“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

"Hayır her şey bitmedi!.."
–Rabia Nazik Kaya

[*4.602 yazı içinden]

Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm

Naim Tatlıcı*

DİNLER ARASI diyalog çalışmaları Büyük Ortadoğu Projesinin bir ayağı mıdır, bir kültürleme süreci olarak misyonerliğin emperyalizm/kolonicilik çalışmalarında izlediği yeni bir yöntem midir, yoksa sekülarizm ve paganizme karşı bir işbirliği arayışı mıdır? Bu konuda hem çalışmalarda yer alanların, hem de bir kenarda çalışmaları izleyenlerin farklı kanaatleri bulunmaktadır. Diğer yandan, Müslüman halkımızın büyük çoğunluğu da kıymet hükmünü, diyalog faaliyetinde bulunanların niyetleri hakkında taşıdıkları zan çerçevesinde vermektedir.

Ortadoğu coğrafyasında, dinler arası diyalog çalışmalarından özellikle Müslüman-Hıristiyan diyalogu anlaşılmaktadır. Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının bu dinlere mensup olması, insanlık tarihini kültür ve medeniyet açısından en çok şekillendiren iki dinin İslam ve Hıristiyanlık olması, tarihi süreçte dinlerden biri tarafından en birinci “öteki” olarak diğerinin görülmüş olması, Aydınlanma sonrası dönemde sekülarizmin ve materyalizmin dini hayatın dışına atma hedefinden en büyük yarayı Müslüman ve Hıristiyanların almış olması ve son dönemde Müslüman-Hıristiyan ilişkisinin en azından bazı çevrelerde işbirliğine dönüşebilme emaresi göstermesi gibi unsurlar, İslam-Hıristiyanlık diyalogunun önemini gözler ona sermektedir.

Din müntesipleri arasındaki diyalogdan beklenen en temel amaç, geçmiş kitabının çatışma dolu sayfalarını kapatıp tarih rafına kaldırma ve beyaz sayfalı gelecek defterine sekülarizme, ateizme, ahlaksızlığa, savaşlara karşı birlikte hareket etme azmini işleme olarak ilan edilse de, bu hedefin yanında diğer din müntesiplerini kendi yanına çekebilme ve en azından teolojik anlamda karşıdaki inançta bir kırılmanın tesis edilebilmesinin amaçlanması veya bu tür doğal bir sürecin beklenmesi insan doğasının bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Senkretizm

Senkretizm, birbirinden tamamıyla farklı, hatta taban tabana zıt inançları uzlaştırma ve bir arada eritme/birleştirme/harmanlama girişimini ifade etmektedir. Senkretizm teşebbüsleri, özellikle farklı dinlerin birarada var olduğu ve/veya müntesipler arasında kültürel difüzyon ve etkileşimin yüksek olduğu zaman ve mekânlarda ortaya çıkmaktadır.

Yunan felsefesindeki bazı unsurların ve pagan ritüel ve sembollerin İlk Çağda Hıristiyanlık içine dahil olması, Hıristiyanlığın Budist ögeler ile harmanlanarak Moon tarikatı adı altında Güney Kore halkına takdim edilmesi, Hindistan’da etkinliğini sürdüren Sihliğin İslam ve Hinduizm’den bazı unsurların sentezlenerek oluşturulması ve Babürlüler döneminde Hindistan’daki mevcut dinlerin Ekber Şah tarafından sentezlenerek “din-i ilahi” adı altında kitlelere sunulması senkretizme örnekler olarak zikredilebilir.

Kültür “paylaşılan semboller sistemi” olarak tanımlanırsa, dinler arası diyalog (bir üst boyutta kültürler arası diyalog) çalışmalarında Hz. İsa ortak bir sembol olarak karşımıza çıkmaktadır. Müslümanlar Hz. İsa vasıtasıyla Hıristiyanlar ile bir bağ/yakınlık kurmak isterken, Hıristiyanlar da İslam’daki Hz. İsa’nın ahir zamanda yeniden döneceği inancını kendi amaçları doğrultusunda istimal etmekten çekinmemektedir. Her ne kadar İslam’daki beklenen Hz. İsa inancı, Hıristiyanların beklentisinden çok farklı olsa da, misyonerler Kur’an’da yer verilen Hz. İsa hakkındaki âyetleri, Risale-i Nur’daki bazı ifadeleri ve yine çeşitli dini kaynaklardaki ibareleri kendi adlarına bir destek olarak kullanma ve böylece en azından muhtemel tepkileri hafifletme ve hassasiyetleri yumuşatarak yönünü Batıya ve Batıcılığa çevirmiş insanlar üzerinde etkili olma amacını gütmektedir.

Müslümanların din algısında sapmaya neden olabilecek boyutta senkretik/eklektik etkilere aşağıdaki örnekler verilebilir:

  • Herhangi bir mazeret olmaksızın “Muhammedürresullullah” demeden de kurtulunabileceğinin iddia edilmesi (bazı ilahiyatçılar tarafından savunulmaktadır)

  • Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediğinin savunulması (İşarat-ül İcaz tefsirini de tercüme eden Bahaeddin Sağlam, Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediğini iddia etmekte olup, yazdığı Tevrat tefsiri nedeniyle Hahambaşı tarafından tebrik edilmiştir)

  • Hıristiyan erkek-Müslüman kadının evlenebileceği izlenimi verilerek, dini ölçülerin aşındırılması (Bu konu daha sonra çeşitli şekillerde tashih edilmek istense de, 14.04.2000 tarihinde Zaman gazetesinde yer alan haberin yanlış anlamaya imkan verdiği, gazete tarafından gerekli düzeltmenin yapılmadığı, STV’ye telefonla bağlanarak açıklama yapan Şanlıurfa Dergah Camii İmamı Sabri Yazar tarafından da tasdik edilmiştir. (Bkz. http://tr.fgulen.com/content/view/8459/11/)

  • Kur’an-ı Kerim mealinde Tevrat ve İncil’e atıfta bulunulması (yabancılara hitap edecek bir çalışmada bu tür atıflara yer verilmesi doğal, hatta gerekli olabilir, ancak bu tür atıflara Müslümanlara hitap eden bir mealde yer verilmesinin, Tevrat ve İncil’in de hak olabileceği gibi bir yanlış kanaate zemin hazırlayabileceği düşünülmektedir)

  • Misyonerlik faaliyetlerinin küçümsenmesi ve “bir pazarda herkes malını satabilir, iyi olan kazansın” gibi liberal/serbest piyasacı bir yaklaşımın zihinlerde yer etmesi (Halbuki Müslüman celb-i nef’a için çalışırken, def-i mefasid için de var gücüyle çalışması lazımdır)

  • İbrahimî dinler kavramının zihinleri ifsat etmesi (Asli haliyle Yahudilik ve Hıristiyanlık da İbrahimî din olmasına karşın, mevcut hallerine “İbrahimî din” tamlamasının kullanılması yine zihinleri dini çoğulculuk yaklaşımına teslim olmaya hazır hale getirmektedir)

Risale-i Nur ve İsevilik

Bir istihale(den/yi) bahsetmek/ümit etmek gerekirse, bu da Hıristiyanlığın saflaşması ve teslisten tevhide gelmesidir. Ahir zamana yönelik birçok hususun eserlerinde yer aldığı Bediüzzaman Hazretleri bu süreci, Hz. İsa (A.S)’nın Efendimiz (S.A.V)’e ümmet olacağına işaret eden Hadis-i Şerifin bir işareti olarak tefsir etmektedir:

“Nasrâniyet ya intifâ ya ıstıfâ bulacak. İslâm’a karşı teslim olup terk-i silâh edecek.

Mükerreren yırtıldı, purutluğa (Protestanlığa) tâ geldi, purutlukta görmedi ona salâh verecek.

Perde yine yırtıldı, mutlak dalâle düştü. Bir kısmı lâkin, bâzı yakınlaştı tevhide; onda felâh görecek. Hazırlanır şimdiden yırtılmaya başlıyor. Sönmezse, safvet bulup İslâm’a mal olacak.

Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz u işaret; Fahr-i Rusül demiştir: ‘İsâ, Şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.’” (Sözler)

“…İşte böyle bir sırada, o cereyan (Deccal) pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurâfattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur’ân’a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak. Din-i Hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır….” (Mektubat)

“…Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar. ‘Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek’ meâlindeki hadisin sırrı şudur ki: Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek…” (Mektubat)

Ancak Üstad’ın zaman ve mekân bağlamında ifade ettiği hususların mutlak manada anlaşılması, stratejik planda beyan buyurduğu hususların asli çerçevede algılanarak tatbike çalışılması yanlışa zemin hazırlamaktadır. Örneğin, Üstadın hakkında değerlendirme yaptığı, Soğuk Savaş Döneminde komünizme karşı politika izlemiş Amerika ile şu anda İslam’ı hasım tutmuş Amerika’nın aynı kapsamda değerlendirilmesi safderunluk olacaktır. Keza, İsevilik’in hurafelerden ve şirkten sıyrılması, evveliyetle Hıristiyanlar içinde gerçekleşmesi ümit edilen bir hadise iken, Türkiye’de kendi halinde yaşayan ve belki de ömründe bir defa bile Hıristiyanlarla muhatap olmayacak insanlara, Hz. İsa’nın geleceği inancının—üstelik de bazı falsolarla birlikte—nazara verilmesinin fevkalade gereksiz ve bazen de mahsurlu olduğu kanaatindeyim. Kehf Suresi’nin Deccal’e karşı mücadelede müminlere rehber olması gibi; gerek Hz. İsa’nın dönüşüne ilişkin hadis-i şeriflerin, gerekse Bediüzzaman’ın müjdelerinin ahir zaman Müslümanlarına bir ufuk çizdiği ve strateji belirlediği, Ehl-i Kitab ile muhatabiyette belirtilen prensipler çerçevesinde muamelede bulunulması gerektiğini ifade ettiğini düşünüyorum. Buna mukabil, bu tür meselelerin ülkemizde sürekli gündemde tutulması sonucu Ehl-i Kitab ile muhatap olmayan avamın menfi biçimde etkilendiği kanaatini taşıyorum.

Netice itibariyle, diyalog meyvesi olarak bazı Hıristiyanların ve papazların teslis anaforundan tevhid zirvesine çıktıkları ve Peygamberimizi tasdik ettikleri gibi haberleri güzel gelişmeler olarak karşılıyor ve alkışlıyorum. Temenni ederim ki, bu tür gelişmeler Avrupa’nın İslam’a hamile olmasına ve hamlini en kısa sürede vaz’ederek baharın gelmesine vesile olsun ve Richard W. Bulliet gibi bazı akademisyenlerin dile getirdiği, Judeo-Hıristiyan Avrupa Medeniyeti İslam-İsevi (Tevhid) Medeniyetine yelken açsın. Ancak bize düşen, İslam’ın diğer dinlere yönelik ölçülerinde mütekabiliyet olmadığını; bir Müslüman erkeğin bir Ehl-i Kitap kadınla evlenebilmesine cevaz olduğu halde, tersine bir uygulamaya cevaz verilmemiş olmasının bizim açımızdan diyalog çalışmalarında uyulması gereken iyi bir örnek olduğunu fehmederek, bir değişme olacaksa bizde değil, muhataplarımızda olmasını beklemek, İslam’ın algılanmasında ve yaşanmasında senkretik sonuçlara zemin hazırlanmamasına ve ölçülerin deforme olmasına imkân verilmemesine dikkat etmek ve Mevlana’nın pergel metaforunda olduğu gibi bir ayağımız yetmişiki milletle beraberken, bir ayağımızın da İslam’da sabit olması gerekliğini unutmamaktır.

  22.12.2007

© 2015 karakalem.net, Naim Tatlıcı

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

11iSLAM DİNİ TAMAMLANMIŞ BİR DİNDİRAli YILMAZ, 29.12.2007, İstanbul

İslam dini tamamlanmış bir dindir.Kemal haline ulaşmıştır.Bu saatten sonra hükümlerin aşama aşama indiğini söylemenin hiç bir anlamı yoktur.Hükümler ortadadır.Bu durumda bazı hükümleri gizleyerek insanları müslüman yapamazsınız.

İslam dinindeki nassların birini bile inkar eden insan kafirdir,değil mi?Kafir olan bir insana "sen müslümansın" demek olaylara siyasi açıdan bakan,kendini netice alma mecburiyetinde bilen insanlar için zaruri olabilir.Ama hidayet vermenin Allah'ın vazifesi olduğunu bilen insanlar,hidayetine vesile olamadıkları insanları hidayet içinde gösterme gibi bir kandırmacaya girmezler.Çünkü bilir ki hidayet kendi vazifesi değildir.Bildiği içinde vazifesi olmayan bir şeyi yapmış gibi bir numara içine girmez.

Zaten hidayetin tadını alan bir insan içkiyi bırakamasa da,günahından dolayı tevbe etmesi gerektiğini bilir.

Gerçekten hidayete girmeyen ve içkiyi helal bilen insanın sahte hidayetinin ne sahte Muhte'diye ne de sahte Hadi'ye faydası olmaz,ahirette!

Zaten Hadi'lik iddiası insana günah olarak yeter de artar bile!

Yazdığım her zaman olduğu gibi anlaşılmayacak ama olsun.Gayret bizden tevfik Allah'tan.Her ne kadar bazıları tevfiki kendilerinde arasalar bile!

10NABZA GORE SERBET - SLAV IRKI - CECENLER - CAR VE HAN grcn, 28.12.2007, nrvc

1-Sizin mantiginiza gore Kur`an neden 23 senede indi de bir kutle gibi hazir olarak mekke doneminde ayni anda inmedi ?

2-Namaz emri hicretin kacinci senesidir ?

3-Icki ne zaman birakilmistir?

4-Tesettur kacinci yilda emredilmistir?

5-Neden Peygamberimiz aleyhisselam ilkin KUL LA ILAHE ILLALLAH TUFLIHU ! dedi?

6-ADEM laeyhisselamdan PEYGAMBERIMIZ aleyhisselama kadar butun resul ve nebiler bir nevi o sah-i rusule ortam hazirlamamislarmidir?

7-Adem aleyhisselama neden bir kerede bu din teblig ettirilmedi?

8-Bediuzzaman hazretleri neden bazi mahpuslara " sen farzlari kil ben senin sunnetlerini kilacagim " dedi.

9- Turkcemizde ki "nabza gore serbet"i siz ne sekilde algiliyorsunuz?

10- imam-i gazalinin ihyasinin yazildigi tarihlerde slav-rus ve turk milletleri hicbir dine mensub olmayan ve ehl-i fetret olarak ele alinmakta idi. o zamanin slav-ruslarina icki ve domuzdan bahsedildigi gibi sahabe efendilerimize de ilk basta bunlarin yasak oldugundan bahsedilse idi durum ne olurdu ?

11- Husrev agabey hapishanede seri katillerden birinin " o kadar adam oldurdum soyle bakalim Allah beni affeder mi? " sualine karsi ibn-i abbas (ra) rivayeti olan " adam olduren kesinlikle cehennemden cikamaz. " veya " bir insani oldurdugun icin butun insanlari oldurmus gibisin " diye ayet mealini - DIN BIR BUTUN OLDUGU ICIN- yuzune samar gibi soylese idi ne olurdu ?

sonuc : Dedikleriniz dogru Din bir butundur. Ama cuzlerden mutesekkil bir butundur. O cuzlerin hic degistirilemeyecek olanlari oldugu gibi sonradan soylenmesi gerekenleride vardir.

komik ama gercek :

Kafkas halklari icerisinde en gec islamla muserref olan milletlerden biri CECENlerdir. Yanilmiyorsam 16.-17. yuzyilda musluman olmuslar. Islamdan once en sevdikleri sey soguk iklimlerinde tesiri ile FICI FICI SARAP VE DOMUZ ETIDIR. Ve daglarda ki magaralara bunlari yazdan istif edip kisa sakladiklari bir zamanda , yani tam kisa girerken ve stoklar dolu oldugunda ISLAMI teblig etmek uzere bir grup gelir. Guzelce anlatirlar. Cecenlerin hersey kafalarina uyar da ICKI VE DOMUZUda sorarlar. Gelen grup " kesinlikle haram ve yasak " deyince cecenler birbirlerine bakisir ve biraz zaafiyetin tesirinden " SIZ BIR SENE SONRA GELIN TAMAM !!!" derler.:))

ve o yil stoklar bitirilir ve hakikaten cecenler bir yil sonra islama girerler.

soru:

Ali yilmaz bey sizce cecenler teblig edilen seyi o anda yudumlamakta ve tatmakta zorlanmislarmidir ? Bebege ilk dogdugunda kemikli et verilir mi?

Bediuzzaman hz.leri bile bir sarhosa 3 kere ayri ayri gunlerde selam verip biraz yaklasma sagladiktan sonra " bu ickiyi birak " demiyor mu?

gercekte hidayete gelmemis insanlari muhtedi gostermeye kalkmak degil kufr-u mutlaktakileri kufr-u meskuka cekmek ISLAMIN KAPISINA YAKLASTIRMA vazifesidir. hidayeti Allaha kalmis.

O DONEMLERI IYI TAHLIL EDEBILSEK SLAV IRKININ BIR CAR VE CARICE`NIN SECTIGI DINE TAKLIDI VE BIR MANADA MECBURI GIRDIGINI , AYNEN O ZAMAN KI TURKLERIN BASINDA KI KAGAN VE HANLARIN ISLAMI SECTIKTEN SONRA 1000 LERCE CADIRIN ISLAMA GIRMESINI GORURDUK. LAKIN SIMDI DEVIR TAHKIK-NEDEN-NICIN-NASIL DEVRI. VE BU DEVRE GORE DE ESERLER IHSAN EDILMIS.

9Allah'la pazarlık eden muhtediAli YILMAZ, 28.12.2007, İstanbul

"Şayet Ruslara içkinin haramlığı tebliğ edilmese imiş,Ruslar müslümanlar olacaklarmış" diyen zat-ı muhtereme katılmam mümkün değil.Çünkü İslam bir bütündür.Ya tamamını kabul ederler,ya da tümünü redd.Bazı hükümleri kabul edip bazılarını redd edenler müslüman olmuş olamazlar.

Burada Hazreti Ebubekir'in zekat vermek istemeyenlerle olan mücadelesini hatırlamak lazım.Ondan daha fazla hoşgörülü olmaya kalkmayalım.Ne de olsa her şeyin bir sınırı vardır,adı hoşgörü bile olsa.Konu ile ilgili ayetlerin hükümleri ise gayet açık.

Dinimizi birileri müslüman olsun diye olduğundan farklı göstermeye hakkımız yoktur.Müslüman olacak insanın bu dini olduğu gibi kabul etmesi lazım.

Gerçekte hidayete ermemiş olan insanları muhtedi gibi göstermeye kalkmak,Allah'ın vazifesi olan hidayet vermeyi kendi elinde sanan bir anlayışın garabetinin varacağı son noktadır.

8SAYIN GURCAN KARDEŞİMSelahattin Karakök 1, 27.12.2007, ÇAYCUMA

Düşüncelerinden faydalandım.

Paylaşımın için teşekkür ederim.

7hz.hizir aramizda dolasiyor da hz.isa (as) neden dolasmasin ki ?grcn, 27.12.2007, nrvc

birincisi ismim gulcan degil bir yanlis anlasilma var ismim gurcan.

“Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mû’tâdı,

Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?

Bugün, sen kendi kendinden ümid et ancak imdâdı;

Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı

Cihan kanûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!

Ne yaptın? “Leyse li’l-insâni illâ mâ se’â” vardı.”

bir kısım tembel ruhlar, miskin ve âciz fıtratlar gökten gelecek böyle bir Heraklit beklemektedirler." der gibi bana selahattin bey:) ve sahs-i manevi olarak beklemekte nuzul-u isa meselesini. velakin hocaefendi ve ustad bakin neler diyor :

" Hazreti Mesîh’in âhir zamanda tekrar dünyaya döneceğini ve bu nüzûl keyfiyetini bildiren yaklaşık yüz kadar hadis-i şerif vardır. Bu hadislerden en az kırk kadarı, hadis kriterleri açısından sahih sayılır, yani erbabınca itimat edilen hadislerdir. Yirmi kadarı da hasen kabul edilmektedir, yani, ondan bir derece düşük de olsa sıhhatine güven duyulan hadislerdir. Yirmi-otuz tane de zayıf hadis vardır. Meselâ, Kütüb-i Sitte’nin çoğunda rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, adaletli bir hükümdar (hâkim, hakem) olarak Meryem oğlu İsa’nın aranıza inmesi yakındır. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bolca mal dağıtacak. Mal o kadar çoğalacak ki, artık kimse onu sadaka olarak kabul etmeyecek.” buyurmaktadır. (Buhari, Büyû 102, Enbiya 49; Müslim, İman 242; Tirmizi, Fiten 54; Ebu Davud, Melâhim 14; İbn Mâce, Fiten 33) Yine Müslim ve Müsned’de rivayet edilen bir başka hadiste de: “İsa b. Meryem nâzil olunca Müslümanların emiri: ‘Buyurun bize namaz kıldırın.’ diyecek, Hazreti İsa da: ‘Hayır, siz birbirinizin emirisiniz. Bu Allah’ın İslâm ümmetine bir ikramıdır.’ diyecektir.” buyrulur. (Müslim, İman 247; Ahmed bin Hanbel, Müsned 3/384. Az farkla: İbn Mâce, Fiten 33; Müsned 3/368)"

yukarida ki hadis kaynaklarindan ozellikle kutub-i sitte ve ozellikle de BUHARI ismini gormussunuzdur. ustad hz.leri bir eserinde :

" BUHARIDEN OKUMAK SAHABEDEN DUYMAK GIBIDIR " buyuruyorlar.

selahattin bey butune bakmayarak 20-30 tane zayif hadisten bahsediyorsa onu bilemem lakin geriye saglam hadisler kaliyor ki izahat getirilmesi gereken nasil aciklayacagiz bunlari merak ediyorum.

bakin ustad mehdi ile alakali hadisleri ve isaretleri zayif olarak niteleyenlere ne cevap veriyor zannederim bu cevap mesih ile alakali ayni seyleri dusunenlere de gecerlidir : "Hangi mesele var ki, bazı kitaplarda ona ilişilmesin? Hattâ İbn-i Cevzî gibi büyük bir muhaddisin bazı sahih ehâdîse mevzu dediğini, âlimler taaccüple nakletmişler. Hem her zayıf veya mevzu hadîsin mânâsı yanlıştır demek değildir. Belki an’aneli sened ile hadîsiyeti kat’î değildir demektir. Yoksa mânâsı hak ve hakikat olabilir.” buyurmuştur.

"Soru: Mesîh ve Mehdî’nin gelişine inanmamak insanı dinden çıkarır mı? Nüzul-ü İsa ve zuhur-u Mehdî’ye iman dinin esaslarından mıdır?

Cevap: Mesîh ve Mehdî ile alakalı hadis-i şerifler ve ümmetin kabulü esas alınınca nüzûl-ü İsa’ya ve zuhur-u Mehdî’ye inanmak Efendimiz’e îtimadın ve güvenin ifadesidir denilebilir." (m.f.g)

son olarak

hem size hem bana bakan bir cumle soyluyor ustad “Din–i mübin–i İslâm’ın yeniden dünyanın değişik yerlerinde kendisini ifade etmesi için ihtiyaç varsa Hazreti Mesîh, öteki âlemin ta öbür ucunda bile olsa böyle önemli bir fonksiyon için döner gelir!” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Fakat, genel yorumu itibarıyla nüzûl-ü İsa’yı şahs–ı mânevî olarak yorumluyor. Mesihiyetin, bir cemaat ya da bir zümre tarafından temsil edileceği şeklinde bir yorum getiriyor."

ben bir sahs-i manevi varsa basinda bir sahis olmasi gerektigini dusunenlerdenim!

6KARDEŞİMESelahattin Karakök 1, 26.12.2007, ÇAYCUMA

Gülcan kardeşim!

Senin özel olarak sevdiğinizi sandığım ve benim gerçekten ihtisasına samimiyetinr inanarak saygı ve sevgi duyduğum Sayın Fettullah Gülen' den kısa bir alıntıyı size sunuyorum.

Hz. İsa'nın Yeryüzüne İnişi ile: Ayet ve hadisler hakkında farklı yorumlarda bulunan alimler de olmuştur.

Onlardan bazıları, Hz. İsa'nın şahsen nüzulünü, Cenabı Hakk'ın hikmetine aykırı bularak, bu nüzule 'şahs-ı manevi' nüzulü olarak bakmışlardır.

Bazıları da ayet veya hadisleri daha değişik şekilde tevil etmişlerdir. Günümüz alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ise, daha farklı bir yorumda bulunarak Hz. Mesih'in nüzulünün şahsen olacağını nefyetmemekle beraber, daha çok şahs-ı manevi üzerinde durmuş ve Hz. Mesih'in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam'a iktida etmesi şeklinde anlamıştır. Üstad, temelde meseleye böyle yaklaşırken, nüzul keyfiyetiyle alakalı hadislerde zikredilen Şam'da Akminare'ye inmesi, bir atın üzerine binmesi.. vb. hususlarda da katiyen tafsilata girmemiştir.

Bu konuda zannediyorum sadece o değil; daha başka muhakkikler de sui istimale yol açar ve ileride büyük bir yalan olarak yüzümüze çarpılır düşüncesiyle, her zaman dikkatli davranmış ve bu türlü konularda gereksiz yorumlara girmemişlerdir; girmemişlerdir zira Efendimiz (sav), gaybdan verdiği haberlerde, açık ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanmamış; aksine olay ve hadiseleri bir temsil ya da müteşabih bir ifadeyle anlatmıştır.

Hem Üstad hem de diğer muhakkikin, Hz. Mesih'in nüzulüyle alakalı bir kısım müteşabih, ya da muğlak ifadelerin, bazı ravilerin tevili olduğu ve yine birtakım isimlerin de onlar tarafından hadise sokulduğu görüşündedirler.

Dolayısıyla da, hadiste geçen Şam, minare, at.. vb. isimler, bu çerçevede değerlendirilebilir.

Nitekim sadece muhakkikinin anlayacağı bu tür eklemeler, bazen (kasdi olmaksızın) Sahabe Efendilerimiz tarafından da yapılmış olabilir.

Burada, Ebu Hüreyre ile alakalı şu hususu misal olarak zikredebiliriz. Efendimiz: 'Ben ümmetimi ahirette abdest azalarının parlaklığından tanırım' buyurur. Hadiste abdest azalarının parlaklığını ifade için kullandığı tabir, 'gurren muhaccelin=alınları bembeyaz' ifadesidir. Ebu Hureyre (ra), burada hadise bir ekleme yaparak, 'abdest uzuvlarının parlaklığının daha geniş bir alanı kaplaması için siz onları daha geniş yıkayın' der ve kendisinin kollarını/ayaklarını dirseklerinin üstüne ve dizlerine kadar yıkadığını bildirir.

Bundan dolayı diyebiliriz ki Hz. Mesih'in ahir zamanda iniş keyfiyetiyle ilgili birtakım kelimeler, daha sonra hadise katılmış ilavelerdir ve bunlar, Efendimiz tarafından söylenmiş gibi gözükse de ona ait değildir.

Birbirimize ''selahattin karakok gibi kişiler'' diyerek yargılayıcı ve tanımlayıcı sınıflayıcı sözler etmememiz kanaatindeyim. Karakalem okulu bu tavırları hakketmiyor.

Gözümün, kulağımın ve kalbimin bana fısıldadığı; Hz. İsa'nın şahsen nüzulünü, Cenabı Hakk'ın hikmetine aykırı bularak, bu nüzule 'şahs-ı manevi' nüzulü olarak bakan bir kardeşinizim. Hz. İsa'nın şahsen nüzulününe itikatı bulunan kardeşlerimi kardeş bilkiyorum. Şartlanmadan olduğumuz gibi görünmek inan çok güzel.

SEVGİLERİMLE..

http://tr.fgulen.com/content/view/11810/18/

5hz.isa gelecek mi? gurcan, 26.12.2007, norvec

*1-“Nasrâniyet ya intifâ ya ıstıfâ bulacak. İslâm’a karşı teslim olup terk-i silâh edecek.

{"eger bir seye-askere silahinizi terk ediyorsaniz siz onun esiri olmussunuzdur ve tam olarak onlardan degilsinizdir

o esnada ve ilerleyen vakitlerde." diye dusunuyorum. }

{Hristiyanlik acilimsal - fikirsel-sosyal gelisiminde zorlanacagi ve TEVHIDE teslime razi olmasi kacinilmaz. Kliseler ve hristiyanlar hep olacaktir ama TAHRIBE ugramadan TAMIR gorecektir ve ilk basamak olarak TEK TANRI inanci ile tevhid basamaklarinda adim atmaya baslayacaktir. }

{Tarihi bir aci sayfadir ve bize direkt rusyada okudugumuz tarih derslerinde okuttuklari rusya tarihinde koskoca SLAV irkinin 980 li tarihlerde, islami teblig icin o gunun kralina giden bir grup muslim

(orada soylenmemesi gereken dogru bir seyi ) icki ve domuz etinin yasak oldugunu da teblig etmesi yuzunden hristiyan oldugunu , hristiyanligi sectigini ogretmislerdi. Hala uzulurum bu niyette halis ama stratejik olarak yanlis oldugunu dusundugum teblig hareketlerine. Bunlari nazara alirsak MUHAMMEDURRESULULLAH`siz MUVAHHID olunamayacagi ama

sadece LA ILAHE ILLALLAH ile NASRANIYETIN, ISLAMIN veya TEVHIDIN kapisini calacagi hakikatina inancim tam.

O yuzden "sadece LA ILAHE ILLALLAH yeterlidir" sozu ulemaus-su sifatina layik bazi teolog gecinen ilahiyatcilarin uydurmalari olsa da bizim dunyamizdan bakildiginda LA ILAHE ILLALLAH ile islamin kapisina basvurma fiili olarak gorunur.Yani hemen sonrasinda muhammederresulullaha adim atacaktir. zira islam kapisindan iceriye girmek istediginde ilk sart budur.}

*2- "Mükerreren yırtıldı, purutluğa (Protestanlığa) tâ geldi, purutlukta görmedi ona salâh verecek."

{Bugun protestanligin dunya uzerinde 1000 cesidi oldugu soyleniyor ki bu daginiklikla hala TEVHIDI - BIRLIGI aradigini goruyoruz }

*3- "Perde yine yırtıldı, mutlak dalâle düştü."

{ burada mutlak dalale saplananlar kominizm-ateizm ve en tehlikelisi kapitalizm veya nam-i diger la-dini

avro-amerikanizm olabilir mi? yani hristiyanliktan da iyice uzaklasmislar.}

*4- Bir kısmı lâkin, bâzı yakınlaştı tevhide; onda felâh görecek.

{ -Tevhide yakinlasmak- tabirine dikkat edilirse - ozellikle ustadin isaret buyurdugu iskandinavya ve ingiltere ve amerika taraflarinda - kademeli olarak tek tanri inancindan sonra efendimizi rahat-i kalple kabul edeceklerini anliyorum. veya soyle soyliyeyim

inanamadiginiz bir ideayi , fikri ve inanci ne kadar kalbi bir huzurla anlatabilirsiniz? Bu durumda ikiye ayrilir bu kisiler. Ya menfaati icabi inanmasada o isi ve inanci surdurur. Veya celiskili bulup kendisini FELAHA kavusturacak bir inanc arar. Kendisini ademe mahkum etmeden kabullenen tevhid anlayisini gorunce de teslim olur.}

*5- Hazırlanır şimdiden yırtılmaya başlıyor.

{ Burada globallesme ile baglantili ve kacinilmaz ve onulmaz kilise ve papaligin cikmazlarina ve YIRTINIP durmalarina ve taviz ustune tavizlerine ima var allah-u a`lem.}

*6- Sönmezse, safvet bulup İslâm’a mal olacak.

{ Sonmeye mahkum hristiyanlik inanc atesinin kullenmis ve koru azalmis hal-i purmelaline islamin nefesi yetistiginde o kor parlayacak ve alev alacak ve FEVT ederek SAFVET bulacak. Nasil FEVT ettirilecek? derseniz Hz.Isaya " seni Kendime REF ettirecegim (rafiuke) " buyuran cenab-i Allah, REF ettirdigini vakt-i merhununda INDIRIP , sonmekte olan nasraniyeti FEVT ettirip SAFVET`E kavusturarak ISLAM`a MAL EDECEK ki bu da ancak HATEMU`L-ENBIYA aleyhisselamin zillinde HATEMU`L EVLIYA HZ.MEHDI (bdzzmn) nin baslattigi ve tum dunyada yayilmaya devam eden NUR`A teslimiyetle mumkun olacak.}

Butun bunlara inanmayanlara - selahattin karakok gibi kisilere - gelince ustad son soz olarak ne diyor bakin cumlenin devaminda :

"Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz u işaret; Fahr-i Rusül demiştir: ‘İsâ, Şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.’”

{Velakin NUR-U IMAN ile o gorulecek.

NUR-U IMAN ile deccal anlasildigi gibi.

vesselam.}

4HZ.ISA NEREDE ? PEKI GELIRMI ?gurcan, 24.12.2007, nrvc

Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir... (Zümer Suresi, 42)

Bu haliyle insan bildiğimiz manada ölmüş olmaz. Yalnızca geçici bir süre için ruhu bedeninden ayrılmış farklı bir boyuta girmiş olur. Allah uyanacağı zaman insanın ruhunu bedenine iade eder.

Prof. Dr. Süleyman Ateş de tefsirinde "teveffa" kelimesini şu şekilde açıklamıştır:

" Teveffinin, uyku manasında kullanıldığını söyleyenlere göre -ki çoğunluk bu görüştedir- ayetin takdiri "Seni uyutacağım" şeklindedir. Sonuç olarak Hz. İsa'nın uykudakine benzer bir duruma sokularak Allah Katına yükseltildiğini, olayın bildiğimiz ölüm olmadığını, sadece bu boyuttan bir ayrılış olduğunu söyleyebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir.)"

"Hayır; Allah onu Kendine yükseltti (refea)........... (Nisa Suresi, 158)

"Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 15)

[ OLECEGI DENIYOR OLDUGU DEGIL ]

"Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında (el mevte) orada şahidler miydiniz?.. (Bakara Suresi, 133)

"Böylece onun (Süleyman'ın) ölümüne (el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü (mevtihi), onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi... (Sebe Suresi, 14)

DIKKATLICE BAKILIRSA SULEYMAN VE YAKUP ALEYHIMUSSELAM ICIN MEVT TABIRI KULLANILIRKEN ISA ALEYHISSELAM ICIN KULLANILMAMAKTA.

3Hz.İSA DİĞER PEYGAMBERLER GİBİ.Selahattin Karakök 1, 23.12.2007, ÇAYCUMA

Hz. İsa’nın geleceği inancının—üstelik de bazı falsolarla birlikte—nazara verilmesinin fevkalade gereksiz ve bazen de mahsurlu olduğu kanaatindeyim. Diyorsunuz.

Gerçekten siz Hz. İsa'ın geleceği inancını gönül rahatlılğı ile kalbinizde taşıyormusunuz?

Kendim taşımıyorum ve hiç bir müminin nazarına vermiyorum. Saklanacak bir konu değil apaçık söylenmesi gereken bir konu. Özellikle şu geçtiğimiz zaman diliminde. Ağzımızı eğmeden bükmeden sözler ağzımızdan çıkamalı. Hz.İsa gelmeyecek inancındayım.

Hz.İSA DİĞER PEYGAMBERLER GİBİ MAHŞER GÜNÜNÜ BEKLİYOR.

Peygamberleri huzurunda topladığı gün, Allah buyurur: “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara ‘Beni ve annemi Allah'ın yanı sıra tanrı edinin' diyen sen misin?” İsa der ki: “Sen her türlü noksandan ve ortaktan yücesin. Hakkım olmayan birşeyi söylemek bana yakışmaz. Ben böyle birşey demişsem, Sen zaten onu bilirsin. Sen benim gönlümde olanı bilirsin; ben ise Senin zâtında olanı bilemem. Görünmeyenleri ve gizlilikleri bilen Sensin.

“Senin Bana emrettiğinden başkasını ben onlara söylemedim. ‘Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. Onlar arasında bulunduğum sürece ben onların şahidiydim. Sen beni öldürdükten sonra ise onlar üzerinde gözetleyici olan yalnız Sen idin. Çünkü Sen herşeyin şahidisin.

MESAJDAN

2Senkretizm iddiasina aciklamaYunus U. Eser, 22.12.2007, California/USA

1. Herhangi bir mazeret olmaksızın “Muhammedürresullullah” demeden de kurtulunabileceğinin iddia edilmesi (bazı ilahiyatçılar tarafından savunulmaktadır)

Mazeret olmadan bunu iddia etmek -benim az ilmime gore- dalalettir. Mazeret meselesi iyi dusunulmeli.

2. Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediğinin savunulması

Neyseki Fethullah Gulen Hocaefendin de icin de bulundugu diyalog hareketi boyle bir yanlisi savunmuyor.

3. Hıristiyan erkek-Müslüman kadının evlenebileceği izlenimi verilerek, dini ölçülerin aşındırılması

Mevzu furuattandir. Hatta furuatin ictihad sahasina giren kismindadir. Ahkam iki turludur. Biri seriat ona muessestir, digeri muaddildir. Bu mesele muaddil olan kisimda olup, ehvenusser hukmu altinda zaman ve zemine gore yasaklanmistir. Uygun sartlar altinda umuma olmasa da hususi durumlarda sahislara cevaz verilebilir.

Bu kisimdaki ahkam hikmete mebnidir. Hikmeti ise eskide erkegin aile icinde baskisi olabilecegi ve kadinin dinini yasamasini engelleyebilecegi durumudur.

Efendimizin Kerimesi Hazret-i Zeynebin kocasinin musrikler safinda olmasina ragmen Efendimizin onu bosatmadigina dikkat edelim.

Dedigim gibi umumi cevaz yine verilmez. Ama hususi olarak fetvasi verilebilir.

3. Kur’an-ı Kerim mealinde Tevrat ve İncil’e atıfta bulunulması

Allame huseyin-i cisrinin tahrif olunan Kutub-u sairedeki Efendimizle alakali yerleri tesbit etmesi ve onlara referans vermesi, onlari mesrulastirma olarak anlasilmamali. Bilakis ayni noktaya bakan iki rey birbirini destekler kaidesince, incil ve tevrattaki Kur'ana uygun yerlerin tesbiti ve Mu'minlerin Kur'ana olan itimadi hem kuvve-yi maneviyenin takviyesi ve ayrica ilim ve orijinal bir calisma ortaya konulmasi hem de referans bir kaynak olmasi bakimindan takdire sayan bir calismadir... Desteklenmesi lazim.

4. Misyonerlik faaliyetlerinin küçümsenmesi ve “bir pazarda herkes malını satabilir, iyi olan kazansın” gibi liberal/serbest piyasacı bir yaklaşımın zihinlerde yer etmesi

Davasinda suphe eden bundan korkabilir. Aksi takdirde onlar zaten fikirlerini beyan ediyorlar. Misyonerlik faaliyetlerini internet, televizyon, sinama sektoru gibi faktorleri ortadan kaldirmadikca engelleyemezsiniz. Asil derdini anlatamayan maalesef alem-i islamdir ki islami bilmeyen nice insanlar var. O halde bu yaklasim bir zarar getirmeyecek, aksine islamin anlatilmasina bir zemin olusacaktir.

Dinin teklifinde zorlama olmaz. Bu da insanlarin fikirlerini saygisizlik olmamak kaydiyla serbestce ifade edebilme ortaminda olur. Kimseye diyemezsiniz ki siz anlatmayin biz anlatacagiz.

5. İbrahimî dinler kavramının zihinleri ifsat etmesi

ibrahimi dinler kavraminin zihinleri nasil fesada verdigini merak etmekteyim... Ibrahimi dinler oldugu bir hakikattir. Mevcut hristiyanligin ve yahudiligin hak olmadigi da Kur'anin ifadesiyle bizim gorusumuzdur. Ama Ustad hazretlerinin bahsettigi kufre karsi ortak noktalardan birisi de budur.

Arapca ve Ibranice semitik diller denince, gunumuzdeki arapca ile gunumuzdeki ibranice boyle degildir denmez... Zira degismis bile olsa kokeni oraya dayaniyorsa kokeni ile ifade edilebilir.

tek problem, "ibrahimi dinlerin hepsi haktir" iddiasindadir. Bu iddia olmadikcada ortada ne fesat olur, ne de ifsat.

1yazar monolog istiyorsa dedikleri dogru.gurcan, 22.12.2007, norvec

"Misyonerlik faaliyetlerinin küçümsenmesi ve “bir pazarda herkes malını satabilir, iyi olan kazansın” gibi liberal/serbest piyasacı bir yaklaşımın zihinlerde yer etmesi (Halbuki Müslüman celb-i nef’a için çalışırken, def-i mefasid için de var gücüyle çalışması lazımdır)" diyor yazar lakin sunu sormak istiyorum. avrupanin her kosesinde istedigimiz dernegi-vakfi-dergahi-inziva yerlerini ve dini ve kulturel herseyi cok rahat acabiliyorken - ben onlara izin verilsin demiyorum- kontrolu elde tutarak turkiyede hicbirseylerine izin vermezseniz ne kadar islami savunmus veya ne kadar samimi gozukmus olursunuz DIYOLOG derken ?

MONOLOG denilseydi bu sizin cumlenize uygun olabilirdi.

IBRAHIMI DINLER tanimida bizim-bizlerin-kontrolu saglam ve ne yaptigini bilen gruplarin- kontrolunde oldugu muddetce ve yine bizim organize ettigimiz sekilde yapildiginda zihinlerde hicbir sey uyanmaz. Ama bu tanimi ademe mahkum edersek tarihi bir firsati baslatacak hareketleri engellemis ve geciktirmis olmazmiyiz? bence ictinab edilmeli bu tarz korku ifadelerinden. zira bizim dinimize ait bir eksik yanimiz yok. yakinlasmadan hicbir zararimiz olmaz.

(habesistana hicret edenlerden CAHS OGLU ABDULLAH gibi hristiyan olacaklar 1000/1 cikiyor. oda kendi problemi zaten.)

Vicdanlara havale edecegim bir organizasyonumuzu size kisaca bahsedeyim. sizlerde yanlis mi degil mi degerlendirin. 10 gun once NORVEC BIMISSION KILISESINDE radyo ve basininda bulundugu bir kucuk ama samimi ortamda DINLER VE KULTURLERARASI DIYALOG VE ISA (AS) IN DOGUMU konulu anma programi duzenlendi. yer kilise idi. bir masanin uzerinde incil ve kuran bulunuyordu. bizler MERYEM SURESINDEN ilgili ayetleri o ayetleri anlatan meryem filminden goruntulerle klipli bir bicimde arz ettik. bir hafiz arkadasimiz okudu ve ilgili film alttan norvecce sekilde ayet manalari verilerek kilise cemaatine takdim edildi. Biz kendi kur `animizin bakis acisini okuduk. Onlarda duz okuma seklinde incilden o ilgili pasaji okudu ve bir iki tasavvufi muzigin ardindan bu tarz programlarin en doyulmaz ve hazzi tukenmez bolumune gelindi. Iki cemaatten herkes karsilikli - yine onceden belirlenen - yiyecek ve iceceklerle 2 saati bulan sohbete basladilar.

Bir papaza programdan sonra goruslerini sordugumuzda " meselelere bakis acilarimiz farkli aslinda ayni seyleri soyluyoruz. bakis yerlerimiz farkli " demisti. ( onun bu ifadesinden herhalde sunu farkettiniz , islamin kusaticiligini ve her taraftan bakisini , tamamen ilahi oldugunu bu papaz efendi idrak edememisti henuz ama size dogru bir adim atarak "ayni seyleri soyluyor ve inaniyoruz " diyebilmisti. )

yaziyi genel hatlari guzel ama inceledikce eksik ve onyargili buldum.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut