Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ameliyat masası
–İsmail Örgen

[*4.670 yazı içinden]

‘Yeni haberler’e dair birkaç not

“KARAKALEM’DEN YENİ haberler” yazımızda aktarmış olduğumuz gelişmeler, tahmin edileceği gibi, hem internet üzerinden yorumlandı, hem de şifahi olarak bu konuda düşüncelerini ileten gönül dostlarımız oldu.

Kanaatlerinin yanısıra, endişelerini ileten gönül dostlarımız da...

Bilvesile, çok fazla detaya girmeden, birkaç hususu açıklığa kavuşturma ihtiyacı hissettim.

  1. Bu birkaç husustan ilki, Türkiye’de yayıncılığın, özellikle kitap yayıncılığının içine girdiği süreçle ilgili. Yakın dönemde, yayıncılığa iki yeni gelişmenin damgasını vuracağı olayların seyrinden anlaşılıyor. Bu iki gelişmeden ilki bütün yayıncıların lehine bir durum arzederken; ikincisi büyük yayıncıların lehine, küçük yayıncıların ise aleyhine bir durumu işaretliyor.

    Önce, sadece büyüklerin lehine olanı zikredelim. Kitap yayıncılığı, giderek, daha büyük bir sermaye, işletme altyapısı ve ekip çalışması gerektirir hale geliyor. Her kitap okuyucusunun görebildiği üzere, kitabın okuyucuya ulaşmasında küçük veya orta büyüklükte müstakil kitabevlerinin yerini büyük zincir mağazaların almaya başlaması, bu yeni halin en önemli itici gücü. Artık iyi kitabın iyi bir tanıtım-satış-dağıtım organizasyonu olmasa bile bir gün nasıl olsa keşfedileceğini ummak için daha az sebebimiz var. İyi bir kitap, zincir kitap mağazalarının raflarında kendisine geniş bir yer bulmadıktan; daha doğrusu bu yeri bulmasını mümkün kılacak bir tanıtım ve dağıtım organizasyonu gerçekleştirilmeden kıyıda köşede kalmaya mahkum kalıyor, ulaşabileceğinin çok azı bir mecraya ulaşıyor ve onun yerini onun kadar iyi olmasa da iyi tanıtılan-dağıtılan kitaplar alıyor. Küçük bir yayınevi olarak Karakalem, bu tecrübeyi nice kitabında tekrar tekrar yaşadı nitekim.

    Buna paralel bir gelişme, yazarlarla ilgili. Sözünü ettiğim bu gelişme, yazarın kitabıyla ilgili beklentisini yükseltmiş durumda. Güçlü bir tanıtım-dağıtım organizasyonunun kitabın satışını doğrudan etkilediğini gören yazarlar, giderek, bunu yapabilir durumdaki büyük yayınevlerine yöneliyorlar. Küçük yayınevlerinin isim yapma istidadı taşıyan yazarları büyük yayınevlerinin kuşatması altında; ve bu, küçük yayınevlerinin üzerindeki baskıyı daha da arttırıyor. Sonuçta onların yanında, ya bir yazar olarak farkedilmesine karşılık vefayı elden bırakmayan yol arkadaşları, ya henüz farkedilmemiş yeni yazarlar, yahut kitabını büyük yayınevlerinde yayınlatma imkânı bulamamış isimler kalıyor.

    Bu, bugün, Türkiye’de yayıncılığın çok da açıkça konuşulmayan gerçeği. Ve Karakalem, bu gerçeğin istisnası bir durumda değil. Bilakis, bütün bu tecrübeleri, bizzat yaşadık.

    Yayıncılığın yaşadığı diğer gelişme ise, internet üzerinden kitap satışının giderek yükselen trendiyle ilgili. Sözünü ettiğim birinci gelişme sadece büyük yayıncıların lehine seyrederken, bu gelişme bir bütün olarak yayıncılığı olumlu anlamda etkiliyor. Türkiye’de bilhassa evlerde bilgisayar ve internet kullanımının yaygınlaşması ve e-ticaretin giderek ağırlık kazanmasıyla birlikte, internet kitapçılığının bilhassa küçük yayınevleri için yeni bir menfez oluşturma potansiyeli taşıdığı görülüyor. Ama bu menfezin kıvamını bulması için gidilecek daha epeyce bir yol ve uzunca bir zaman gerekiyor.

    Karakalem’in kitap yayıncılığının alacağı seyir noktasında bir karar aşamasına gelindiğinde, bu iki gelişmeyi de dikkate aldığımızı belirtmek isterim.

  2. İlgili yazıya yorum yazan bazı arkadaşların ifadelerinde, Karakalem’in ‘kendi yağıyla kavruluyor olması’nın sağladığı özgünlüğe, özgürlüğü ve sair avantajlara atıfta bulunulduğu görülüyor. Ama açık konuşayım, bu izlenim gerçeği yansıtmıyor. Yani, Karakalem ‘kendi yağıyla kavruluyor’ değildi; o yüzden, özellikle malî açıdan yaşanan ‘hararet’ tenimize ve yüreğimize değiyor ve meselâ benim yazı çalışmalarımı doğrudan etkiliyordu. Karakalem, ‘kâr eden’ bir yayınevi olmadı, olamadı. Daha iyi bir satış grafiğini yakalayabilse, bu mümkün olabilirdi belki; ama (1) nolu notta dikkat çektiğim sürecin ağırlığını hissettiğimiz bir zaman diliminde şartların bir küçük yayınevi olarak bu noktada lehimize değil, aleyhimize geliştiğini gördük. Dolayısıyla, bir karar verme durumunda idik.

  3. Yorumlarda ve şifahî görüşmelerde, Karakalem kitaplarının içerik kalitesinin yanında tashihsiz ve estetik açıdan başarılı görüntüsüne yapılan vurgunun bizi mutlu ettiğini belirtmem gerek. Ama işte tablo ortada: Daha kaliteli baskı için daha pahalı ve gramajı yüksek kağıtlar tercih etmenin getirdiği maliyet yükünü hep sırtımızda taşıdık. Satışlara baktığımızda; kalite farkını görenlerin sayısı, bize ‘pahalı’ damgasını vuranlardan çok daha azdı ne yazık ki...

  4. Karakalem kitaplarının üstünde “İlk 50.000” gibi etiketler görme endişesini dile getiren gönül dostlarımıza da bir sözüm var. Açık söylemem gerekirse; böyle bir etiket görmek, beni üzmez, sevindirir. Meselâ Peygamberin Bir Günü’nün değil 50.000, 1.050.000 satabilmesini isterim. Tıpkı, yedi yılda henüz sadece 5.000 satabilmiş Peygamberin Kardeşleri’nin, iki yılda daha 2000 satışa ulaşamamış Asl-ı Saadet’in ve daha nicesinin aslında çok daha fazlasını hak ediyor olması gibi...

    Çok satmak bir kitabın ayıbı değildir; ayıp olan, bir kitabı çok satmak için yazarın ve yayıncının içtenlikten ve doğruluktan uzak hesaplara giriftar olup, hasbîliğin hesabîliğe feda etmesidir. Meselâ yazar, kitabı yazarken “Tam da burada şu doğruyu söylemem gerekiyor; ama bunu söylersem şu kadar kişi kitabı almaktan vazgeçer” gibi, “Aslında şunu söylememem gerekiyor; ama söylersem şu kesimden okuyucunun da gönlünü kazanırım” gibi hesaplara giriyorsa, işte burada bir mesele vardır. Yoksa, doğruluktan, hasbîlikten ve içtenlikten taviz vermemiş kitapların çok satması, bir nakise değildir. Meselâ Risale-i Nur’un, telifinin üzerinden geçen seksen seneye rağmen hala her yıl yaklaşık 100.000 adet baskı yapıyor olması, bir ümit ve coşku vesilesidir.

    Gönül ister ki, bütün iyi kitaplar hep çok satsın. Tâ ki, kötü emsal olmasın; iyi emsal olsun...

Sonraki yazılarımda sırasıyla dergiye ve siteye dair birkaç kelam serdetme niyetindeyim. Şimdiden belirtmiş olayım.

Selam ve muhabbetle...

—Editör

  11.03.2008

© 2015 karakalem.net, Editör

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

6Sorumlu kim?muhsin kurt, 16.03.2008, Almanya

slm aleyküm,

Eger karakalem yayinlari okuyucusundan hüsn-ü kabul görüyorsa -ki, buna yürekten inaniyorum-, o zaman bu okuyucular, yani hepimiz, bir okuyucudan ziyade gönül dostu da olabilmeli ve cevremizde bu yayinlarin muhtac ellere ulasmasi icin ugras verebilmeliydik hakkinca.. cünkü idealizmin, realizme karsi boyun eger vaziyete girmesine gönlümüz razi olmuyor. onun icin, bu yayin hizmetinin devami icin böyle bir karar alinmissa, biraz da bu karari zorunlu kilan sebepleri iyice düsünmeliyiz..(metin agabeyin belirttigi üzere, örnegin `peygamberin kardesleri` hala 5000 bile satmamissa, bunda karakalem kitlesinin bu kitabi ve benzerlerini, cevresine sahsen, hakkinca tanitamamalarinin büyük etkisi var kanaatindeyim).

Haricten gazelin gayet kolay ve yaygin oldugu günümüzde, harictekilerin, haricte olmayanlarin islerini en azindan zorlastirmamalari gerek diyorum. Yoksa, karakalemin müstakil olarak hizmetini sürdürebilmesini elbette ben de arzu ederdim. Ancak dedigim gibi, madem gayet begeniyoruz, o halde o yayinlarin cok satilmasina bizler ferd olarak azamî gayret edebiseydik belki durum o sekilde kalabilirdi. cuvaldizi biraz da kendimize batiralim diyor ve bari bundan sonrasi diyorum, karakalem tasvip ettigimiz cizgide kaldigi müddetce insallah, bu asagilik kapitalist carklarda ezdirmemek icin elimizi tasin altina koyalim. Bir cok istanbul saraylisina bu üslubum cok varos gelecektir, hislere hitap olarak görülecektir belki..ama ben bu üsluba vicdanlarinda muhatabiyet hissedecek ihvana sesleniyorum zaten en basta, onlar beni anlayacaktir insallah. Ayrica karakalemle organik bir bagim oldugunu iddia edebilecekleri de bunun böyle olmadigina temin ederim ve bunun ahirette hesabini gönül rahatligiyla verebilecegimi belirtirim.

Haklarini ihlal ettigim kardeslerim olursa da haklarini helal etmelerini istirham ediyorum.

Cenab-i Hakk, hüsn-ü hizmet eden tüm ihvanimiza, kolayliklar ihsan eylesin, amin.

5Muvazaa'yı hatırlıyoruzAhmet Alışan, 15.03.2008, İstanbul

Muvazaayı hatırlıyoruz.Ama siz muvazaada ne anlatıldığını anlamak istemiyorsunuz.Sadece başka bir siteden şöyle bir alıntı yapayım:

"aynalar koridorunda aşk'ını okumuştum ulusoy'un..güzel bir anlatım tarzı var.ya da satır aralarındaki mesajlar hoş olan.kabataslak değil..düşünmeye sevkedici..bana hitap ediyor diyebilirim.yalnız bu ve ay terapisi kitabını bir ara çok aramıştım.hatta istanbul'un göbeği istiklal'de ki tüm kitapçılara bakıp da bulamadığımı söyleyebilirim.(mübalağa yok)

"

İstanbul'un göbeğindeki İstiklal caddesinde Karakalem'in bastığı kitaplar bulunamıyor.Diğer kentlerdeki insanlar nasıl bulacaklar?Böyle bir yayınevinden haberi olmayanlar nasıl haberdar olacaklar?Kitap sektöründe adil bir rekabet ortamı yok.Vahşi kapitalizmin acımasız kuralları işliyor.

Ama Karakalem bu ortamdan kendini korumanın yolu olarak "bir grubun üyeleri bizi kendilerinden bilirse kitaplarımızı okur" demediğine göre onlar açısından herhangi bir sorun yok!Ama illa olmayan bir sorunu var görmek istiyorsanız,yapacak bir şey yok.Ne de olsa gerçek alemin içinde insanlar sayısınca farklı alemler var.Önemli olan kendi alemimizle gerçek alem arasındaki mesafeyi ne kadar kapatabildiğimiz. inada dayalı düşünceler bu farkı açmaktan başka bir işe yaramaz.

4Muvazaa'yı galiba sizler hatırlamıyorsunuz!Mesut C, 15.03.2008, İstanbul

Anlaşılamadığım için tekrarlıyorum.

Metin ağabey 19/07/2007 tarihli Muvazaa yazısını ve şimdi ki yukarıda ki yazısını da Yayınevleri konusunda yazmıştır.

Benim şahsi düşüncem arada müthiş bir fikir ayrılığı vardır. Metin Ağabey Sekiz ay önce Yayınevleri konusunda demediğini bırakmadığı konularda şimdi bizim böyle avantajlarımız var diyor. Ve bu halin en acıklı yanı ise maddi sıkıntıların düşüncelerin, sözlerin ve üslubun değişmesine sebep olması. Belki maddi sıkıntılar sebebiyle karakalem'in kitaplarını başka bir yayınevinde bastırması makul karşılanır ama daha 8 ay önce söylediğiniz sözleri ve o ağır ithamları unutur ve bizim de böyle avantajlarımız var diye yazarsanız kusura bakmayın ama siz kusura bakılacak bir çelişkiye düşmüş olursunuz.

Karakalem'e kitaplarını Nesil de bastırması belki bişey kaybettirmeyecek ama asıl kaybettiğimiz dün söylediklerimizi unutup bu gün başka şeyler söylememiz. Yarın siz başka bir konuda gene gelir yine birşeyleri yerer ve çok ağır ithamları kullanırsanız ben şahsen samimiyetinize inanamayacağım. Daha Sekiz ay önce yazdığınız yazınızla ne kadar çelişiyorsunuz.

Ve yazımın yayımlanması, yani sansürlenmemesi için oldukçada sesim kısık yazıyorum. Dilerim bunu da sansürlersiniz !

3Nasıl yaniAhmet Alışan , 12.03.2008, İstanbul

Mesut Bey doğrusu,Karakalem'in nesil tarafından dağıtılmasını niye eleştirdiğinizi anlayamadım.Bir kitabı Nesil'in dağıtması belli bir cemaatin bu okumasına yönelik bir çaba olarak gösterilebilir mi?Burada sırtını cemaate yaslama olgusunu göremiyorum.Benim anladığım kadarıyla kapitalizmin pazarlama sisteminden kendini korumaya çalışıyor,Karakalem.

Yani kitaplarımızı nesilciler okusun diye değil,Nesil yayınları dağıtsın diye bir çaba içine girilmiş.

Ama sanırım Nesil Yayınları ile Nesil cemaatini birbirine karıştırıyorsunuz.

İster kabul edelim,ister etmeyelim bugün kitap dağıtımı önemli bir sorundur.

Mesala ben Metin KARABAŞOĞLU bir zamanlar Yeniasya'da yazıyor olmasa idi,onun kitabını Bir Anadolu kentindeki bir fuarda bularak Karakalem yayınlarını tanıma fırsatını bulamayacaktım.Üstelik ben o zaman Yeniasya'cı falan da değildim.

Burada eleştirilmesi gereken dağıtım şirketlerinin ve kitap sektörünün tekelleşmesidir.

Tekelleşen Kapitalizm rekabeti ortadan kaldırıyor,küçüklere yaşama hakkı tanımıyor.Bundan kendini korumaya çalışmak bir zarurettir.Önemli olan kapitalist pazar için üretmemek olmalıdır.

2KEYFIYET YORUNGELI KEMMIYET CAGRISI / KEVSER-EBTER SIRRIgrcn, 12.03.2008, nrvc

kemmiyet herzaman keyfiyeti asindirir hatta biraz eksiltir. keyfiyeti ve kaliteyi muhafaza etmenin yolu keyfiyet esasli kemmieyete kosturmaktir. nasil mi?

mekkede kurulan panayirlarda yani bir nevi fuarlarda efendiler efendisi aleyhis selam herkese kosuyor.Herkesin yanina girip cikiyor.Her gonle ugruyor. Ve "KÛLÛ LA ILAHE ILLALLAHİ VE TUFLIHU "(LA ILAHE ILLALLAH DEYIN VE KURTULUN) diyordu. Iste bu essiz ornekte ki KOSTURMA VE HERKESE GITME yani ne kadar cok kisiye ulasabilirim dert ve izdirabi kemmiyete , HER UGRADIGI KISIYE soyletmek istedigi sey ise keyfiyete en buyuk delildir.Yapilmasi gereken keyfiyet esasli ama atlanilan nokta kemmiyetli bir calisma disiplinidir. veya ustadin tabiriyle MESAI TANZIMI DE diyebiliriz belki.

PEYGAMBER ve PEGAMBERIN KARDESLERI, asirlari icine alan BIR GUNlerinde ve topyekun ASL-I SAADET`te bunu yapmislardi. Eger biz kitaplarini yaptigimiz halde onlarin yaptiklarini okumada gucluk cekiyorsak uzagi gorememe sorunu ile veya uzagi idrak edememe problemi ile karsi karsiyayizdir yapilmasi lazim gelen sey uzagi anlamak icin uzak asirlarin YAKIN TAKIPCISI kutlu kisilere biraz daha nazar etmek olacaktir.IMAM-I GAZALI-IMAM-I RABBANI USTAD SAID-I NURSI VE CAGIMIZDAKI ONLARI COK IYI OKUYAN MUHTEREM ZAT GIBI.

ama hic endisem yok. risale-i nur dairesinde samimi ve sadik olanlar ve suurlu olanlar KEVSER SIRRINA mazhar olup hem keyfiyet hem de kemmiyet planinda buyuyeceklerdir. EBTER SIRRINA mazhar olacak olanlar da bu dairenin ve ehl-isunnet dairesinin disinda soylari,adlari,isimleri,hareketleri,partileri cikardiklari patirtilari,darbeleri, 28subatcilari ve butun IZM leri ile yok olup gideceklerdir.

1Mevsimlik İlkeli Duruşlar, Mevsimlik Duygular gibi midir ? Kendine Özgünüyetin Tarifimidir Bu Hal !?Mesut C, 12.03.2008, İstanbul

Aşağıda 19/07/2007 tarihli "Muavaza" isimli yazınızdan bir alıntı yaptım.

Keşke demek hiç ağıza yakışmıyor ama yayınevleri ile alakalı "değişen bakış açınız, üslubunuz ve düşünceleriniz" bir "maddi yetersizlik" sebebi ile değilde, daha iyi yayınevi olma yada kitapları daha çok satma isteği gibi yine daha önce söyledikleriniz ile çelişeceğiniz ama şu anda ki duruşunuza göre "sizi kötünün iyisi bir konumun" sahibi yapacak olan bir düşünüşün bir fikrin ürünü olsaydı keşke! Yada bir "maddi yetersizlik" bizim elimizi kolumuzu bağlıyor olsa bile bir ideoloji oluşumu içerisinde fiillerden vazgeçilirdi belki ama fiiller ile birlikte, fikirlerinden feragat etmek, bakış açınızdan feragat etmek, yada şimdiye kadar kendine özgü bir dik duruşu var dediğimiz karakalemin üslubundan feragat etmesinin Karakalem'in mahiyetiyle alakalı bizi nasıl bir hayal kırıkılığına uğratır ve kelâmın hangi sihri bizi artık avutur?

Ben/ce karakalem'in kitaplarını Nesil'de bastırmasının hiç bir mahsuru yoktur. Ama Karakalem için mahsurları vardı kaç yıldır ki bastırılmadı. Ve bu gün "maddi imkansızlıklar" sebebiyle böyle bir yola gidilmiş. Bu da nisbeten anlaşılır ve anlanır. Lakin kaç yıldır söylediğiniz şarkıyı bu gün değiştirirseniz, yani fiillerin çelişmesi belki imkansızlıklar noktasında nisbeten makul karşılanır ama Karakalem gibi bir yayınevinde söyledikleriniz, söyleyişleriniz ve en basiti aynı konuda bir maddi imkansızlık sebebiyle sadece üslubunuz dahi değişirse bu Karakalem'in kendine özgü olmadığını ve duruşununda artık hiç dik olmadığını gösterir ki yıllardır inandığımız bir düşünüşün aksiyle aynada karşılaşırız.

Çok değil daha sekiz ay önce "nemalanmak" diye tabir edilen hal, bize şimdi artık böyle avantajlarımız var diye anlatılırsa hiç kimse kusura bakmasın ama bu vaka sadece hayal kırıklığı diye nitelendirilmekten, hayal etmekten çekineceğimiz kadar fazlasını ister.

"Muavaza" yazınızdan alıntı;

"Haydi, daha da açık konuşalım: Bu ülkede yayıncılık, yayıncılıktan daha fazlasını da içerir halde yapılıyor. Meselâ, iyi bir roman, iyi olduğu için gazetelerin kültür-sanat sayfasında, televizyon ve radyoların kültür-sanat ve söyleşi programlarında ‘ilkesel’ olarak her hâlükârda tanıtılma imkânı buluyor değil. Bilakis, yazarın veya yayıncının ilişkileri kötü bir romanı çok meşhur hale getirirken, ‘ilişkiselliği’ göremediği için iyi bir roman öylece raflarda kalabiliyor!

Bu ülkede, kültür-sanat alanında bir ‘ideolojik arkadaşlık’tan, bir ‘eşcinseller dayanışması’ndan, bir ‘cemaatî onay mekanizması’ndan, bir ‘çeteleşme’den söz edilir durumda olması, boşuna değil.

Evet, birbirine zıt görünen bu kadar mecrada, garip bir şekilde, ‘ilkeselliği’ beraberce rafa kaldırmış bir ‘ilişkisellik’ kendisini ifşa ediyor.

Görüyoruz; pek çok yayıncı, durum bu deyip, kendisini akıntının içerisine bırakmış durumda. Bu yanlış tablonun düzeltilmesi için çalışılacak yerde, bu yanlıştan nemalanmanın hesapları yapılıyor.

O yüzden de, kesif bir ‘muvazaa’ kokusu ortalığı sarmış durumda. Bir dergi, bir film, bir kitap, bir yayınevi, bir yazar, bir beste, bir belgesel.. üzerine şu gazetede bir söyleşi, bu televizyon kanalında bir program, şu dergide bir tanıtım yazısı gördüğünüzde, “İyi bir eser olmalı ki, tanıtılıyor” diyemiyorsunuz. İdeolojik ortaklıktan etnik kökene, cinsel tercih ortaklığından cemaatî beraberliğe.. bir dizi unsurun bu tanıtımdaki etkisine dair kuşkular doluşuyor zihninize.

Karakalem, ‘ilkeli’ bir yayınevi. Hâlihazırda, küçük de bir yayınevi. Kitapları, başka birçoklarına göre, daha az yerde bulunabiliyor, daha az tanıtılıyor ve daha az satılıyor.

Bunun, yayıncılık alanında yeni yeni bir kurumsal işleyişe kavuşan genç bir yayınevi olmakla ilgili tarafları elbette var, ve günden güne bu noktada bir adım ilerlemeye gayret ediyoruz.

Ama yine bunun, işte yukarıda sözünü ettiğimiz ‘ilişkiler’ ile de bir ilgisi var. Karakalem, ‘ilkeli’ bir yayınevi olmanın zorunlu bir sonucu olarak, ideolojik yakınlıklar, cemaatî ilişkiler, muvazaalı sözde dostluklar üreterek kendisini ve kitaplarını tanıtma yolunu reddediyor. Doğru ama zor yolu, yanlış ama kolay yola tercih ediyor.

Bu, yayın câmiasında, tanıtım mecralarında dostlarımız olmadığı anlamına gelmiyor elbette.

Ama şükür ki, dostluklarımız içten pazarlıklı, hesabî ve sözde değil.

Şükür ki, “Bir kitap, iyi olduğu için tanıtılmalı; ‘bizim’ olduğu için değil” diyebiliyoruz..."

http://www.karakalem.net/?article=2679

bu yazınızın altında da yorumum vardır !?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut