“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Bacadaki sır
–İsmail Örgen

[*4.602 yazı içinden]

Birkaç değini

Yazara Mesaj Gönder

Hayatın içinde yaşadığım tecrübeler ışığında kendimce edindiğim bir kanaat var: Bir doğru, akla ve yüreğe beraberce dokunur vakur bir ifadeye kavuşmuşsa, alınması gereken yolun büyük kısmı alınmış demektir. Bir yanlış, eğer hiddetten ziyade mizahın konusu haline gelmişse, bu, sözkonusu yanlışın ecel terlerini dökmeye başladığı anlamına gelmektedir.

Başörtüsü yasağını kaldırma yönünde Meclisin sergilediği irade beyanı dolayısıyla tırmandırılan tartışmalar hengâmında, her ikisini de görebildiğim için mutluyum. Bundan böyle, hangi yoldan nasıl bir engelleme yoluna gidilirse gidilsin, bu anlamsız ve hukuksuz yasağın uzun ömürlü olabileceğine ihtimal vermiyorum.

*

Beni bu yönde ümide sevkeden pek çok unsurlar içinde en önemlisi, zaman zaman militanca ve histerik gösterilere sahne olabilmiş bir tartışma programında bir tesettürlü genç kızın sarfettiği bir cümleydi. Bu cümle, o programın tartışma heyecanı içinde belki gözlerden kaçtı, ama akılların ve yüreklerin bir yerine oturup yerleştiğine inanıyorum. Makuliyet semtinin yakınına uğramayan duygusal ve ezbere karşı çıkışların, öfke ve tahkir dolu suçlamaların ortasında, bu genç kız, şu cümleyi sarfetti: “Lütfen, başkalarının yokluğunda varlık aramayınız.”

Bu cümlenin Türkiye’de son on yılda, son yirmi yılda söylenmiş belki en iyi cümle olduğunu düşündüm ilk duyduğumda. Cümle ikinci kez tekrar edildiğinde ilgili tartışma zemininde çığırtkanların sergilediği bir anlık suskunluk ve şaşkınlığı da, bu sözün gücünün bir teyidi olarak algıladım: “Lütfen, başkalarının yokluğunda varlık aramayınız.”

Dayandığı zemin sağlam, hem akla hem yüreğe seslenen, susturulmamış vicdanların duymazdan gelemeyeceği bu vakur söz—ve hele ki bu sözün bu topraklarda ayrımcılığa maruz kalıp kendi ülkesinde okuyamadığı başörtüsüyle ‘gavur memleketinde’ okuma durumunda kalmış bir genç kızın dilinden çıkmış olarak—beni ziyadesiyle ümide sevketti. Eğer bunca acının, bunca sancının, bunca haksızlık ve mağduriyetin bizden hasıl ettiği netice, en sonunda öfke veya teslimiyet değil de böylesi bir söz ve bir esas oluyorsa, bunun önünde hiçbir yasakçı zihniyetin uzun müddet dayanabileceğini sanmıyorum. Öfke öfkeden beslenir; nefret nefretten. Öfke ve nefretin yerini aklı ve kalbi buluşturup vicdanları ihtizaza getiren vakar ve masumiyet yüklü bir bilgeliğin aldığı takdirde ise, sağduyu nihayet galip gelir.

Tesettürlü bir genç kızın dilinden ateşli ve hatta saldırgan bir tartışma zemininde duyduğum bu sözün, bu ülkedeki herkesin kulağına küpe olması gerektiğine inanıyorum: “Başkalarının yokluğunda varlık aramayın.”

Bu ülkenin insanları kendi varlığını ‘başkalarının yokluğunda’ aramama ortak paydasında buluştuğunda, bu topraklar bir büyük barışın temelini atmış olacaktır. Bütün gerilim noktalarını bir makuliyet, sağduyu ve hakkâniyet potasında eritecek bir büyük barışın... İnşaallah!

* * *

Beni bu noktada ümide sevkeden diğer husus ise, yasakçı zihniyetin bir ‘mizah konusu’ olarak ele alınabildiğini gösteren örneklerdi.

Bu örneklerin ilkini, bu topraklarda kendi oy verdiği partiye oy vermeyen herkesi ‘bidon kafalı’ diye tanımlayan yazarları da içinde barındıran ve yasakçılığın devamı lehine meselenin üstüne neredeyse benzin bidonuyla koşan gazetede Meclisteki çalışmalar ile ilgili bir habere yazılan yorumlardan birinde, besbelli ki bir takma isim olarak “Perukçu Sami” konuşuyordu. “Oldu mu şimdi kardeşim; biz bu yasağa güvendik, peruk işine girdik. Bizim de çoluk çocuğumuz var, onları da düşünün” diyordu “Perukçu Sami.”

Diğer mizah örneğine ise, Taraf gazetesinde rastladım. Gazetenin sözümona ‘Güzin Abla’ görevini üstlenmiş ‘ruh ve sivil hastalıkları mütehassısı Sivilay abla’sı, sözümona kendisine gelen sorulara cevap verirken, Deniz Baykal’ın ‘türban’ diye tarif ettiği başörtüsünü ‘Arap kıyafeti, Vehhabi kıyafeti, bu topraklara yabancı bir giyim tarzı’ olarak sunmasıyla ilgili soruya, şu cevabı veriyordu:

“Soru: CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, ‘Türban bizim geleneksel kıyafetimiz değil. Bir Arap üniformasıdır’ diyor. Türk kızları neden geleneksel Anadolu giysilerini tercih etmiyor da bu Arap üniformasını giymekte ısrar ediyor? (Ankara Olgunlaşma Enstitüsü son sınıf öğrencisi)

Cevap: Baykal yine çok haklı. Halbuki biz sadece geleneksel kıyafetlerimizi giyeriz. Örneğin; blue jean Selçuklu döneminden kalma bir mahalli kıyafetimizdir. Göbek piercingi çok kadim bir şaman ritüelidir. Bildiğimiz tüm geleneksel Anadolu kıyafetlerinde sırt dekoltesi standarttır.”

Başta ne demiştik: Bir doğru, akla ve yüreğe beraberce dokunur vakur bir ifadeye kavuşmuşsa, alınması gereken yolun büyük kısmı alınmış demektir. Bir yanlış, eğer hiddetten ziyade mizahın konusu haline gelmişse, bu, sözkonusu yanlışın ecel terlerini dökmeye başladığı anlamına gelmektedir.

  11.02.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

4"Aallahı yerde istemem" isyanı!!!!yed-i beyza, 09.03.2008,

Kahraman olmak

İnanmak

Direnmek

Başarmak!

Nasıl çekici

Sürükleyici

Taa diplerden duymaya adanmışlar için!

Taa diplerden Ona sadık ve sıddıklar için!

Yeryüzünde var mıdır bundan daha büyük bir zafer!

Nedense hiçbir zafer etkisi yok!

Sadece onca yılın gazabı, azabı!

2.vatandaşlıktan kurtuluş

yollarda yürüyebilme hakkı!

Düşünebiliyor musunuz?

“Var olmak hakkı” bu!

Hep kaçarak aşmaya çalışmak

Deliklerden geçerek yakalanmamaya çalışmak!

Laf duymamak

Gene ağlamamak

Yarıklar açan gözyaşları!

En önemlisi

Hakikati yaşamın

İçle tenakuz halinde olmamak

Barışık olmak hayat kaynağıyla!

İtaat-i lezzet “bir” olmak

Şizofreni bir tarzda

Günah içinde “hani rabbim....”

Gibi başlayan feryatlar yakmamak

Artık ubudiyete eğilmiş baş!

Sımsıkı tutan bir el

Öyle ki Rabbim dediğinde

Ya da Rabbim diyebilen

Bir hal

Bir soğukluk bir kopukluk bir berzah bir

Gedik değil Onla arada!

Bitmişlik umutsuzluk değil!

O yoksa ne olabilir ki!

Nasıl olunabilir ki!

Nasıl olunabilir!

Bu zeka belası!

Samimiyet sıddıkiyetle sarmaş dolaş Ona!

İşte bu yaşam!...

İşte bu can pınarları

İşte bu yokluk

Onda var olmak için....

Yaşam başlatıyor itaat

Çünkü “birlik” var diplerde!

bir süreç yani Onda Onunla Ona yakarma ........yakarabilme

duyabilme inanabilme.....

yani hiçbir şey terk edilmiş kadar feci değil

intihar taa orada!

Hassas mı hassas .... bir yapınız varsa

İsyanınız varsa akışa!

Sonuç ise,

Öyle geliyor ki mutluluk ya da sarhoşluk bir anda emek sarf etmeden ulaşanların harcı.

Bir hiç gibi tesiri!

İlk şokta

Ki biz aşmıştık aşılmadan kural!

Ama haram!

Haramı haram kılsın kerih kılsın Rab!

Her şey nasıl geçiyor?!...

Ama esas olan olması gereken Müslüman desteği birlikteliği.

Yoktur her halde bir benzeri!

Dışardan cana dibe vuran destek!

Başörtünü takındığında gözleri dolu dolu olup kızaran insanı görmek

Müslüman görmek yani daha bir tesirli!

Oysa o bitecrübe etmemişti!

Ama bizden daha dipten sarsıldı, sarsıldığı için sarstı!

Yani aslında

Öyle geliyor ki bana

Yeryüzünde esas olan

Müslüman birliği

Dostluğu hakkaniyeti!

Tıpkı ikinci maddede bildirildiği gibi ihlas risalesinin!...

İşte doyulmaz olan bu!...

Birliktelik taa diplerden!

Günaha beraber karşı

Zulme beraber bir can!

Bin can feda ömrümden ömür aksın bu insanlara

Benden alınıp bunlara verilsin

Yeter ki HAK adını taşısınlar!

Bir münafık gibi

Geceleri satılıklarla def çalıp

Keyif yapmamak başörtüsünü,

Cumhuriyete filmler hazırlamamak

Hazırlayamamak!

Hazırlayamamak!

Allahı yere atmamak zındıklarla!

“Allahı yerde istemem isyanı”

canı parçalayan

can verme azabı

yerde görme allahın adını!

Bu ise, ömeri (ra) bitirirdi!

Beni hançerleyen kim!

Hatırlayalım, şehadete-i ömeri!...

Bu arada yazılarınız cidden deruni bir yapıya sahip

Allah razı olsun!

3bu yazıyı paylaşmak istedimyusuf çınar, 16.02.2008, konya

Aklı bağlananlar ve başını örtenler

İstanbul Üniversitesi’ndeki “Bilim Tarihi Bölümü” nü eski rektör Kemal Alemdaroğlu kapatmasa, uzman kurum olarak şu soruları cevaplamalarını isterdim:

-Skolastik bataklığında boğulan Ortaçağ’ın bilim dünyasında yasaklanarak bastırıldığı halde gizli kalmış olay var mıdır? Mesela, Galileo, “dünyanın dönmediğine” ikna edilebilmiş midir?

-Başörtüsü hazımsızlarının en tavizsizlerinin tespitlerine göre siyasi sebeplerle örtünenlerin oranı yüzde 10 civarındayken (bence yüzde 1’i bile bulmaz) kalan yüzde 90’ı bu yüzden cezalandırmak tarihte hangi olaylara benzemektedir? Ortaçağ’daki bazı aklıevvellerin bir tane “cadı” bulmak için yüzbinlerce masum kadını yakmasıyla kıyaslanabilir mi?

-Yahut rejimini devam ettirmek için düşman aradığı dönemlerde, Amerika’nın Mccarthizm saplantısıyla köşe bucak kovaladığı komünist avına benzetmek mi daha doğrudur?

“Evvel yok idi, bu dahi yeni çıktı” gerekçesiyle türbana siyasi hüküm biçenler; çarşafı bırakıp manto giyenleri neyle mahkum edecek?

Modernleşmenin dönüşümü beraberinde getireceğini kabullenemeyen ve “sonradan çıkan bizden değildir” diyenler, mayoyu terk edip bikini kuşananları da siyasal simge kuşanmakla mı suçlayacak?

“Bizim istemediğimiz bir şey yapılamaz” diyerek başörtü yerine peruk takılması teklifini çan sesi gibi kulağımızda çınlatan “Çağdaş Yaşam” ın timsali Türkan Saylan, antik çağlarda yaşasaydı ya da oradan günümüze zaman makinesiyle gelmeseydi elbise yerine kıllı deri parçaları giyilmesini mi önerirdi?

Aklımız kıla takılınca, “kıldan ince kılıçtan keskin” bir döneme giriyoruz... Bir kılavuz gerek. Öğrenmenin kolay yolu yoktur denir. Fakat aptallar kendi akılları, akıllılar başkalarının tecrübeleriyle öğrenirlermiş. “İrtica” diye ötmekten başka ses çıkaramayan kargaların rehberliğinde zaman kaybetmek istemiyorsak geçmiş zamanı kullanmalıyız.

Provokatörler ellerini ovuşturup köşe başlarında araya gireceği zamanı kolluyor. Kimi şu sıralar sakal bırakıyor, kimi de piyasadan hâki mont satın alıyor. Sözleşmeli militanlar, sokakta, çarşıda, parti önlerinde, belediye otobüslerinde yakında tacize başlayacak. Terör konusunda ortamı gerip sosyal çalkantı çıkaramayan mihraklar şimdi eski “kırılma nokta” mıza yüklenecek.

Rektör Parlak’ın sonradan caydığı, “Türbanlı öğrenciyi okulda bırakırız”, yahut darbe heveslisi Prof. Dr. Celal Şengör’ün, “türbanı üniversiteye sokmayız” sözü, bilinçaltımızın akademik seviyede bile, bilimsel yayınlar sıralamasında dünyadaki halimiz gibi alt seviyeden kırıldığını gösteriyor.

DTP’li Aysel Hanım şimdilerde çağrı yapıyor: Ilımlı İslama karşı birleşelim. Yani bırakın, kanlı teröristleri, gelin Açıköğretim Lisesi’ne yaşlı teyzelerin girmemesi için okulların önüne karakol kuralım demek istiyor.

Yarın kitle psikolojisiyle, Köroğlu’na, “herkes vururken bir taş da ben atayım” diyerek elindeki taşı savuran ninenin haline düşmemek için bugün çok dikkatli davranmalıyız.

Bu kez sağ - sol gibi sun’i ayrımlar üzerinden değil, milleti millet yapan unsurları istismar ederek yani canevinden vurmaya hazırlanıyorlar

ahmet ünal

2Soytari ve adilesmis bir zihniyetin orumcek baglamis BETON kafalilari ! grcn, 13.02.2008, ..

"Bir yanlış, eğer hiddetten ziyade mizahın konusu haline gelmişse, bu, sözkonusu yanlışın ecel terlerini dökmeye başladığı anlamına gelmektedir" diyorsunuz. Aklima ilk gelen sey su. Eger ki Ustad Hazretleri 5. suada bu gunumuze bakan devrenin cok adileseceginden bahsederken mizahi yonununde olacagini haber verseydi ona gore hazirlanirdik aslinda :))) Ben gunumuzde ki bu mizahi ortama bakip ta Kur`an`a kulak kesildigimde karsima bir ayet cikip ahirette apacik tecelli edecek bir hakikatin yansimasini daha bu dunyada hemde turkiyede ki beton kafali gericilerde bana gosteriyor sanki.

MUTAFFIFIN SURESI

34. AYET :

"İşte bugün de mü'minler kâfirlere gülerler."

35. AYET :

"Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.

36. AYET : ( bu ayeti yazmiyacagim moraller bozulmasin. oyle olanlar varsa derin bir yara alir filan... )

NOT :

VELHASILI BU MIZAHCI ZIHNIYET-I ACIZANEYE VE SEFILANEYE MUTAFFIFIN 36. AYETI AGIR GELIR AMA MUDESSIR 50-51 TAM MUVAFIKTIR BUNLARA.

"Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler." [50-51]

VELAKIN EKSEREN NASE LA YA`LEMUN DEGIL MI DOSTLAR ?

1HARİKA BİR SORUKORNOKTA, 12.02.2008, ÇAYCUMA

BAŞKALARININ YOKLUĞUNDA

VARLIK ARIYORMUYUZ?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut