Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.597 yazı içinden]

Zaman Geçmiyor?

Harun Pirim

İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ mekanlar, birlikte göründüğümüz insanlar, muhatap olduğumuz hadiseler hakikatte dar olan anımızı hayale havale ederek genişlendiriyor. Bu genişlik rahmet eseri olabileceği gibi gafletten kaynaklı da olabiliyor. “Hayat zannettiğimiz halat”ın yalnızca bulunduğumuz dakikadan ibaret olması kafamızı çarptığımız bir musibet duvarının dünyamızı geniş gösteren aynaları kırıvermesiyle ‘an’ın hakikatine yanaşmak hep insanoğlunun kaderi, ebedi yolculuğunda uğradığı duraklardandır.

Bazen zaman çok hızlı geçiverirken bazen de geçmek bilmiyor aslında. 3. Lem’a (Nursi, 1926)’da ifade edilen ‘musibet zamanının uzun olması, sıkıntıdan degil ebedi neticeler vermesi yönüyledir’ anlamı zihnimin bir tarafında dururken haz etmediğimiz bir ortamdaki adeta dakika sayışlarımız da bu anlama vabeste midir sorusunu soruyorum kendime. Diğer bir ifade ile ehl-i sefahet bir kişiliğimde zamanın geçmek bilmemesi de neyin nesi? Tersinden düşünecek olursak üretken bir kişiliğin zamanın çok hızlı geçtiğine zehab etmesi, yapılanların ebedi netice vermemesinden midir? Bu soruların eşliğinde yine 3. Lem’a’nın sonlarında ifade edilen ‘tayy-ı zaman’ ifadesi aklımı ve kalbimi tatmin etti şöyle ki: Ashab-ı Kehf’in hali ‘tayy-ı zaman’a örnekti. Kalp dairemizin çekimine giren herhangi bir tecelli ise bast-ı zamandı ve ebediyete bakıyordu. Allah rızası yönünde bir ‘an-ı seyyale’ binler ömre bedel idi. Dosdoğru yaşayarak zamanın geçişini hızlı algılayanlar tayy-ı zamana yaklaşıyordu. İzafiyet denilen kavram da aslında özellikle bireyin kendi dünyasında yaşanıyordu. İki nesnenin birbirine göre hızı, konumundan çok insanın kabuğunun özüne kıyası olarak beliriyordu. Kainattaki intizama uygun haraket eden bir insan için hayat çok hızlı geçerken aynı zamanda kalbi hüşyar olan insan için ebedediyete dokunuşun zamanın sanki hiç geçmemişliği vardı.

Ehl-i sefahetin sıkıntı odaklı zamanın geçmek bilmeme haleti ise latifelerin boğulmasıyla gelen bir daralma idi. Kabz-ı zamandı. Ayrıca ‘nazar’ da izafiyeti açıklıyordu. Ahiret nazarlı bir yaşamın ‘an’ı uzun olup hızlı geçer iken dünya nazarlı bir yaşamında anı kısa olup yavaş geçmekte idi. Bana göre bast-ı zaman ve tayy-ı zamanı en sık yaşayanlar müslüman sıfatları çok olup, inançları tahkiki olanlardı...

  29.03.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut