Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Hayal mi, gerçek mi?
–Rabia Nazik Kaya

[*4.596 yazı içinden]

Soyut Manay-ı Harfi

Harun Pirim

KAİNAT VE içindeki mevcudatı algılayışımız, ‘onlar bizzat kendileri için yaşıyor, kendilerince bir anlamları var’ düşüncesiyle ifade edilebileceği gibi “Parmağım ayı gösterirken ahmaklar parmaklarıma bakar” Tibet atasözünün hükmünün dışında kalacak, ‘her şeyin kendince bir anlamı olmayıp işaret ettiği anlama bağlılık yönüyle bir varlık sergiler’ düşüncesiyle de temsil edilebilmektedir. Risale-i Nur Külliyatında ‘manay-ı harfi’ ve ‘manay-ı ismi’ ıstılahıyla anlatılır bu iki bakış açısı. Hz. Ali (r.a.)’nin kırk yıl kölesi olurum dediği öğretilesi harfi de hep bu meyanda düşünmüşümdür. Faydasız ilime talip olma şıkkının olmadığı bariz iken öğrenilebilecek harf başka ne olabilir ki zaten. “Kainatta Allah hesabına ne görürsen ilimdir” ifadesiyle de teyit edilen bir hakikattir böylesi bir manay-ı harf-öğrenme-ilim özdeşimi. Bu hali iman sahipleri aslında halihazırla yaşamaktadırlar. Kainatta gördükleri fiillerden faile geçiş olarak özetleyebileceğimiz bir tefekkür silsilesidir yaşanılan.

Peki kainattaki mevcudata mı hasdır acaba bu manay-ı harfi bakışı? Sadece fiziksel eşyaya muhatabiyetimizde rehber olacak bir anahtar olarak mı durmaktadır ‘manay-ı harfi’? Bu sorularla hayatımın çeşitli evrelerinde sor-kaç yaşamıştır zihnim. Her hali ve her söylediği hak ve hakikat olan Şanlı Nebi(a.s.m.)’nin son zamanlarda dikkatimi çeken iki hadisi dünyamda ‘manay-ı harfi’ idrakini biraz daha zenginleştirdi. Diğer bir ifade ile ‘soyut manay-ı harfi’ boyutunu biraz daha bakışıma dahil etti. Hadislerden ilki bizim çizdiğimiz farazi hatlardan ibaret olmakla birlikte geometri disiplininden az ya da çok aşina olduğumuz çizgi-kare-dikdörtgen kavramlarının manay-ı harflik durumlarını ifade ediyor. Diğer hadis ise özellikle sahil kenarlarında yaptığımız alışageldik denize taş atma gibi bir fiilin bile manay-ı harfi bakışıyla ne kadar imani inkişaflara vesile olabileceğini resmediyor:

1-“İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) birgün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hatta istinad eden bir kısım küçük çizgiler attı.Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de müsibetlerdir. Bu musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer.” Buhârî, Rikak 3; Tirmizî, Kıyamet 23, (2456); İbnu Mace, Zühd 27, (4231).

2-“Büreyde (radyyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) elindeki iki çakıl(dan birini yakına, diğerini uzağa) atarak: "şu ve şu neye delalet ediyor biliyor musunuz?" dedi. Cemaat: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediler. Buyurdu ki: "şu (uzağa düşen) emeldir, bu (yakına düşen) de eceldir. (Kişi emeline ulaşmak için gayret ederken ulaşmadan ölüverir)".”

Tirmizî, Emsâl 7, (2874).

  08.03.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1Manay-ı harfi fiziksel eşyaya mı münhası?yasin eşref, 09.03.2008,

"Peki kainattaki mevcudata mı hasdır acaba bu manay-ı harfi bakışı? Sadece fiziksel eşyaya muhatabiyetimizde rehber olacak bir anahtar olarak mı durmaktadır ‘manay-ı harfi’? "

--Öncelikle su aklıma geldi.. Sebeplerin işlediği heryerde sanırım manay-ı harfi bakısını sergilemek esas. diğerlerinde ise mesela ahirette zaten manay-ı harfiyle tecelliyat var...

fakat şu iki yeri inceledigimizde manay-ı harfinin fiziksel eşyaya bakış açısı olmadığını anlarız...

şuralar dikkatimi çekti düşünmeye değer:

1. "Muhabbet iki kısımdır. Biri: Mana-yı harfiyle, yani: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hesabına, Cenab-ı Hak namına, Hazret-i Ali ile Hasan ve Hüseyin ve Âl-i Beyt’i sevmektir."

2. "Nefs, kendini serbest ve müstakil ve bizzât mevcud bilir. Ondan bir nevi rububiyet dava eder. Mabuduna karşı adavetkârane bir isyanı taşır. İşte gelecek şu hakikatı derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki: Herşey nefsinde mana-yı ismiyle fânidir, mefkuddur, hâdistir, madumdur. Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni’-i Zülcelal’in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur. Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse; kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. "




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut