“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.616 yazı içinden]

Aş-ı Sure

Öznur Çolakoğlu Cam Yazara Mesaj Gönder

GÖZE ZİYAFET, yüreğe siyanet getirecek her nimetin hem mideye hem de duyu organlarına hitap edecek güzel bir kokusu da vardır muhakkak. Hicri yılbaşı da böyle bir güzellik hayatımızda. Özellikle de mübarek muharrem ayına denk gelen ve mübarek bir lezzet olarak anılan, yapılan, sunulan aşure..

Her evin kendi kanaatince evindeki ububat ile oluşturduğu ve üzerine genel olarak tarçın ve ceviz serpilerek konu komşuya, fakir fukaraya, eş dosta ikram edilen ve paylaşılan bu leziz nimet Muharrem ayının 9. ve 10. günlerinde pişirilmeye başlanıp muharrem ayı çıkana dek devam eder.

Kıymetli validemin, her aşure de okuduğu sureler benim için bu leziz tatlıyı daha bir mübarek ve şifalı eylemiştir gözümde. Hatta anlattığına göre onların zamanında konu komşu toplanıp birlikte pişirilirmiş aşure ve genç kızlar ilahiler okurlarmış başında. Yaşlılarda Kur’an-ı Kerim’den sureler. Hatta yaşlı teyzeler pişen aşurenin kapağını açtıktan sonra kapaktaki buhardan göz kapaklarına sürmelerini söylerlermiş gençlere. Zira başında sureler ve ilahiler okunan bu mübarek nimetin buharında şifa olduğuna inanırlarmış.Bunları dinlerken aşurenin adına takıldı aklım. Belki de dedim Müberek Surelerin Aşı anlamında olan Aş-ı Sure’den geliyordur bu tatlının adı.

Aşure lezzeti gibi tatlı bir telaşı barındırır içinde. Zira birkaç gün öncesinden hazır edilen malzeme bir gün öncesinden tezgah üzerine dizilerek hazırlanılır. Kocaman bir tencerenin ateşin üzerine konması ile başlar aş-ı surenin serüveni. Hem istediğiniz yemişi istediğiniz zaman atamazsınız aşureye. Zira rengi kararabilir yada lezzetini tutturamazsınız sonra. Böylesine özel bir ihtimam ile pişirilen aşure sıcak sıcak kaselere servis edilir, üzerlerine tarçın koymak, ceviz serpmek ve tepsiye dizilen aşure dolu sıcak kaseleri komşulara ulaştırmak benim görevimdir.

Apartmandaki hiçbir kapı ayırt edilmeden basılır zillere. Her kapıdan hoş bir tebessüm ve kendince bir teşekkür ikram edilir boş olarak yeniden tepsiye konulan kaselerle. Kimisi “Allah kabul etsin” der yüreğiyle, kimisi “Ölmüşlerinizin ruhuna değsin” der hüznüyle, kimisi “teşekkür ederim” der şaşkın bir ifadeyle. Böylesine güzel bir nimetten ve gelenekten mahrum olmayacağımız günler için dua ederim ben ise her seferinde..

Şimdilik annemin pişirdiği aşureleri ikram etmek kadar basit işim. Ama bu güzel geleneği yarınlara taşımak gibi bir niyette var içimde. Yarın öbür gün , “ne güzel günlerdi,o günler.. aşure pişirirdi anne anneniz. Bende komşulara dağıtırdım. Şimdi hiç yok aşure yapan” diyerek hayıflanmak istemiyorum çocuklarıma, torunlarıma..

Vakitsizliği bahane ederek, hazır tatlı paketlerinden birkaç tane alarak sıcak suda eritip kaynatarak aşure yapmakta değil niyetim. Tam olarak ne yapılması gerekiyorsa öğrenip, bende aşure yapmak ve eşe dosta, fakir fukaraya dağıtmak istiyorum bu mübarek ve lezzetli tatlıyı. Aşure pişirirken ilahi okuyan gençler olmayacak tencerenin başında biliyorum ama en azından annemin yaptığı gibi kendi bildiğim sureleri okuyup üfleyeceğim aşımın içine..

“Yoksa siz hala annenizin yaptığı gibi mi yapıyorsunuz?!” diye soran ukala reklamlara ve ne yazık böyle düşünen insanlara gözlerinin içine baka baka cevap vereceğim. “Evet. Ben hala annemin yaptığını yapıyorum ve gelecek nesillere de böyle yapmalarını öğütlüyorum.”

Hazırı tüketmeyi öğreten günümüz dayatmalarına dur deyip, sadece sosyal hayatta değil mutfakta da üretmeyi tercih edeceğim kendi adıma. Aman efendim uğraşmayın burada hazır yapılmışı var diyenlere , tarhana yaparken çıkarken o müthiş kokudan bahsedeceğim uzun uzun. “ay şekerim vakit bulamıyoruz ki..” diyenleri üretimin vakti bereketlendirdiğine ikna etmeye çalışacağım belki.

Her ne olursa olsun geleneklerimizi yitirmediğimiz ve aşuresiz geçirmediğimiz nice tarçın kokulu yeni yıllar diliyorum hepinize..

  17.01.2008

© 2015 karakalem.net, Öznur Çolakoğlu Cam

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1ahmetgumus, 17.01.2008, ankara

yazınızı büyük bir keyifle okudum ve bende aşure yapar gibi hissettim kendimi. babaanem çok usta bir aşurecidir. ben küçükken bahsettiğiniz şekilde seremonı halında aşure yapılırdı. Hemde içine 4-5 insanın sığabileceği dev kazanlarda. bir değil 7 mahalleye dağıtırdık. içinde okadar çeşitli malzemeler olurduki bazılarının ne olduğunu tam çıkaramazdık küçük aklımızla. şimdilerde babaennem yaşlandı. yapamıyor artık. kızlarıda ancak kendı evlerınde orta ölçekli tencerelerde devam ettirmeye çalışıyorlar bu geleneği. öğünlerden buüne en sevdiğim tatlıdır aşure. ama babaannemın yaptığı aşurenın o tadını başka yerde görmedım dersem yalan olur. şimdi kı kızlar hazırcı. artık öyle aşureler pek yapılmıyor. bu konudakı hassasiyetiniz taktire şayan. konu komşuya dağıttıkça Allahın üzerinizdeki nimetleri eksilmesin artsın. Şifalı aşure buharınız eksik olmasın. Afiyet şeker olsun..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut