Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kör nokta
–Metin Karabaşoğlu

[*4.522 yazı içinden]

 Arşiv

IX. Miracın adımları

Yazara Mesaj Gönder

NAMAZ, PEYGAMBER aleyhissalâtu vesselamın her günü için, o gün kalbe nakşolunan bütün kudsî mânâların üzerine nakşolunduğu bir atkı ipi gibidir. Onun bir gününün bütün ânları, namaz gergefi üzerine dokunmaktadır.

Merkezinde namazın olduğu bu Peygamber gününde, âlemlerin Rabbine ubudiyetin başkaca veçheleri de vardır. İnsanın bedenin ihtiyaçlarına muvakkaten ket vurup bir müddet de olsa meleklere benzediği oruç hali, bu veçhelerden ilkidir. Peygamber aleyhissalâtu vesselam, nasıl gün içinde farz olan beş vakit namazın yanında her gün nice nâfile namaz kılıyorsa; aynı şekilde, yıl içinde farz olan Ramazan orucunun dışında, kimi ayları günaşırı oruçlu geçirir, kimi aylarda ayın üç günü oruç tutar. Ve çoğu hafta, Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirir.

Manidardır; oruç da, namaz gibi, kulun âlemlerin Rabbine kulluğunun bir zirvesidir. İnsan, namaz gibi, oruç ile de, ‘hâzırâne, muhatabâne’ bir sûrette Rabbini bilir. Namazın içinde “Subhaneke”de, “İyyâke”de karşımıza çıkan “Sen” hitabına mukabil, oruçlunun iftar ânında ettiği duada karşımıza çıkan “Sen” hitabı, bunun ifadesidir. Orucunu açarken, kudsî nebî, “Allahumme, leke sümtü” demektedir: “Allahım! Senin için oruç tuttum. Sana iman ettim. Sana tevekkül ettim. Ve Senin rızkınla orucumu açıyorum.”

Gün içinde namazın, yıl içinde orucun temsil ettiği bu ‘hâzırâne’ ubudiyet sırrını, ömür içinde ise hacc temsil eder. Gün içinde beş vakit namazın, yıl içinde Ramazan orucunun, gücü ve imkânı olan için ömür içinde haccın farz kılınması, buna işarettir. Ve Peygamber aleyhissalâtu vesselam, hacc ile gerçekleşen ‘gâibâne’ ibadetten ‘hâzırâne’ ibadete yükseliş sırrını, yine “Sen” hitabı taşıyan ‘telbiye’ ile göstermektedir: “Lebbeyk! Allahumme lebbeyk! Allahım! İşte geldim, emrindeyim! İşte geldim, biliyorum Senin ortağın yoktur! Hamd Sanadır, nimet Senin, mülk de Senin...”

Farz olan veçhesini ‘zekât’ın temsil ettiği infak da, Peygamberin bir gününde bu küllî ve hâzırâne ibadetler cümlesindendir. Zekât ki, âlemlerin Rabbi Kur’ân-ı Hakîm’inde mü’minleri tarif ederken tekrar ve tekrar ‘namaz’dan sonra onu zikretmektedir: “... onlar ki, namazı ikâme eder ve zekâtı verirler.” Farz olan kısmını zekâtın temsil ettiğ infak, imanın bir sınanması ve teyididir zira. İnsanoğlu, infak edip etmemesiyle, mülkün asıl Sahibini bilip bilmediğini, biliyorsa ne derece bildiğini belli etmektedir. Kendi elinde olandan ihtiyacı olana Allah için vermenin adı olarak infak imanın, cimrilik ise nifakın alâmetidir.

Sahabiler, Peygamber aleyhissalâtu vesselamı, ancak bir peygamberin sahip olabileceği bir gönül genişliğiyle infak edişiyle de yâd ederler. Onun hayatı, her günü infak ile yaşanan bir hayattır. Nitekim, yanında bir miktar parayla geceleyip sabahladığı bir gün olmamış; ertesi gününün ihtiyacını tamamen Mâlikü’l-Mülk’e emanet ederek, o gün elinde olanı Allah için harcamıştır. Ancak bir peygamberin takat yetirebileceği bir cömertlikle, kimi gün aç kalıp oruç tutma pahasına da olsa, elinde olanı fakirlere ve zayıflara vermekten geri durmamıştır. Hem, elinde verecek birşeyi olmayanlar için dahi, onun bir ‘infak’ mesajı vardır. Kişi fakir olabilir, elinde avucunda hiçbir şeyi olmayabilir, bir başkasına verecek hiçbir şeyi bulunmayabilir; ama bu durumda dahi, onun sair insanlara infak edebileceği birşey yine de vardır: “Tebessümün de bir sadakadır.” Hem, “İki kişi arasında adâlet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmen bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman sadakadır.”

Namazla birlikte oruç, hac ve zekâtın en üst noktasında yer aldığı bütün ibadetler; âlemler Rabbinden gelen bütün emirler ve yasaklar ve Peygamber aleyhissalâtu vesselamın ifa ettiği bütün nâfile ibadetler, insan için, ‘iki denizin buluştuğu yer’ gibidir. İman ile İslâm, burada buluşurlar. Hayatıyla ve nice hadisiyle Peygamber aleyhissalâtu vesselamın gösterdiği üzere, bu ikisi arasında, çift taraflı bir ilişki vardır. İman İslâm’a götürür, İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet imanımıza kuvvet kazandırır. İmanımız bizi ibadete yöneltir; ibadetler imanımıza derinlik ve genişlik verir. Âlemlerin Rabbini tanıyıp bildiğimiz ölçüde O’nun emirlerine riayet ederiz, O’nun emirlerine riayet ettiğimiz ölçüde marifetimiz ziyadeleşir.

Kısacası, iman ile İslâm arasında biri diğerini gerektiren ve her biri yekdiğerine kuvvet ve mertebe kazandıran çift taraflı bir ilişki vardır. Kişi, Peygamberin bir gününde namazı, orucu, infakı, farzı ve nafileleri ile bunca ibadeti, bu nazarla okumalıdır.

  06.04.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut