Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bay Allan’ın evlatlığı
–İsmail Örgen

[*4.596 yazı içinden]

Meslektaşımla Meslek Dışı Konularda Münazara- I

Harun Pirim

TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNİ ‘Boğazlar meselesine boş boğazlık’ etmediğimi ümit ederek takip ettiğim şu sıralarda yine Türkiye’de aynı kurumda çalıştığımız bir meslektaşımla içinde en azından bir iki farklı bakış açısını barındıran bir yazışma seyri yaşadım. Sadece yazıştığım kişinin ismini çıkararak yazışmayı geri kalan kısmı ile değişiklik olmaksızın nazarlara sunuyorum. Bu yazışma Prof. Güntekin Köksal’ın Başbakan Erdoğan’a yazdığı mektubu, ilgili şahsın bana göndermesiyle başladı. O mektup üzerine kısa bir yorum yazdım. Onun üzerine aşağıdaki yazışmalar ortaya çıktı. Yazışmaların ikinci kısmını haftaya sunacağım.

Selam,

Genel olarak Koksal’ın fikirleri ile paralel dusuncelere sahibim. Daha bir hafta once Turkiye’den dondum. Bir kere daha olanlari yakından izleme sansina sahip oldum. Kadrolasma cok ileri gitmis durumda. Kamuda bizden olan bizden olmayan diye ayrim yapiyorlar. Liyakat sahibi olmayan insanlari is basina getiriyorlar bu nedenle ulke felakete surukleniyor.

Yanlis kadrolasma nedeniyle dogru duzgun politika uretemiyorlar neredeyse benim guzel ulkemi manda ettiler AB ye ve ABD ye. Televizyonda Lagendik’in (AB nin Turkiye’den sorumlu temsilcisi) bir konusmasını dinledim. “Hukumet 301. maddeyi degistirmeli artık sabrımızı tasiriyorlar” dedi. Bu laf acikcasi benim onurumu kirdi. Bu ancak müstemleke bir memleketin devlet baskanina soylenebilecek uslupta bir soz. Onurlu bir devlet adami bu lafi yutmazdi ama bizimkilerin capi ortada. Boyunduruk altina girmisler. Zaten ne derlerse yapiyorlar. Onurlu bir duruslari olmadigi gibi ulke menfaatlerini de peskes cekiyorlar. En son cikardiklari vakiflar yasasi da ortada. Bu vakiflarin mal edinmesini serbest birakarak Turkiye’yi Filistin’e cevirecekler. 1920’lerde biz Sevri yirtarken bu vakiflarin mal edinmesini engellemistik. Ama bu yasa degisikligi ile Erdogan ve tayfasi onumuze sevri tekrar getirdi. Ulke cikarlarini koruyabilecek capta insanlar degiller maalesef. Bu yaptiklarinin bize nelere malolacaginin farkinda degiller.

Belki de ekonomik olarak boyunduruk altına girdikleri icin korkuyorlar. Belki de kendi milletlerine olan inanclarini hem beyinlerinde hem de yureklerinde kaybetmisler ki bu kadar onursuz davranislar icindeler.

Belki de kendilerinin ceplerini doldurmakla o kadar mesguller ki ulke cikarlarini dusunecek vakitleri kalmiyor. Deniz Feneri davasi ile Alman savcisi Erdogan’in da ifadesini almak istiyor. Dava kara para ve dolandiricilik. Bir devlet baskani ve oglunun boyle dolandiricilik olaylarina karismasi cok ilginc degil mi? Haberi okumanizi tavsiye ederim. http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=987

Diger taraftan bence de turban meselesini AB ye baglamak mantikli degil. Ama aynı zamanda turban bir demokratik ozgurluk meselesi de degil. Bu pek cok mahkeme karari ile de sabit. Anayasa mahkemesi de İnsan Haklari Mahkemesi de bunun bir ozgurluk istemi olmadigini belirtmisti. Ayrica kadinlarimizi ikinci sinif vatandas konumuna sokacak bir bez parcasinin ozgurluk olarak pazarlanmasi da ahlaki bulmuyorum. Capsiz insanlar vahabi geleneklerini Turk kadinini ikinci sinif vatandas yapmak icin din gibi pazarliyorlar. Arabistanda yani vahabi geleneklerin yasandigi yerlerde kadinlar yalniz basina sokaga dahi cikamazlar birakin is sahibi olmayi. Ben ne araplasmak ne de avrupailesmek yanlisiyim. Turk insani Turk gibi kendi geleneklerine uygun kadini yucelten bir yasam bicimine sahip olmalidir.

Üstte gök basamasa, altta yer delinmese, Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilirdi?

Ey Türk milleti! Titre ve kendine dön!

BİLGE KAĞAN

Ben ulkemi bu capsiz insanlara yedirecek degilim. Cahil birakilmis bir halk kendi kaderini bazen belirlemekte acz icine dusebilir. İste bu donemlerde milletin gercek anlamda onderlere ihtiyaci vardir. Ama maalesef bugunlerde oyle insanlari bulmak da cok zor.

Başsız kalan Türk milleti ise şöyle yakınıyormuş:

İlli millet idim, ilim hani? Kime il kazanıyorum? Kağanlı millet idim, kağanım hani?

BİLGE KAĞAN

O yuzden is bizlere dusuyor. Cevremizdekilerle konusmali gercekleri anlatmaliyiz. Her firsatta halka karismali onlara gercekleri anlatmali. Bildikleri dilimiz dondugunce insanlara anlatmaliyiz. Maalesef medya da boyunduruk altina girmis durumda. O da milleti aydinlatacak durumda degil. İs basa dustu. Benim 15000 km uzaktan ancak bu kadarini yapabiliyorum. Ama siz daha iyisini yapabilirsiniz. İnsanlarimizdan nefret etmek onlara ofkelenmek yerine onlari bilinclendirmeliyiz. “Turk milleti zekidir” inanin. Onlari kandirmis olabilirler ama bunun tek nedeni onlari bizim gibi AYDIN insanlarin yanlız birakmasindan kaynaklaniyor. Milletinize sahip cikin ve gercekleri anlatin.

Neyse sevgiler.

Yazan Şahsın Adı

***

Selamına Selam,

…cim öncelikle göndermiş olduğun maile vakit ayırıp cevap yazmamın nedeni tesadüm-ü efkardan (fikirlerin çatışması) barikay-i hakikatın (hakikatın sağlamlığı) ortaya çıkmasıdır. İkinci olarak siyasete en ufak bir temasım ve ilgim yoktur. Bu anlamda sarf ettiğim ve edeceğim cümleler iktidar eksenli değil insane eksenli olacaktır. Her hangi bir siyasi tarafgirlik mülahazam yok yani. Hayatta tarafını tuttuğum bir olgu var ise o da ‘doğru bildiklerim’dir.

Türkiye’de bulunduğun kısa süre içinde sosyal bilimcilerin 10 yıl gibi bir sürede yapabildikleri ‘kodrolaşma’ gibi toplumsal bir dönüşümü gözlemlemiş olamazsın. Gözlemin en fazla bulunduğun yerel tespitlerine münhasır kalır zannediyorum. Kulaktan kulağa arkadaş çevrenden dinlediklerin ve senin de ifade ettiğin üzere taraflı basından edindiklerin ön yargı ve ekliktisizmden hali olmayacağına eminim. Bu anlamda senin gibi bir vatansever karamsar düşünüyor gibi geldi bana. Liyakat konusu çok önemli bir konu. Türkiye’nin barındırdığı duygusal bir toplumun liyakati öncelemesi zaman alacaktır. Bu anlamda zaman geçtikçe akıllı duyguluların sayısı artıyor. Böyle bir vasatta son tahlilde liyakat amca duygu teyzenin bıraktığı işi en güzel şekilde yapacaktır. Ülkenin felakete sürüklendiğini hiç düşünmüyorum. Bunun delili yine ifade ettiğin üzere halkın içine girip hayatlarının nasıl gittiğini sorarak bir kamuoyu yoklamasıyla gerçekleştirilebilir.

Her insanın bir bakış açısı vardır ve olması gerekir ve insanın çağı da bakış açısıyla geliştirdiği vizyonla sabittir. Politika santranç oyunu ise özellikle zalimlerin santranç oyunları ise bence A partisi ve B başkanı hiç fark etmez öyle ya da böyle fırtınaya sebep olacaklardır. Politika yönetim anlamına gelen siyaset ise de yine kimsenin korkmasına gerek yok. Az çok sosyal toplumlarda herkes birbirine yardımcı olur. Tıpkı Yaşar’da bize verdikleri ‘ders planı’ çıkarma işinde bir sen bir ben bir onun başkan olduğumuz ama neticede hepimizin çalıştığı gibi (neydi o gözetmenlikler ). Legendik’in cümleleri kendisini bağlar. Ayrıca 301. Maddeden ne anladığı ve neresinin hoşuna gitmediğini de öğrenmek lazım. Maddenin sonundaki “Elestiri amaciyla yapilan düsünce açiklamalari suç olusturmaz” ifadesine katılıyor isek Legendik’e müsamaha göstermek lazım diyorum. Milliyetçilik benim açımdan problemli bir yaşam felsefesi. Aynı topraklarda yaşamış olup farklı etnik gruplara ait olan insanların bütünlüğü benin bakışımda ütopik demokrasi ve bireysel hukuku önceleyen sosyal adalet için kaçınılmaz öncelik. Her devlet de insan gibidir. Bir insan tek başına her şeyi bilip kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacağı ve emellerini tahakkuk ettiremeyeceği gibi. Devletler de kendilerinden daha bilgili ve ihtiyaçlarının temininde emellerini gerçekleştirmede yardımcı olacak ülkelerde işbirliği yapmalıdırlar. Aklın gereği budur. Sen neden Avusturalya’ya doktoraya gittin? Bu halin bir boyundurluk halimi? Hocanın dediklerini yapıyor olman peşkeş çekmek mi? Türkiye AB ilişkisini de böyle görüyorum. Sevr anlaşmasını tarihçilerin tartışmalarına havale ediyorum. Yalnız başkasının yokluğunda varlık aramamamız gerektiği kanaatiyle isteyen vakıf kurabilmeli ve mal edinebilmeli. Sivil toplum kuruluşları olabildiğince çeşitlenmeli. Bu çeşitlilik Filistin’e götürürse de ya Filistin’I tekrar Türkiye yaparız ya da Filistinden göç edip platonik Türkiye sevdası olan türünün son örneği bir Türk oluruz.

Millete olan inançtan kastın ne bilmesem de şu kadarını söyleyeyim şu an yaşadığım diyardaki insanların iş ahlakı bana Türkiye’de bir çok insanınkinden çok daha fazla güven veriyor. Ben yapılan işlere bakarım. Hayalimde kurguladığım bir toplumun olabilecek gayret tablolarına değil hali hazırda gayret gösteren ve beni öteki olarak görmeyen tablolara önem veririm.

Cep doldurmak bu kadar bilginin anında görüntülendiği bir zaman diliminde çok zor. Baysettiğin olayların bu anlamda çok ciddi seviyede olmadığını düşünüyorum. Olan kısımlarını da seninle birlikle kınıyorum.

“Ama aynı zamanda turban bir demokratik ozgurluk meselesi de degil. Bu pek cok mahkeme karari ile de sabit. Anayasa mahkemesi de İnsan Haklari Mahkemesi de bunun bir ozgurluk istemi olmadigini belirtmisti. Ayrica kadinlarimizi ikinci sinif vatandas konumuna sokacak bir bez parcasinin ozgurluk olarak pazarlanmasi da ahlaki bulmuyorum. Capsiz insanlar vahabi geleneklerini Turk kadinini ikinci sinif vatandas yapmak icin din gibi pazarliyorlar. Arabistanda yani vahabi geleneklerin yasandigi yerlerde kadinlar yalniz basina sokaga dahi cikamazlar birakin is sahibi olmayi. Ben ne araplasmak ne de avrupailesmek yanlisiyim. Turk insani Turk gibi kendi geleneklerine uygun kadini yucelten bir yasam bicimine sahip olmalidir.”

Yine yaşanmış örnekler hayali argümanlardan daha kuvvetli deliller olarak meseleleri anlamamız konusunda önümüzde duruyor. Pek çok mahkeme Sokrates’ı de yanlış bulmuştu. Mevcut Yunan iktidarına düşüncelerini bir tehdit olarak görmüştü. Yıllar gösterdi ki Sokraktes haklı idi. Bu anlamda mahkeme kararları sabit olsa da sallanmakta her an kopabilir. Inançlara saygılı olduğunu düşünerek açıklamalarıma devam ediyorum. Baş örtüsü İslam’ın bayanlara emrettiği ve takan bayanın sadece ve sadece kendi iradesi ile (kendi düşünmeksizin aile, devlet vs. baskısı ile örtünenler konu haricidir ki burada yaşayan İranlı bayanların genelde İran’dakinden çok farklı bir kılık kıyafet içinde olmaları aslında onların kendi istekleriyle örtünmediklerini gösteriyor) büründüğü bir kıyafettir. Yurtdışında tesettürlü olarak okuyan, ders veren, çalışan bayanlara ne diyeceksin? Benim ablalarımdan birisi tesettürlü ve bu yüzden lisansüstü eğitimine devam edemedi. Öğretmenlik hakkı elinden alındı. Kendisini ikinci sınıf gören sözüm ona AYDIN kesime düşman kesilmeyerek de ikinci sınıf vatandaş olduğunu anlayış sahiplerine gösterdi. Bütün bu uygulamalarda da hakkını dibine kadar tek başına sokaklara çıkıp ilgili mercilere giderek savundu. Mahrumiyeti ortada iken ülkeye de düşman kesilmedi. Bu mesele inanç meselesidir. Yahudilerin kipa ile dolaşmasına kimse karışamaz ise tesettürli bayanlara da kimse karışamaz. Kitap, bir kağıt parçasıdır ama içinde yazılanlar kitabı kitap yapar. Bayrak da bir bez parçasıdır. Temsil ettiği mana olarak değil. Baş örtüsü 1400 yıldır bütün milyonlarca İslam alimlerince, müntesiplerince ilgili ayetlerin kendisi, meali ve tefsiri ile açık, açıklanmış bir inaç temsilidir. İnançlar bireyseldir. Bu bireysellik pazarlanamaz. Bunu pazarlamacılar anlayamaz. Her konuda uzmanına danışmak en azından aklın gereği olduğu için bu konuda söz sahibi İslam’a dışarıdan ekliktik örfi ve en azından felsefi olarak bakanlar asla olamaz. Sevdiğin yazarın kızı Ümit Meriç’e neden kapandığını sorabilirsin. Profösörlüğüyle kafasındaki sence ‘bez parçası’nın nasıl örtüştüğünü sorabilirsin. Kendi fikrince kadini yücelten yaşam biçimleri üzerine kendisiyle konuşabilirsin. Baş örtüsü Vehhabi geleneğinden gelmemektedir. Baş örtüsü İslam’ın binler evrensel hükümlerinden bir hükümdür. Din bir tekliftir. İsteyen alır isteyen almaz. Her halükarda insandan beklenen odur ki kaçırdığı tekliflerden ötürü teklifi kabul edenlere düşman kesilmesin ya da teklifi küçümsemesin. Ne yazık ki gelenekler din ile yer değiltirmiş toplumlarda. Arabistan’da olduğu gibi Türkiye’de ve Amerika’da da bu böyle. Türk’ün geleneği nedir ben şahsen bilmiyorum.

Ayrıca kendimi halkın dışında görmüyorum ki içine gireyim. Türk milletinin zeki olduğuna inanmıyorum. Her insanın yeterince zeki olduğunu düşünüyorum. Kendim dışındaki toplumu bilgisiz değil yerine göre modern eğitim sisteminin Türkiye’deki “The Wall” klibince harika anlatılan tek tip birey yetiştiren sıralarından geçmeyen insanların deneyimlerinden, aşkın bilgin görüyorum. Her hangi bir AYDIN’ın da kendisini AYDIN görmemesinin gerçek bir aydına yakışır bir hal olacağı kanaatindeyim.

Tekrar ediyorum “tesadüm-ü efkardan (fikirlerin çatışması) barikay-i hakikat (hakikatın sağlamlığı) çıkar.

Harun Pirim

  29.02.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

4insanihakim yasar, 03.03.2008, türkiye

yukarıdaki yazınızda hakikaten yüksek tahsil görmüş bir aydınlatacak nitelikte. bana garip gelen size o yazıyı gönderen kişinin bir kısım dedikodulara kendisinide alet etmesidir. böylelerine karşı cevabınızda uslubunuz takdire şayandır. ancak eğer bir meselenin çözümü üzerinde münazara oluyorsa ki öyle bir mesele, önyargıları bütün bütün bırakıp hakikatli ve insani çözüme bakılmalıdır. kendimce karşınızdaki kişi tarzında düşünenlerin önlerine sunduğunuz bu yüksek fikirleri değerlendirmeye alma niyeti taşımıyor. taşımamaktadır

3teşekkürlerharun pirim, 01.03.2008,

Yasin Kardeşim

Hızla akan zamanın değerlerine kapılmadan ifade ettiğiniz boyaların farkında olarak başta kendi alemimdeki tefekkür ameliyeleri ve genel olarak tefekkür muharriklerinin önceliği kuşkusuz. İkinci yorumunuzda ifade ettiğiniz, şahsın boyanmışlığıdır ilk yorumunuz çerçevesinde ilerleyememem ve ikinci yorumunuzdaki tefekkür ameliyesi tespitinizdir benim bu şekilde cevap yazışım. Aslında zihinler idlal olur mu diye sorgulamıştım. Lakin en doğru yaklaşımı yakalayabilmek için yazıyışmayı paylaşmayı arzu ettim. Yorumlarınız için içten teşekkürler. Hep birlikte istikamet üzere...

2yazınızın akla getirdiği risale ifadeleri...yasin eşref, 29.02.2008,

"Bu böyle olsa, başka cahil yahut gençler, o meslekte nasıl boya alırlar, kıyas ediniz. Benimle beraber bu işe ağlayınız."

---burada boya alma ifadesi çok dikkatimi çekti... yani size yazı gönderen kişi bulunduğu atmosferden o boyayı yine alacaktır..

...

aynı mektubun devamında: "        İşte o zât, o telkinattan sonra geçen Ramazanda bir gün, bana Hülâgu ve Cengiz vakıalarını okutmak için gösterdi. “Aman bunları oku” dedi.

---bundan sonraki ifadeler daha önemli:

Ben kemal-i taaccüb ve hayretten dedim: “Kardeşim sen divane mi oldun? Benim Delail-i Hayrat’ı okumağa vaktim yok. Böyle ezlemlerin sergüzeşte-i zalimanelerini, bu Ramazan-ı Şerif’te bana okutmak hissini nereden kaptın?” dedim."

Not: daha önce "meslek boyası" ifadesi dikkatimi çekmemişti. ama anladım ki içinde bulundukları meslek onların güvenli sahillere ulaşmasını engelliyor, o durumdan çıkmak için ciddi tefekküri ameliyelere sürüklenmeleri lazım, buda başörtüsünü izah etmeklle olmaz....

selametle...

1Tevhid Nübüvvet, Haşir, Ölüm....yasin eşref, 29.02.2008, Isparta

Harun Bey bu yazınızın tamamını okumadım... arkadaşınızınkini okurken zaten ruhum bunaldı, yarısında bıraktım, hemen sizin cevaba geçip cevabınızı okumaya başladım, fakat maateessüf onuda tamamlayamadım... cevabınız karsındakinin iyi niyetli tespitlerine bir cevap olacak şekilde hazırlanmış. ama karşı tarafın iyi niyetten ziyade tarafgirlikle yazmış olduğu bir metin var... (1 haftada kadrolaşma gözlemi falan...)

...

Risaleden aldığım dersle şunu söylemek isterim... bu tür kişilerin tarafgirliğini Tevhid Nübüvvet, Haşir, Ölüm gibi meselelere yöneltmek gerektiğini düşünüyorum...

...

bizim için en önemli meselenin ahiretini kurtarma meselesi olduğu vurgulanmalıdır...

....

eğer bu sathi ve tartışmalı meseleler için size bir mail atıyorsa ahiret mesleleri için 10 mail atmalıdır...

...

Denizlinin müdafası meyve risalesi... bir düşünün Harun Bey meyve risalesinin içinde hukuki hangi madde var...

münazaranın seyrini değiştirme zamanı gelmiştir...(Arkdaşınızada benden -bir okuyucum dersiniz- selam iletin, sinek ısırmaları ile uğraşmasın... yılan gibi bir tehlike varken...)

selametle kalın...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut