bize de ölçü olmalı değil midir? Erkan Akgül kardeşime katılıyorum; tabir-i Üstad'la "biz hizbül-Kur'an'ız." Daha açık bir ifade Rahmetlik Necip Fazıl'dan: "Müslüman'ın partisi olmaz; ancak bazı taktik hareketler içinde bulunabilir." Yani "kalben tasdik" etmeden, "mana-yı harfi" ile... ( Birecik)

16Nuri Beye....yasin eşref, 25.06.2008,

Yazınızın 3. pargrafı na bir takım tepkilerim olacak, şöyleki;

1. Öncelikle İsmail Beyin yorumu tam da "yazdığım mektubu" dersim olarak okuduğum güne denk geldi... Özellikle aramadım...

2. O mektubun tamamını oraya koydum ki, değişik tartışmalara yol açmasın... hatta birkaç sayfa sonrası yine benzer ihtarları okudum... Tahiri Abinin yaptığı gibi talebe yetiştirme benim takıldığım yerdi...

3. Orada Üstad bir genelleme yapmış,bir alt küme tanımlamamış, ve siyasetle değil talebe ile meşgul olun demiş... burası çok önemli, (ben risalede yazana bakarım, şu bunu anlattı bu şunu anlattı ifadelerine temkinli bakmalı)

4. Siyasetten men eden bir çok ifadenin olduğunu sizde biliyorsunuz. Lahikalr bu yüzden çok önemli...

5. Euzu......siyas... ifadesi bile benim için yeterli

6.bir camatın demirel deneyimini isim bazına indirgemek yakında yeni demirellerin çıkacağı anlamına gelir.

7. Metin Beyin "bir bildirinin arkasından" yazısını okuyun, veya boşverin o kısmen siyasi yazıyı okumayı, Metin Beyin son yazısını okuyun, ve siyasi tartışmaları bırakalım..

bu konuyu kapatalım...

zaten makalesini okumadığım bir yazıya yorum yazmaktan rahatsız olyorum...

selametle kalın...

15Yorumİsmail Cebecili, 25.06.2008, Ankara

Yorum yazan arkadaşlar, başka yorum yazanlara karalamak amacıyla yorum yaparlarsa acizliklerini, fikirsizliklerini ortaya koyarlar. BSN kısaltmasını kullanmamı karalama amaçlı yorumlayan zat, cesaretini, yiğitliğini başka şekilde göstersin. Yazının tamamında, bu İC'nin korkusuzluğu, cesareti, Risale-i Nur'dan ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinden korkmak, çekinmek değil, aksine lüzum etse kendini feda etmekten çekinmeyecek bir insandır. Yorumlarımız, daha ciddi, daha seviyeli, daha kaliteli, daha anlamlı olsun. Ayrıca sayın editörden ricam, lehte aleyhte bütün yorumların buralarda , küfür ve hakaret ihtiva etmemek şartıyla yayımlanmasıdır. Çünkü yapılanların gizlenemeyeceği ahirete inananlar, başkalarından çok kendileri bu inanca sahip çıkmalı ve uymalıdırlar.

Allah hayretsin.

14yorum size kalsın ama ismail cebecili ya da İCne fark eder ki, 25.06.2008, hikmet ülkesi

Bediüzzaman hazretlerinin ismini yazmaktan aciz kalıp Yaşar Nurinin ismini yazmaktan içtinab etmeyen arkadaşı kınıyorum..

13İFADENİN BEYAN SEBEBİ...M. NURİ BİNGÖL, 24.06.2008, Şanlıurfa/Birecik

"Yasin Eşref" kardeşimiz, tanıdığım çok "Nurcu" gibi, Üstad'ımızın bir kelamını -ya da paragrafını- metnin bütünlüğünden koparak, siyam ve sibakına bakmadan, hangi hadiseden sonra yazıldığını "tedkik" etmeden nazarlara sunmuş. "Meslek-i Hakikat" ve " Hakikatperestlik sıddıkiyeti" sıfatlarını gösterme "mecburiyet"i bulunan - ya da o iddiada bulunan- kimselerin böyle yapmaması "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat" itikadına ters bir vaziyettir. Bilinir; Din'in "usul"ü, Kitap- Sünnet- İcma-ı Ümmet (ümmetin hakiki alimlerinin ittifakı) - kıyas-ı fukaha sıralamasına uymazsa, o insan fırka-ı dalleden birine dahil olur bilmeden. Bilmana ifade:" Sünneti ( hadisi) tağyir edenler insanları dalkalte sevkederler.) Said Nursi)

İşaret-ül-İ'caz'daki ve 25. Sözde verilen ölçü ne? Bir kelamın kıymeti kim söylemiş, kime söylemiş, hangi makamda söylemiş, niçin söylenmiş sorularına verilecek "doğru" cevaplardan sonra ancak bir kıymet kazanabilir. Bu ölçü " Tercüme-i Ezeliye" ve " Müminlerin Hendesesi" olan Kur'an-ı Beyan için verilmiş. O "Kitap" ki, kıyamete kadar Allah'ın muhafazası altında olduğu Ayet-i Kerime ile sabittir. "Tümdengelim" akıl yürtme hangi neticeyi doğurur? Eğer bu ölçü Kar'an hakkında verilmişse, Kur'an'ın "bir cihetle" tefsiri olan Risale-i Nur için - hayda hayda- geçerlidir.

Gelelim delil diye sunduğunuz beyanlara. ".........mahkemedeki okuduğunuz parçalar Nurlara çok zarar vermiş. Hattâ bizim cezamıza ve benim sıkıntılarıma sebebiyet vermiş. Ben senden ve Ahmed Feyzi’den gücenmem. Fakat bana evvelce göstermek lâzımdı. Maddî kaza-yı İlahî olarak o vaziyet size verilmiş. Onun tamiri için benim tarzımda davranmak lâzımdır. Feyzi dahi bütün kuvvetiyle siyasî müdafaatı bırakıp, Nurlarla ve Tahirî gibi, yeni talebelerle meşgul olmak elzemdir." beyanı, merhum Ahmet Feyzi Ağabey'in, "Üstad Vallahi Mehdidir, Risaleler Billahi Mehdidir." diye yaptığı müdafaadan sonradır. Üstad bu mektubuyla, "siyasi müdafaa" dediği husus budur. Zaten politika manasında kullanamazdı Hazret, çünkü o sırada tek parti cuntası vardı. Bu reddediklen "iddia"nın hizmete " okuduğunuz parçalar Nurlara çok zarar vermiş. Hattâ bizim cezamıza ve benim sıkıntılarıma sebebiyet vermiş." diyen İNSANın Üstad-ı Azam ( Pişdar, Dümdar, Müceddid-i Zaman) olması hepimize ders değil midir? "Hayali Ziyaeddin" kıssası boşuna mı anlatılmış?

12Hüseyin Bey bu mektubu mutlaka okuyunyasin eşref, 21.06.2008, Isparta

Aziz sıddık kardeşim!

        Şiddetli bir ihtar ile bildim ki, sen ve Ahmed Feyzi Nur’un mesleği olan mübareze etmemek ve ehl-i dünya ile uğraşmamak ve siyasete girmemek ve yalnız lüzum-u kat’î olduğu zaman kısaca müdafaa etmek haricinde, pek ziyade ve zararlı mübarezekârane ve siyasetvari mahkemedeki okuduğunuz parçalar Nurlara çok zarar vermiş. Hattâ bizim cezamıza ve benim sıkıntılarıma sebebiyet vermiş. Ben senden ve Ahmed Feyzi’den gücenmem. Fakat bana evvelce göstermek lâzımdı. Maddî kaza-yı İlahî olarak o vaziyet size verilmiş. Onun tamiri için benim tarzımda davranmak lâzımdır. Feyzi dahi bütün kuvvetiyle siyasî müdafaatı bırakıp, Nurlarla ve Tahirî gibi, yeni talebelerle meşgul olmak elzemdir.

...

Aslında bu mektubun ana teması "siyasetle değil talebelerle meşgul olmaktır"

.....

Hüseyin Yılmaz beyin siyasetle ilgili yazılarının hiç okumadım, başlıkları bile ruhumda bir inşirah oluşturmuyor...

...

Fakat ister istemez yorumlar dikkatimi çekiyor, göz atıyorum, eğer aynı çizgide ise pek ilgilenmiyorum. İsmail Beyinkine benzer yazılarıda biraz detaylı okuyorum...

...

Şİmdi neden böyle yaptığımın cevabını veya İsmail beyin yazısının bana hatırlattığı Şualrdaki mektubu dikkatle okunmasını istirham ediyorum...

...

selametle kalın...

11Risale-i Nur, Siyaset ve DemirelİSMAİL CEBECİLİ, 21.06.2008, Ankara/TÜRKİYE

Yazan ve yorumlayanlar, hangi kıstaslara, ölçülere ve kitaplara göre ahkam yürütüyorlar anlamak mümkün değil. Demirel'e sövmenin ahlaki olmaması, buralarda sövmenin yayınlanmasının doğru olmamasının yanında, BSN Hazretlerinin partiler karşısındaki tavırlarını, tutumlarını; hatıralardan, Özellikle Bayram Yüksel Abi'nin hatıralarından ve RN'dan, Emirdağ Lahikalarından okumayanlar, Zübeyr Abi'nin 1970'li yıllardaki tavrını bilmeyenler, 1977 yılı seçimlerinde genel istişare ile alınan kararları bilmeyenler, sadece, Nurculara hücum edebilmek için her vesileyi kulanmaya çalışanlara aracı ve alet olurlar. Nurcuların siyaset karşısındaki tavırları bazı çevrelerce devamlı hücum ve tenkit konusu olmuştur. Bunu bilmeyen, öğrenmeyen gençler mazurdurlar, ama bilerek veya unutarak, geçmişi görmezden gelenler, sanıyorum ciddi bir hata, belki de bir ihanet içindedirler. Dini terimlerle, ahireti öne çıkararak yapılan siyaset, sadece Yaşar Nuri Öztürk'ü haklı çıkarır. Yazı yazanlar, editörlük yapanlar, yorum yazanlar, hiç değilse Münazarat'ı okuyarak, sağa sola saldırırlar veya saldırmaya vesile olurlarsa doğacak zararları engellemiş olurlar. Ülkemizin, dindarların, insanlarımızın, sokaklarımızın hali ortada iken, bu tür ve tarz çirkinlikler kimseye birşey kazandırmaz. Sadece "kandırmakla iş gören"lere yardımcı olunur, Vesselam.

10Kemalist Demirel ve Yeni AsyaErkan Akgül, 17.06.2008, malatya

Özellikle İ.Kartal kardeşimizin yorumuna bir kaç satır yazayım dedim.Özellikle ilk paragrafına katılıyorum.Kendisini Dindar hürriyetçi gösteren ve sağ kesimin büyük çoğunluğunu arkasına alan bir adama elbetteki destek verilebilinir ve verilmiştir.Fakaaaaat nedendir bilinmez 28 şubattan sonra kendisini diktatoryanın baş muhafızı ilan eden her konuşmasıyla her demeciyle her hareketiyle tavırlarıyla nifakın ala vede valasını haykıran bir herife en küçük bir tenkit eleştiri ve en azından yazıklar olsun kabilinden bir yazı Yeni asya cemaati kardeşlerimizden ve gazete yazarlarından gelmiyor.Hatta halen daha O herifin sözleri tevil yoluna gidiliyor.Ha birde kardeşim lütfen DEMOKRATIZ tabirini kullanmayın.Biz nur talebeleri evvela bizzat ŞERİATÇIYIZ,Hizbul Kuranız ,cumhuriyetçiyiz,hürriyetçiyiz ama asla demokrasici veya demokrat değiliz ve olamayız.

9İKİ DEMİRELYasin , 14.06.2008, Ankara

28 şubattan önce ve sonra olmak üzere iki Demirel olduğu ayan beyan ortada iken, 28 şubattan önce Ahrarların Dyp olduğu malum iken ( değilse nedir?), Bizim için partinin TÜZÜĞÜ önemli iken...

Demirel'in bugünkü söylemlerine bakıp geçmişte yanlış yaptık demek bence pek sağlıklı bir değerlendirme değil.

8Demirel'in Aksam'a Yaptigi AciklamalarIzzet Akyol, 12.06.2008, Istanbul

http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=120345,4

Böyle bir imkan olsaydı 1960'ta ihtilal yaşanmazdı

9'uncu Cumhurbaşkanı Demirel'den çarpıcı değerlendirme.. Türbana ret çıkmasaydı üniversiteler okunmaz hale gelirdi. Bir hakem lazımdı, mahkeme o görevi üstlendi. 1960'ta Meclis Bizi halk seçti, ne istersek yaparız diyordu. Şimdiki gibi Anayasa Mahkemesi olsaydı, ihtilal olmadan halledilirdi.

Anayasa Mahkemesi’nin türban kararının ertesi gününde konuşu değerlendiren 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “1960 İhtilali böyle bir imkan olmadığı için geldi. O zaman da Meclis, ‘Bizi millet seçti. Ne istersek yaparız’ anlayışındaydı” dedi. Kritik kararın ertesi gününde AKŞAM Ankara Temsilcisi İsmail Küçükkaya’ya konuşan Demirel, başını bağlamanın İslam’ın şartı olmadığını belirterek, “Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Bu, kapatmadan çok daha önemli bir karar. Kapatırsın yeni parti kurulur ama bu, çok uzun vadeli tarihi bir karardır” dedi. İşte Demirel’in türban kararı hakkındaki düşünceleri:

· DEMOKRATİK SABIR: Türkiye bir hukuk devleti. Herkes bunu kabullenmeli. Bu karar olmasıydı üniversitelerde okunmaz hale gelinirdi. Hukuk söylüyor. Herkes kabullenecek. Burada bir hakem lazımdı. Mahkeme bu görevi üstlendi. Medeni tavır, hukukun verdiği bu karara saygı gerektirir. Anayasa Mahkemesi ne o tarafın ne bu tarafın; devletin. Onun dediğine herkes uyacak. Ne kadar ağır olursa olsun zorluklar aşılır. Demokratik sabır istiyor. Yalnız meşru zeminde kalmak şartıyla.

· KAMPLARA BÖLEMEZSİNİZ: Türkiye kamuoyu 20 yıldır türban konusuyla meşgul ediliyordu. Bu, çeşitli kaygılara sebep oluyordu. Kadınlarımızın kızlarımızın yüzde 60’ı başını bağlıyor. Buradaki olay. Baş bağlama hadisesinin siyasallaştırılmasıdır. İnancı gereği türban takana kimsenin bir diyeceği yok. Ama okullarda, devlet dairelerinde eğer kadınlar inançları gereği türban kullanırlarsa - ama kullanmayanlar da var - bu, başını bağlayanla bağlamayan arasında çatışma yaratıyor. Bölünme buradan çıkıyor. Çok kısa zamanda türban takanlar başını bağlamayanlara dinsiz gibi bakıyor. Onlar öbürlerine yobaz gibi bakıyor. Toplumumuzu yobaz ve dinsiz gibi iki kampa bölmek gibi tehlikelisi yoktur.

· DİNDARLIK KRİTERİ DEĞİL: Başını bağlamak İslam’ın şartlarından değildir. İslam’ın beş şartı var. Kelime-i şahadet getiren Müslüman’dır. Kişinin yönü Kâbe’ye dönükse kafirlik atfedemezsiniz. Onun dışındakileri yaparsanız sevaptır Allah’la kul arasındadır. Daha iki gün evvel devletin Diyanet İşleri Başkanı televizyonda, “Ben Müslüman’ım diyen Müslüman’dır” diyordu. İşte mesele budur. Başını bağlamak dindarlık kriteri olmuyor. Şimdi birden başını bağlayıp girmek isteyenler çıkıyor. Neden, bunun arkasında siyaset var. Türkiye’nin aslında böyle bir meselesi yok. Mahkeme tarihi bir karar verdi. Dedi ki, “Özgürlüklerin kullanılarak ayrımcılık yapılmasına izin vermiyorum. Siz ayrımcılık yapma konusunda özgür değilsiniz.”

· 60 İHTİLALİ OLMAZDI: 1960 İhtilali böyle bir imkan olmadığı için geldi. O zaman da Meclis “Bizi halk seçti, ne istersek yaparız” anlayışındaydı. O gün şimdiki gibi Anayasa Mahkemesi olsaydı, ihtilal olmadan halledilirdi.

· FRENLEME MEKANİZMASI: Anayasa Mahkemesi Meclis’in 411 oyla kabul ettiği bir düzenlemeyi iptal etti. Burada çok büyük bir hukuk konusu var. Anayasa Mahkemesi zaten TBMM’nin Anayasa’ya aykırı yasama faaliyetlerini frenlemesi için kurulmuş. Şimdi bunu yapıyor. Geçmişte de Türkiye, böyle tartışmaları yaşadı. Anayasa Mahkemesi Meclis’in üstüne çıktı, çıkmadı tartışmaları oldu. Şimdi Anayasa Mahkemesi Türkiye’yi rahatlattı. Bu olayda Türkiye uzlaşamıyordu. Meclis bir taraf olmasına rağmen, halk ikiye bölünmüştü. Devlet kurumları buna karşıydı. Anayasa Mahkemesi kararı meseleyi tümüyle bitirmiştir. Türkiye düne nazaran çok daha iyi çok daha sakin.

· CEVHER ÖZDEN’DEN PARA İSTEDİĞİ İDDİASI: Evet gazetede gördüm. Hiç öyle bir olay hatırlamıyorum. 30 sene önceden bahsediyor. Bir kere 79’un Mayıs’ında ben Başbakan değilim ama siyasi partilerin bir takım yardımlar almadan ayakta kalamayacağını herkes bilir. Partilerin muhasebeleri vardır. Kayıtları vardır. Düzenli denetimleri vardır. Onlar vaktiyle yapılmıştır. Ama ben böyle bir olayı hiç hatırlamıyorum.

· SİYASETÇİYE DÜŞEN KABUL ETMEK

SİYASETÇİ oyunu kuralına göre oynayacak. Devletin yetkili mercileri karara bağladı, diyecek. Bu mesele bitmiştir, diye kabul edecek. Bundan sonra Türkiye’yi rahatsız etmeyelim, çağrısında bulunacak. Kızlarımız başlarımızı açarak üniversiteye gitsin diyecek. Çünkü başka hakemimiz yok. Bu nihai karar. “Efendim, referandum” diyorlar. Anayasa Mahkemesi kararlarını referanduma götürürseniz bunun sonu iyi olmaz. O, Isparta ve Atina demokrasisine gider. Her aklımıza geleni referanduma götüremeyiz. Isparta demokrasisi bunun için yıkıldı. Halk yanlış yapar diye değil, halkı kafi derecede irşat edemezsiniz.

· ERKEN SEÇİM SENARYOSU: Gidin efendim. Basit, seçime gidebilirsiniz ama sonra ne yapacaksınız. Bu meseleye daha fazla asılmaya gerek yok. Son söz dinlenecek.

İsmail KÜÇÜKKAYA/ANKARA

7hayret ve şaşkınlıkla takip ediyorum...sibel ipek, 12.06.2008, istanbul

Risale_ Nurlara vakıf biri olmadığımın farkında olduğum halde bildiğim birşey var ki;Üstadımz bize ölçülere göre hareket etmeyi ders veriyor,meseleleri bulunduğu şartlar içerisinde değerlendirmeyi ders veriyor...Hal böyleyken "koskoca" abilerimizin özellikle bu Demirel meselesini böyle değerlendirmeleri ben çok çok şaşırtıyor.Bugün -geçmişte DYP ye oy verenleri "demirelci" diye itham edenlerin kendileri "tayyip erdoğancı" olmak tehlikesiyle yüzyüzeler.Şahıslar gelip geçicidir,ölçüler bakidir.şahısların zamanla değişmeleri ise kendileriyle ilgilidir.Sizin baktığınız mantıkla bakarsak R.T. Erdoğan'a da oy verilmemesi gerekir,çünkü o da daha dün dini siyasete alet eden gruptaydı.Bugün ne olduysa en büyük demokrat kesildi.Herneyse...Lütfen meseleleri kendi şartları ve zamanları içerisinde değerlendirelim,aksi halde kendi tükürüğümüz içinde boğulur gideriz...selamlar...

6cazgır hırsız ev sahibini bastırır...i.kartal, 11.06.2008, ist.

Nerden başlamalı bilmem ki... yorumlara mı cevap verelim yorumlara vesile olanlara mı...

KARANLIKLAR FARKLI PERDELERDE DEVAM ETTİRİLDİĞİ ölçüde 'KARANLIKTA ŞARKILARDA' devam edecektir. Ama bizim şarkılarımız korktuğumuzdan değil korkutanların basitliği yüzlerine vurmak için...

Hüseyin bey ADIYAMAN'A Demirel için mi gitmişti acaba yada Demirel'i Nurcu kabul ettiği içinmi? Eğer öyle ise yanlış yapmış yada o yaştaki ÇOCUĞA yanlış yaptırılmış...

80 öncesi şartlarda Genel başkanlığını Demirel'in yaptığı Adalet Partisi Değilde hangi parti desteklenmeliydi? Eleştirenler ve pişman olanlar! ALTARNATİFİ ve Kendi Doğrularını Lütfen söylesinler... Ona göre bizde evet yada hayır diyelim...

Yok eğer o şartlar bilinmiyor ve UNUTULUYOR bugünden o günlere SATHİ ve SIĞ bir nazarla bakıp HIRS ve TARAFGİRLİKLE yorum yapılıyorsa! Yapılacak tek iş söylenecek tek cevap SUKUTTUR...

Yeni Asya Cemaati Demirelcidir diyenler ve dedirtenler Tövbe Kapısı kapanmadan kalplerini ve akıllarını tamir etsinler...

Çünkü Yeni Asya Cemaati DEMİRLEL'Cİ değil Ahrardır, Hürriyetçidir, Demokrattır. Ondandır ki Demirel'e rağmen Çiller'in Genel Başkanlığında DYP'yi Desteklemiştir, Çiller'e Rağmen Ağarın genel başkanlığında DYP-DP yi desteklemiştir...

Bizler menfaat için, makam mevki için, devleti ele geçirmek için değil herkesin hürriyeti için, Ülkenin Huzuru ve kalkınması için, Eşit haklar ve Hukukun üstünlüğü için MERKEZ SAĞ PARTİLERİ Destekliyor ve desteklenmesini savunuyoruz..

AKP ye merkez parti deyip DEMOKRAT MİSYON onlarda diyenler ise kendileri bilirler o da onların kanaatidir...

Önce milletvekili sayısı ve hükümet hedefi, yetmedi Cumhurbaşkanlığı makamı, yetmedi şimdide Anayasa Mahkemesi üyeleri, oda yetmeyecek yetmezde peki onu da alınca sonuç değişmezse ne olacak...?

Değişen bir şey olmaz bunu iyi biliyoruz çünkü başka KARANLIKLAR başka perdelerde yine çökecek masum milletin üstüne ve bizde yine onlara inat onların ve bilinçli, bilinçsiz yandaşlarının yalanlarını ve aldatmaları TÜRKÜLERELE-ŞARKILARLA haykırmaya devam edeceğiz...

Neden mi? yapılması gerekenin bu olduğuna inandığımız için...

Sonuç mu? bilmeyiz bilemeyiz...

Nurculuk tarihinde ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLERİMİZ bir şeye zorlanmaz, bir şeyler anlatılır kararı kendileri verirler. Zira Nur talebeleri Hikmetlidirler ve hikmete uygun hareket ederler...

Bugün Demirel'e Nemrut diyenler, Beddua edenler; Dün Nurcu diyen dua edenlerden başkası değil....

İfratı kendi nefisleri istediği gibi tefriti de kendi nefis ve şeytanları dedirtiyor...

Yeni Asya cemaati VASAT tır her türlü DALALETTEN uzaktır, uzak durmaya dikkat eder...

Herkes nefsi namına Fedakarlık adına Hazm-ı Nefs edebilir. Bunu Cemaat adına yapamaz yapmamalı zira bunun adına ÜSTADIMIZ İHANET diyor...

Baki Selamlar

5Hatayi hep baskasinda aramak!Hamza, 09.06.2008, U.S.A

Icraatlere,nutuklara baksam vede meselenin sadece bir kisiye bagli oldugunu dusunsem!,bir siyasetci olarak, Suleyman Demireli,R.Tayyip Erdogana tercih ederim.Acik ve Net.

Baska bir konuda,yorumcu abilerimizden birinin dedigi gibi,egerki tercih meselesinde,hissi davranildigi farkedilmis ve bu yoldan donulmusse(veya tahkik edip oyle karar alma noktasina gelinmisse)bu bir kazanctir.Buna sevinmek lazim.Vah vah etmenin vakti gecti abilerim.

Ama hala,kuvvetimizi sarsacak mulahazalara sahip olabilmeyi anlayamiyorum.Akil sahibi insanlarin(hatta Risalelerle her daim muhatap olan insanlarin) gecmiste yanlis yaptigini varsayip,bu yanlisida bir ismi zikrederek telafi etmeye calismayi hic anlayamiyorum.Bu boyle olmamali.

4"vakt-i merhun" beklenmeliM. NURİ BİNGÖL, 09.06.2008, Şanlıurfa

Azizi dost müsterih olmalı; o adam politik "deha"sıyla bizi yanılttı; iyi ki de gerçek yüzünü gösterdi, hiç olmazsa anlattığın o günlerde "mü'min ferasetinden" ne kadar uzak olduğumuzu ve eksiğimizin- ya da menfice fazlamızın- ne olduğunu hatırlattı. Adamın ne olduğu, bir hafta içinmde Rahmetli GÜMÜŞPALA'nın yerine Parti'nin başına atanmasından, S. Bilgiç gibi bir kurdu alaşağı etmesinden anlaşılmalıydı. Taaccübüm ve anlayamadığım husus, bütün bunları ta ilk baştan bilen M.K.ın bütün ağabeyleri nasıl olup da yanıltabildiğidir? Demek ki bazı hususların "vakt-i merhunu" beklenmeli. Haydi şimdi kalkıp en ufak bir şakirdi de aldatsın bakayım!

3Oktay GÖKKOCA, 09.06.2008, Tarsus

Hüseyin ağabey,

Sözleriniz yine de manevi bir nedamet ve istiğfar içeriyor. Bu hatanın farkedilmesi bile büyük bir nimettir.

Meyvenin 4. Meselesi, benim Risale-i Nur'dan bu asra dair aldığım en tesirli ve şumüllü ve istikameti gösterici dersimdir.

Küçük ve büyük daire. Ve bu dairelerdeki vazifelerin "küçüklük ve büyüklük makusen mütenasip" kıyası ile ne kadar iştgale değer olduğunun, beşer diliyle daha icazlı ve zahir anlatılması ne ölçüde mümkündür bilemiyorum.

Ben şunu idrak etmişim ki ; Risale-i Nur, bu milletin elinde olduğu sürece Risale-i Nur talebeleri tarafından yapılan her türlü şahsi veya toplu hatalar yine Risale-i Nur'un istikameti gösteren dersleri sayesinde telafi edilecektir.

Yazı konusu şahsiyete gelince;

Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.

Onu, haşirde herkesin istihkakını, adalet-i mutlakasıyla tam olarak verecek olan Adil-i Mutlak'a havale ediyorum.

2Yüzde 60/70 kıstasıMünir, 09.06.2008, Manisa

Aziz Üstad'ın ortaya koyduğu yüzde 60-70'lik bir ekseriyetin tam mütedeyyin olması kaydının ne kadar isabetli olduğu bu son hadiselerle daha iyi anlaşılıyor. Din namına çıkmamış görüntüsüne ve yüzde 47'lik bir halk desteği ile iktidara gelmiş olmasına rağmen, projesiz, alt yapısız ve tecrübesiz bir siyasi hareketin bir türlü muvaffak olamaması hususunun sakin bir halet-i ruhiye ile yeterince tahlil edilmesi lazım.

1Dünya .....Selim Akif, 09.06.2008, istanbul

Bir insanın içindeki en küçük manevi değerin bazer binlerce düşmanı varken..Demirelinki nazarımda o kadar küçük ve manasızki ...

Heleki bu değeri menfeat için kullunmak

Şan şöhret makam sahibi olmak için

Pofpoflanmak için,,,

bilmem gerisini ama sadece yazık der geçerim...

haaa bide o adamın orjinem sözleriyle milleti geçiştirmesi cabası olsun,,,Banane...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut