Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kör nokta
–Metin Karabaşoğlu

[*4.596 yazı içinden]

Bir Yaratılış Okuması Olarak Gençlik

Harun Pirim

İNSANI TARİF eden en kapsamlı sıfatlardan birisi ‘yolcu’dur. İnsanın bir yerden gelmiş olduğu ve bir yerlere gidiyor olduğu aşikardır. Bu yüzdendir ki birçok düşünürün de bizatihi izini sürdüğü en büyük ve en gerçekçi sorular “Necisin? Nerden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” sorularıdır. Bir düşünürün de ifade ettiği gibi gerçek soru, sorulması zorunlu olup, cevabı bulunmak zorunda olan sorudur. Gençlik, gerçek soruların peşinde koşup, izini sürüp yaratılış esprisini yakalamak için verilmiş en kıymetli nimetlerin başında gelir. İşaratü’l İ’caz tefsirinde ifade edilen “Evet, beni adem, büyük bir kervan ve azim bir kafile gibi mazinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kainatın nazar-ı dikkatini celb etti. "Şu garip ve acip mahluklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?" diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükumeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı”1 , Voltaire’nin de “Kimsin? Nereden geliyorsun? Ne olacaksın? Bu, kainatın bütün varlıklarına sormamız gereken bir sorudur” cümlelerine muhatap olunacak en müsait zemin, şuura açılan kapı olan gençliktir. İnsanın yolculuğu “âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprüden geçen ebedü'l-âbâd tarafına bir yolculuktur” 2 . İnsanoğlu adeta ergenlik çağına kadar gözlemci konumunda yaşar iken, gençlikle birlikte tercihlerinin dünya-ahiret bir izdüşümü olduğu şuurlu bir gözlemci konumuna yükselir. Maddenin manaya işaret ediyor, hizmet ediyor gerçeğinden anlayabiliriz ki gençlerde görünen fiziki dinamizm onların manevi hareketliliğine ve manevi yetkinliklerine işaret eder. Bu manevi yekinligin kaynagi akıl duygusunun, öfke duygusunun ve arzu (şehvet) duyusunun açılmış olmaları hasebiyledir. Gençlerin akıl duygusu, hikmet denge noktalı salınımlarda bir gabavete yanaşır bir de cerbezeye. Öfke duygusu, merkezde kudsi kahramanlık olmak üzere bir korkalığa yanaşır bir de tehevvüre, arzu duyusu ise iffet merkezde olmak üzere bir humuda bir de fücura salınır. Gençlerin bütün taşkınlıkları bu üç duygunun merkez ya da dengeden sapmaları oranında ortaya çıkar. Bu duyguların her mertebesinin kullanıma en müsait olduğu zaman gençlik zamanıdır. Gençlik döneminde her duygunun istikametini tutturmak cüzi iradenin veriliş gayelerinden birisidir. Bu yüzdendir ki Risale-i Nur Müellifi, gençliğin vazifey-i diniyesini bilip, su-i istimal etmeyenler için kıytmettar, zevkli bir ilahi nimet olduğunu bildirmiş ve istikamet, iffet, takva birlikte olmaz ise gençliğin çok tehlikeleri olduğunu vurgulamıştır. Akıl ile kalbin birleşmesiyle talebenin himmetinin pervaz etmesi, insanın nefis, kalp, ruh dairelerinin olması ve bu dairelerinin hızlarının farklı farklı olmasının gençlere söylediği çok hakikatler vardır. Yine bu manevi dinamikler zenginliği yönüyledir ki Zühre risalesinde Said Nursi “Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma.” 3 demiştir. Bu anlamda evlilik müessesesi bile cemal ve celalin buluşması ile iki tarafın duygularının dengelendiği bir buluşma kıvamı olarak tavsiye edilmiştir. Şiddetli galeyanda bulunan gençlik hissiyatını ve ifratkar olan nefis ve heveslerini tecavüzlere, zulümlere ve tahriplere karşı dengeleyecek, toplum hayatının güzel bir şekilde akışını temin edecek bir unsur da cehennem fikridir. Ahirete iman akidesinin toplumsal hayata olan faydalarının da ele alındığı Haşir Risalesi’nde cehennem fikri olmaksızın, gençlerin “...hevesâtları peşinde bîçare zayıflara, âcizlere dünyayı Cehenneme çevireceklerdi. Ve yüksek insaniyeti, gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.” 4 ifadesindeki hale maruz kalacakları ifade edilmiştir. Meyve risalesinde bu hakikat “Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak. Aklı başlarına getirir.” 5 olarak ifade edilmiştir.

Gençliğin de her nimet gibi kendine has bir özelliği, bir kullanma talimatı ve geçiciliği söz konusudur. Özellik yönüyle Allah’ın verdiği latif, güzel, ve şirin bir nimettir. Kullanım talimatı onu verenin istediği doğrultuda güzelce kullanmaktan ve sefahette boğdurup öldürmemekten ibaret olan ibadettir. 32. Söz’de gençlik ibadetinin neticeleri “Öyle ise, o gençlikte kazandığın ibâdetler, o fânî gençliğin bâkî meyveleridir. Sen ihtiyarlandıkça, gençliğin iyilikleri olan bâkî meyvelerini elde ettiğin halde, gençliğin zararlarından, taşkınlıklarından kurtulursun.” 6 olarak ifade edilmiştir. Gençliğe daha çok yakışan ve hatalardan, günahlardan dönüş anlamına gelen ‘tevbe’, daha gençliğinin öncesinde genç iradesi ile Ahirzaman Peygamberine (S.A.V.) iktida etmiş Hz. Ali (r.a.) tarafından “Tevbe güzeldir fakat, gençlerde olursa daha da güzeldir” 7 şeklinde ifade edilmiştir. Gençlerin iki cihan rehberi Hz. Peygamber (S.A.V.) de ihtiyarlık gelmezden evvel gençliğin kıymetinin bilinmesini tavsiye etmiştir.

14. Şua’da geçen aynı zamanda Gençlik Rehberi’ne dahil edilmiş olan bir mana, gençlik halinin hali hazırdaki küçücük bir lezzeti gelecekteki nice büyük lezzetlere tercih ediş gafletidir. Bu hal, gençliğin akıldan ziyade hissiyat güdümlü hareket etmesiyle eşleştirilmiştir: “Evet, gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefahet keyfiyle, bir namus meselesinde binler gün hem hapsin, hem düşmanının endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Bunlara kıyasen, bîçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar” 8 . Gençliğin bu hali nefsin gençliğine vabeste olduğundandır ki insan imtihan meydanı olan bu dünyada ölünceye dek gençlik damarı ile mücadele edecektir: “Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, baki kalır. Kabuk parçalanır, lüb baki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, baki kalır. Ceset ölüp dağılırsa da ruh baki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır.” 9




1. İşarat’ül İ’caz-17

2. 23. Söz-295

3. Zühre-148

4. 10.Söz-93

5. 11.Şua-205

6. 32.Söz-588

7. Deylemi-Müsnedü’l Firdevs

8. 14.Şua-412

9. Şemme-163

  30.05.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut