“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Füruat’ın meyveleri
–Metin Karabaşoğlu

[*4.602 yazı içinden]

Hicret edebilmeli insan ama nereye?

Hamdi Ekin*

MܒMİNÂNE BİR yaşamın derinlerinde değil, sığ sularında geziyoruz çoğu zaman. Ayaklarımıza batan midye kabuklarına rağmen... Peki, okyanuslara hicretin seferleri hangi arada başlıyor acaba?

Asr-ı Saadet’in mü’minler için en önemli olayıdır hicret. Hiç şüphesiz, ahir zamanın da öyle. Hicret fiziksel bir yolculuğun ayaklarında yapılan mekân değiştirme olayı değildir sadece. Yer değiştirme, iç dünyada hicrete karar verildikten sonra gerçekleşen fiili hareketin sonucudur. En önemli hicret, hicrete karar verilirken insanın kalbine gelip gitmesindeki o yoldur. Hicretin en zor olanıdır bu. O kısa ama bir o kadar uzun ve karmaşık yol. İnsan dünya hayatında hep iki seçenekle imtihan edilir. Bu seçenekler için sürekli gelgitler yaşar. Bir de bakmışız ki hicretin müdavimi oluvermişiz.

Hicret edebilmeli insan. Ama “Nereye?” diye sormamalı. En uzak yere, yani kalbine hicret edebilmeli. Muhaciri de kendi olmalı, Ensarı da.

Dünya hayatı alabildiğine hızlı akarken, çoğu zaman Ensar olmayı seçiyoruz. Davet ediyoruz. Ama hicret ne Muhacirsiz yapılır, ne de Ensarsız. Tek taraflı hicretleri yaşamak mü’minâne tavrın en kaçınılmaz çıkmazlarıdır. Kalkıp gitmek zor geliyor kalbimize. Muhacir olmaktan geçen hicreti Ensarla kabullenivermek zoruma gidiyor çoğu zaman.

Yağmurlu zamanların şehir kokan kaldırımlarıdır, hayatın hicret mevsimleri... Hangi ara yaşanır bilinmez, ama çetin geçecek bir kışın haberleri alınır uzaktan. Sonra insan mesnevî aşklar yaşamak ister. Yaşadığına dair en küçük söylemler Hicretin Ensarına ve Muhacirine birer selamdan ibaret kalır. Kalbe yapılan hicretler dur-durak bilmez.

İnsan hicretlere gençlik yıllarında başlar. Ömür boyu aşk üzerine kurulacak olan hayatın sakinlerini aramaya başlar. Çok kalabalıklara ihtiyaç yoktur. Tek kişilik Muhacirini de bulsa, hemen yola koyulmak ister. Çünkü kalb akılla yoldaşlık yapmıyordur. Ensarına diyecekleri olmadığından, yollarını kaybeder ilk Hicretin yolcuları. Gençliktir zaman; yalınayak da olsa, onca yol göze alınır.

Ve hicretler başlar…

Kalb bir kere Ensar olmayı göze alacak cesareti bulmuşsa, Muhacirler ara ara gelmeye başlar. En zoru da aşkın muhacirlerine ev sahipliği yapmaktır. Ağırlamak zordur onları. Bir bakarsın kapıdadırlar, bir bakarsın çoktan uzaklaşmışlardır. Artık kalbde yorulmalar başlar. Bir mecazi aşkın kalb direnişleri, Ensarın ağlamalarına bırakır yerini… Davetsiz gelen misafirler değildir bunlar; acı ve keder yüklü, haram direnişli mevzilerde sürünerek gelen bir aşkın muhacirleridir. Kutsal belde kabul etmemekte dirense de, aklın hissiyatına dair en küçük söylemler artık kapının ardında kalmıştır. Ve olanlar olur. Şehrin sakinleri, Ensarlar, o şehri terkederler. Muhacirler bir zafer çığlığı atarlar; ama yalnızlıktır zaman. Farkına vardıklarında terkedilmiş bir şehrin yıkıntıları arasında Ensarın ayak izlerini ararlar…

Vakit Muhacirlerin, Ensarına kavuşmaları için yapacakları duanın vaktidir...

  15.01.2008

© 2015 karakalem.net, Hamdi Ekin

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1muhacirin vel ensar !grcn, 15.01.2008, norvec

Hamdi kardes su an iskandinavya kitasinin arslani andiran buyuk heykelinin ( haritada ki seklinin ) tam da agiz kismindayim. Okyanus kiyisindayim. Karadenizde soci kiyilarinda ki dalgalara el uzatip deyen ve "bu dalgalar Turkiyeden-Anadoludan geliyor" diyerek gozyasi doken azeri-kafkas kardeslerimden daha kotu ve dalgalarin oradan gelmedigi bir garip beldedeyim. "Ekmek arslanin agzinda" denir ya onun gibi "Hicret arslanin agzinda" simdi buralarda.Ve gozumuzu kuzeyde ki samilere dikmisim. Muhacirmiyim-ensarmiyim veya kim onlar o kadar karisik ki hic anlatamam. Gozumu deli arkadaslarla beraber dunyanin dondugunun tam anlasildigi en kuzeye dikmisiz. En tepe noktada 13. asrin minaresinin basinda ki zatin cagrisini -ezanini- okumak uzere niyetlenmisiz.Ta ki muhacirler gelsin biz de ensar olalim diye.Esasinda ben edebiyat ve borazanligi birakayimda gercek muhacir ve ensar olan merhum Abdullah suslu amcayi anlatayim. Norvec memleketinde kuzey buz denizlerinden ovalara, deniz kiyilarindan en dip sehirlere ve dag tepelerine kadar gezmis ve her yerde ezan okumus, namaz kilmis ve muhacirini beklemis bir evlad-i resul abdullah suslu amca. Ve su an konyada abdulmecid nursi abinin yanibasinda medfun. buralarda hala abdullah suslu amcanin derinden ezani duyuluyor. ve bu insan tek basina o kadar muhlis ki muhterem hocaefendinin yaninda norvec dendiginde " Abdullah amca ve esi hacianne " akla geliyor. o mukaddes ruha fatiha !




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut