Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.572 yazı içinden]

Umut ve durum: 'Hoşgeldin yâ şehr-i Ramazan..'

Nuriye Çakmak Yazara Mesaj Gönder

Evet, mü’minler için bir bayramdır Ramazan. Ama dünya hayatına mı bakar bu sevinç yalnızca. İftardan sonraki eğlence midir orucun karşılığı? “Ramazan Kur’ân ayıdır, ibadet ayıdır” cümlesi satır aralarında mı kalıyor? Görüntü tamam da, mânâ ellerimizden mi kayıyor?


NE MUTLU bize ki, “Hoşgeldin yâ şehr-i Ramazan” ışıklarının parıltısıyla yaşayabiliyoruz Ramazan’ı.

Ne mutlu bize, ahiret ticaretinin en kârlı ayını “toplu ticaret” havasında yaşayabiliyoruz, önceki yıllara göre biraz zorlansak da, hâlâ çoğunluk ruhunu duyumsayabiliyoruz...

Görünüşte her şey tamam da, bir anlam kayması yaşıyor ya da yaşatılıyoruz.

“Ah nerede o eski Ramazanlar” cümlesiyle başlayan ve sonu “Ramazan eşittir eğlence”ye varan bir oyun sergileniyor. Ramazan’a ilgi çok güzel, meydanlar akşamları çok şenlikli, ne âlâ!

Evet, mü’minler için bir bayramdır Ramazan. Ama dünya hayatına mı bakar bu sevinç yalnızca. İftardan sonraki eğlence midir orucun karşılığı? “Ramazan Kur’ân ayıdır, ibadet ayıdır” cümlesi satır aralarında mı kalıyor? Görüntü tamam da, mânâ ellerimizden mi kayıyor?

Bu canlılık en çok da marketlerde yaşanıyor herhalde. Süpermarketlerin bir anda “Ramazansever” kesilmesi niye ki? Neden okulların açılması, yaz tatili başlangıcı gibi özel dönemlerde çıkan ekstra broşürler çıkıyor bu ayda? Neden bütün yılın en yüksek satış rakamlarına ulaşıyor bu marketler?

“Allah günün bir kısmında aç kalmamızı istiyor, neden?” diye düşünmek yerine, kalan kısmı ne ile telafi edebilirim diye düşünüyoruz. Yemek masraflarımız azalma gösterecekken, neden Ramazan’a özel taksit kampanyalarına katılacak kadar bütçemizi zorluyoruz? Midemizi dinlendirmek yerine, gösterişli davetler eşliğinde bedenimize ve dolayısıyla ruhumuza neden eziyet ediyoruz?

Sıcak pide ve güllaç... Direklerarası... Sultanahmet meydanı... Ramazan denilince aklımıza gelenler ve aklımıza gelsin diye işlenenler, Ramazan’ın ruhuna ne kadar denk düşüyor?

Yurtdışındaki Müslümanları görünce anlıyorum eksikliklerimi ve bu sorular beynime üşüşünce cevap bulamıyorum. Sadece “İslâm’ın merkezi Türkiye” diyen Makedon amcanın sesi yankılanıyor kulağımda. Sanırım “Ramazan ruhu” bize ithal edilecek bizi hâlâ hüsnüzanla ananlardan...

Oysa...

Açlığı hissedip muhtaçları anlamak ve azalttığımız öğünler sayesinde ve elbette Ramazan’ın bereketiyle gelen bolluk eşliğinde artan rızkımızı onlarla paylaşmak varken...

Hâlâ yoğun ilgiyle devam ettiğini gözlemleyebildiğimiz ve Ramazan’ın Kur’ân ayı olduğunu ispat eden mukabelelere katılmak varken...

İslâm’ın en güzel cemaatle yaşanacağını teyid eden kalabalık teravihlerle ve çocukluğumuzda bizim aklımıza kazınan ve şimdilerde diğer çocuklara devredecek salât-ü selamlarla coşmak varken...

İftara beş kala insanlardaki koşuşturmayı ve ezandan sonra boşalan meydanları izleyip tefekkür etmek varken...

Oruç tutmak için birbirleriyle yarışan çocuklara gülümseyip, onlardan biraz şevk ve ihlas almak varken...

Ve dolayısıyla Ramazan’ın ruhunu geri kazanmak varken...

Aslında umutsuz değilim; ama bu oyunun farkındalığıyla umutlu da sayılmam, sayılamam. Çünkü umut etmek için emek gerekir. Önce nefsimizden başlayıp lisan-ı halimizle, sonra lisan-ı halimizin sirayet ettiği lisan-ı kavlimizle, onun (a.s.m.) Ramazanı’na benzer ve dışı kadar ruhu da önemsenmiş Ramazan’lar için çalışmalı.

  16.09.2007

© 2015 karakalem.net, Nuriye Çakmak

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

111 ayın sultanıyusuf çınar, 15.09.2007, konya

''Her zaman ve herkes için olmasa da, bizim dünyamızdaki bu derin Ramazanlarda, köylerin-kentlerin sınırları bütünüyle silinir gider, topyekün ülke büyük bir mâbedin veya geniş müştemilatlı kompleksin muhtelif hicirleri, maksûreleri, mahfilleri ve sofalarıymışçasına bir bütünlük arz eder; arz eder de kendimizi ülke çapındaki büyük bir cemaatin safları arasında sanır; onların soluklarını duyar gibi olur.. onlarla aynı şeyleri mırıldanır.. aynı havaya dem tutar.. aynı his tufanını yaşar.. ve hayallerimizin vüs'ati ölçüsünde bazen ta "Mele-i A'lâ"da göklerin sırlarına açık ruhlarla saf birliğine erer; hem öyle bir erer ki, bir hamle daha yapıp sıçradığımızda, ebedî hayatın "hay-hûy"unu duyacakmış gibi oluruz. ''




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut