“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.593 yazı içinden]

Ayıplı kelimeler

Yazara Mesaj Gönder

HAYATTA EN sevdiğim kelimelerin bir listesini yapmam istense, ‘müzakere’ bu kelimelerden biri olurdu. Bu toprakların en büyük talihsizliğinin ise, bir müzakere itiyadının bir türlü kök salamaması olduğunu düşünürüm. Konuşmak, söyleşmek, birbirini anlamaya çalışmak, bir meseleye beraberce kafa yorup farklı açılardan bakmak ve hepimizin başladığımız ana göre aşama kaydedip fikirce zenginleştiğimiz bir noktada buluşmak; ne yazık ki bu ülkede pek gerçekleşmiyor.

Söylemeye yatkın insanlar görüyoruz, söylenmeye de. Ama söyleşip de sözleşmenin uzağındayız. Anlatmayı sevdiğimiz kadar, anlaşmayı sevdiğimizi söylemek imkânsız... İletime dünden razıyız da, iletişime açık değil zihinlerimiz...

Nicedir, müzakerenin zeminine mayın döşeyen, söyleşip anlaşmayı imkânsız kılan şartlara bakıp duruyor zihnim. Başka başka vesilelerle tecrübe ettiğim, hele son başörtüsü tartışmaları ile bir kez daha ayyuka çıkan şartlara... Ve burada da, yine kelimeler çıkıyor karşıma. Müzakere gibi, söyleşme gibi, iletişim gibi sevdiğim kelimelerin zıddına, ısınamadığım, dahası nefret ettiğim kelimeler.

Ama ne yazık ki, bu ülkede o kelimelerden çok var. Bu ülkede hele bir müzakere zemini filizlenecek olsun, hele ‘iletim’den ‘iletişim’e, ‘anlatma’dan ‘anlaşma’ya doğru bir dönüşümün ucu görünsün; bütün filizleri kıran, bütün dönüşüm ümitlerini suya düşüren kelimeler uçuşmaya başlıyor hemen.

Bu kelimelerden o kadar çok var ki üstelik. Bir müzakereyi o dakikada bitirip üstün gelivermek o kadar kolay ki bu kelimelerle.

Ve aleyhimizde bu kelimelerin kullanılmasına rağmen konuşmayı sürdürmek o kadar zor ki...

“İnsanlar konuşa konuşa anlaşır” ise eğer, söyleşip anlaşmayı imkânsız kılan bu ayıplı kelimelerden en ziyade dikkatimi çekenler ise şunlar: satmak, hain, ihanet, soysuz, sütübozuk.

Bakıyorum; birbirinin zıddı sosyal-siyasal duruşlar sergiliyor gibi gözüken niceleri, bu ayıplı kelimeleri ölçü alan bir soruşturmada, aynı kümeye düşüveriyorlar hemencecik.

Bizim gibi düşünmeyeni harcamak kolay. ‘Sattı’ diyor, o dakikada sıfırlıyoruz!

Bu ülkede uçuşan kelimelere bakılsa, bizim gibi düşünmeyen herkes satıcı. Vatanı satanlar var, memleketi satıyorlar, davayı satışa getirenler var, arkadaşını satıyor kimileri... Ortalık ‘satış’tan geçilmiyor.

‘Satışa gelmemek’ için tetikteyiz ya, o dakikada ‘satıyoruz’ bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi davranmayan, bizden farklı bir şıkkı işaretleyen kişileri.

Üstelik, ‘üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü’ ÖSS, ÖKS’lere rahmet okutur bir tarafı var bunun. Bir yanlış, bütün doğruları götürüyor o anda. Bize göre bir yanlışı, bir insanı, bir kitabı, bir cemaati, bir şehri, bir partiyi, bir câmiayı, bir dergiyi, bir yayınevini, bir şirketi silip geçmek için yeterli.

‘Satmak’la birlikte tedavüle çıkmış bir ‘hain’imiz ve ‘ihanet’imiz var ayrıca. Vatana ihanet, millete ihanet, devlete ihanet, davaya ihanet, ülküye ihanet, yarınlara ihanet, şuna ihanet, buna ihanet tamlamalarından da geçilmiyor uçuşan kelimeler arasından.

Gazete kupürleri üzerinden değerlendirme yapan bir tarihçiyi dinlemiştim yakınlarda bir televizyon söyleşisinde. Müzakereyi imkânsız kılan bu kirli havadan rahatsızdı adamcağız. Son beş yılda, gazete başlıklarında ‘ihanet’ yaftasının kullanımında, önceki zamanlara göre beş katın üzerinde bir artıştan söz ediyordu.

Ve ayıplı kelimelerin en zalimleri listesinde ilk sırayı alması gerekenler...

“Soysuz...”

“Sütübozuk...”

“Nesebini araştırmak lâzım bunların...”

“Onun bunun çocuğu...”

Sonra, beğenmediğin fikri, beğenmediğin adamı, beğenmediğin kadını, beğenmediğin partiyi, beğenmediğin câmiayı, beğenmediğin kurumu, hiç zahmet çekmeden, elini bile kıpırdatmadan, dilini bile yormadan silip geçiver hemen...

Bir insanın velev ki soyunda zalimi de, ahlâksızı da, haksızı da olsa; hatta bir insanın geçmişindeki herkes zalim, haksız ve ahlâksız dahi olsa, buna dayanarak o insana bir yargısız infaza kalkışmaya Kur’ân’ın beş kere tekrarladığı “Velâ teziru vâziratun vizra uhr┠âyeti mani olduğu halde, dinli-dinsiz nice kişinin seçtiği en kolay harcama metodu bu: soy, süt, nesep analizi...

Şunu mu sevmiyorsun; soyuna belirsizlik izafe et. Bu fikre mi düşmansın; sahibinin annesinin sütüne dair şüphe uyandır. Berikinin durduğu noktadan mı rahatsızsın; ‘Ermeni dölü,’ ‘Yunan tohumu,’ ‘Yahudi kanı’ gibi çirkefçe kelimelerle sonuç almaya çalış. Ötekine gıcık mı oluyorsun; babasının mensup olduğu câmiadan söz et, işi o dakikada bitsin.

Bunu, tek dünyalı muhterislerin yapması o kadar ağırıma gitmiyor da; sözümona gayret-i diniye adına bu ayıplı kelimeleri kullananların varlığı beni ziyadesiyle utandırıyor. Kur’ân’ın o kadar açık uyarısına, o kadar güçlü adalet çağrısına rağmen; sözümona İslâm’ı ve Müslümanları savunma adına bu çirkef kelimelerin kullanılması merhametli yüreğime de, muvazeneli aklıma da tahammülü zor kahırlar yaşatıyor.

Bu topraklarda zulmün her türlüsü son bulsun istiyorsak; bu topraklarda hangi dinden, fikirden, milliyetten, intisaptan olursa olsun herkes birbirinin elinden ve dilinden emin olsun istiyorsak; bu ülkede bir müzakere zemini hasıl olsun, düşünce toprakları eşelensin ve her zihinde bin çiçek açsın istiyorsak, bu ayıplı kelimelerin ardındaki zihniyet ve yürek problemine karşı akleden kalblerde, merhamet taşıyan vicdanlarda daimi bir uyanıklık ve direnç hâsıl olmalı.

Ve bu direnç, mensubiyet ayrımı gözetmeden, bu kelimeleri kullanan herkese karşı olmalı.

Cumhuriyet gazetesi bu kelimeleri kullanınca kabaran ayranımız, Vakit gazetesi bu kelimeleri kullandığında ‘oh be, gazımız indi’ muamelesi görmemeli meselâ.

Bekir Coşkun veya Özdemir İnce veya Emin Çölaşan üslubunu utanç verici bulan akıl terazimiz, Hasan Karakaya üslubuna da tavır koymalı.

Başörtüsüne ‘Arap kıyafeti’ diyerek toz kondurmaya çalışan Deniz Baykal faşizmine cevabımız, bizim gibi düşünmeyen herkese Sabetaycı damgası vurmak olmamalı. Öylelerini, faşizm yarışında yalnız bırakmalı; ayıplı kelimelere, düşmanlık kelimelerine, zalimce kelimelere başvurmadan düşünmeli, öyle konuşmalı ve öyle yaşamalı...

Bu toprakların güzel insanlara ihtiyacı var. Güzel kelimelerle düşündüğü için güzel kelimelerle söyleşen güzel insanlara...

Bu topraklarda bir ‘sosyal sözleşme’ gerçekten mümkün olacaksa, bunu onlar başaracak.

  06.02.2008

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

4Zerafet ve Nezaket Mü`minin Vasfi(mi)dirmuhsin kurt, 25.03.2008, Almanya

Süphesiz hepimiz bu soruya tereddütsüz evet deriz. Cünkü önder mü`minler olarak, basta O Müsfik Nebî (asm) olmak üzere tüm Enbiya, Evliya ve Mürsidlerimiz bu hasletlere sahiptirler; ve bundan dolayidir ki, gönüllere hitap ve etki edebilmislerdir..

Ve bu yüce hasletlerini düsmanlarinin bile tasdik ettiklerine tarih ilmi sahittir.

Simdi sorumu tekrar toparlayayim: Bugün müslümanlara düsmanlik edenler, düsmanlik bir yana

müslümanlarin nezaketine, zerafetine, eminligine sehadet edip, tasdik ediyorlar mi?...

`Ben zina etmek istiyorum` diyen bir genci bile Efendimiz (sas), kovmuyor huzurundan, nezaket ve sefkatle ders vererek, icinde bulundugu durumdan kurtariyor o kisiyi. Hasa, zaten bunun babasi, dedesi de böyleydi demiyor arkasindan..

Almanyada bir Cuma Namazinda, sevkli, heyecanli bir Alman mühtedi Imam Efendiyle karsilastik; simdi o imamin -hepimizde oldugu gibi- arasira hata etmesinde, `zaten kaninda müslüman kani yok`demek akildan, insaftan, en önemlisi de Islam`dan yeterince nasiplenememektir.

Yine kendilerini cedlerinin mehasini ve fetihleriyle avutup, avutmakla kalmayip, bunu kendilerine müslim-gayri müslim tüm milletlere bir üstünlük vesîlesi sayan anlayisa mensup (ve o anlayista faal) birisi, su inanamadigim sözleri sarfetti: Yusuf Islam, 11 Eylülden sonra, Müslüman olma nedenlerimi tekrar gözden geciriyorum demis(mis), bu da onun genlerinden kaynaklaniyormus, yani eger bu necip millete mensup olsaymis, o zaman sahip olmus olacagi bu genler ona onu dedirtmezmis...

Inancla irk veya gen, nesep nasil bagdastiriliyor, insanlar bilerek veya bilmeyerek bu gibi düsüncelere nasil kapiliyorlar, anlamakta ciddi manada cok zorlaniyorum.

Bizzat Sahabeler arasinda (iranli, habesli, yahudi vs.) baska milletlere ve dolayisiyla daha önce farkli inanclara sahip olan atalara mensup o denli `Yildiz Insan` varken ve Ehl-i Beyte mensup olupta bu mensubiyeti onu kurtaramamis kimselerden Islam tarihi kaynaklari bahsederken, Mü`minler, Müslümanlar bunlari derkedebilmeliler diyorum.. Sokullu`nun, Sinan`in vs.nin devsirilmis olmalari, birer müslüman olarak eserleriyle ve icraatlariyla iftihar etmemize engel olmuyor, olmamali da. Yok, sirp soyu, ermeni dölü deyip atmaliyiz onlari da o görüse göre o halde..

Iste Islamin güzelligi budur, düne kadar hangi inanca, düsünceye, vatana sahip olursa olsun, eger bugün müslüman oldugunu söylüyorsa bir insan, o artik `Islam Milletinin` bir evladidir ve tüm müslümanlarin da esit bir kardesidir, üvey bile degil...

Cenab-i Mevla, Ehl-i Islami yeniden zerafetli, nezaketli ve üstünlügü ancak -nesepte degil- takvada gören bir ehil eylesin, amin.

3GÜZEL SÖZ SAHİBİNİ GÖSTERİRülkü özgün akkuş, 07.02.2008, ist

Her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel insandan Hz.Muhammed (s.a.v) öğreneceğimiz çok şey var.Söylediklerimiz bizi yansıtıyor.Güzel konuşmak hayır dilemek en önemliside kavli leyyinle konuşmak gerekir ki sözlerimiz kalplere tesir etsin.Yoksa laf kalabalığıyla en vurucu kelimeyi söylemek değil hedef.En güzel sözü en güzel ve yumuşak bir şekilde söylemek bize en yakışandır.

2BİR CANA YÜM CANLAR KADAR.KORNOKTA, 06.02.2008, ÇAYCUMA

Bir cana tüm canlar kadar değer verebiliyormuyuz?

Benlerden BİZE gidebiliyormuyuz?

BİZLER bir beni kucaklıyabiliyor mu?

BİZİN içindeki benler kendilerini anlamlı bulabiliyorlar mı?

Güzel kelimelerle düşünüp güzel kelimelerle söyleşebiliyormuyuz?

1fıtraten mükerrem tahsin törk, 05.02.2008, ist.

Toptancı değil perakendeci olalım, Hz Ebubekir misali iyi ticaret yapalım, Ali misali adalet timsali olalım, “zihniyet ve yürek problemine karşı akleden kalblerde, merhamet taşıyan vicdanlarda daimi bir uyanıklık ve direnç hâsıl olmalı.”diyerek öylece yaşamalı..söyleşmeli.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut