Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.650 yazı içinden]

BİR METOD KİTABI OLARAK HAYAT VE RİSALE-İ NUR

Yazara Mesaj Gönder

SAİD NURSΒNİN Risaleler’de en çok üzerinde durduğu konulardan biri de “İnsanları fikren dalalete atan sebeplerden birinin, ülfeti ilim telakki etmeleri” meselesidir. Yakınımızda olan, eskiden beri varolan, atalarımızın, babalarımızın söylediği, onlardan öyle gördüğümüz şeyleri çoğu zaman bildiğimizi vehmederiz; hatta alışkanlıklarımız dolayısıyla Rabb’imizin bize birer mektup, birer kaside, birer esma-i hüsnasının aynaları olan mevcudata, küçük şeyler diyerek pek de ehemmiyet vermeyiz. Hâlbuki ülfetimiz dolayısıyla âdi şeyler olarak gördüğümüz varlık âlemi, bize sonsuz ikramın, sonsuz terbiyenin, sonsuz şefkatin somutlaşmış lafızlarıdır.

Para kazanmak, çok kazanmak gibi çok büyük şeylerle uğraşmak bizi hayatın kendisinden alıkoyuyor. Etrafımızdaki mucize-i kudret eserlerine kayıtsız yaşayıp gidiyoruz. Rabb’imizin her an akıp giden ve birer anlam yumağı olan nimetlerinin farkında olmadan, koltuklarımızı yenileyememekten, iş yerimizde terfi edememekten, çocuklarımızın sonsuz isteklerini karşılayamamaktan yakınıp duruyoruz.

Bu hayatta mutlu olabilmek için milyonlarca sebebimiz varken biz hırsımız yüzünden mutsuzluğu, somurtmayı tercih ediyoruz. Hâlbuki Rabb’imiz rızkımıza kefildir. Ancak hırsımıza değil. Bitmeyen hırslarımız bizi, bizden, bizi mevcudattan, bizi sevdiklerimizden alıkoyuyor. Yaratan’ın gür çağlayanlar gibi her an gönderdiği ayetleri sağımızdan, solumuzdan akıp gidiyor da biz onlara gözümüzü kapatıp Amerikan filmleriyle, modern arenalar olan stadyum görüntüleriyle oyalanıp duruyoruz. Bizi, biz olmaktan çıkarıp sahte tiyatro oyuncuları haline getiriyoruz ve tabii ki senaryo hep başkaları tarafından yazılıyor. Biz, sadece piyonluk görevimizi icra ediyoruz.

İnsanoğlu dış dünyaya, nesnelere, davranış ve düşünüş biçimlerine baka baka bunları kanıksar. Bize normali, gerçekliği buymuş gibi gelir. Bir müddet sonra bu düşünüş ve yaşayış tarzına alışır, kendimizi rüzgâra bırakıveririz. Oysa kendimize özgü üslubumuz, kelime yapımız, anlam dünyamızla bu kanıksamayı sarsarak nesneleri, davranışları, düşünceleri ve duyguları taze bir bakışla yeniden görmeli, yeniden algılamalıyız.

Mevcut düşünce ve anlamlandırma yapısıyla meselelerimizi çözemeyiz. Artık alıştığımız düşünce ve duygu yapısının ötelerinde dolaşıp yeni mefhumlar aramalıyız. Günlük oldubittilere basit insanların ve medyanın süslü empozelerine karşı uyanık olmadan sıradanlıkların üzerine çıkamayız. Var olan her şeyi anlamlandırabilmek için maddî göz ile onları görmek yeterli değildir.

Zira Said Nursî’ye göre maddî göz, maneviyat âleminde kördür. Biz; ancak kalbimizle varlığı anlamlandırabilecek şekilde açık seçik görebiliriz. Hiçbir anlam göz ile görülmez. Kitaplardaki kelimeler de sadece maddî göz ile bakıldığında bir mürekkep yığınından ibarettir. Nitekim yabancı dildeki yazıları görüyoruz; ama bizim için hiçbir şey ifade etmiyorlar.

Asıl olan kalbin gözüdür. Kalbî akıldır. Eskilerin ifadesiyle “Basiret Gözüdür.” Kalp, aklın ve gözün ulaşamayacağı uzaklıklara, sebeplere ulaşır. Kalp, görmeden de duyandır, sezendir ve insan; ancak bu sezgisi ile vardır. Allah’ın varlığını bile aklen ne kadar tatmin olursak olalım, sonuçta iman edilen gayb olduğu için sezgilerimizle kanaat getiririz.

Risale-i Nur’un önemli prensiplerinden biri de akıl, kalp ve ruhlarımızı “genel kültür” denilen lüzumsuz malumat ile doldurmamaktır. Vücut, ruh ve gönlümüzün sahibi olan Allah, bizi, her önümüze koyulan şeyi alan bir çöp tenekesi olarak yaratmamıştır.

Günümüz medeniyetinde, akıl kirliliği, ruh, beden, göz, kulak, kalp kirliliği had safhaya çıkmıştır. Akıllarını, ruhlarını ve gönüllerini maddî fuzuliyat ile dolduranlar zamanla hakikatler ile muhatap olma kabiliyetini kaybederler. Zihnimiz aynanın parlak yüzü gibi hayatın ve eşyanın hakikatlerine karşı açık olmalı, özümsemeli ve yansıtmalı. Siyah yüzü gibi olursak ne karşımızdakini alabilir ne de onu yansıtabiliriz.

Medya ve halkın ağzında dolaşan fısıltı haberleri; aslında bize gerçeği yansıtıyor değiller. Birileri bizim gerçeği kendi istedikleri gibi algılamamızı sağlıyorlar. Aklı, kalbi, fikri dağılan insanların artık hakikate muhatap olmaları da mümkün olmaz. Risale-i Nur, bu çarpık iletişimi bozar, büker, rolleri çiğner, altüst eder. Böylece onu alışmadığımız; ama hakikatinde olan düzene sokar. Bu şaşırtıcı başkalık bizi silkeler, uyandırır ve dile getirdiği her ne ise onu yeni bir gözle görmemizi sağlar. Gerçi bu yenilikleri, farklılıkları kabullenmek her zaman öyle kolay olmaz. Her ameliyat gibi bu da sancılı geçer çoğu zaman.

Hayat ve Risaleler birer metot kitabıdırlar. Onlar, bilgimiz çok artsın, diye değil, hayata ait metotlar, yaşama tarzı çıkarmak için okunmalıdırlar. Düşünme metodu, hayat tarzına ait metotlar, hizmet metodu, enfüsî ile afakînin mezcine ait metotlar gibi pek çok usul hayatın gelgitlerinde derc edilmiştir. Risale okumalarımızda hayata ait teorik ve pratik çıkarımları yakalamaya çalışmalıyız.

Bediüzzaman, Hutbe-i Şâmiye adlı eserinde “Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki...” diyor. Ona göre yaşadığımız hayat başlı başına büyük bir medrese ve biz buraya tahsile gelmişiz. Hayatın her ânı, her tecellisi, insanla, varlık âlemiyle, duygularımızla olan her ilişkimiz, bize bir şeyler anlatmalı. Yol gösterici olmalı. Zaferler kadar yenilgilerden de ders çıkarmasını, dostlar kadar düşmanlardan da bir şeyler öğrenmesini bilmeliyiz.

Oysa akıl, kalp ve ruhumuzun malayaniyat ile istilaya uğraması bizim ince, hassas, semavî, uhrevî olan hakikatlere karşı gabileşmemiz neticesini verir. Bu ise hayat okulunda derinleşmemize engeldir. Böyle karmakarışık bir zihin ile hayatı, musibetleri çok okusak bile derinleşemez, ancak sathî bir tarzda genişleriz.

Hayatımızı, muhatabiyetlerimizi zaman zaman mutlaka durup şöyle bir gözden geçirmeliyiz. Hepimiz bu hayat okulunda, muhatabiyetlerimizde kendimize has usuller, metotlar geliştirmeli, fert olarak bize en uygun olan metodu bulmalıyız. Metotsuz hayat; pusulasız gemiye benzer. Pusulasız gemi de gider; ama istenilen maksuda ulaşması hayli zaman alır. Hayatımızın Risaleler ışığında ahengini, varlık sebebini kurgulamalıyız.

Yaratıcı’nın kurduğu sisteme, yapıya, ahenge ise taklidî eğilimlerle ulaşamayız. Onun derinlerde yatan düsturlarını avlamak, dünyevî ağırlıklarımızdan kurtularak o deryaya safî bir niyet ve sa’y ile dalmakla, her karesini sorgulamakla mümkündür.

  28.05.2008

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

6Talebe olmakYenal Kullap, 07.06.2008, Konya/Türkiye

Saidi Nursici değil de Risaleyi Nur talebesi olmak önemli.İslam harfleriyle velev ki kurşun kalemle olsun yazabilmek, yazdığını okuyabilmek, okuduğunu anlayabilmek, anlatabilmek ve birebir sayfaları vererek bunun öğreteni ve naşiri olmak lazım.Yani oldum dememeli olmak ve oldurmak beraber gitmeli biiznillah...İlk sekiz sözde yoğunlaşmadan, yoğrulmadan amel etmeye çalışmadan de ileri bahisler ağır olur, mecrasını zor bulur kanaatindeyim.

5zehra toprak, 01.06.2008,

Allah razı olsun sizden yazınızdan Risale-i Nurdan Ustadımızdan Nur talebelerinden Kuran a hizmet eden tüm müminlerden.

4cok zor gorunuyorbahadır, 30.05.2008, naziLLi

ne yazıkkı genel kultur deilen sey bugun kpss sınavlarında bir ders olarak soruluyor.nasıl uzak duralım.ogrenciyiz.mezun olunca hayata atılıcaz.dediginiz gibi su anda aklımızda col luzumsuz fuzuli bilgiler var.ne diyelım işimiz zor...

3GERÇEKTEN OKUYABİLİRSEKülkü özgün akkuş, 29.05.2008, İSTANBUL

Fikirler dağınak akıllar karışık kalpler katı ve feraset müminlerin uzağına düşmüş.Her malumatı bilgi ,her konforu ihtiyaç,dünyevi bütün mesele ve makamları elzem görüp" dünyayla benim misalim ,bir ağacın altında gölgelenip sonra giden yolcunun misali gibidir" diye buyuran EN GÜZEL İNSANIN öğretisinin tersine bir koşuşturmanın tam ortasındayız.Hayatlarımızı teavun dusturları değil cidal dusturları yönlendiriyor.Bir çoğumuz lübb değil kışır olduk.Elimizde kainatın ve hayatın sırlarını açabilen bir anahtar olarak risale-i nurlar var .Bütün yaralarımıza merhem olabilir yaralarımızın farkına varabilirsek.Aklın safsatasından kalbin dağınıklığından kurtarabilir ve müheyya bir ruhla okuyabilirsek.Akıllarımıza nur kalplerimize gıda ruhlarımıza şifa olur bir nefes gibi içimize çekebilirsek.Okuyabilmek ve yasayabilmek duasıyla selamlar

2avuçta ateş tutmak erkan mercimek, 29.05.2008, emirdağ

Ebu Ümeyye eş-Şa'bânî anlatıyor:

"Ey Ebu Sa'lebe, dedim, şu ayet hakkında ne dersin?" (Mealen): "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez.." (Maide 105). Bana şu cevabı verdi:

"Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sormuştum: Demişti ki:

"Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir." [Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014).>

1Kainat,Kuran,Abd,Yaratıcı...ZEHRA SARI, 29.05.2008, İstanbul

"ülfetimiz dolayısıyla âdi şeyler olarak gördüğümüz varlık âlemi, bize sonsuz ikramın, sonsuz terbiyenin, sonsuz şefkatin somutlaşmış lafızlarıdır. " 9.Sözü, Namaz Bahsini okuduğunda, insan bu hakikati çok daha iyi anlıyor. Kainatın beraberliğinde kılınmayan namazdan; istenilen, murad edilen maksadın çok daha altında bir netice alındığını hissettiğinde...Kainatta ki muazzam tecellinin farkındalığıyla; kainatın "sübhanallah,Elhamdülillah,Allahuekber" zikrine; "Evet ben kainatta tüm bunları okuyabiliyorum ve bende o zikre şuurlu olarak katılıyorum, o zikri tastik ediyorum ve bende onlarla birlikte "Sübhanallah,Elhamdülillah,Allahuekber" diyorum; hem namazımın içinde, hemde namazımın akabindeki tesbihatım da...Kainattan aldığımız şahitliği, tekrar Rabbimize sunuyoruz namazlarımızla; yani Rabbimiz ile doğrudan muhatap oluyoruz,aracısız-ikili bir ilişkiye giriyoruz.Ve inşallah bu farkındalık ile Miraca çıkıyoruz,Rabbimize ulaşıyoruz.

Ülfetle baktığımız takdir de kaybedeceğiz bu paha biçilmez değerleri..Ve evet söylediğiniz gibi; yaratılan herşey, her karesiyle sorgulanırsa dünyamıza hikmetler,nurlar,güzellikler vs.. açılır. Kainat şuurla muhatap olunmayı bekliyor...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut