Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

I. Hayatın içinde bir nebi
–Metin Karabaşoğlu

[*4.596 yazı içinden]

Dairelere Dikkat!

Harun Pirim

KAİNATTA VAR olan ve cisimlerin madde-mana terkibini anlamamizda ana yol olarak gözüken Kayyumiyet, modern bilimin de kuantum fiziği olarak yanaşmaya ve yakalamaya çalıştığı bir hakikat olarak algılarımıza sunulmaktadır. Sürekli yaratılış olarak ifade ettiğimiz, atomaltı dünyadaki sürekli birleşme ayrışma, madde-enerji (ki Einstein’ın da meşhur formülünde ifade ettiği üzere madde ve enerji mahiyet olarak aynıdır) dönüşümleri süreliliği maddi olarak algılayabileceğiz ortamlar olarak gözükmektedir. Risale-i Nur külliyatında Hüve Nüktesi’nde ifade edilen havadaki ‘hu’ kadar bir alandaki elektrik, sesler, ışık, çekim kuvveti trafiğini düşündüğüz zaman-ki çok dar bir alandaki sürekli bir faaliyetten bahsetmekteyiz-sürekliliğin ana yol olduğunu daha da iyi kavrayabiliriz. Külliyatın müellifi ilginçtir emir ve iradenin bir arşı olan ‘hava’ tefekküründen bir adım ötede-hüve nüktesinin sonuna tekabül ediyor-havanın misal alemine de bir anahtar olduğundan bahsedip, kısaca ‘şimdilik bu kadar’ der. Daha sonra meselenin misal alemine bakan kısmını da açar ve madde-mana ayrımını incelikleriyle anlayışlarımıza sunar. Fotoğraf makinesinde yakalağımız görüntünün fizik alemden olmadığını ve kağıda bastırdığımız resmin misal aleminin fiziki kağıda bir izdüşümü olduğunu idrak ettirir.

Buradan insana gelmek istiyorum. İnsan küçük bir kainat, kainat büyük bir insan. İnsandaki kan ve çeşitli vücud sıvıları kainatta çağlayanlar, dereler, ırmaklar. İnsandaki hüzün, sevinç, öfke, neşe kainattaki mevsimler. İnsanın gençliği kainatta Dünya’nın yaratılışı vs. vs. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım maddeden manaya geçişin zorluğu ya da zahire müptela olan aklımızın ve 5 duyu algımızın bizi kısıtlamasındandır ki bir çok hadiseyi açıklarken, problemlere çözüm getirirken kesikli bir yaşam algısı hakimdir. Halbuki sürekliliğin tedbiri kesikliğinkinden farklıdır. Kesikli yaşam algısına bir örnek insanın bir anda başlayan baş ağrısına dikkat edip onu hemen ilaç ile teskin edince ağrılarının (mecaz olarak kullanıyorum) geçtiğini zannetmesidir. Burada baslangıç ve bitiş noktalarına dikkat çekmek isterim. Birçok insanın özelinde müslümanın inançla ilgili meselelere bakışında da bu kesikliği görebiliriz. Allah’a imanla ilgili bir meseleyi detaylı dinlediğinde ‘ben zaten bunları biliyorum’ diyen birisi inancının başlangıcını bir tasdikle beliryeyip inanca bir hudut koymakla da bir bitiş belirlemiştir. Halbuki kesikli bakış maddede boğulmanın cevizin hepsini kabuktan ibaret zannetmenin neticesidir. İnsanı Maslow gibi hiyearşik bir açıklamaya sığıştırmadan (benim kanaatimce Maslow’un bakışı da kesiklidir) Said Nursi’nin iç içe dairesel açıklaması (sürekli bir bakışı temsil etmektedir) meselenin düğümünü çözen bir konumdadır. Nursi’ye göre insanın beden, ruh, kalp gibi daireleri vardır. İnsanın kesikli ya da sürekli algılayışı da bu dairelerdeki ahengine bağlıdır. “Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor. Nasılki saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zâhiren birbirine benzer, fakat sür'atte birbirine muhaliftir. Öyle de: İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ: Cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu halde (başlangıç ve bitişi var), kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir (sürekliliği var).”(3. Lem’a, Lem’alar). Kalp ve ruh dairelerizde sürekli değişimler olmakta. Bu yazıyı yazarken, okur iken olduğu gibi. Baş ağrısının dinmesiyle kalp ve ruh ağrılarımız dinmiyor ve dinmeyecek. İnsanı mümtaz kılan kalp ve ruh daireleridir. Bu dairelere dikkat etmedikçe kesikli bir algıdan kurtulma çaresi yok insanoğlunun. Dairelere dikkat!

  15.02.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

5Kalp ve ruh.... (DEVAMI)yasin eşref, 18.02.2008, Isparta

İFADE AYNEN ŞÖYLE:

Kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak; ne kadar geniş bir daire-i hayatları var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel; onlar için haydır, hayatdar ve mevcuddur. Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.(SÖZLER 473, ENVAR NEŞ.)

4Kalp ve ruh....yasin eşref, 18.02.2008, Isparta

tam nerede geçiyor hatırlamıyorum ama "Kalp ve Ruhun derece-i hayatına girme.." deyimi de herhalde bu dairelerle parallel anlamlı...

...

yazınızın son paragrafı da "Kadir gecesine ulaşmanın iki yolu vardır.." şeklinde devam eden risale ifadelerini akla getirdi...

selametle...

3ayrıntılara devamharun pirim, 18.02.2008,

Yasin kardeşim, değerlendirmeleriniz bence gayet yerinde.

1. Yorumunuza tamamen katılıyorum. Üstadın bulunduğu ortam da bizim soluduğumuz hava ortamıdır. Hava, malumumuz atmosfer ve muhtevası olan gazlar ile soluduğumuz hali alır iken buradaki mesele parçacık bazında düşündüğümüzde zerrede (nötrino diyebiliriz ya da esir maddesi ya da atom) anlamını bulan maddenin kendisinden başka bir şey değildir. Madde de yed-i kudretin ihtizazatından yani Allah'ın Kadir isminin tecellisinden başka bir şey değildir. Uzayda da madde vardır aksi halde dediğiniz gibi herhangi bir veri aktarımını ya da Güneş ışığının bize görünmesini açıklayamazdık.

2. Yorumunuza da kısmen katılıyorum. Çünkü atomaltı parçacıkların (100 kadarının) keşfinin 1900lerin sonuna tekabül ettiğini hatta nötrinonun kütlesinin olduğunun ispatmanmasının 1998 yılında olduğunu da biliyoruz. Hüve nüktesini okuduğumuzda müellifin ciddi bir parçacık bakışı olduğunu söyleyebilirim. Hele hele Sünühattaki "zerrat-ı cazibeyi halk eden zat..." ifadesini de okuduğumuzda 1908 yılında bosonlardan (çekim parçacıkları) bahseden bir müellifin ilmi kerameti olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yüksek perde ifadesini ne için kullandığınızı anlamadım.

3. yorumunuz için teşekkürler. Dev anten konusunu bilmiyorum. Yalnız şu kadarını söylemek isterim ki misal alemine erişmenin zaman kaydı sebebiyle imkansız olduğunu düşünüyorum. Yani eşsiz kainatta her an eşsiz manzaralar dokunmakta. Bu manzaralar binlerce esmadan müteşekkil. Diğer bir ifade ile binlerce alemi barındırıyor. Madde bu alemlerden birisi ki bilim tamamen madde alemine takılmış durumda. Madde ise sürekli değişiyor. Maddeye o an için eşlik eden misali yakalayabiliyoruz lakin sürekli yeni alemler dokunduğu için önceki misal alemlerine ulaşmak o anki maddeler ile olamaz kanaatindeyim. Bu anlamda sesimi kaydeden sesimin kendisini değil misalini kaydediyor. Ve kaydettiği andan itibaren ses titreşimlerim(yani maddi yönü) değişiyor ve dönüşüyor. Herhangi bir madde o sesimin misalini (kasıtlı kayıt edilmediyse) tutmuyor. Bu misal alemi meselesini inşallah daha da ilerleyen zamanlarda açmaya çalışalım.

4. yorumunuza ilişkin olarak, yazım kısa olduğu için geçişler muallakta kalmış kananatindeyim. Hüve nüktesi büyük insan olan kainattaki daireleri gösteriyor diyebiliriz. İki bariz daire misal dairesi ve cisim dairesi. Levhu mahvu isfat insandaki kuvve-i hafızaya tekabül eder.

Arş kavramları da meseleye ışık tutabilir. Kalp de bir arştır (esma arşı) hava da bir arştır (emir arşı). Bu konuda açılacak inşallah. Sonuç olarak kainatta da daireler vardır. Küçük kainatta da daireler vardır. Bu daireler bire bir örtüşmese de birbirlerini hatırlatırlar.

Tekrar teşekkürler yeniden düşünmeye sevkiniz için. Düşünmeye devam...

2Küçük bir kaç ayrıntı...yasin eşref, 17.02.2008,

Halil veya Harun bey aşağıdaki yazdıklarımda bir yanlışlık varsa düzeltmenizi istirham ederim.

1. Üstadın hava dediği bizim teneffüs ettiğimiz hava değil, onun bulunduğu ortamdır. (Uzayda teneffüs ettiğimiz hava yok ama iletişim oradada sağlanıyor, hatta artık hep uydu üzerinden sağlandığına göre...)

2. O ortamda iletimi sağlayan unsurlar için de zerre ismi kullanılmış... zamanına göre müthiş tanımlama, üst perdeden konuşma değil,

3. Alemi misalde kaydı, "big bang" teorisinin de delili sayılan yaratılış esnasındaki bir takım kalıntıların yakalanması (dev antenler ile) ile tam örtüşüyor. yani bilim insanları şu anda geçmişten kalıntı bilgilerle bir takım sonuçlara ulaşmaya çalışyorlar.. (detaylı bilgisi olan burayı tashih etsin).. bu da alemi misal için kullanılan foto makinesi ile uyumlu, ve bu yine o zerreler aracılığı ile oluyor..

4. Hüve nüktesinde daire kavramını yakalayamadım. ama Levh mahv ispat eğer daire olarak yorumlanmış ise o tekellüflü olur sanırım...

selametle

1Bütün feyizlerinizden istifade etmek isterizHalil Köprücüoğlu, 16.02.2008, Manisa

Muhterem kardeşim,

Hüve Nüktesi ve "...zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratının gayet muhtelif..." oluşuyla ilgili harika yorumunuz, açılımınız bizi heyecanlandırdı. Esasen Nurlar henüz büyük parçalar olarak henüz açılımları heyecanla bekliyor diye düşünüyorum.

Cenab-ı Hak Nurlardan aldığını feyizlerinizi artırsın. Harika şeyler anlatıyor, Nurların gazete gibi okunmaması gerektiğini veciz bir şekilde ortaya koyuyorsunuz. Birikimlerinizle Nurları yeni mamuller olarak takdiminizi tebrik ediyoruz.Devamını ve bütün feyizlerinizi aksettirmenizi önemle rica ediyoruz.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut