Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

III. Günler: sıradan ve özel
–Metin Karabaşoğlu

[*4.676 yazı içinden]

YAZARIN BUGÜNKÜ YAZILARI

İslâm peygamberine niye saldırıyorlar?
Sahabilere hürmet neden gerekli?

İslâm peygamberine niye saldırıyorlar?

Yazara Mesaj Gönder

BİR İSLÂM beldesinde dindarâne bir atmosferde soluk alıp bir gün yolu Batıya düşmüş herkes, hem Hıristiyanlığa nisbetle İslâm’ın gücünü, hem İslâm karşıtı küresel kampanyanın arkasındaki saikleri daha kolay kavrar hale gelir.

Batı dünyasında bilhassa Amerika, kişilerin kendilerine ilişkin tarifleri esas kabul edilirse, ‘dindar’ bir ülkedir. Ama dinin bu topraklarda aldığı şekle bakıldığında, ‘insan eseri’ bir dinle yüzyüze geldiğini düşünür insan. Çünkü karşımıza çıkan, kapitalizme uyum sağlamış, izafîleşmiş bir dindir. Diğer bir deyişle, kapitalizmin hayatın her alanını kuşatıcı niteliğine din de teslim olmuş; bu teslimiyetine karşılık ona bir hayat hakkı tanınmıştır. Dinin dahi tüketim toplumu kurgusuna tâbi olduğu; Şükran Günü, Noel, Paskalya ve St. Valentine’s Day örneklerinde görüldüğü üzere, dinî çağrışımlar taşıması beklenen günlerin tüketimin tavan yaptığı günler haline geldiği bir tablodur ortadaki. Daha çok mal satmaya elverişli ise, bu sistemde dine de, dindara da elbette bir yer vardır!

Dinin kapitalizmin tüketim çarkları içindeki bu işlevi, yalnız Hıristiyanlık için geçerli değildir. Maddeciliğin en uzağında, tam bir ‘ruhanîlik’ taşıyor olması beklenen Budizm ve Hinduizm’in Batıda görücüye çıkmış versiyonlarının tüketim kültürüyle entegrasyonu, bu bakımdan dikkat çekicidir.

Böylesi bir tabloda, İslâm’a ise bir ‘öcü’ misyonu biçildiğini görüyoruz. Müslümanların kabalığı, kötülüğü, kan dökücülüğü, tahammülsüzlüğü.. temaları işleniyor her fırsatta. Daha doğrusu, şöyle dememiz gerek: Müslümanlar hakkında bu temaları işlemeyi mümkün kılacak fırsatlar tasarlanıyor durmaksızın.

Danimarka-merkezli ve tekrar tekrar ısıtılan karikatür krizi, bunun son yıllardaki en çarpıcı örneklerinden biri. Müslümanların ‘peygamber’ olarak Hz. İsa’ya gösterdiği hürmeti ‘Tanrının oğlu’ sıfatıyla ondan esirgeyip, İsa Mesih’i bir ‘pop ikonu’na dönüştüren kişiler, kendi durdukları noktayı merkeze alıp, Müslümanların Hz. Muhammed aleyhissalâtu vesselama hakaret kasdı taşıyan karikatürlere tepki göstermelerine şaşırdıklarını söylüyorlar. Bu karikatürlere tam anlamıyla sahip çıkmama gibi bir durum varsa, bu, dinî, ahlâkî ve insanî bir duyarlılıktan ziyade, ‘ekonomik’ bir duyarlılığa dayanıyor: Danimarka örneğinde tecrübe edildiği üzere, Müslümanların ilgili ülke mallarını ve markalarını boykot etmeleri korkusu...

Ama öte yandan, Batıda Hz. Muhammed aleyhissalâtu vesselama yönelik bu eğilimin hep var olduğunu gösteren olaylar ve olgular var gözümüzün önünde. 1980’li yıllarda Salman Rüşdi’nin Şeytan Âyetleri kitabı bağlamında yaşananlar çok eski değil. Özellikle sömürgeciliğin ivme kazandığı dönemde oryantalistlerin İslâm’a yönelik önyargılı çabalarında hadislere ve Peygamberin hatırasına ilişme yönünde özel bir gayretin varlığını herkes biliyor. Daha önceki dönemlerde İslâm peygamberine bakışın hangi asılsız iddialardan beslendiğini öğrenmek için ise, Polonya asıllı Müslüman tarihçi Boğdan Ataullah Kopanski’nin Orta Çağın Batı dünyasında İslâm imajına dair çalışmalarına bakmak yeterli.

Özetle; İslâm’a yönelik hasmâne tutumların merkezinde, İslâm’ın küresel kapitalizme direnen yegâne din olarak kalmasını mümkün kılan en önemli sır; Hz. Peygamberin hayatı ve sünneti yer alıyor. Karikatür krizi, bir ‘iletişim kazası’na işaret etmiyor; bilakis, içte biriken bir hasedin ve öfkenin dışavurumu. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın hayatı ve hatırası ortada öyle sapasağlam bir şekilde durduğu müddetçe, Müslüman dünyanın tastamam teslim alınamayacağını biliyor olmanın hıncı dışavuruyor bu gibi krizlerde.

Batı açısından geçerli bu durum, Müslüman toplumlarındaki İslâm ve Peygamber karşıtı müstağripler için de o derece geçerli. Türkiye’de ve İslâm coğrafyasının farklı köşelerinde, Müslüman zihinleri ve hayatları ‘sekülerize’ etme çabasına girenlerin ‘sünnete ve Peygambere ilişme’ itiyadı edindiklerini bizzat görüyoruz.

Öyle görünüyor ki, İslâm toplumları Peygamber mirasını hayatlarının ve düşünüşlerinin mihveri olarak tuttukları sürece, bu küresel gerilim farklı tezahürler altında devam edecek.

Diğer bir açıdan, Müslüman toplumlar Peygamber aleyhissalâtu vesselamın hayatına, hatırasına ve sünnetine tutundukları müddetçe, küresel hegemonik güçler onları zihnen, kalben ve yaşayışça mağlup edemeyecek.

“Bu din garip olarak başladı, tekrar garipliğe dönecektir. Ne o mutlu o gariplere!” buyurmuştu kudsî nebî.

Hadisin devamında ‘garipler’e dair şu tarif, dile getirdiğimiz bu tahlil ışığında, ne kadar da dikkat çekici: “O garipler ki, benden sonra insanların sünnetimden bozdukları şeyi ıslah edeceklerdir.”*

(Bu yazı, eşzamanlı olarak Türkiye ve İslâm dünyası üzerine yoğunlaşan yeni bir haber sitesi olarak timeturk.com sitesinde de yayınlanmaktadır.)


* Bkz. Tirmizi, İman 13.

  23.03.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut