Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4,141 yazı içinden]

Bu yazının çıktısını al

En güzel ayakkabı

Yazara Mesaj Gönder

BİRKAÇ GÜN önce, İstanbul’un daha önce hiç görmediğim bir semtini gördüm. Büyük ve şaşaalı iş merkezlerinin önünden neredeyse her hafta geçtiğim bir semtin hemen bitişiğinde olduğunu bu vesileyle öğrendiğim bir semtini.

İstanbul’un, Türkiye’nin ve modern zamanların ‘iki yüzü’nü bir kez daha eleveren manzaralardı rastladığım. Bir tarafta çağdaş uygarlığın ‘vitrini’ diyebileceğimiz bir semt, öte tarafta bu vitrinin sahiplerine işgücü sağlayan komşu mekânlar. Bir tarafta refah, öbür tarafta fakirlik; bir tarafta şatafatlı büyük binalar, öte tarafta vaktiyle işe en yakın yerde ‘başını sokacak bir yer’ telaşıyla yapılmış, gecekondu kökenli bir yapılaşma...

İstanbul’da neredeyse beşyüz metre mesafede böylesine zıt iki manzaranın varlığı beni sarsmadı değil.

Ama asıl sarsıntıyı, vakti geçmek üzere olan namazımı kaçırmamak üzere sığındığım semt camisinde yaşadım. Küçük, düzensiz apartmanlara bedel, henüz tamamen bitmemiş olsa da caminin geniş bir mekânda ve genişçe bir açık alanla birlikte inşa edilmiş olması çarpıcı ve sevindiriciydi elbette. Bu haliyle cami, sadece manevî anlamda değil, sıkışık ve düzensiz bitişik nizam apartmanlar arasında maddî anlamda da bir teneffüs işlevi sağlıyordu semte.

Hayatımda ilk defa girdiğim o camide önce geçmek üzere olan vaktin namazını, sonra gelen vaktin namazını kılıp, topluca yapılacak tesbihatı beklemeden dışarı çıkarken gördüğüm tabloydu beni çarpan.

Bir çift ayakkabıdan ibaret bir tablo...

Ayakkabılarımı giymeden, namaza yetişme telaşıyla hemencecik eşiğe bırakılmış bu bir çift ayakkabıyı bir müddet öylece seyrettim.

Sonra, namazı beraber kıldığımız arkadaşıma, “Şu ayakkabıyı görüyor musun?” dedim. “Bu ayakkabı, dünyanın en güzel ayakkabısı.”

Bir fotoğraf sanatçısı olsam, o dakikada, durup kimbilir kaç açıdan fotoğrafını çekerdim bu ayakkabının. Hatta, bu ayakkabının çağrıştırdıklarından hareketle bir ‘dünyanın en güzel ayakkabıları’ sergisi düzenler ve hatta ‘dünyanın en güzel ayakkabıları’ başlıklı bir fotoğraf kitabı hazırlardım.

Bir ressam olsam, o bir çift ayakkabının o dakikada ruhumda uyandırdığı duyguları tuvale resmederdim.

Ayakkabının hafızama resmolmuş görüntüsü hayalime yansıdıkça, hâlâ fırtınalar, heyecanlar, helecanlar uyanıyor içimde.

Aceleyle eşiğe bırakılmış, bir çift ayakkabı...

Sahibinin ayakları küçük olmalı; otuzdokuz, belki kırk numara eder, ama kırkbir asla değil. Sahibi yaşlı olmalı veya soğuktan ziyade etkilenen biri olmalı; zira içinde keçesiyle ve topukları da saran hacmiyle, bir kışlık bot bu.

Ama iki parçası da aşınmış. İki parçası da, uzunca zamandır misafir ettiği parmakların rahat etmesi için kıvrım kıvrım olmuş.

Bir fakir mü’minin ayakkabısı idi bu. Onu, belki üç, belki beş, belki on senedir giyen bir fakir mü’minin.

Ayakkabıda son modayı takipten de, marka peşine düşmekten de çok uzaklarda bir fakir mü’minin.

Ayağına giyecek bir ayakkabı, boğazına girecek bir lokma, sırtına giyecek bir hırka, başını sokacak bir ev bulduğu için Rabbine şükredebilen; ötesini pek de kurcalamadığı ayakkabısının halinden anlaşılan bir fakir mü’minin.

Bu ayakkabıyı çok sevdim. Arkadaşıma, “Bu ayakkabı, benim için, dünyanın en güzel ayakkabısı” dedim. “Çünkü sahibini namaza götürüyor.”

Ben böyle ayakkabıları seviyorum. Yatay düzlemde tevazu, dikey düzlemde teslim ve inkıyad imzası taşıyan ayakkabıları...




Not-1: Hemen belirteyim; insanların ayaklarında iken, ayakkabılara bakmak âdetim değildir. Ayağımdaki ayakkabıya bakılmasından da, başkalarının ayağındaki ayakkabıya bakmaktan da hoşlanmam. “Dost başa, düşman ayağa bakar” sözünde bir hikmet olduğuna inanırım.

Not-2: Bu yazının, bugün gazetelerde gördüğüm, Cumhurbaşkanı eşi Hayrünnisa Gül’ün Hollywood starlarını giydiren Fransız modacı Christian Louboutin imzalı kırmızı tabanlı ayakkabısı ile bir ilgisi vardır.

  05/12/2007

© 2013 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

6Zehra Sari, 08/12/2007, Istanbul

Rabbim,o kardesimizin bu teslimiyetini daim eylesin insallah ;tabiki bizlerinkinide.Metin Abi yorumlari okurken bazi arkadaslarin yazi talebini gordum; bende bugunlerde arkadaslarla konustugumuz bi konuda sizin goruslerinizi okumayi cok isterim zira cogu zaman bizim konusmalarimiz "bu dunya zaten boyle"lerle noktalaniyor.Neden insanlarin cogu bir insani degerlendirirken onun ahlakini, Allah'a samimi kul olmak icin yaptiklarini gormezden gelip ya da bunu ikinci plana alip daha on plana onun mezun oldugu okulu, kariyerini, bilmem hangi isteki basarilarini vs yi getirirler?Insanlarin cogu derken dini hassasiyeti olan insanlari kastettigimi soylemek istiyorum cunku ehli dunyanin boyle dusunmesi gayet dogal geliyor artik.Mesela bi arkadasimin iyi bi okuldan mezun oldugu halde erkekli-bayanli bi ortamda calismak istemedigi icin calismayi tercih etmeyip, kendini Risalelerle ve baska okumalar yaparak gelistirmeye calismasi;"bizden" gibi gorduklerimizin dahi takdirini kazanmasi gerekirken garibine gidebiliyor?Ozellikle okulunu malum sebepten dolayi birakmis,ya da okulunu bitirdigi halde calisma hayatina atilmak istemeyen ve kendisini anlamayan cevresindekilere karsi artik cevap verecek halleri kalmayan genc bayanlara ne soylersiniz gercekten merak ediyorum.Bu konu hakkinda yazi yazarsaniz inanin cok faydali olacak.

5Not:2'yeŞeyma Gür, 07/12/2007, Çorlu

Hayrinnüsa Gül'ün ayakkabısı öyle bildiğiniz gibi değil, yerli malıymış!..N'olcak şimdi?

4HER ŞEYİ KONUŞTURANSelahattin Karakök, 06/12/2007, ÇAYCUMA

Her şeyi konuşturan Allah O Gün geldiğinde o ayakkabıları şuurlandırıp nutka getircek.

..Her şeyi konuşturan ALLAH bizi konuşturdu. ...Fussilet 21

Şimdiden bu konuşmayı duyan Metin kardeşimi tebrik ediyorum.

Rabbim bizim hizmetimize sunulan tüm nimetleri O Gün nutka getirsin İNŞAALLAH

3nice ayakkabılar gördüm...cem akkaya, 06/12/2007, iskenderun

şimdi şunu söyleyebiliriz ki,mütevazilik,sadelik,ve duruluk insanı öyle çekiyor ki ,tıpkı benim içimde maddeten fakir,manen zengin o ayakkabı ve sahibi...merak ettim ama sadece hayalimde canlandırmakla yetiniyorum bu portreyi...

ve birde şöyele diyebiliriz ki gurur,şaşa ve gösterişlilik insanı öyle itiyor ki, yine benim içimde ,o vitrinlerden kopup gelmiş değerli ayakkabılar,muhtemelen değerli kıyafetler,değerli saatler ve değerli sahipleriyle takırtılar eşliğinde kaldırım taşlarını aşındıran değerli sokakların ve cadelerin ruhsuz ayakabıları...merek etmiyorum kendilerini.

çünkü camide ki ayakkabı bana Allahı(cc) hatırlatırken, diğerleri yani vitrindekiler dünyayı hatırlatıyor...

ey kendini insan bilen insan kendini oku,oku ki seni yaratanını,rızkını vereni,sana en zor anında yardım edebilecek olanı,şifa vereni,sevdiklerini senin dünyanı şenlendirmesi için hayat vereni,bulutları imdadına göndereni,güneşi senin lamban ve ocağın yapanı,başının üstünde uçan kuşlarla musikilerle kendini sevdirmek isteyeni,baharı bir deste gül yapanı,toprağı ve yazı bir sofrayı nimet edeni,ruhunu göz penceresiyle bu kainatı seyrettireni,kanını aşkı hakikiyle volkanlar gibi coşturanın unutma..unutturma.

işte o ayakkabılar seni cami avlusunda beklememişse,abdes suyunla nemlenmemişse...sen insan olamazsın

ayakkabıların enene ene,gururuna gurur katmışsa ve seni bukadar hadsiz nimetleriyle ikramda bulunarak kendini sevdirmek isteyen Zatı unutup,aklını papuçlarına takmış,gözünü vitrine,modaya dikmişisen...sen insan olamazsın..

nice ayakkabılar gördüm içinde insan yok,nice insanlar gördüm ayağında ayakkabıları yok.

ALLAH(CC) bize cami avlusunda sebat edip bekleyen ve ilim öğrenmek için adım atan ayakkabılar nasip etsin...amin

saygılarımla....cem

2kalem ve uslupyusuf çınar, 06/12/2007, konya

kaleminize saglık metin bey. Uslup bazen öyle kullanılır ki rahmet vesilesi olur.risale i nur okuyanların böyle meseleleri aktarım şekilleri gerçekten rahmet oluyor. zevali kardeş gibi bir yazı istegim var.bir insan rahmet deryasının içindeyken nasıl deryayı terkeder.kazanma kuşagında kaybeder. bir insan dindarken nasıl ve neden ALLAH CC inanmaz hale gelir.kaleminizle ve uslup güzelliginizle ktarsanız memnun olurum

1Allah razı olsunzevali, 06/12/2007, istanbul

metin abi Allah razı olsun güzel bir yazı yazmışsınız ama nice zamandır sizden risaleinurun kimi pasajlarının açılımıyla ilgili yazılar bekliyoruz.mesela kayyumiyet ve zerrat.selam ve dua ile...




© 2000-2013 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut