Âdem’in Hikayesine Giriş – 7

Sır taşımasını bilir misin?
Bilmelisin..
Tenezzül-i İlahi tercih etmiş seni beni.
Üslubun farkında mısın?
Yumuşak ve sonsuz bir el dokunmuş,
Omuzlarımıza yüklenen bir teklifi var Rabbin..
Sahibi şeriatın (s.a.v) müjdelediği,
Meleklerin imrendiği..
İblisin kinlendiği..
Nankörün elinde kirlendiği..
En nihayet gelip enede düğümlendiği,
Bir sırrı var Rabbin.. [1]

*

İnsana yüklenen en ağır yük ihtimal ki enedir.
Yani, benlik duygusu..
Âdemoğlu onun hakkını verirse vezir,
Veremezse rezil olacaktır.. [2]
İnsana ‘ben’ deme hakkı verilmiştir;
Zira bünyesine entegre edilmiş,
Ve tamamen sonsuz hayata göre programlanmış olan
Üstün meziyetlerinin inkişâf edip açılması buna bağlı kılınmıştır.
Yaratıcının en büyük hilkat projesi insandır. [3]
Her şeyin sonlu olduğu bir vasatta,
Mutlak sonsuz olan Allah’ a (c.c) ait varlık bilgisi,
Bu sayede bilinebilmektedir. [4]

*

Ey Âdem!.
Zıtlar neden var sanıyorsun? [5]
Âdem (a.s) gibi cennetten kovulmayasın diye..
Ön hazırlığını iyi yapasın diye..
Farkında değil misin,
Her şey senin için programlanmış durumda.
Gelişimini tamamlayabilmen için..
Rabbin sırlarına vâkıf olabilmen için..
Ey Âdem!.
Kestiğin kurbanın derisini ne zaman yüzeceksin?
Artık karar ver;
Bu dünyayı Allah için terk etmek kolaydır,
Zor olan, O’nun (c.c) adına yaşayabilmektir.. [6]
Ey Âdem!.
Yapmakla yapmamak arasında serbest bırakıldın,
Kaşarlandığın artık yetmedi mi!.
Özgürlüğün karşılığı bu mudur?
Makamın, ruhun kadar yüce kılınmıştır.
Hakkını ver sana verilenlerin.
Padişah-ı Zîşân’ın (c.c) veziri ol.
Değilse âlemin rezili olacaksın unutma..




Dip Notlar:

[1]. “De ki:
Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir.
Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir.”
Furkan sûresi / ayet: 6

[2]. “Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik;
Hepsi de onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular.
İnsan ise onu yüklendi.
Gerçekten insan çok zâlim, çok câhildir.”
Ahzâb sûresi / ayet: 72

[3]. Büyük Proje I – II / www.1111.karakalem.net / Aykut Tanrıkulu

[4]. “Suâl:
Niçin Cenâb-ı Hakkın sıfât (sonsuz özelliklerinin)
Ve esmâsının (isimlerinin) mârifeti (bilinebilmesi),
Enâniyete (benlik duygusuna) bağlıdır?
Elcevap:
Çünkü,
Mutlak ve muhît (her şeyi kuşatan) bir şeyin hududu (sınırı) ve
Nihayeti olmadığı için,
Ona bir şekil verilmez ve üstüne bir sûret (şekil)
Ve taayyün (hüküm) vermek için hükmedilmez.
Mahiyeti (içeriği) ne olduğu anlaşılmaz.
Meselâ,
Zulmetsiz (karanlığı olmayan) dâimî (sürekli) bir ziyâ (ışık),
Bilinmez ve hissedilmez.
Ne vakit hakiki veya vehmî (geçici) bir karanlık ile bir hat (sınır) çekilse,
O vakit bilinir.
İşte, Cenâb-ı Hakkın,
İlim ve kudret,
Hakîm (hikmetle iş gören) ve Rahîm (kullarına çok merhamet eden) gibi
Sıfât (sonsuz özellikleri) ve esmâsı (güzel isimleri)
Muhît (kuşatıcı), hudutsuz (sınırsız), şeriksiz (ortaksız) olduğu için,
Onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz.
Öyle ise,
Hakiki nihayet (sonu) ve hadleri (sınırları) olmadığından,
Farazî ve vehmî (sözde ve geçici) bir haddi çizmek lâzım geliyor.
Onu da enâniyet (benlik duygusu) yapar..”
Sözler / 30. söz / 1. makam / syf: 495

[5]. Şu remizli (ince anlamlar taşıyan) nüktenin sırrı şudur ki:
Hakîm-i Ezelî (sonsuz hikmet sahibi olan Allah),
İnâyet-i sermediye (sürekli yardımın)
Ve hikmet-i ezeliyenin (sonsuz hikmetinin) iktizâsı ile (gereği olarak),
Şu dünyayı tecrübeye (sınanmaya) mahal ve imtihana meydan
Ve Esmâ-i Hüsnâsına (güzel isimlerine) ayna
Ve kalem-i kader ve kudretine sayfa olmak için yaratmış.
Ve tecrübe ve imtihan ise neşv ü nemâya (açılıp gelişmeye) sebeptir.
O neşv ü nemâ ise, istidadların (yeteneklerin) inkişafına (ortaya çıkmasına) sebeptir.
O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezâhürüne (belirmesine) sebeptir.
O kabiliyetlerin tezâhürü ise
Hakàik-ı nisbiyenin (kıyaslanabilir hakikatlerin ) zuhuruna (görünmesine) sebeptir.
Hakàik-ı nisbiyenin zuhuru ise,
Sâni-i Zülcelâlin (Celâl sahibi sanatkârın)
Esmâ-i Hüsnâsının (güzel isimlerinin) nukuş-u tecelliyâtını (yansımalarını) göstermesine
Ve kâinatı mektubât-ı Samedâniye (devamlı yenilenen bir mektup) sûretine çevirmesine sebeptir.
İşte şu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki,
Ervâh-ı âliyenin (yüce ve kaliteli ruhların) elmas gibi cevherleri,
Ervâh-ı sâfilenin (alçak ve sefil ruhların) kömür gibi maddelerinden tasaffî eder (saflaşır), ayrılır.
İşte, bu mezkûr (yukarıda belirtilen) sırlar gibi daha bilmediğimiz çok ince,
Âlî (yüce) hikmetler için,
Âlemi bu sûrette irâde ettiğinden(dilediğinden),
Şu âlemin tegayyür (bozulmasını) ve tahavvülünü (değişimini) dahi o hikmetler için irâde etti.
Tahavvül ve tegayyür için zıdları birbirine hikmetle karıştırdı ve karşı karşıya getirdi.
Zararları menfaatlere mezc ederek (karıştırarak),
Şerleri hayırlara idhâl ederek (içine katarak),
Çirkinlikleri güzelliklerle cem’ ederek (bir arada tutarak),
Hamur gibi yoğurarak şu kâinatı tebeddül (dönüştürme) ve tegayyür (bozulma) kanununa
Ve tahavvül (başkalaşma) ve tekâmül (yücelerek gelişme) düsturuna tâbi kıldı..
Sözler / 29. Söz / syf: 491

[6]. Dar Kapıdan Geçmek / Senai Demirci

  28.10.2007

© 2021 karakalem.net, Aykut Tanrıkulu




© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut