Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kuvveti ihlasta bilmek
–Metin Karabaşoğlu

[*4.668 yazı içinden]

Ben bir cemaat mensubuyum ve cemaatimi seviyorum

Yazara Mesaj Gönder

BİR CEMAATTE olmanın riskli bir konu olduğunu bilmiyor değilim. Bütün risklerine, tehlikelerine rağmen bu zamanda çok yalın anlamda bir cemaat mensubu olmayı da gerekli görüyorum. Bir cemaatin içinde iki şekilde olabilirsiniz.

  1. Cemaatin her söylediğine ittiba eder, her faaliyetini sahiplenir, her sözünü kanun kabul edersiniz. Böyle bir cemaat mensubu olmak kolaydır. Problemsizdir. Bu şekilde iyi bir cemaat mensubu olabilirsiniz. Ben bu şekilde yaşayan cemaat mensuplarını kesinlikle reddetmiyorum, küçümsemiyorum. Herkesin bir cemaat anlayışı var. Mutlak itaati, cemaat olmak kabul eden ve bu şekilde kendisini muhafaza eden arkadaşlarımıza söyleyecek bir şeyim yok. Kendilerini takdir ediyorum. Bu da bir tarzdır ve kendi içinde bir haklılığı vardır.

  2. Ben doğrusu bu ikincisini tercih ediyorum. Risaleleri ben de okuyorum. Ulaşabildiğim arkadaşlarımızla kafama takılan konularda meşveretler yapıyorum. Yıllardır müzakereli derslerde bulunuyorum. Ancak insanlar gibi toplulukların da hatadan hali olmadıklarını biliyorum. İçinde bulunduğumuz cemaatler içinde de, tüm cemaatlerde olabileceği gibi bir takım yanlışlıklar olabilir. Ben bunları uygun dillerle, kavl-i leyin ile dile getirmeye çalışıyorum. Bazı konularda sesimi duyurabiliyorum, bazı konularda ise elim yetişmiyor. Zaten ben ulaşabildiğim yerden mesulüm. Ancak cemaatimde veya cemaatlerde bir takım yanlışlar mümkün diye, hiçbir zaman bu yanlışları toplum önünde tartışmayı düşünmüyorum. Ve yanlışları olabilir diye cemaatimi terk etmeyi de hiç düşünmedim. Her şeye rağmen cemaatimde sayısız kahramanların, fedakarların, gönlü iman, Kur’an, Peygamber sevgisiyle atan arkadaşlarımın olduğunu biliyorum. Geçenlerde ilk defa Adana’ya gittim, hiç görmediğim, tanımadığım insanlarla gece birlere kadar sohbetler ettik, yemekler yedik, iman, Kur’an, hizmet konuştuk. Dışarıdan görenler bizi olsa olsa kardeş sanırlardı. Bu kardeşlik halinin, varsa her türlü yanlışı düzelteceğine eminim.

Ben bu cemaatimi seviyorum. Katılmadığım, eksik bulduğum noktalar var, ancak bunların zamanla düzeleceğine, bunca ihlâslı insanı Rabbimin boşa çıkarmayacağını biliyorum.

İrtibatım olan gençleri de mutlaka bir cemaat içinde olmaya teşvik ediyorum. Bir zamanlar ilgilendiğimiz, cemaat içinde yeni yeni bir şeyler öğrenen gençler, kendisini cemaatler üstü gören birkaç arkadaşla tanışmışlardı. Hiç gereği yokken bu arkadaşlar gençlere cemaatleri tenkit ettiler. Çıkardıkları yayın organlarının varlığını, metotlarını eleştirdiler. Asıl Said Nursi’yi kendilerinin anladığını ima eden, başkalarını küçümseyen konuşmalar yaptılar. Bu arkadaşlardan biri ehl-i dünya oldu gitti, biri başka bir şehirde durmadan cemaatleri tenkit etti ve hiçbir yerde barınamadı. Şimdi tek başına bir yerlerde yaşıyor. Diğer ikisi ise sadece kendi hayatlarını yaşıyor, bir yerlere pamuk ipliği ile bağlı olduklarını düşünüyorlar.

Kendilerini cemaatler üstü gören bu arkadaşlarımız kendilerini muhafaza edebiliyorlardı. Kendilerine değişik bir çevre kurmuşlar orada güzel şeyler de yapıyorlardı. Ancak bir takım şeyleri kendileri tenkit üzerine bina ettikleri için, etrafları ile bir cemaat olmuyor veya olamıyorlardı. Böylece sadece yakın çevreleri muhafaza oluyor, ancak bizim gençlerimiz gibi mekan uzaklığı araya girince iyice uyumsuz insanlar oluyorlardı. Bu gençlerin cemaatsiz kalmalarına vesile olmanın bir vebali olmayacak mı?

Bir defasında Nesil grubunda bulunan hikmetli bir arkadaşımız, cemaatler üstü olduğunu düşünen bir muhterem ağabeyimizin cemaat eleştirilerine karşı patlamıştı:

- Abi benim içinde bulunduğum cemaati bana kötüleme. Benim sana da muhabbetim var ve senden istifade ediyorum. Ancak ben bir cemaatin de içindeyim ve oradaki insanlarla da irtibatım var. Orada bir hizmetim var. Onları bana kötülersen benim onlara karşı hüsn-ü zannımı kırarsın. Bir daha ya onlara güvenmem veya sana güvenmem. Ben cemaatimi seviyorum, seni de seviyorum. Beni bir tercih yapmaya zorlama.

Bu ifadeler rahatsız olduğum o tenkit ortamında benim de hislerime tercüman olmuştu. Bediüzzaman’ın söylediği gibi; “İnsanların nefislerine dokunacaksa tenkit etmemek gerekir.” Ya hayır söylemeliyiz veya sükut. Benim de hem kendi grubumda hem de başka gruplarda katılmadığım şeyler var. Bazısını bu siteye yazıyor, sonra damara dokunacak diye göndermiyorum. Hatta bu yazıyı bile yanlış anlaşılır mı diye iki haftadır bekletiyorum. Bana göre kavgaya yol açmak en büyük bir yanlışı düzeltmekten daha yanlıştır. Bediüzzaman kavgalı olup, yanına hizmetlerini anlatmaya gelenleri; “ben sizden hizmet istemiyorum, aranızdaki tesanüdü muhafaza edin yeter” diye göndermişti.

Keşke hepimiz sırtımızdaki akrebi gösterenden memnun olsak, yanlışlarımızı cesaretle konuşabilsek, sadece doğruyu ben bilirim zihniyetinde olmasak, başkalarının da haklı olabileceğini öngörebilsek, bizim de hata yapma ihtimalimizi düşünsek ve bunu gösterene dua etsek. Ama realite böyle değil. Bazen cemaat taassubumuz ön plana geçebiliyor. Bu işi sadece biz biliriz anlayışı hakim oluyor. Ben de bazen “X konusunu bu insanlar nasıl böyle düşünebiliyor, diye hayretler içinde kalıyorum. Kendi kendime isyan ediyor, başımı taşlara vuruyorum.” Ama bu hep böyle oldu ve bundan sonra da olmaya devam edecek. Bazen okyanusların ötesini görürken, bazen de ayağımızın ucunu göremiyoruz. Hepimiz imtihana tabiyiz ve bu ölünceye kadar devam edecek. Bu hizmette, bu davada çok önlerde olmak, yıllanmış olmak, hatta çok hizmet etmiş olmak imtihanımızı ortadan kaldırmıyor, bilakis şiddetlendiriyor.

Onun için itidal. Hüsn-ü zan. Bazen Karakalem’deki yorumlara bakıyorum, öyle suçlamalar var ki bir mümin bunu nasıl söyler diye hayrette kalıyorum. Elbette ki mümin insaflıdır. Elbette her halükarda birbirimize haklarımızı helal ederiz. Ama kırılan kalpler helal etmekle düzelmiyor. Her türlü yorumlarımız ve yazılarımız kalplerimizi kırmasın, ihlas ve insaf dairesinde olsun. Yazı yazacak, hakikatleri paylaşacağız diye insanların dünyalarını yıkmayalım. Yıkılan dünyalar, sonra tutunacak bir yer bulamayıp aşağılara yuvarlanabilirler. Bunun vebalini kaldıramayız. Ben filan ağabeylerin kavgaları yüzünden cemaatini terk edip ehl-i dünya olanları tanıyorum. Sırf buna sebebiyet vermemek için bile her türlü niza cümlelerinden kaçmak evladır.

Kendi kendime hiçbir şartta, hiçbir şey için hiçbir din kardeşim ile kavga etmemeye söz vermişim. Bu sözüm için haklı olduğum halde sustuğum, haksızlıklara uğradığım, hatta birkaç defa ferdi teşebbüslerle bulunduğum cemaatten atılmak istenildiğim olmuştur. Ama ben hiç kavga etmedim, kavga edilen yerde de bulunmadım. Hep Allah’a tevekkül ettim, mukabele-i bilmisil zalimanesine tevessül etmedim. Üstüme çok gelindiğinde oturup Risalemi okudum. Ve Allah bu tavrımı hiç boşa çıkarmadı…

Ben bir cemaat mensubuyum. Kendi cemaatimi , cemaatimin tüm fertlerini seviyorum. Başka cemaatleri de seviyor takdir ediyorum. Geçenlerde bir cemaatin ileri geleni arayıp, cemaatlerinin bir problemi olduğunu ve yardım etmeyi isteyip istemeyeceğimi sordu. Tabii ki dedim. Yalnız benim filan cemaatten olduğumu biliyor musunuz? Evet dediler. Elimden gelen her şeyi sonuna kadar yapmaya hazırım dedim ve beni bile bile arayan bu arkadaşı son derece takdir ettim. Doğrusu da buydu, benim bir problemim varsa ben de ulaşabileceğim herkesten yardım isterim, akıl ve hikmet bunu gerektirir. Ama öyle şeyler var ki ben kendi arkadaşlarım arasında bile yanlış anlaşılacak diye söyleyemiyorum. Başka cemaatlerden de ancak böyle bir teklif gelirse memnuniyetle elimden geleni yaparım. Ama onlar böyle bir ihtiyaç hissetmiyorlarsa yapılacak şey ya hayır söylemek veya sükuttur. Durmadan gözlerine yanlış bildiğimiz şeyleri sokmak değildir. Herkesin aklı vardır, herkesin elinde Kur’an’ı ve Risalesi vardır. Herkesin imtihanı da kendinedir.

Kendi meşrebimin muhabbeti, hizmeti ile meşgul olmak, başka meşreplerin noksanları, bize göre yanlışları ile meşgul olmamak, ama her zaman onları iman, Kur’an hizmetine teşvik etmek, hayırlı işlerinde alkışlamak, istikamete davet etmek. İman kardeşliğinin de ancak böyle tesis edilebileceğine inanıyorum. Ve yıllardır da tüm kardeşlerimle de bu ilişkiler içinde bulunmayı seviyorum.

Yeni tanıştığım gençleri de önce kendi cemaatime davet ediyorum. Ama fıtratları uyuşmuyorsa da, mutlaka İman ve Kur’an üzerine olan bir cemaate dahil olmalarını istiyorum. Hangi grup olursa olsun, ama mutlaka Allah’ın rahmetinin cemaat üzerine olduğunu biliyorum.

  10.09.2007

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

21OktayGÖKKOCA, 09.05.2008, Tarsus

İster Müslüman ol, ister olma, ister Risale-i Nur talebesi ol ister olma, ister cemaat içinde ol ister olma, son nefesi verene kadar yaşadığımız her şey imtihanın bir sorusu. Cemaat içinde de problemler olacaktır bu nedenle. Ve biz bu durumda nasıl hareket edeceğiz bu da imtihan.

Evet, zaman cemaat zamanıdır bunda şek ve şüphe yok. Ve buz parçası hükmünde olan enaniyetimizi iştirak-i a'mal-i uhreviyye düsturu çerçevesinde eritmek gerek diye kanaatim var. Enaniyetlerin, fıtratların ve fikirlerin başkasının enaniyet, fıtrat ve fikirlerinde erimesi değil, bunların Kur'anın emrettiği hakik ihlası taşıyanlarla beraber eritilmesi gerek. Enemizi şahısların zatına değil, şahısların taşıdığı yüksek ahlaklara karşı eritiyoruz. İhlas Risalesi bir buz parçası hükmünde olan enaniyeti neden ve nasıl eritmek gerektiğini gayet açık izah ediyor. Bu izaha karşı akıl, kalb ve ruhu dinlemeyen nefs ve heva dahi teslim-i silah edip kaçacak yer bulamıyor.

İhlası en az onbeş günde bir okuyor muyuz? Hergün okunsa israf olmayacak derecede ihtiyacımız var bu aşikar.

20Tebrikler...Furkan Demir, 08.05.2008, Ankara & Kırıkkale

Kaleme almış olduğunuz konu gerçekten tebrike şayan...

"Zaman Cemaat Zamanıdır." prensibini gerçekten çok güzel işlemişsiniz.. bende bir cemaat mensubuyum.. ve cemaatimden çok memnunum elh...

19buz parçasının anlamı...yasin eşref, 24.01.2008,

Buz parçası aşağıdaki metinden daha iyi anlaşılıyor....

"      Risale-i Nura kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şakirdlerini teşvik etmek ve bir buz parçası olan enaniyetini, tam bir havuz kazanmak için, o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir. Yoksa başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur’aniyeye bilmeyerek zarar verir; belki zındıkaya bilmiyerek bir nevi yardım hesabına geçer." Hizmet Rehberi

18Bir buz parçası hükmündeki enaniyeti eritmek nedir?Selahattin Karakök 1, 24.01.2008, ÇAYCUMA

BİR FİKRİ OLMAMAK MI?

KENDİ PARMAK UÇLARINININ FARKLILIĞINI YOK FARZETMEK Mİ?

Cemaatin fikrini tek imtiyazlı kabul etmek mi?

Fıtri olmayan bir şey hak olabilir mi?

Zoraki seviyorum diyerek sevebilirmisin?

Ve akışta bir sıkıntı yok mu?

Cemaat gerçekten en büyük cadde mi?

Gönlü ne kadar geniş?

Hayatın tüm tezahürleri saygı, sevgi ve şefkat görüyor mu?

Her insan çekirdeği orada boy verebiliyor mu?

EVET ENANİYETİ ERİTMEK NEDİR?

YOK OLMAK MI?

SAFLAR HALİNDE DİMDİK OLMAK MI?

Sanki anlamının dışında kullanılıyor gibi…

17buz parçasımehmet, 22.01.2008,

buz parçası hükmündeki enaniyeti havuza atmak zor...

16CEMAATİ ÖZLEDİMyelda, 22.01.2008,

öncelikle yazıyı yazan yazara teşekkür etmek isityorum.HİZMET VE CEMAAT BENİM İÇİMDE BÜYÜK BİR YARADIR.şuan cemaat içinde değilim.tekrar kırılmaktan,tekrar üzülmekten korkuyorum.uzaktan izliyorum herseyi.KARAKALEMİ TAKİP EDİYORUM ARADA.bazı yazılar yaramı sarıyor.bu yazıda öyle birşey.çünkü cemaateeki çoğu kişi sorunlar varken yokmuş gibi davranıyordu.bazen ben mi çok hassasım diye düşünürdüm.fakat sorunlar oluyor.bu şahsi sorunlar genellikle.fakat şahsi sorunlar cemaatin maneviyatınıda etkiliyor.inanın ben hizmet için çok ağladım.hayatımı çok etkiledi olumsuzluklar.ben hizmet içinde kamplar yapmış,biçok insana hizmeti sevdirmede vesile olmuş,17-18 yaşlarımda çok geniş bir topluluğa risale dersi vermiş bir kişiydim.şimdiki durumum tam bir ehli dünyayım.sadece basım örtülü ve namaz kılarım.arada risale okurum.şimdi 30 yaşımdayım.yirmili yaşlarım yani tam 10 yılım buhranla geçti.çünkü sorduğum sorulara kimse cevap vermedi.cemaatteki bazı ablaların anlayışı,risaleleri taassup şeklinde yorumlamaları,maddi durumuna göre gördüğün değer(zenginsen veya güzel giyinmişsen veya ağzın laf yapıyorsa),İSTİŞARE DİYE YAPILAN GIYBETLER,oligarşik bir yönetim tarzı(bazı baş kişilerin kendi aralarında isitşare ederek karar almaları,başkalrını takmamları,bir kardeşin başka bir kardeşe yapılan eziyete kimsenin ses çıkarmaması,...BENCE HİZMETTEKİ KADINLARIN İMTİHANI DAHA AĞIR.ÇÜNKÜ FİTNE ORADA DAHA FAZLA.bu yorumum yayınlanırsa bazıları bana kızacak belkide.ben sadece gördüklerimi yazdım.olumlu tek şey benim için arada bazı kardeşlerle kurduğumuz muhabbetti.halen onun huzuru yüreğimde.çok olumsuzluk yaşadım fakat SEBAT ETMEDİM.BU DA BENİM KUSURUM.bikaç olumsuz olayı bikaç yıl sürekli yaşayınca sabır göstermeyip cemaatten cıktım.İYİMİ YAPTIM?HAYIRRRRR...KEŞKE CEMAATİM İÇİNDE KALSAYDIM.KEŞke ÜSTADIMIN SÖYLEDİKLERİNİ BİRAZ DAHA HAZMEDEBİLSEYDİM.BEN ACELECİ DAVRANDIM.VE HALEN BİR CEMAATE İHTİYACIM VAR.BUNU RUHUM,AKLIM,KALBİM İSTİYOR.VE ARTIK BİLİYORUM İYİNİN YANINDA KÖTÜDE OLUYOR...BAKIŞ AÇIM BENİ ÇOK YANILTTI.VE CEMAAT DIŞINDAN BAKINCA GERÇEKTEN CEMAAT OLMADA BİR RAHMET OLDUĞUNU GÖRÜYORUM.CEMAATİ ÖZLEDİM,AMA CESARETİM YOK.İNANIN GÖZLERİM YAŞLI YAZIYORUM BUNLARI.....yazınız çok güzel olmuş,beyninize,elinize sağlık....

15GÜZEL GÖREN-GÜZEL DÜŞÜNEN.bülent aktürk, 22.01.2008, istanbul

Levent bey kardeşimin SAMİMİYETİNDEN çok etkilendim.

üslub-u beyan ayni ile insan demişler,evet levent beyin üslubu tam nursi'ce.

ne diyelim bu tarza bu zamanda üstadımızın döneminden daha fazla ihtiyaç var.

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN.

14YOLUN HAKİKATİNDEN AYRILMABir Kul, 01.10.2007, Ankara

Levent Bey kardeşimizin sözlerinde samimiyet var..

Ben de samîmiyetimle birkaç önemli husûsu arz etmek istedim..

Tüm cemaat ehlinden de, ferdî arayıcılardan da beklenen ihlâs ve samimiyettir..

İhlas ve Samimiyette, azim ve istikamet üzere devam eden kişi Allah'ın cc. lütf-u inâyetiyle aradığına vâsıl olur…

Yolu Hak olan hiç bir cemaat Lideri veya Şahs-ı Mânevîsi bir kulüp oluşturmamıştır ki; o kulübe kayıt olup taraftar çoğaltalım.. Kıymet taraftar çoğaltmakta veya kayıt olmuş bulunmakta değildir.. Kıymet: senin istikametindedir.. Gâye ve Hedefinin yüceliğindedir..

ve o hedefe seni sürükleyen ihlâs ve samimiyetindedir..

Ehlullah’ın hizmeti; İnsanları ölüm ötesi yaşamın zorluklarına ve azaplarına karşı uyarmak ve kişiyi onlardan kurtaracak ilim ve amelleri göstermektir.. Nihâi hedefleri ise; Hak’ka vâsıl edecek yolları bildirmek ve bu konuda insanlara yardım etmektir..

Cemaatler üstü olduklarını düşünen ferdîleşmiş arayıcılar ise; Eğer ki kişileri ve cemaatleri eleştiri ile yürüyorlarsa, sürekli bir tepkisel kişilik sergiliyorlarsa; emin olsunlar ki bu yol Hak’kın rızâsına çıkmaz.

Bu yol Ego’ya (sahte benliğe) çıkar.. Ego’yu gerçek benlik dâvâsına iter.. Tek Gerçek BENlik ise HAK’kın BENliğidir. Ego izâfî, nisbî ve nazârî benliktir ki; belki HAK’kı bulmak için kaldırılması icâp eden bir perdedir.. Eritilmesi icap eden bir buz dağıdır..

Eğer cemaat içindeki bâzı şartlanmalar nedeniyle eritemediğiniz buz dağını, ulaşamadığınız, ve hissedip yaşayamadığınız hakîkatleri, cemaat şartlanmalarından uzak ferdî ahvallerde yakalayabiliyorsanız ve bu durum sizi HAK yolunun bir aşamasında ferdî olarak yürümeye zorlamışsa, çevrenizdeki kimseyi hafife almadan, hiç kimseyi kınayıp tenkid etme belâsına dûçâr olmadan, hatta elinizden gelen yardımı HAK adına kimselerden esirgemeden, ihlâs ve samîmiyet ile HAK’ka doğru yürümeye devam ediniz ..

Bu yolda ne cemaat gayedir.. Ne de ferdî yol gayedir..

Hepsi birer vesîledir.. Vesîleyi gâyenin üzerine koymak hatâ olur..

Hangi yoldan olursan ol: HAK’ka vâsıl olmak istiyorsan iyi bil ki;

Eğer Ego’n cemaat içinde gizli gizli büyüyor, yerleşip kuvvetleniyorsa, tarafgirlik ile fazîletfüruşluk yapıyorsa; Taklîde saplanmış olduğu halde, tahkîkin söylentisiyle avunuyorsa; Ego’nu kuvvetle besliyor, buz dağını suyun altında büyütüyorsun demektir.. Bu durumda sanma ki; cemaat seni kurtaracak!.. senin için cemaat içinde bulunmak dahî tehlike arz etmeye başlamış demektir..

Eğer ki; Ego ferdî olarak yürürken karşına çıkıyorsa, insanları hor görmene neden oluyorsa, kendi kusurlarına bakman icâp ederken, başkalarının kusurlarını görüyorsan, âlemi ednâ, kendini âlâ biliyorsan, sürekli tenkid edip haklılığını göstermeye çalışıyorsan, buzdağının altındaki devi suyun yüzeyine çıkarıyorsun demektir ki; mülhime nefs mertebesinde de olsan, ilhamlarının çoğunu cinden, şeytandan alıyorsun demektir.. Firâvunlar yoluna düşmektesin demektir.. Bu yolla nereye vâsıl olursun iyi düşün..!?

Ne olur Allah cc. aşkına:

Hak yolunda ilerleyen cemaat ehli arkadaşlar, cemaatin dışında da, Hak’ka yol arayan ve o yoldaki bazı aşamalara hiçbir cemaati götüremediği için bir süre yalnız yoluna devam etmek zorunda kalmış kişileri “Cemaatsiz” “Meşrebsiz” gibi düşünüp yaftalamasınlar.. Eğer Hak istikametinde Hakkânî olarak devam ediyorlarsa; tüm Hak yolcularının cemaatinden ve meşrebinden sayılırlar. Ve sizler de Hak istikametinde yürümüyorsanız, hangi cemaatin içinde bulunursanız bulunun; Hak cemaatinden ve meşrebinden değilsiniz demektir. Buna dikkat ediniz. Allah cc. cümlemize En’am yolundan hidayet lütfeylesin..

Selam ve Dua ile..

13tebrik...cihan cambaz, 26.09.2007, Ankara

yzadığınız yazıyı çok samimi buldum.Rabbim sabrınızın meyvelerini vermiş..Karşılaşacağınız her musibette rabbim sabrınız arttırsın...bu arada ben de cemaatimi can û gönülden seviyorum...Elhamdülillah...

Allaha emanet olun...

12muhabbet fedaisinemurat kurt, 19.09.2007, gebze

"Kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket edip başkasının tenkisi ile meşgul olmamak" düstürunu şefkatli uslubu ile

kaleme alan aziz agabeyimizi tebrik ediyor,iyi çalışmlar diliyorum.

11hayrola yakup nebioğlu, 18.09.2007, kırıkhan hatay

Bu yazı ve yapılan yorumları okuyunca elimden olmadan çocukluğumda yaşadığım bir hatırayı hatırladım. Bir komşumuz vardı memur, hali vakti bize göre çok iyiydi.Alkol bağımlısıydı .Gecenin en olmayacak saatlerinde hanımını döver iki çocuğu ile birlikte dışarı atar onlarda çaresiz bize sığınırdı .Annem babam ve diğer komşular başlardı kadınla konuşmaya nasihat etmeye ;Herkes kadına katlanmak zorunda olduğunu idare etmesi gerektiğini söyledikçe kadın ve çocuklarda o zaten eğik olan boyularını iyice büküyorlardı.Benim o zamanlarda kalbim adete göksümde fırlayıp çıkacak gibi çarpmağa başlardı bu esnada göz yaşlarımın akması imdadıma yetişir kalbimin yükünü azaltır ve çarpıntım hafiflerdi.Uzun yıllar babama anneme ve yaşlı komşularımıza bu kadına ve çocuklara yaptıkları bu tavsiye için içimde kızgınlık besledim. Başka bir çere daha olmalı idi ve bu insanlar bu eziyete mecbur olmamalı idi Benim çarem hazırdı kadın ve çocuklar ayrılmalı bu sıkıntı bitmeli idi Maalesef benim 6,7 yaşında düşündüğüm çareyi benden çok büyük çok akıllı büyükler düşünemiyordu Bu sıkıntının asıl müsebbibi olan baba ya kimsenin bir şey söylememesi isyanımı daha da artırırdı. Zamanla anladım ki ekonomik gücü temsil eden bu zalime itaati tavsiye edenler mazluma sahip çıkmak, bir dilim ekmeği bölüşmek gibi erdemleri gösteremeyecekleri için zalime boyun bükmeyi tavsiye ediyorlardı Bu hal insanı daha da zayıf daha da çaresiz daha da kimsesiz ve güvensiz ediyordu. Mesele ye bu yazının doğrultusunda bakacak olursak kendisine yapılan haksız muameleyi sabır ve sessizlikle karşılayarak savuşturan yazarımız bunu bir çere olarak tavsiye ediyor Bu kadar mı çaresiz olduk Müminin tavrı haksızlıklara cesaret veren bir tavır değildir. Zaten cemaatin rahmet olmasının bir çok sebeplerinden biri de İnsanın Allahtan gaflet edip günaha gireceği zaman yanındaki mümin kardeş ininin tavrını düşünerek günahtan korunmasıdır. Bırakın katılmayı bizim sessizliğimiz bir yanlışlığa cesaret vermişse bile o yanlışlıktan sorumluyuz Kimsenin kavga etmesini filan istemiş değilim ama Allah bize taraf olma duygusunu hakka taraf olmak için verdi Zalim de olsa mazlumda olsa kardeşlerimize yardımı peygamberimiz emretti .Bun emri peygamberi gereğince mazluma sahip çıkarak zalim kardeşim izinde zulmüne ortak olmadan onu o zulümden alı koyarak yardım edeçeğiz

10enaniyet buzlarını eritmek.cem akkaya, 18.09.2007, iskenderun

benlik,hodfüruşluk ve buram buram enaniyetin dal budak salmış olduğu şahsımızı hizmetin şahsı manevisinde eritmek.

ihlas düsturlarını okumak önemlidir ama bizim olan ihlas düsturlarını yaşamak.uhuvet ve tesanüd tahşidatlarından feyizler almak ama bizim olan uhuveti,tesanüdü,kardeşliği,civanmertliği yaşamak.

satırdan okumak kitapta kalır ama yaşamak ve vücudunun zerreleriyle yaşamak benimdir,senindir,onundur.her kim müşteriyse yaşasın ve sahiplensin.

Yani madem Allahı(CC) seviyoruz,ozaman onun bizden istediğini yaşamalıyız,muhabbetle sarılmalı ve gerekirse başka yollarla istihdam olanlaradahi şevk verilmeli.

karşımızda dehşetli yangınları ancak ve ancak muhabbed fedailerinin tulumbalarındaki sularla söndürebiliriz,ve dumandan bayılanlarıda yine muhabbed fedailerinin nefesiyle,kucaklamasıyla,gülen yüzüyle,şefkatli ruhuyla nesimlendirebiliriz.

hava gibi,su gibi latif olmalıyız çünkü değil has kardeşler,değil başka meslek meşrepdeki kardeşler,değil başka yollar,belki tüm insanlık muhabbetin ve şefkatin esiridir.

işte böyle esir alınan kalpler ve ruhlar Cenabı Hakkın tutsakları olurlar.İşte bu tutsaklar imanlı kabre girmenin teşekkürünü bizlere haşir meydanında yapacaklardır.

nemutlu ihlasıyla,samimiyetiyle,şefkatiyle Allahı (cc) sevdiren ve ona tutsak olcak nesillere zemin hazırlayanlara.

nemutlu bir buz parçası hükmündeki enaniyetini,cenabı hak yolunda hizmet havuzunda eriten muhabbet fedailerine.

İnsanlık onlara minnettar olacaktır...

saygılarımla ..cem

9hepimize bulaşan, benlik için yapılan niyetten korkalım!melih, 11.09.2007,

yeterki niyetimiz Allah rızasını gözeterek insanlık için olsun.

o halde korku neden. elbetteki kendi kurmuş olduğu bu dünyanıın. kuralını gözeterek bizim için hayırlısı her neyse bir bahaneyle gerekli olan uygulamayı yapacaktır . niyet ve teslimiyet yeter ve artar bile biz ondan korkalım.

"Yeni tanıştığım gençleri de önce kendi cemaatime davet ediyorum. Ama fıtratları uyuşmuyorsa da, mutlaka İman ve Kur’an üzerine olan bir cemaate dahil olmalarını istiyorum. Hangi grup olursa olsun, ama mutlaka Allah’ın rahmetinin cemaat üzerine olduğunu biliyorum."

işte bunu insanlara kabul ettirmek çok zor .

bırakalım ne derlerse desinler . önemli olan niyet diyorum

senin için neresi daha faydalıysa orda bulunman ve ayran gönüllü olmadan sabit kalmak önemli olan. demeye çelışıyorum kendime.

8yoğurdun tadına bakmak.musab, 10.09.2007, İstanbul

Başta yazının başlığına, düşüncesine ve niyetine bakarak,böyle bir yazıyı yazmış olmanızdan dolayı teşekkür ederim.

Ayrıca bu tarz bir yazının bu sitede yayınlanmış olması da KARAKALEM camiasının halis bir niyete sahip olduğunu gösteriyor.

Ümit ediyorum ki Levent Abi diğer kıymetli yazar abilerimiz de bu yazının ana düşüncesinde,anlatılmak isteneninde ittifak etmişlerdir.

Cemaat ve taassup kelimeleri yan yana çok kullanılıyor.

Bu da cemaat müntesiplerini biraz kırıyor.Bu yanlış kullanılıyor.

Müntesip bir kardeşin kendi sorudur taassupluk.

Bir cemaate dahil müntesibden KURAN EHLİNİN şe'ni olarak tahkik etmesi, takdir etmesi ve daha iyisini, daha hakkınını bulup bulduğuna teslim olması beklenir.

Tahkikten sonra hala önceki grubunun davranışlarını savunup daha düzgün ve daha disiplinli hareket eden grubu takdir etmeyip, ondan istifade etmeyip ve de o gruba tebliğinde yönlendirme yapmazsa o zaman taassup var diyebiliriz.

Hiçbir grup yoğurdum ekşidir demez doğrudur. Fakat yoğurdun tadına bakıp karar verecek de insanın(tahkik ehli olan müntesibin) kendisidir.

Vahib-ül hayat olan Cenabı Hak(C.C) bizleri risaleinur talebelerinden eylesin. ÂMİN

7imtihanyusuf çınar, 10.09.2007, konya

Üniversite yıllarında cemaat içindeydik.Gurbette olmamızn verdigi sıkıntılar ve aileden uzak olmanın verdigi huzursuzluk.Bunu cemaatin içinde olmakla aştım.Birlikte yapılan çay sohbetleri,sabah namazını cemaatle kılmak belki en güzelide yarımsaat bereber risalei nur okumak.manevi atmosferde huzuru yakalamak.Çok güzel bir uhuvvetin oluşması.Bundan sonra ise imtihan dedigimiz realite ortaya çıkıyor.Abilerimizin anlattıkları ve duayla bu imtihanı aştık ve bu dönemlere geldik.Aşamayanlarda oldu bu aşamayanların çoguda eleştiriden kaynaklanmıştı.Eleştirİnin nekadar az olursa hak ve hakikatin daha yayılacagını düşünüyorum.özellikle bu dönemde eleştiri vazgeçilmez hale geldi.hak ve hakikat için dil dökülürken şimdi onun yerini eleştiri kültürü aldı.Buda bir imtihan ve bu imtihan fazla yara vermeden bu imtihanları aşarız RABBİM bu imtihandan bütün kardeşlerimizin yüzü pak şekilde çıkmak nasip eylesin.hak ve hakikati duyurmak için ugraşan arkadaşlarada yigitlerede çok iş düşüyor.Allah yar ve yardımcıları olsun.selam ve dua

6HER CEMAAT BİR FİDANLIKemine kose, 10.09.2007, adana

Yazınızdan ötürü cok tesekkür ediyorum.Ben üniversite öğrncisiyim. Manevi atmosferin savurdugu bu zamanda daha az savrulmak icin buyuklerimizin tecrübelerine ciddi ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.Değerlendirmenize katılıyorum,su an ara vermek durumunda kaldıgım okul hayatımı,gönülden sevdiğim hizmetler olmadan düsününce bos geliyor gecen yıllar.ve bir teselli oluyor ``o zaman yasıyordum`` diyorum. bize yol gösteren,rehberlik edenler, hizmet etme zemini hazırlayanlar olmasaydı tek basımıza ne yapabilirdik ki. esen bir rüzgarla savrulup giderdik dünyanın cezbedar oyunlarına. uzun oldu farkındayım fakat asırı tenkit eden cümleleri duyunca ruhum inciniyor acıkcası.İman adına hiçbir seyden haberi olmayan öyle cok insan var ki, mümin kardesliğiyle bir olup bağrımızı acmazsak Efendimiz (sav) i ve ashabı kiramı ne kadar temsil etmis oluruz. son olarak su anda görusum; HANGİ CEMAAT OLURSA OLSUN HEPSİ BİR FİDANLIK bence. ıssız corak bir yerde bir tohum yetismesi agac olması zordur.oysa bir fidan olarak dikersek bir ağac bir ormana vesile olabilir. bizde müslümanlar olarak bir araya gelip tohum halinde bulunan imanın kalpte catlayıp büyümesine kadar yasantımızla ahlakımızla manevi desteğimizle örnek olsak ve sonra illede burda kalacaksın demeden (cemaat taassubunu bir yana bırakıp) ruhen neresi müsaitse bıraksakda öyle yasasa dinini kardesimiz.İhlas deyince, gelen makam icin gelmis samimi gelmis bizi aşyor belki basta makam icin yapılan sonra Allah icin olur nereden bileceğiz kalpler bizim ilmimizi asıyor. mevlana gibi ``NE OLURSAN OL YİNE GEL`` demek düsüyor bize bence. çalısmalarınıza bereket diliyorum .Allah razı olsun.

5onlari da affettim.ABDURRAHIM SALIH, 10.09.2007, gunesin dogdugu yer

onlari ne yapacagiz diyor huseyin bey.

Allah (cc) meleklerden gelen boyle bir soruya " onlari da affettim " ile cevap veriyor.

4tebrikler... :)fatma, 10.09.2007, İstanbul

öncelikle levent bey i tebrik ediyorum. bir de şunları eklemek istiyorum ben bununla çok karşılaştığım için söylicem insanların hatası cemaate mal ediliyor bunu ayırt etme insafını göstermek gerektiğine inanıyorum...

ayrıca üstad bile benim sözlerimi kendi akıl terazinizle tartıp kabul edin diyor gerçekten bahsettiğiniz gibi bazı insanlar cemaatlerinin her sözünü kanunmuş gibi görmeleri beni de gerçekten çok rahatsız ediyor. bende bir cemaate bağlıyım ama hataları görmek düzelmesi için de girişimlerde bulunma taraftarıyım ve hiç bir zaman için kendi cemaatim dışındaki cemaatleri ne eleştirme ne de yerme taraftarıyım... herkes kendini tatmin ettiği yerde olmalı...

3ihlas ve uhuvveti artırmak için dua edelimyusuf çınar, 10.09.2007, konya

yazı genel olarak baktıgımızda herkesin altına imza atması gereken bir yazı.cemaat üstüyüm deyip uhuvveti,dayanışmayı,muhabbeti ,sarsan insanlar var.Allah cc onlara gercegi görme nasip eylesin. hüseyin göçmen beye

zayıflayan uhuvveti ve ihlası kuvvetlendirmek için daha çok çalışacagız.Ümitsizlige düşmeyecegiz.inancımız batıl degil ki ümidimiz kırılgan olsun.o girenleride ihlas ve uhuvvet derecesine nasıl çekebiliriz diye kafa yorup YARADICIYA dua etmeliyiz.

2İhlassız insanlar arasında ne yapmalı?Hüseyin Göçmen, 10.09.2007, biraz oradan biraz buradan

Ulaştığınız noktaya ben de gönülden katılıyorum. Cemaat üstü yaşamak hiç kolay değil hatta belki yanlış. Fanatik olmadan bir yere ait olmanın, tek başına yaşamaktan evla olduğu kanaatindeyim ve de benim de şahsi tecrübelerim sizinkiler gibi aksinin menfi neticelerinin olduğunu destekliyor. Bir sorum var ki bu konuda yorumculardan yorum bekliyorum.

Bir cemaat insanlara maddi değerler ve makamlar kazandırmaya başladığında bizlerin bu halis niyetinin yanında başka sebeplerle cemaate girenler de olacaktır ve oluyor. Bu durumda hem ihlas hem de uhuvvet zayıflıyor. Bu durumda halis niyete sahip kişi nasıl bir tavır takınmalıdır?

Teşekkürler

1tesekkurlerlevent, 09.09.2007, Maputo/Mozambik

tesekkurler levent bey.hakikati yazmissiniz.Rabbim Calismalarinizi bereketlendirsin.selamlar saygilar




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut