Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

Ağaç ve Gizem

Yazara Mesaj Gönder

“HEY!” DİYE bir ses işitti Gizem. Dönüp arkaya baktı, kimseyi göremedi.

“Hey güzel kız!” korkuyla irkildi Gizem. Sağına soluna bakındı. Sonra bir, devasa bir ağacın kendisine dal salladığını farketti. Dikkat etti, ağaç gülümsüyordu. Diğer gençler biraz ötede bir kayanın üzerine çıkmış bakınıyorlardı.

- Hoş geldin vatanıma dedi ağaç. Buralarının en yaşlı varlığı benim.

- Hoşbulduk diyebildi Gizem titreyen bir sesle. Ama sen konuşuyorsun!

- Tabii dedi ağaç. Senin gibi. Aslında var olan herşey konuşur. Yalnız, sadece duymasını bilene.

- Nesin, kimsin sen?

- Ben dedi ağaç, tepelerde dünyanın uğultusunu duyarak, insanların koşuşmalarını seyrederek yaşayan, anne ve babasını hiç tanımamış, ama yüzlerce evlat vermiş bir ağacım.

- Ağaç olmak nasıl birşey?

- Güzel ve özgün bir duygu ağaç olmak. Güçlü bir ağaçtan daha özgür, daha bilge çok az şey var. Ağaç, hayatın tüm acılarına, mücadelelerine, aşka, sevince, nefrete, hülasa insani olan herşeye şahitlik eden bir varlıktır. Her ağacın özünde bir öz, bir kıvılcım, bir düşünce saklıdır. Aslında her varlık gizli bir tohum, bir başlangıç, bir mektup. Geleceğe, geleceğin insanlarına yazılmış bir mektupdur. Herşey, her ağaç, her çiçek, her çocuk “bana bak” der insana. “Beni oku.”

- Ama sen yalnız yaşayan bir varlıksın.

- Hayır. Biz ağaçlar Allah’ın içimizde, tüm kainatta olduğunu biliriz. Ancak O’nu hissettiğimiz için hayatı böylesine sessiz, böylesine sakin karşılarız. İnsanlar gibi koşuşmaz, telaş içinde hayatı çekilmez hale getirmeyiz. Rızkımızın, durduğumuz yere geleceğini biliriz. Biz rızık peşinde koşmayız. Rızık bizim peşimizden koşar.

- Şimdiye kadar sadece hışırtılarını duyardım ben ağacın.

- Akşamları, dinlemeyi bilirsen rüzgarda konuşan yapraklarımızı duyarsın. İşte o an duyana bir yolculuk tutkusu verir ağaç. Uzun süre sessizce dinlediğinde, yolculuk tutkusunun özünü ve anlamını keşfedersin. Acılardan, varlıktan kaçış değildir bu. Bu öz yurdumuza, asıl ve herkesin er veya geç göçeceği vatana duyulan özlemdir. Bu, eve götürür insanı. Fani olandan geçirip bakiye döndürür. Ağacı ve eşyayı tanırsan her yolun eve çıktığını farkedersin. Her adım yeni bir doğuştur. Ölümlü olanın ruhunu kavradığımız her adım, ölümsüz olana yaklaştığımız bir ışıktır.

- Sen bunları nasıl düşünebiliyorsun?

- İnsanlardan fazla düşünen ağaçların, insanların zahmetine katlanmadıkları düşünceleri vardır. Çünkü insan, hayatının çoğunu mal, mülk edinme, zengin olma, ev, eşya, makam, saygınlık… peşinde koşarak harcar. Maddi ihtiyaçları için çalışmaktan nefret eder ama delicesine maddiyatın peşinde koşar. İnsanoğlu hakikatı aramanın, düşünmenin zahmetine katlanamaz. Çünkü hakikatın ve düşüncenin sonunda maddî bir menfaat yoktur. Biz ise hayatımızı düşünmekle geçiririz. Çünkü düşünce kutsaldır.

- Ama siz başka birşey yapamadığınız için buna mecbursunuz.

- Peki siz insanlar yapacak bir işiniz olmadığı zaman düşünüyor musunuz.? Yoksa vakit geçirmek için hoş oyuncaklar mı buluyorsunuz kendinize? Hiç bir ağaç, insana ağaç ol demez. Ağacın insanı kendi dışında birşey yapma gibi bir kaygısı yok. Biz insan için sadece üzülürüz.. İnsanın insan gibi olmadığını, olduğundan başka birşey olmayı isteyip, o ütopik insanın peşinde koştuğunu gördüğü için üzülür. Oysa her insan sonsuz duygularla, hislerle, anlamlarla zenginleştirilmiştir. İnsana verilen ruh genişliği tüm varlığı kaplayacak kadar geniştir. İnsan sadece bedeniyle yaşarsa insanlığını kaybeder. Otun vazifesi ot, hayvanınki hayvan, insanın vazifesi insan olmaktır. İnsanlık duygularıyla zenginleşen insan, o servetini kullanmazsa ot veya hayvan gibi de olamaz. Ancak ruhunu keşfedebilen insan olabilir. İnsanca yaşayabilir. İnsan olmanın şerefini, onurunu hisseder. Ancak kendini bulan huzuru bulur. İnsan oğlunun yurdu orası ya da burası değildir. Yurt senin içinde ya da hiç bir yerde. Herkesin yurdu Allah’ı duyduğu yerdedir. O’nu konuştur içinde. Mutluluk budur.

Hermann Hesse’in dediği gibi: Ağaçlar kutsal varlıklardır. Onlarla konuşmasını, onları işitmesini bilen, gerçeği de yakalar.

“Bir ağaç ki, eğile eğile
İbadet olmuş
Bir ağaç ki, “Ağaç” deyip geçmek
Âdet olmuş

Dalları sallana sallana
Salıncak
Budakları inile çıkıla
Basamak

Kendisi renkten, ışıktan, kokudan
Bir demet olmuş
Cenneti anlatan,
Bir ayet olmuş
Karışmış dallar dallara
Kuşlarını çağırır yollardan,
Uçurur kuşlarını yollara.
Rengiyle, kokusuyla, tadıyla
Ziyafet olmuş.

Bir ağaç ki, “Ağaç” deyip geçmek
Âdet olmuş…”

  24.03.2008

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1Mrb sevgili hocamBehiye dem, 16.07.2008, Şanlıurfa\Türkiye

Her zamanki gbi yine farknzı hissettrdnz,çok bğndğm YALNZ ADAM isimli kitabnzda yer alan ve okuduğmda çok bğndğm bir bölüme yer vrmşsnz,başarılarnzn devamını dlrm,Allah'a emanet olun...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut