Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Final
–İsmail Örgen

[*4.670 yazı içinden]

Acıda buluşmak

Yazara Mesaj Gönder

CENAZE ORTAMLARINI sevmem. Özellikle de, cenaze için cami avlusunda bekleşmeleri, o bekleşmeler esnasında yapılan görüşmeleri.

Lezzetleri acılaştıran, ağız tadını alan ölüm gerçeğiyle yüzleşmekten dolayı değildir bu. Ölüm, evet, ağız tadını bozar; ama ölümü unuturak elde edilen bir tad, bozulması gereken bir taddır zaten. Fani dünyaya beka vehmiyle yapışan bir kalbin, ölüm gerçeğiyle yüzleşerek yüzünü fenadan bekaya çevirmeye ihtiyacı vardır. Yani, cenaze ortamlarını sevmem, ölüm gerçeğiyle ilgili değil.

Defaatle gözlemlediğim bir tablodur iç dünyamda bu sevmeme sonucuna yol açan. Cenaze ortamlarının ‘ilişkilerin tamiri’ için kullanılması. Birbirine karşı ‘kırık’ olanların, biri diğerinin yüreğini incitmiş olanların, birinden biri diğerinin hakkını yemiş olanların, birbirleri arasında köprüleri atmış olanların, cenaze ortamını bir ‘sosyalleşme’ zeminine dönüştürmeleri...

Cenaze ortamlarını sevmem; çünkü hayatta iken kadir kıymet bilmeyenlerin; hayatta iken bir sevgi, iki saygı, üç takdir kelimesini mevtaya çok görenlerin; içten içe onu kendi hayatları ve kendi konumlari için bir rakip olarak görenlerin haline haset ettikleri bu rakibin yitip gidişinin gizli hazzını duya duya sevgi, saygı, takdir kelimelerini birbiri ardınca sıralayışları midemi bulandırır. Doğru söz, doğru kişiye, doğru zamanda. Mevtâ ölüp gittikten sonra, mevtânın geride bıraktıklarına aktarılmış sözlerin ne anlamı olabilir ki? Bu sözler, mevtâ ile hayatta kalan arasında bir kırıklık varsa ortada, onarabilmiş midir bu kırıklığı? Yoksa, bu dünyadan yitip giderken hayat sahnelerinin hızla önünden geçip gittiği hengâmda bile, mevtâ kalbinde kırıklığa yol açan olayların izini bir kez daha, son bir kez daha seyretmenin acısıyla mı terk-i diyar eylemiştir? Ona değil başkalarına söylenen, onun duyması gerekirken duyamadığı, onun duyması gerekirken başkalarının duyduğu sözler, sesler ne anlam taşır?

Cenaze ortamlarını sevmem; mevtâya karşı bu hoyratlığın bir benzeri, bir açıdan da daha acı bir benzeri, vaktiyle incitilmiş olup da henüz hayatta olanlara karşı sergilenir. Kalbi kırıktır karşımızdakinin; feci şekilde incitmişizdir. Yüreğinde, üzerine ne kadar dikiş atılırsa atılsın, merhem sürülürse sürülsün, ne kadar bandaj yapılırsa yapılsın, içten içe kanayan bir yara vardır. Belki, unutmak için çok çabalıyor olsa bile unutamamıştır. Belki, bizi çok sevdiği için bu kadar çok yaralanmıştır. Belki ‘ahsen-i takvîm’de yaratılmış insanın ‘eşref-i mahlukat’ veçhesine çokça nazar etmiştir de ‘zalûm ve cahûl’ veçhesini gördüğünde üzerimizde, o yüzden bu kadar ağır yara almıştır. Kaza anının travmasından, arabada uykuda olanların, uyanık olanlardan daha fazla etkilenmesi misali yani.

Onun için durum budur; bizim ise, içimiz içimizi yemektedir. Bir tarafta avukat gibi sürekli kendisini savunan nefsimiz, öte tarafta adil bir sorgu hâkimi gibi bizi sigaya çekip adalete davet eden vicdanımız arasında sıkışıp kalmışızdır. Vicdanımız, velev ki aklî çıkarımlarla kendimizi haklı çıkarıyor olalım, ‘merhamet’ diye bir kelimenin Allah’ın kalblere koyduğu ‘merhamet’ diye bir gerçek olduğu için varolduğunu hatırlatıp duruyordur üstelik. Gel-gitler yaşanır durur iç dünyamızda. Şimdi gidip “Hakkını helâl et” desek olmaz, diye düşünürüz. Çünkü, ortada ‘maddî’ bir hak varsa, iade edilmesinden sonra helâllik dilemek yakışık alır. Bu ise, ayaklarımızı geri döndürür her keresinde. Ortada maddî bir hak yok da ‘manevî’ bir hak var ise, bir açıdan daha kolay bir durum gibi gözükür bize; ama nefsin süngüsünü indirip burnunu da yere sürterek özür dilemesi o kadar, o kadar zor gelir ki...

İşte o yüzden, bir sebep isteriz. İade edilecek bir hak, dilenecek bir özür olmadan nefis ile vicdan arasındaki sıkışmamızı halledecek; kalbini kırdığımızla gidip barışmamızı temin edecek; o soğuk duracak olsa “ben atacağım adımı attım” diyerek vicdanımızı rahatlatmaya bizi sevkedecek bir sebep. Durduk yerde gidilmez ya. Durduk yerde gidemeyiz. Bir sebep olmalı; uygun bir sebep...

O sebep, musibetlerdir. Kalbini kırdığımız kişinin ya da yakınlarının başına gelen musibetler.

Nefsimizle vicdanımız arasındaki sıkışmışlığın halli için, fırsat kollar dururuz böylece. İçten içe, bir musibet halinin varlığını arzularız yani. Nefsimizin burnunu sürtüp şu dakikadan meseleyi halledemediğimiz için zamana yayar, bir musibet hengâmına bırakırız.

Ağır bir hastalık, bir kaza iyi vesilelerdir. Hele ölüm... Yüreğini yaraladığımız kişinin yaralı yüreği bir sevdiğinin ölümüyle dağılmışken gidip orada bitivermek, fırsat bu fırsat elini sıkmakla kalmayıp sarılıvermek, birkaç gözyaşı, cenaze taşınırken iki omuz vurabilmek, defin esnasında küreğe birkaç kere yapışmak...

Cenaze ortamlarını bu yüzden sevmem. Bir kalb yarasının tedavisi için bir acının beklendiğini hissetmek, ruhumda derin fırtınalar koparır. Bir buluşma ve barışma vesilesi olarak bir acının beklenmesi. Dolayısıyla, bir kurbanın...

Adım atılacaksa, böylesi acılar yaşanmadan atılmalıdır. Nefis ile vicdan arasındaki sıkışmışlık, acıların arabuluculuğuna başvurmadan hallolunmalıdır.

İnsana yakışan budur. Hem, mutmainne nefs bunu tercih eder; levvâme nefis de öyle. Emmâre nefse gelince, onun bize diyeceği bellidir ama, o aklanmamayı hak etmektedir.

  26.11.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

9tanımakAhmet Vehbi Muslu, 01.12.2007, milas,Türkiye

Hayatı ve ölümü tanımak, kendimizi ve karşımızdakini tanımak, yapmamız gerekenleri belirlemede bize yardımcı olacaktır. İletişimin yeterli olmaması durumunda böyle sebepler aranır. Öyleyse en evvel iletişimi geliştirmenin yollarını bulmamız gerekir. Dolayısıyla sosyo-bürokratik veya prosedürel tepkilerden yola çıkan bir klişe yaklaşımımız olmaz.

En azından selamı yayabilsek aramızda ne güzel olur.

Selamlar ile.

8Çok yerinde bir tespitRabia Nazik Kaya, 28.11.2007, ankara

Değerli hocam, Allah razı olsun. Çok güzel ve aydınlatıcı bir tespit olmuş.

İstifade edebilenlerin artması niyazıyla. .

7Cenaze ortamlarını severimŞeyma Gür, 28.11.2007, Çorlu

Cenaze ortamlarını severim.

Ölümle ahbablığımı, yakınlığımı tazeler. Bir nevi berzahtır o mekan..

Nice uzak düşmüş dostları, akrabaları biraraya getirir.

Pek çok özeleştiri ve sorgulamaya kapı aralar.

Nice küslerin kalbini yumuşatıp, yeni başlangıçlara imkan sağlar.

Not: Fatih Yılmaz kardeşim, yorumları okumayarak yazının tüm etkisini, tadını muhafaza edebilirsiniz.

6LÜTFEN YORUM YAZMAK iCiN YORUM YAZMAYIN.Fatih YILMAZ, 27.11.2007, Almanya

istemesemde yorumlara gözüm gidiyor. okudugum yazinin beni icine aldigini ve tefekküre sardigini tam kesfederken alttaki lüzumsuz (okudugu yaziyi anlamayip yorum yapanlar icin gecerlidir)bir yorum beni alip baska gereksiz yerelere yönlerdiriyor.Ve okudugum o güzelim yazidan bir tesir maalesef kalmiyor.Yorumlarin cogu o tesiri kiriyor ve baska anlayislara kaydiriyor.Bu sadece bu yazi icin gecerli degil ama bir zahmet Metin Beyin üstteki yazisini okuyun birde alttaki yorumlari...Yazi Beynimizde fikir cicekleri acmadan daha kesip bitiriyorsunuz.Bu yazilar ve ana fikirler kolay olusmuyor.

Lütfen ; biraz olsun EMEGE SAYGI

5Olaylardan ders cıkarmak.haticenur, 27.11.2007, ist

esselamunaleyküm..Uzun zaman oldu yorum yazmayalı:)

yazıları okumaya ancak fırsat bulabiliyordum..:(

Metin abi yazdıklarınız da aslın da neyi kasdettiginizi cok iyi anlıyabiliyorum..O yönde çok haklısınız bizlerin bir şeyleri düzeltmek, helallik almak, gönül almak için vesileler beklememizin gereksizliginden bahsediyorusunz

Hele de bu sebepten acı günleri beklememizin, bu yönde kullanmamızın üzücülügünden bahsediyorsunuz..Demeniz o ki"acı günleri o baglam da görmeyin ve bi pürüzü düzeltmek için asla bir acı günü beklemeyin"

Yoksa kardesimizin dedigi gibi bu günler de birbirimize daha da destek olmalı evet illa böyle birgünü beklememeli gönül almak içn ama böyle birgün de de bulunyorsak degerlendirmeye çalısmalıyız..

İnsanoglu yeter ki bir şeyleri deiştirmek istesin ALLAH U TEALA hep önüne fırsatlar sunuyor bu fırsatları degerlendirmeliyiz vesselam..

4Daha iyi anlatılabilir...Hüseyin Ferdi OLUR, 26.11.2007, İstanbul

Metin Bey inanın özledik o içimizi ısıtan, bize şevk veren, imanımızın kavileşmesine vesile olan yazılarınızı. Toplumdaki bu çarpıklıklara elbette değinilmesi lazım. Sizde bunu layıkıyla yapıyorsunuz. Ama inanın son zamanlarda elalemin yada ehli iman kardeşlerimizin yaptığı bu yanlışları ziyadesiyle duymaktan okumaktan içimiz daraldı. Ah o: "Ahirzamanda genç olmak", "Gözler nasıl korunur", "Ümide çağrı", "Ziya nur ayrımı", "STG şeytan üçgeni", İncelikler peygamperi"... Hangi birini sayayım neredeyse ezbere bildiğim bu yazılar inanın Metin Bey özledik bu yazılarınızı...

3üstad nasıl bakardı?bülent aktürk, 26.11.2007, istanbul

hiç olmazsa cenazelerde buluşulması veya taziye yayınlanması sakıncalı mı?

ÜSTAD bu tür bir yaklaşımı kabul eder mi?zat-ı muhteremin taziye yayınladığını biliyoruz!

2ACI LEZZETM.Said, 26.11.2007, Auburn U.S

'Lezzetlerin acilasmasi' üzerine yazilan bu makale, zannimca tefekkur merdivenlerinin son basamagına cikilmadan(Yazilarinizi surekli takip etmemden kaynaklanan bir samimiyet,Lutfen kabul edin), etvar ve etrafin nasil gorundugu uzere yazilmis..

Lezzetlerin acilasmasi tefekkuru sadece 'musbet lezzetler' uzerine kurulmamali;Beser olarak menfi duygularin getirdigi 'lezzet'lere de

gark oluyoruz..Su-i zan'dan tutun da Dünyanin harabeye donmesinden zevk alacak kadar 'lezzet degisimi'yasamis nefislere kadar..Bunlar sufli lezzetler olmali.

Demem oki Cenazeler bu sufli lezzetlerin kirilmaya ugramasina bir vesile olabilir..olmalidir da..Farz-i Kifaye olmasinin bir hikmeti belkide budur..Sufli Lezzet bazen bir yazi da "tirnak" icine alma seklinde de yansiyabilir.Garip degilmi...?Olumu hatırlamak Lazim.!

Bu bir Tehdit degildir.:)

1nefis ! grcn, 25.11.2007, nrvc

ESMA`I SEBA nin nefse tesiri.

LA ILAHE ILLALLAH - EMMARE

ALLAH - LEVVAME

HU - MULHIME

HAKK - MUTMAINNE

HAYY - RADIYE

KAYYUM - MERDIYYE

KAHHAR - SAFIYE/ZEKIYE




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut