karakalem 1111






Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!









“İyiyi öğrenmek için bin gün bile yeterli değilken, kötüyü öğrenmek için bir saat bile fazla uzundur.”

--Bu Çin atasözü, iyiyi iç dünyalarımızda ikame edebilmek için sürekli bir gayrete ve iradi bir uyanıklığa çağırıyor.

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sıkı tut ruhunu
–Rabia Nazik Kaya

[*3,630 yazı içinden]

Bu yazının çıktısını alArkadaşına Gönder 

“YARGI”YI REDDEDİYORUM!..

Hüseyin Yılmaz Yazara Mesaj Gönder

DEVLETİN SEBEB-İ vücudunda öncelik adaletindir. Fıtraten birlikte yaşamaya meyyal ve mecbur beşeriyetin karşısına, emeğe terettüb eden neticelerin becayişinde, adalet mutlak bir zaruret olarak çıkar. Marangoz ile terzi, demirci ile peynirci çalışmalarının neticelerini becayişle sair ihtiyaçlarını karşılama mücadelesi verirken birbirlerine zarar vermemeliler. Kuvetli zayıfı ezmemeli, âlim câhili aldatmamalı; zekîlerin yanında ahmaklar da hayatlarını emniyet içinde devam ettirmelidirler.

Fertler arası sulhu temin edecek bir adalet mercii olmazsa, dünya, kuvvetli ve zekilerin zâlimâne saltanat diyârı, zayıf ve câhillerin ise mazlûmâne cehennemi olur. Adalat tevziinde karnesi zayıflarla dolu târih-i beşer buna şahittir...

Adalet kuvvetli ve zalimler için, çoğu zaman bir baş belâsı, mazlûm ve zayıflar içinse ayakta kalma, yaşayabilme teminatıdır. Binaenaleyh, mazlum için, hayatın kendisi kadar elzem ve azizdir. Adelet tevziinde zulmeden hâkim, bu nokta-i nazardan hayat hakkına kastetmiş, bir nevi katildir. Hatasının da, su-i kasdının da affa kabiliyeti yoktur...

Hâkim’in tek mükellefiyeti vardır: Adalet tevziinde kılı kırka yarmak ve hata etmemektir. Tarafların hakkına riâyette mutlak tarafsızlık ve istiklâliyet, hâkimin yegâne vasfıdır. Tarafsızlık ve istiklâliyetini kaybetmiş hâkimin haysiyetini kurtaracak tek çıkar yol, adalet terazisini kendisinden daha dirayetli ve daha nâmuslu ehil birine tevdi etmektir. Aksinde ısrar, hâkimi birinci sınıf cânilerin serdârı yapar; alçakça bir serdârlık...

Adalet felsefesi ile alûde bu satırların ayaklarına külçe gibi asılıp üslûbun havalanmasına imkân vermeyen kasavet, son zamanlarda Türkiye’yi yaşanmaz kılan yargı muhtıralarının taaffün etmiş atmosferinden geliyor. Yargıtay ve Danıştay’ın müteakib muhtıraları, adaletin tevziiyle mükellef olanların cinâyete tâlib olduklarını haykırması cihetiyle elem ve esef vericidir. Bu kadar fütursuzca milletin karşısında yer alıp müddei makamına oturan hâkimlerin adalet mekânizmasının tepesinde durmaları insanın kanını donduruyor, akla ziyan...

Bu hâkim sultası karşısında yapılabileckelerin başında haysiyetlice bir reddediş gelir. Milletin haysiyet ve şerefini koruyacak bu tavrın milletin bütün temsilcilerinden beklemek nâmus ve vatandaşlık hakkımızdır. AK Parti’nin yargı muhtıraları karşısında takındığı tavır, takdire şayan olmakla birlikte, kifâyetsizdir. Kifâyetsizdir, çünkü muhtıralarıyla suç işleyen hâkimlerin cezalandırılması için gerekli bütün mekânizmaları da harekete geçirmesi gerekir, kelâm yetmez. CHP için çok da münasib duran küçültücü tavrın diğer siyâsî partiler için bir nevi intihar olduğu bedihidir. Milletin hak ve hukukuna sahib çıkmayan partilerin yeri meclis değil, mezbeleliktir...

Kendi hesabıma Türk Yargısı karşısında takındığım tavrı ilân etmeyi bir haysiyet borcu biliyorum. İşte haykırıyorum:

Türk yargısına inancımı kaybettim, adaletle hükmedecek bir yargımızın olmadığına inanıyorum. İnancımın kaybına sebebiyet veren, bu yargının bizzat kendisi ve icraatlarıdır. Sıralıyorum:

  1. Bu yargı, belli fâsılalarla millet iradesini dipçiklerle payimal eden darbecilerin cezalandırılması için hiçbir zaman ve hiçbir zeminde tek lakırdı etmemiş, göstermelik bile olsa tek adım atmamıştır.

  2. Bırakın vuku bulmuş ve hâkimiyetini tesis etmiş darbeciler hakkında adlî bir tâkibi, 2003 ve 2004’te esmalarıyla arz-ı endam edip hayatımıza karışan Sarıkız ve Ayışığı adlı dilberlerin şuh dâvetlerine seyirci kalmış, harîm-i ismetimizi kirleten bu fahişelerin ahlâksızlıklarını tedip için tek kelime söylememiş, tek adım atmamışlardır.

  3. 28 Şubat denen meş’um ve mel’un devirde, harfiyen riayetinde kusur etmedikleri brifingleri süslü cübbeleri içinde komutanlardan alan Türk yargısı, mevcut müntesiblerince tel’in edilmemiş, takibat görmemiştir.

  4. Şemdinli savcısı, tanzim ettiği ve ucu derin bir yerlere dokunduğu için bir kıyamete zemin hazırlayan iddianamesi sebeiyle meslekten ihrac edilip hayatı karartılırken, yüksek Türk yargısı fildişi kulesinden başını uzatıp bu recmin üzüntüsünü yaşamaya değil, bir nebzecik hissetmeye bile yanaşmamıştır.

  5. Ve Türk yargısı bu memlekette yaşayan hemen herkesin endişelerini mucib ve malumları olan Susurluk, Şemdinli, Ergenekon vakâlarının, varlığına kat’iyet kazandırdığı derin devleti görmezlikten gelmekte insanı çileden çıkarıcı tavır ve istifini bir an olsun bozmamıştır, bozmamaktadır...

Bir düzineyi aşacak müteakib maddeleri zihninize havala ederek Türk yargısına inanç ve imanımı kaybettiğimi, bir gün bu yargı tarafından yargılanmak durumunda kalacak olursam, verecekleri karar ne olursa olsun, âdil olacağına inanmadığımı ve şimdiden reddettiğimi, bu satırlarla kayıd altına almak isterim. Milletin ikrarıma şehâdeti şeref ve sürûr kaynağım olacaktır.

  25/05/2008

© 2010 karakalem.net, Hüseyin Yılmaz

2şiddetle katılıyorum.mazlumin, 30/05/2008, uzak yer

eline sağlık. kalemine bereket.

şiddetle katılıyorum.

çünkü eskiler karşılıklı saygı ve hukuku şöyle ifade etmişlerdir:

'yek diğerinin hukukuna saygıyı akide haline getirmek.."

1YaklaşımMurat neccaroğlu, 26/05/2008, İst.Türkiye

Yargıya yaklaşımın tarzında izafi adalet anlayışı yerine adalet/i mahza anlayışı çerçevesinde sayın yazardan hakkımızı zayi etmemesini temenni ediyorum.




© 2000-2010 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut