Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ümit çiçeği
–Metin Karabaşoğlu

[*4.670 yazı içinden]

Her yorum, yorum mudur?

Yazara Mesaj Gönder

İSMET ÖZEL’İN çok enaniyetli olup bazı şeyleri şöhret için yaptığını söylüyorlar.

Bana ne!

Onun niyetini sorgulamak benim görevim değil ki.

Yazılarından istifade ediyorsam okur, etmiyorsam okumam.

Ben adamın söylediğinin doğruluğuna, yanlışlığına bakarım.

Okurken de onu sorgulamak için değil, kendimi sorgulamak için, marifetullahıma bir şeyler katabilmek için okurum.

Yoksa adam şöyleymiş, böyleymiş. Beni ne ilgilendirir. Ben adamdan bir şeyler öğrenmek için okuyorum, adamın açıklarını yakalayıp onun niyetini sorgulamak için değil. Öyle yapsam ne olacak? Gıybetten başka kime ne kazandıracak?

Yoksa toplumu İsmet Özel’den koruma gibi bir misyon mu üstleneceğim? Bana ne başkalarının onu hangi amaçla okuduklarından veya okuyup okumadıklarından? Veya yazarın hangi amaçla konuştuğundan...

Karakalem’de yorum adına yapılan bu niyet okumalarına pek cevap vermiyorum. Bunu alışkanlık haline getirip, her yerde tenkit edecek bir şeyler bulmayı, insanlara, cemaatlara su-i zanla yaklaşmayı, hiç aklımıza gelmeyen niyet okumalarını kendisine vazife edinen, kimseyle anlaşamadığı için de zorunlu münzevi arkadaşımızın yazdıklarına bile birşeyler öğrenme adına bakmalıyız.

Kişilerden ziyade bu tavrın genelleşmesi en büyük problemimizdir.

Birbirlerimizin fikirlerine katılmayabiliriz. Çok yanlış da bulabiliriz. Ama bu, yazarımızın başka niyetlerle o yazıyı kaleme aldığını iddia etme gibi bir hakkı bize vermez. Yapabiliyorsak yine fikirle katılmadığımız fikirleri çürütelim. Ama niyet okumalarıyla, zanlarla kimse hakkında bilemeyeceğimiz şeyleri iddia edip ahretimizi sarsmayalım. Bazı arkadaşlarımız ısrarla –hezimet, ihanet, cahillik, dediğimi anlamıyorsunuz vs- gibi bir hırçınlık içinde.

Biz Karakalem’de yakalayabildiğimiz düşünceleri paylaşıma açıyoruz. Kesinlikle bir şeyler öğretme, ders verme gibi bir niyetimiz de yok. Günlük ve haftalık yazma zorunluluğumuzun olmaması bizi bu açıdan daha da rahatlatıyor. Paylaşacak bir şeyimiz varsa yazıyoruz, yoksa yazmıyoruz. Hem yazarken, hem de yorumlardan pek çok şey öğreniyoruz.

Bilhassa “Cemaatimi Seviyorum” yazısı ile ilgili, “Cemaati Özledim” adlı yorum gönderen arkadaşımız beni hakikaten etkiledi. Bu arkadaşımız cemaat içindeki bir takım problemler yüzünden şu an cemaat dışında bulunduğunu söylüyordu.

Son yazımla özellikle şu mesajı vermek istiyorum: İnsanın olduğu her yerde problem de vardır. Asr-ı saadet bile bu problemlerden uzak duramamıştır. Problem olmasa imtihan da biter. Bugün en muhterem gördüğümüz ağabeylerimiz de pek çok cemaat içi problemlerle karşılaşmışlardır. Bunun Karakalem editöründen başlayarak, yurt dışına gitmek zorunda kalan arkadaşlarımıza kadar o kadar çok örneklerini biliyorum ki yazmaya kalksam günler aylar alır. Ama bu problemler var diye ne editörümüz, ne de dahili problemlerden dolayı yurt dışında bulunan bu arkadaşlarımız kendi köşelerine çekilip sadece kendi nefisleriyle, kendi terakkileriyle uğraşmıyorlar.

Allah’a şükür şimdi arkadaşlarımız, cemaatlerimiz çok fazla. Bir yerdeki arkadaşlarımızla fıtraten uyuşamayabiliriz. Ama başka yerlerde de arkadaşlarımız var. Asıl olan problemlere rağmen bulunduğumuz yerde bir şeyler yapmaya çalışmaktır. Zaten cemaat demek, birliktelik demek problemlere rağmen beraber olabilmektir. Hatalarımızla, kusurlarımızla, yanlışlarımızla birbirimizi kabul etmek, bunların telafisi için birbirimize yardımcı olmak demektir. Yaşadığım yerde bana çeşitli vazifeler vermek istiyorlar, şunlarla, bunlarla çalış diyorlar. Ben hepsine hayır diyorum. Sadece fıtratıma uygun gençlerle müzakereli dersler yapıyorum. Bu iman hizmetinde, fıtratımıza uygun hizmetleri, dostları hepimiz bulabiliriz diye düşünüyorum.

Ben şahsen bu dünyada problemsiz bir yer olmadığına inanıyorum. Evlerimizde, eşlerimizle, çocuklarımızla, kendimizle bile zaman zaman problemler yaşıyoruz. Yetişme tarzları, kültürleri, alışkanlıkları farklı cemaat mensuplarında da elbet problemler olacaktır. Münzevi arkadaşlarımız gibi, bu problemleri büyütüp, niyet okumalarına başlarsak, her şeyi tenkit eder, hiçbir şeyi beğenmezsek bu hayatta yaşayamayız. Hiçbir çalışmanın içinde bulunamaz, hiçbir şey de yapamayız.

Biraz olumlu baksak aslında dışarıya göre içerideki arkadaşlarımızın ne kadar samimi olduklarını, hataları olsa da aslında iman gibi, Risale gibi çok büyük hasletleri olduğunu görebileceğiz. Ben biraz birbirimizin kıymetini bilmediğimizi düşünüyorum. En fedakar dost, yoldaş, arkadaş olmaya önce kendimizden başlamayı teklif ediyorum. Başkalarından beklemeden önce biz, imani kardeşler olmaya çalışalım. Su-i zan etmeden, gıybet etmeden, niyet okumadan, hakkın, güzelin, şevkin yanında duralım. Ben her arkadaşımızın samimiyetine, iyi niyetine inanıyorum. Ancak tarzlarımız, fıtratlarımız her zaman birbirine uymayabilir. Bu kadar büyük cemaatimizde, cemaatlerimizde biz de fıtratımıza uygun birilerini bulabileceğimizi sanıyorum.

Dostluğumuz ve kardeşliğimizi muhafaza etmek, devam ettirmek için de özel bir gayret göstermemiz gerektiğine inanıyorum. Güzel çiçekler ihtimamla büyürler, oluruna bırakarak değil…

  21.02.2008

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1Özel'in Kur'ani TefekkürüMelek Mahi, 22.02.2008, İstanbul

Bence İsmet Özel samimi. Şu anda eleştirilmeyecek insan yoktur. Karşı çıkanların ise zerre kadar eleştiriye tahammülü yok. Nefisleri (egoları) tam ilah olmuş. On(lar)dan özeleştiri beklemek,afedersiniz saflık olmaz mı? Türkiye'de Batı Felsefesini en iyi bilen şair ve Marxistken bile aynı hakikati aradığını söylediğinden böylesine muhkem yol gösterici rehberliğiyle Kur'an'i tefekküre katkısı açısından İsmet Özel henüz tam anl aşılamamakta bence. Teşbihte hata olmaz derler, hiç olmazsa artık biraz takdir için şöyle bir misal verelim: Hz Resul (s.a.v.) için de "Abdülmuttalibin yetimi" veya "... Orada Cumeyh Oğulları ’ndan Kureyşli bir kadın da vardı. Onlardan kendisine yardımcı olmalarını istedi. İçlerinden biri “Allah seni elçi gönderdiyse ben mahvolayım”, diğeri “Allah senden başka elçi gönderecek adam bulamadı mı?” dedi.||Serseriler geri döndü||Üçüncüsü ise “Vallahi sana tek kelime söylemem. Eğer peygambersen, benim sana bir şey dememe muhtaç değilsin. Ama yalancıysan zaten seninle konuşmak bana yaraşmaz” dediler." (www.tumgazeteler.com/?a=2255133 - 14k) denmiştir daha 1400 küsur yıl önce. Ne yazık değil mi?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut