Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Sevgiliye gül dermek
–Aytekin Akar

[*4.669 yazı içinden]

İstidat ve kabiliyetler böyle mi gelişir?

Mehmed Boyacıoğlu

VAHİDİYET VE Ehadiyet tevhidi anlamada anahtar iki kavramdır.

Nasıl ki güneş tüm yeryüzünü aydınlatması ile vahid ise her cam parçasında yansıyışı ile ehaddir. Yapraklarda türlü renkler halinde tezahür edişi ile de ehaddir.

Aynı şekilde Rabbimiz herkese göz, kulak, ağız, burun yüz ve el verişi ile Vahidddir. Ama, bana özgü bir yüz verişi ile Ehaddir, bana verdiği kulak ve ona taktığı seslerden zevk alma özelliği verişi ile Ehaddir. Parmağıma, mühürlerin en sağlamı olan eşsiz çizgileri nakşedişi ile Ehaddir.

Öyle de, bana verdiği anlama ve ifade özelliği ile Ehaddir. Bana bahşettiği yazma nimeti ile Ehaddir. Bir başkasına verdiği nutuk ve halkla ilişkiler nimetleri ile Ehaddir.

Bu hakikatlerin yansımaları, farkında olunsun veya olunmasın, eğitim penceresinde bir nebze anlaşılmış gibidir.

Eğitim programlarında her ferdi kendi istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda yetiştirilmekten söz edilir. Batı ülkelerinde, öğrenciye yaklaşımda biriciklik (uniqueness) ve esneklik (flexibility) çok önem verilen iki kavramdır. Kişiselleştirilmiş eğitimi ve çoklu zeka teorisi hemen her eğitimcinin dilindedir.

Bu farklılıklar göze alındığında; yani Rabbim bana altı milyar küsur insan içinde farklı özellikler vermiş ise benim başkasının anladığının aynısını anlamam, onun dediklerini aynen tekrar etmem beklenmemelidir.

Yani, anlamanın ölçüsü tekrar değildir. Bir sözü anlayan, anladığını -en azından- başka ifadelerle söyleyebilmelidir (paraphrase). Aksi, Sadık kardeşimin ifadesiyle, “gerçeği inciten papağan”lık olur.

Yine, uzmanların anlattıklarına ve bunca yıllık eğitim tecrübemizin hissettirdiğine göre, her öğrencinin anlatılan bir dersin tasvirini; mesela resmini, kavram haritasını çizmesi istense herkesin farklı şeyler resmettiği görülecektir. Onlardan, öğretmenden anladıklarını aynı söz ve ifadelerle tekrarlamaları beklenmemeli.

Ezber, çağa da uygun değildir. Ezcümle, memur yetiştiren, devlete bürokrat sağlayan bir sistem için iyi idi. Oysa müteşebbis, dünyanın hemen her yerindeki insanlarla diyalog kurabilecek bir nesil için geride kalmıştır. Tek parti rejimlerinde, şefin buyruklarını herkesin beynine şırınga etmek için idealdir. Ama hür rejimler için değil.

Maalesef, ezberin tek tip kafa yetiştirmenin geçmişi tekrarlayıp durmanın en önemli vasıtası bugün ÖSS denilen, neyi ölçtüğü meçhul sınavdır.

Bu sınav olduğu sürece çoğulculuğa, bir hadiseye çeşitli veçhelerinden bakabilme hedefimiz tam olarak gerçekleşemeyecektir.

Bu sistemde kalındığı sürece, aramızda farklı kafalar, cins beyinler daha az çıkacaktır. İlk ve orta öğretimde en ufak bir değişiklik ÖSS’yi nazara almadan yapılamıyor. Bu sebeple, çoğu eğitimcinin kafasında, farklı bir müfredat geliştireyim, öğretime farklı yaklaşımla bakayım düşüncesi yer etmiyor.

Bu sınav oldukça, öğrencilerin daha çok kelime ile kendilerini ifade edebilmeleri de mümkün olamıyor. Esnaftan biri, fikir hayatına bir canlılık getireyim düşüncesi ile bir kasabada okul kitaplarına yer vermeyen bir kitapçı dükkanı açıyor. Ancak bu proje uzun ömürlü olamıyor. Bir iki yıl sonra fikir kitaplarının yerini ÖSS hazırlık kitapları alıyor.

ÖSS, değerlendirilmesinin kolaylığı dışında pek olumlu özelliği olmayan sınavdır: üstün bir sözel kabiliyet isteyen bir bölüme, iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz biri, beş seçenekli kutulardan birine bir kurşun kalem kabarcığı çızıktırmakla girebiliyor. Kendini yazıyla ifade etmenin çok önemli olduğu bir pozisyona adam yetiştirecek bir bölümü de dilekçe yazabilecek kadar bile yazılı ifade gücü olmayan birileri girebiliyor.

Bu sınav yerine, farklı yetenekleri açığa çıkaran portfolyo değerlendirmeleri, sözlü ve yazılı ifadelerle kendini anlatabilmeyi öne çıkaran mülakat ve yazılı sınavlar almalıdır. Bu değişiklikten doğabilecek geçici kaosa çare bulunabilir. Bazı öğretim üyelerinin torpil ve iltimasla öğrenci alabilecek olmaları ve bu sebeple bazı kabiliyetlerin kaybolabilecek olması söylediklerimin yanlış olduğu anlamına gelmez. Böyle bir problem iyi niyet ve bu doğrultuda çıkartılacak mevzuatla çözülebilir.

Aksi takdirde, Ehadiyetin yansıması olan “her insan biriciktir - (everyone is unique)” gibi gerçeklik heba edilecektir. Bu gerçekliğe karşı durmakla bir şey kazanamayız.

  29.11.2007

© 2015 karakalem.net, Mehmed Boyacıoğlu

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

4VAHİDİYET-EHADİYETenes kara, 17.12.2007, ankara

vahidiye-Ehadiyet konusunu

ayrıca ele alıp, görüşlerinizi yorumlarınızı ayrı bir makale konusu yapmanızı istiyorum değerli yazarımız.

3İLLA Kİ EĞİTİMDoğan ABACI, 07.12.2007, ANKARA

Hocam yazdıklarnızda pek haklısınız. İnanın bugün ülkenin sorunu, herşeyin üstünde budur. Yani Eğitimdir. Zaten Üstad da herhalde bunu anlamıştı ki; o zaman için 'ülke sorunları' kabilinde mevzu olan şeyleri bir kenara itip eğitime yönlenmişti, evet...Gerçekten, Van'da Erek Dağına çekilmiş ve bunun hesaplarıyla uğraşmaya başlamıştır ki; Allah razı olsun O'ndan - ne kadar da isabet etmiş... şimdi az çok müşahade edebiliyoruz?

2Yazıya dairEymen Erdem, 06.12.2007, İstanbul

selamun aleyküm

Enes kardeşimizin tesbiti doğru. Ehadiyet farklılık değil birliği gösterir.

Ehadiyet istidaddır. Bilkuvvedir, potansiyedir. Çekirdektir. Bilfiile geçince, ki bu bilfiile geçiş ehdiyetin içerdiği sonsuz ihtimallerden sadece ve sadece bir cevhenin görünüşüdür, o zaman farklılaşma başlar. Ağacın muhteşem görüntüsü Vahidiyeti ve meyveleri vahdeti ve içindeki çekirdekler de ehadiyeti anlatmakla o ağaç diğer ağaçlardan farklılığını izhar eder. Yani vahidiyet + ehadiyet = Ferdiyet ( İsm-i Ferd bahsi ) Yani insan şahsiyet ve haysiyet sahibi bir ferd olur. O zaman o kişinin diğerlerinden farklılığı belli olur. Nitekim Üstad'ın Şuaat-ı Marifetünnebi de belirttiği üzere haysiyet, ahklaki hususiyetlerin tamamından ortaya çıkan manevi kimlik ve kişiliktir.

O halde ferdiyet faaldir, ehadiyetin fonksiyoner halidir. Herkes ferdiyete adaydır ama çoğu insan adaylıkla yetinip gidiyor. Bu potansiyaliteyi de bilfiil hale getiren ilimdir, ilm-i hakikattir. Bir tanıdığıma Hz. Hızır bu şifreyi vermiş.Üstadımızı hep iman hakikatlerine nazarları çevirmesi bundan dolayıdır.

Cevşende denildiği gibi her kes zıddı olmayan bir ehadiyet tecellisi, benzeri olmayan bir ferdiyet tecellisi, kusuru olmayan, bir samediyet tecellisi ve misli olmayan bir mevcudiyet tecellisi, çifti olamayan bir vitriyet tecellisidir... ve hakeza. ( 73. Bab )

Enes kardeşimi bu güzel tesbiti içn tebrik ediyorum.

Her bir hakiki kamil insan ferdiyete mazhar ve vasıl bir gerçek kuldur.

selam ve dua ile

kardeşiniz

Eymen Erdem

1ferdiyet nedir?enes kara, 05.12.2007, ankara

Ben Ehadiyeti farklılık olarak anlamıyorum.

o bahsettiğiniz farklılıklar

ehadiyet tecellisi değilde

ferdiyet tecellisi olsa gerektir.

Öyle ise ehadiyet nedir?

Risaleden kes yapıştır yapmaktan öte

onları derleyip bir kıvama getirip

daha sonra,

vahidiyet ve Ehadiyet farkını bilmeyenin nazarı şöyle olur. şunu kaybeder, şunu kazanır diye güzel bir yorum lazım.

imdat eden yok mu?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut