Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ümit çiçeği
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Sorumluluklarınızı mı Haklarınızı mı Bilmek İstersiniz?

Serdar Pehlivanoğlu

MÜSLÜMAN ÇEVREDE yetişen bir birey için geleneklerin beslediği taklitten kopup tahkike doğru yol almak ne kadar zor ise, taklide bulaşmamış ve imanı vicdanlarında duymaya ilerleyen yaşlarında başlamış mümin kardeşlerimiz için de geleneğin tecrübe edilmiş hakikatlerini derinlemesine hissetmek o kadar zordur. Hoş, öyle bir devirde yaşıyoruz ki müslüman zihin dahi farklı vadilerde yankılanan seslerin peşinde koşturmakta. Öyle olunca vicdanlarında sadakte diyebilecekleri yaratılışın paralelindeki çok hakikat tenkit parmaklarıyla yoklanmakta ve fıtratın o sihirli efsunu bozulmaktadır.

Beni bu şekilde düşüncelere salan sebep Efendimizi tanıma bahtiyarlığına sonradan erişmiş iki büyüğümüzün/hocamızın bir nevi itirazları. 11.sözün müzakeresinin ardından konuşmalarımız her nasılsa İslam’ın dramatik bir şekilde inhirafa uğramayışının nedenleri etrafında dönmeye başladı. Niçin anlaşamadığımızı halen algılayamamakla birlikte, hristiyan geçmişe sahip her iki hocamız da İslam’ın inhiraf etmemiş olmamasına dair okuyabildiğimiz farklılıkları bizim hissettiğimiz gibi hissedemiyorlardı. Salt, ulûhiyet anlayışındaki çarpıklığın bile yetmesi gerekirken Hz. Ali’yi peygamber ilan eden şia inancı ana akımdan dramatik bir sapma olarak okunuyordu. Kuran’ın tek bir kitap olarak bütün Müslümanlar tarafından aynı şekilde okunuyor olması bile bu noktada yeterli bir sebep olamadı. Zannediyorum, iman-küfür muvazenesinde medeniyetlerin yaşadıkları tecrübelerin birbirinden farkının çok olmaması onların düşüncelerinin ana dinamiğiydi. Nitekim İslam modernite ile olan hesaplaşmasından yüz akıyla çıkarak, dosta düşmana kendisini ispatlamış değil halen. Aynı şeyleri hissedemeyişimizin bir başka nedeni de, herhangi bir fark gözetmeksizin bütün dinlerin benzer olduğu şeklindeki yanılsama olabilir ki, içinde neşet ettikleri toplumda kabul gören bir kanaattir bu.

Bu kadar basit bir konuda(ve bence bariz bir meselede) anlaşabilmenin bile zor olduğu düşünülürse, elbette bir kısım hadislerin anlaşılması dahi onlar için ciddi bir zorluk teşkil edecektir. Şahsen bir kısım meselelerin sonradan Müslümanlığı ihtiyar etmiş insanların zihin haritalarında yer etmemesini doğal karşılıyorum.

Misalen, erkeğin üstün olduğunu ima eden bir hadis var ki, zaten kadının hiçe sayıldığı bir devirde buyurulan “Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir." sözleri bu devrin insanı tarafından anlaşılabilmesi gerçekten zor bir iş.

İşte bu hadisin manası Portekiz asıllı ablamız tarafından soruldu oradaki insanlara. Aklıma o an eşimle yaptığımız ilk konuşmalar geldi. Eşimin de şahitliğinde yaptığım açıklama en azından meseleye dair farklı bakış açılarının olabileceğini ima etmesi itibariyle nispeten başarılı oldu denebilir. Elbette, bu hadisi tevil etmeye çalışmak biz erkekler için çokta matah bir şey değil. Nitekim bunu yapacak değilim ve şahsen bir evdeki huzur ve saadetin bereket ile devamının kadının efendisine itaatinde(her hal ve şartta) olduğunu yakin derecesinde hissetmiş durumdayım. Amma, eşimle yaptığımız ilk konuşmalarda kendisine hatırlattığım bu hadisi bir koz amacıyla kullanmamıştım. Nerdeyse kendime secde edilecek kadar büyük bir saygıya ve en ufak bir sözümün emir gibi telakki edilmesine sebebiyet veren şeyi hak etmem gerektiğinin farkında olduğumu söylemiştim kendisine, hadisin kendisini ilgilendiren kısmını onun anlayışına bırakarak.

Böylesi bir açıklama ihtida etmiş ablamızın eşi olan Ali abi tarafından veciz bir şekilde sonlandı ki, benim haddi zatında bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey o kısacık cümle idi:

“Eski zamanlar ile modern zamanlar arasındaki en büyük farklardan birisi sorumlulukların yerini hakların almasıdır”

Gerçekten de modern zamanlarda insanlara sorumluluklarını hatırlatan hiçbir şey yok. Buna mukabil insanların ağızlarından düşmeyen bir şey varsa o da haklarıdır. Hal öyle olunca İslam’ın mesajı da, Efendimizin sözleri de farklı bir bilinçle okunuyor. Eski kafalı olan ben, tüm samimiyetimle söylemeliyim ki, Efendimizin hadisinde bana düşen sorumluluktan başka bir şey anlamamıştım. Her şeyi hakları doğrultusunda düşünen bir modern zaman bireyinin ise kadının hakkının çiğnendiğinden gayrı bir şey düşünebilmesi çok zordur bu hadisi duyduğu zaman. Hâlbuki sözün sahibi de sözün muhatapları da hesap gününe inandığına göre, böylesi bir sözün fıtrata uygunluğundan başka ne akla gelir ki? Nitekim hesap gününde haklar sorulmaz ama sorumluluklar hatırlatılır, dolayısıyla teyakkuz içersinde yaşanması tavsiye edilen bir hayatta Efendimizin sözü hangi insaf sahibini rahatsız edebilir ki?

Elhak, fıtrata yani İslam’a çağıracağız insanları ama bunu hangi kelimeleri bayraklaştırarak yapacağız. Şahsen ben sevdim haklarımızın yerine sorumluluklarımızın ikame edilmesi fikrini.

  04.05.2008

© 2015 karakalem.net, Serdar Pehlivanoğlu

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

5Mona'ya bilgi...yasin eşref, 07.05.2008,

Ben de hiç böyle bir şey duymamıştım... ama herhalde bunlarında ifrat ve tefritleri var ve bir kısmının rotası bozulmuş durumda... fakat kısmı ekserisi veya benim çevremdekiler bu konuda düzgün bir itikada sahipler.

"http://www.alisevilmezmi.com/forum/peygamberimiz-ve-ehli-beyt/muhammed-ile-alinin-biri-birinden-uestuenlueethue-yoktur-ykiside-ruhlaryn-mayasydyr-t478.15.html "

bu alevi sitesinde peygamber olduğu iddiası var... (çok şaşırdım)

....

bir forumda da şöyle bir yazıya rast geldim.

fakat güvenilirliği test edilmelidir. kaynak olarak hz gavs gösterilmiş ama şahsen bana hiç de güvenli bir bilgi olarak gelmedi.

"ŞİA

İsimleri değişik,kısaca : şia, rafıza, galiye, tayyare

Bu ismin verilmesine sebeb : Hz. Aliye taraftar olup sevmeleri.ve sair sahabeden daha faziletli saymaları.

Rafıza : çünkü Hz.Ömer ve Hz. Ebu Bekr (r.anhuma) imametini doğru saymazlar.(rafd= terk)

Şii Hz. Osmanı Hz. Aliden daha faziletli saymışlar. Rafızılerse Hz. Aliyi Hz. Osmandan faziletli saymışlar.,

Bir kısmına Galiye denir sebeb: Hz. Ali hakkında aşırı galeyana gelmeleri.rububiyet ve nubuvet isnad etmeleri.

Kat’iye :Musa b. Caferin ölümüne hüküm kesmişlerdir.

Rafıza .3 sınıftır.:

a. Galiye

b.Zeydiye

c. Rafıza/ rafızıye

Galiye : 12 fırkadır.Benaniye ,tayyariye,mansuriye,mugayriye, hatabiye,muammeriye,beziiye, mufaddaliye,mütenasiha, şerriye,sebiiye,mufavvida.

Zeydiye 6 fırkafır: carudiye,süleymaniye, beteriye,naimiye, yakubiye

Bunların 6ci tayfası ricatı inkar etmezler.ama Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömeri kabul etmezler. Teberri ederler.

Rafıda /rafıziye 14 fırkadır.katiye,kısaniye,keribiye umeriye vs.

İddiaları : imamlar hatadan temiz olmalı,günahlardan da, bu mana icabı,daha faziletlinin imamete geçmesini/seçilmesini kabul etmezler. Hz. Aliyi daha faziletli görmektedirler.Resulullah Efendimizden sonra Hz. Alinin imametine kaidirler.Hz. Ebu Bekr ve Hz.Ömer ve başka sahabeye(r.anhum) buğz ederler.Zeydiye müstesna .

Bu ittifaktan ayrılıp : 6 kişi hariç Hz.Alinin imametini bıraktıkları için o zamandaki tüm ümmet mürted oldu.ölüler hesab günü gelmeden önce dünaya dönerler.Galiyeye göre ise ne haşr vardır, ne hesab, imam herşeyi bilir, hatta yağmur damlaların sayısını bile.peygamberlerin elinden mucizeler nasıl geldiyse imamların elinden de böyle gelir.Hz. Ali toprağa gömülü değildir. Bulutlar arasında Allahın düşmanlarıyle savaş etmektedir. Son zamanda yere inecek kendisine buğzeden düşmanları öldürecek.Hz.Ali kıyamete kadar baki kalacaktır.Hz. Ali peygamberdir.Hz. Cebrail yanılmıştır.Yine derler ki Hz. Ali ilahtir.

Allahın laneti üzerine oolsun Allah izlerini kazısın çünkü bunlar İslamı terk edip küfre gitmişlerdir. Allaha, Resulune, Kurana küfür etmişlerdir.

O gibi sözler edenlerden Allaha sığınırız.

"

4elbette kitapları farklımona islam, 06.05.2008, istanbul

"Sunni ve şii kaynaklı kitapların hangisinden istersiniz?" denmesi tuhaf değil, elbette içtihatlarda önemli farklar var, üstelik şia arasında da farklılıklar mevcut, üstadın şiayı velayet şiayı hilafet noktasında lemalarda yazdıklarına bakabilirsiniz.Ben hiç farklılık yok demiyorum ki, ama bu farklılıklar işin amentüsünde değil, dolayısıyla bu yüzden bir camiayı tekfir edemeyiz diyorum. Onlar la ilahe illallah muhammeden rasulallah ali veliyallah diyorlar mesela. İtirazım, ali rasulullah dediklerine idi.Siz , doğuya anlamadan dışarıdan bakanları oryantalist bir üslubu taklide gidenleri, mühtedi de olsalar ikaz edebilirsiniz. Eminim ki bunun yanlış bilgilenmeden kaynaklanıyor olduğunu anlayınca daha ihtiyatlı konuşacaklardır.İnsan bilmediğinin düşmanıdır keza.Doğudaki büyük mezhepler hristiyan mezhepleri gibi itikadi değil içtihadi farklılıklara dayanmaktadır.Doğu batının kriterleriyle anlaşılamaz.Alıntı yaparken katılmadığınız bir fikirse ayrıca belirtmenizde yarar var sanırım...Cevabınıza teşekkürler.

3Evet güzel bir tesbitenes kara, 06.05.2008, Ankara

Bazı kavramların, sözlerin içini boşalttığımız gibi, kimilerinin de işimize gelen yanını alabilmekte nefsi emmarenin üstüne yok.

Nasıl inşaallah Allah izin verirse mutlaka yapacağım demek iken,

bakarız, ederiz. gibi atlatmanın, geçiştirmenin adı gibi olmuşsa,

Nasıl bir hatasını zikreden birisine söylenen Estağfirullah kelamı,

evet sen hata edebilirsin Allah seni affetsin senin adına istiğfar ediyorum demek iken,

Haşa seni o hatayı işlemekten ya da o hatayı, kusuru sana yakıştırmaktan seni tenzih ederim gibi kullanıldığı gibi.

İşte nefis bu kocaya secde hususunda da bunu kendine yontup sizin de güzelce tesbit ettiğiniz üzre sorumluluk noktasından haddini bilmeyi değilde kendisine makam biçme noktasından hak kavramını öne çıkarabiliyor.

Öyle ya kime, ne adına nereye kadar itaat edilecek

Aslında burda hak kavramı da bu hususu izah sadedinde gereği gibi kullanılabilirse

Sorumluluğu bir kenara itmiyor.

“Ey kocam; senin şuraya kadar itaat ve bundan ötesini beklememek şartıyla itaat edilmene hakkın var ve ben bu hakkı gözetme noktasından sorumluluk bilincine sahibim, sen de bundan ötesini benden bekleme sınırını aşma.”

Zaten serdar bey mesele imani bakış açısı itibariyle olaylara yaklaşmak olmayınca

Zaten sorunun, feminis kafayla, modernist kafayla ya da dindarlığın işine gelen yanını kullanma kurnazlığını gösterenlerin yanlış yerden bakma, ve yanlış anlama sorunundan kaynaklandığını düşünüyorum.

2şiaSerdar Pehlivanoğlu, 06.05.2008, Manchester/ABD

Şia ya dair çok detaylı bilgiye sahip olduğumu söyleyemem. Şahsen bende sizin dediğinize katılıyorum, yani Hz. Ali ye peygamber diyen küçük bir zümre vardır ve bu dramatik bir sapma değildir... Hele 12 imama diyecek bir lafımız olmaz kesinlikle...

Takdir edersiniz ki, yazıda hassaten müslümanlığı sonradan tercih etmiş yabancıların o meseleyi örnek verdiğini söylüyorum.

Yani benim düşüncem değil o, ve ne yazık ki Şia-Sünni İslam arasındaki farkı batılılar bu şekilde görüyor...

Tabii bu şekilde görülmesinin sebepleri de az degil. Siz ne kadar "ne onlardan, ne matbuatlarından böyle bir şey görmedim işitmedim" deseniz de, orada bulunan bir abimiz İran da bir kitap istediğini anlatmıstı, ve satıcı Şia menseli mi sunni menseili mi istersiniz diye sormus.

Meselenin derununa vakıf degilim... bu isi daha iyi bilenler bizleri aydınlatabilirler... Ama son tahlilde sizden farklı düşünmüyorum..."

1şiamona islam, 04.05.2008, istanbul

Hz.Aliyi peygamber kabul eden şia anlayışı sözünüzü açıklamanızı rica ediyorum, bu Şiaya büyük bir ithamdır.Ben şii değilim ama Şiayı biliyorum ne onlardan, ne matbuatlarından böyle bir şey görmedim işitmedim.Hatta kendilerini Şia olarak değil Alevi olarak isimlendirenler bile namazı orucu terk ettikleri halde böyle bir şey söylemezler.Hz Ali peygamberdir diye.Haşa.Bu olsa olsa çok sapkın bir fırka i dalle olabilir.Bu kabil sapkınlıklara sünnilerde de "yezidiler, dürziler" namı altında rastalayabilirsiniz.Sözlerinizi tashih ediniz zira iftira kabilindendirler.Hem de bizimle aralarındaki tek fark on iki imamın imametini ve hadislerin ehli beytten rivayetini kabul etmek olan bir camiayı ittihamdır.Yoksa onların şehadetleri de tamdır, farzlara da sünnetlere de riayet ederler.Bediüzzaman içtihad risalesinde ehli sünnet imamlarıyla beraber on iki imamı da zikreder ve makbul olduklarını söyler, 27.Söze bir daha bakınız.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut