Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ahlâk ve Zeus’ten etik dilenmek
–Mehmed Boyacıoğlu

[*4.669 yazı içinden]

Aynanın öteki yüzü

Yazara Mesaj Gönder

ANA TEMASINI ‘ayna’nın teşkil ettiği Rum ve Çin ressamları meseli, Mevlânâ’nın Mesnevî’de anlattığı mesellerin herhalde en meşhuru ve dilden dile, kulaktan kulağa en çok aktarılanıdır.

Mesel meşhur, ama bilmeyenler için kısaca tekrar edelim. Büyük bir sultanın sarayında, hepsi de sanatlarında zirveye ulaşmış Çinli ve Rum ressamlar vardır. Ve iki farklı coğrafyadan, iki farklı milliyete mensup, üstelik ikisi de alanında zirveye ulaşmış iki ayrı insan topluluğu sözkonusu olduğunda hep rastlandığı üzere, bir de amansız bir rekabet vardır aralarında. Çinli ressamlar, güzel sanatlar içinde en güzelini kendilerinin yaptıklarını iddia etmektedir; Rum ressamlar ise, en güzeli kendilerinin yapıyor olduğunu.

Derken, ülkenin sultanı bu rekabeti bir yarışma ile nihayete erdirmek ister. Sarayında, birbirine nazır iki geniş oda tahsis eder Çin ve Rum ressamlarına. İki ressam grubu da, belirlenen bir zaman içerisinde kendilerine tahsis edilen odanın duvarında sanatlarını icra ve maharetlerini ifşa edeceklerdir. Bu süre dahilinde, istedikleri her türlü malzeme kendilerinden esirgenmeyecektir. Bu süre zarfında birbirlerini görmeleri yasaktır bu arada. Birbirlerinden öykünmemeleri için de, aralarına perde çekilmiştir.

Belirlenen süre içinde, Çinli ressamlar her türlü malzemeyi, her türden boyayı isterler saray erkanından. Rum ressamlarının istediği ise, hep zımpara ve cila olur yalnızca.

Günlerden bir gün, belirlenen süre biter. Sultan, maiyetiyle birlikte, güzelin de en güzelini kimin yaptığını seçmek üzere, ressamların odalarına gelir. Önce, Çinli ressamların odasına girer sultan. Çinli ressamlar, resmin üzerine attıkları örtüyü kaldırırlar ve ortaya sultanla birlikte gören herkesi mesteden harikulâde bir manzara çıkar. Çinli ressamların maharetinde şüphe yoktur.

Sonra, Rum ressamların tarafına döner sultan. Rum ressamlar da duvarın üzerindeki örtüyü kaldırırlar. O kadar zaman içinde sadece zımparalayıp cilaladıkları duvara Çinli ressamların yaptığı resim öyle bir parlaklıkla akseder ki, gözlerini bir o duvara, bir bu duvara çeviren herkes Rum ressamlarından yana görüş bildirir. Çinli ressamların resmi çok güzeldir; ama bu resmin Rum ressamların cilalayıp parlatarak âdeta bir aynaya dönüştürdükleri duvardaki yansıması, çok daha güzeldir.

Sonuçta, sultan kararını verir. Yarışmayı, Rum ressamları kazanmıştır.

Mevlânâ’nın bu mesele yüklediği anlam bellidir; ve bu anlam, asırlar boyu aktarılagelmiştir. Sûfîler, ehl-i ilim, hususan ehl-i kelam karşısında, ‘enfüsî tefekkür’ün ‘âfâkî tefekkür’ karşısındaki üstünlüğünü hep bu mesel üzerinden anlatagelmişlerdir.

Mesel, insanın iç dünyasını mamur etmesi, iç dünyasında birikmiş nefsanî tortuların temizlenmesi, ruh iklimimizin ilâhî güzelliği yansıtmak üzere bir ayna kadar şeffaf ve parlak hale gelebilmesi üzerine bir ders taşımıştır sürekli.

Mesele yüklenen bütün bu anlamlar, doğrudur. Arka yüzeyindeki siyah boya dökülmüş, camının yüzeyi ise toza-kire bulanmış halde iken bir ayna güzelliğe ne kadar ‘ayna’ oluyorsa, kalbindeki sır kaybolmuş, nefis ve hevası üstüne toz-tortu biriktirmiş halde, insanın iç dünyası o kadar ‘ayna’ olabilir ilâhî güzelliğe. Âfâktaki masnuat, en güzel isimler O’nun olan Cemîl-i Zülcelâl’i ne kadar berrak bir şekilde tanıtıyor olursa olsun, asıl mesele iç dünyalarda bitmektedir. Enfüs ‘ayna’sında problem olduktan sonra, “Ene” bahsindeki ifadeyi hatırlarsak, ‘âfâkî mâlûmat, enede bir musaddık bulamadığı’ için parlayamayıp, bilakis sönmektedir!

Bununla birlikte, herşeyi bir de ‘tersinden alarak’ sağlamasını yapmaya meraklı aklıma, bu meseli de, bir de tersinden almak geldi. Sultanı önce Çinli ressamların değil, Rum ressamlarının yanına götürüverdi aklım.

Sahi, ne olurdu o zaman?

Karşıdaki duvara asılmış perdeden başka birşeyin farkedilmediği siyah, parlak, anlamsız bir duvar görürdü Sultan yalnızca. Ancak öte tarafa gidilip Çinli ressamların resminin önündeki perde kaldırıldığında, bu cilalı duvar bir anlam ifade eder hale gelirdi.

Eh, durum böyle olduğunda, Sultan hâlâ daha reyini Rum ressamlarından yana mı belli ederdi, meçhul? Etse, vicdanları adaletli ve hakkaniyetli bir karara ulaştığı konusunda ne kadar ikna ederdi, orası da meçhul.

Bilakis, gerçekten adaletli ve hakkâniyetli ise, önce Rum, sonra Çinli ressamların eserini gördükten sonra, şu karara vermesi gerekirdi sultanın: “Aranızda bir ayrım yapmam, birbiriniz arasında üstünlük-aşağılık kıyasına girmem adaletli olmaz. Evet Çinli ressamlar! Resminiz çok güzel, ama güzelliği en ziyade karşı duvara yansıyınca ortaya çıkıyor. Ama evet ey Rum diyarının ressamları! Çinli ressamların resmini en ziyade sizin duvara yansıyınca ortaya çıkıyor. Lâkin, onların duvarındaki perde inmedikçe de, sizin o parlak duvarınız bir anlam ifade etmiyor.”

Sözün kısası, mesele böyle ‘tersinden’ bakınca, enfüs ile âfâk arasında bir ‘tefevvuk’tan ziyade bir ‘birbirini tamamlama, birbirini iktiza etme, birlikte kemal bulma’ hali gördü benim aklım.

Mevlânâ, meseli sadece bu ‘perde’den anlatırken biraz ‘taraf tutmuş’ gibi geliyor bana açıkçası.

Aslolan, mesele ve meseleye bir de bu açıdan bakabilmek galiba...

O zaman anlıyor ki insan, evet, enfüsî tefekkür daha parlak, daha derin; ama âfâkî tefekkürle desteklenmek, teyid edilmek şartıyla.

Açıkçası, âfâkî tefekkürde bir mesafe kat’etmeden, enfüs aynasının parlaklığı bir külliyet kesbetmiyor. Âfâkî tefekkürde marifet kesbetmeden, enfüste ayağı yere basar surette derinleşilemiyor.

Mesele, ‘ene’ ile ‘zerre’yi bir ‘ayna’da görebilmek.

Mesele, âfâk ile enfüsü gerçekten buluşturabilmek...

  27.10.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

8enfüsten afaka yol almakharun, 05.11.2007,

evet çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.hele bir de bediüzzamanın mesnevisindeki nakşilerin hafi zikirde kadirilerin de cehri zikirde ilerlemelerini anlattığı yerle okununca daha bir derinlik kazanıyor.hele bir de 30. sözde enfüsi tefekkürden sonra afaki malumatın eneye gelmesiyle kemale erişileceğinin anlatıldığı eğer afaktan enfüse geçiş yapılırsa ulumun zulmet olacağını anlattığı yerle okununca daha da bir anlam kazanıyor.Allah razı olsun...

7selamzehra, 04.11.2007, ankara

o yuksk şahsiyet mevlana hz.bu yorumunuzu duysaydı herhalde hafif bir tebessum edip 'kimden ders aldıgınız belli' deyip ustadımızı Risalei nurları överdi iyiki abamın devri onlara gecti ustadınıza geçti derdi.zaten sufi mesleginde aba devri cok muhim bir meseledir degil mi Allah razı olsun Ustadımızdan ve onun dersiyle boyle ince bir fikre erişip bizlere ogreti de bulunan sizden.30. soz ve dersi oyle drin ki insana enfusi ve afaki tefekkuru,ene ve zerreyi kainatı tanımayı ve seyretmeyi ve onda Sani yi gorebimeyi tanımayı gösteriyor elhamdülillah.Rabbim nazarınızı guzlden ayırmasn ins.yanlız Mevlana hz. hakkında taraf tutmus demek haksızlık olabılır.belki risalelerden ders almanın farkı farklı bakış acısı demeliyiz.zaten Nurlar daha once velilerin cok eremediği halledemediği noktalaı halletmiştir ins. Şimdi bu yorumu okuyanlar belki bana da tarafgirlik yapıyr nazarıyla bakacaklar ama aslında dusuncem tmaen Mevlananın tarafcı olmadıgı gibi ustada ve nurlara tarafgirlikden de değil ama nurların geldiği noktay gostermekti

6zamandaki son cizgilerimiz..Arzu ipek, 30.10.2007, USA

Resmin zirvesindeki en unlu ressamlardan Leonardo da vinci, Michelangelo,Rembrandt,Ayvazovsky

gibi aklima ilk gelen bir cok meshur ressam da bu cizgi otesini,renksizligi,resimsizligi peki niye goremiyoruz?

Cunku bu ressamlar kilise ve saray ressamlari....

Kilisenin emrinde calisan leonardo da vinci bilimsel calismalarini bile ters el yazisiyla yazar ancak bir aynanin yardimi ile ancak okunurmus.Yani ressamin kendisinden oteye yol bulabilmesi ozgur iradesiyle resim yapabilmesi bu ressamlarin mumkun olmamaistir...

Ikincisi zaman;cizgiler de zamanin bir kusatmasi her zaman olmustur.Ortacag donemlerinde bir zamanin sonlarini anlatan cizgisizligin dokunuslari da elbette olmiyacaktir!

Zamanin hukmunu, resim sanatinin oykusunu okuyarak,bir zamanin sonunda oldugumuzu onun son diliminde bir parca yasadigimizi boylece bir kez daha gorebiliriz....

5SURET VE MANA EHLIArzu ipek, 30.10.2007, USA

MANA EHLINE UZATMA SOZLER KISALTMALARLA;

SURET EHLINE KISALTMA SOZLER UZATMALARLA ANLATILIR MIS..

Rumi nin taraf tutmak diye bir yanilgiya dusmus olmasi, hele bu yazi da mumkun degil..

Enteresan olan; Rumi nin resim sanatini en ince noktasinda yakalamis olmasi..

Butun resmin zirvesindeki ressamlar yasamlarinin sonunda kavramsal,yahut soyut resme gelir...

Ve sirf kalem kagidin otesinde bir dusencesi vardir resmin,felsefesi...

Ve der ki ustadlarimiz "dusunce ne kadar coksa cizgi o kadar azdir"...

Tarihteki buyuk ressamlar kadavralarla calismistir,bir tirnagin altindaki kasi biliyordur,bilmesi mecburdur...

Guzel sanatlar akademisinde,hala varmi bilmiyorum,bizim anotomi dersimize cerrrahpasa tip fakultesinden iki docent anotomi hocasi gelirdi.Ve biz resim ogrencileri latince butun kaslarin isimlerini ogrenmek zorundaydik..Gulumse kaslari,sirt kaslari,yuzlerce kas isimleri...ve cerrahpasa da kadavradan hocanin degimiyle siir gibi acilmis sirt kaslarini kadavradan bizzat gormek zorunda kalirdik...Cizdigimiz insani herhangi biri gibi cizmek degildi isimiz..

Zamanin ressamlari bir siir gibi okuduklari insani cizmisler.

Picasso yu herkes bildigi icin onu ornek vereyim 9 yasinda cizdigi anotomi resmini bulun ve bakin..Gelecegin dehasi olacagini hocalari biliyor...

Lutfen sonra 60 yasinda yaptigi resimlerine bakin...

Resmin ve cizgin otesinde zirveye vardiklarinda cizgisizlik,renksizlikle karsilasiyorlar...

Picasso"Bence hersey kubik" demeye basliyor...

Son donem resimlerine bakin eminim bu resimi bende yaparim dersiniz...

Resimde biraz "camci' resminin otesinde bir gaye lazim deriz biz ressamlar

..

O bilinen klasik resim bitiyor "resimsizlik" yol oluyor deha icin...

Su donem ahir zamanda resim donemi "minimalizm" akimina eslik ediyor.Andy Varhol tuketip atti,minimalistler kalan artik uc bes kirintiyi eteklerinde topladilar...

Bu hikayade eksik yazdiginiz bir yer;kral o parlak duvarda kendini butun ressamlari sarayda calisanlari ve mislini de gorur..

Zaten kral her yer kapali olsa duvara bakincamecbure sadece kendini gorurdu..

Mehmed Akif Ersoy un meshur bir siiri vardir.Ordada KIZILDENIZ de Musa aleyhisselam ile firavunun resminin cizilmesini ister bir kisi.Resim biter ve resmi ismarlayan gelir. Koskun duvarinda sadece KIPKIZIL bir renk vardir..Bu ne der? Cok kizar; hani Musa,hani ordu, hani firavun?

Ressam cevap verir:Firavun kizildenizde ordusu ile batti,Musa aleyhiselamda kavmi ile birlikte gecti gitti.Bu da KIZILDENIZ der...

4ilk aklıma geleneslem gül, 30.10.2007, ist

sa

metin abi hoş bir nokta yakalamışsınız

benim aklıma da şu geldi,

dikkat edin

eğer duvarı cilalayanların yanına ilk gittiğinde perde açılmamış olsa bile

göze korkunç büyüleyici bir siyah çıkacaktı

yani mesela düşününkü sultan her ikisine ayrı ayrı bakıyor ve sadece birer kez bakıyor

bu durumda da bence

sadece siyahın o cilalı duvarda görünüşü de eşsizdir

ve diğer duvarda gözüken resimden daha güzeldir

çünkü cila!

cilasız ceviz mobilya hiçbir işe yaramadığı gibi

üzerinde cila gözükmeyen muhteşem resimde sönük kalır.....

3aslolanşeyh mağlup, 29.10.2007, bu şehir

bakış açınızı ilgiyle takip etmemin sebebine bir örnekte yazınız. Allah razı olsun.

ancak enfüsi tefekkürü nazara vermek için anlatılann afaki gözlemden devşirilen bir hikaye ile anlatılmış olması taraf tutma yargısının haklı olmadığını gösteriyor bence.

afakı gözden kaçırmış olduğunu sanmıyorum mevlananın.mesnevide onlarca hikaye anlatılır.

2aynada görmektahsin, 27.10.2007, ist.

Yeni Asya gazetesindeki ‘Ayna’ köşesinde daha yıllar öncesinden bize aynanın tersinden bakmasını öğreten, enfüsi afâki tefekkürde bize bu iki tefekkürü Kur’an-Sünnet-Risâle ile harmanlayıp taraf tutmayarak hakkaniyetli ölçüleri gösteren, ezber bozan Metin Karabaşoğlu’ndan da böyle bir hikâye yorumu çıkar elbette.. vesselam

1TERSTEN OKUMAYA DEVAM...Fatih YILMAZ, 27.10.2007, almanya

AYNALARIN PASLI YÜZÜNÜ SiLiP ,BiZLERE GERCEKLERi VE GERCEK YÜZÜMÜZÜ GÖSTEREN METiN BEY`E TESEKKÜRLERiMi ARZ EDER,

AKLININ TERSTEN BAKIP TERSTEN TEFEKKÜRÜNE VE AKLIMIZIN DAHA NiCE TERSTEN BAKISLARINA MUHTAC OLDUGUNU HATIRLATMAK iSTERiM

Muhabbetle

Kaleminizin mürekkebi hic ama hic kurumasin ve kurutamasinlar




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut