Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kuvveti ihlasta bilmek
–Metin Karabaşoğlu

[*4.670 yazı içinden]

Milletvekilliğini dört dönem reddeden bu zihniyeti seviyorum

Yazara Mesaj Gönder

SİYASETÇİLERİ TAKİP etme gibi bir alışkanlığım olmadığı için doğrusu Orhan Doğan hakkında pek bir fikrim yok. Kürt kökenli bir siyasetçi olup, davası uğruna 10 yıl civarında hapis yattığını gazetelerden okudum. Şahsı hakkında bilgim yok. Bu yazı da onun şahsı ile ilgili değil. Benim dikkatimi çeken nokta onun ölümü.

Yine davası uğrunda Doğubeyazıt Belediyesi’nin düzenlediği bir toplantıda konuşma yaparken bayılan Doğan, kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak vefat ediyor.

Bu ölüm doğrusu beni çok düşündürdü. Yıllardır bir ideal uğruna koşuyor, mücadelelere, kavgalara, hapishanelere giriyorsunuz, ama bir gün ecel sizi uğruna koştuğunuz o insanların arasında yakalayıp, başınızı yere indirebiliyor.

Evvelki gün bir başka ölüm haberi ile sarsıldım . Üniversitede hoca olan bir arkadaşımız memleketine giderken geçirdiği bir trafik kazasında, hanımı ve annesi ile beraber vefat etmişti. Hemen her gün bir yerlerde karşılaştığımız arkadaşımızın 30 yaşlarındaki bu beklenmeyen ölümü beni derinden sarstı. Tek tesellimiz O’nun imanlı, Kur’an’lı, ibadetli bir arkadaşımız olmasındaydı. Son konuşmalarında hep bize projelerinden bahsederdi. Yurt dışına gitmek istiyordu, İngilizcesini ilerletmeliydi, doçentlik çalışmalarını hızlandırmalıydı, bir an önce profesör olmalıydı. Zaman zaman sohbetlere gelirdi. Biz bunun sürekli olmasını isteyince, o da “hele bir doçent olalım, bu işlere o zaman daha çok vakit ayırırız” derdi.

Şuayip arkadaşımız bu dünyada doçent olamadı. İnşallah ahiret hayatında en üst rütbelere çıkarak Hz Peygamber’e komşu olmuştur. Ancak bana güzel bir ders bırakarak gitti: Önce şu noktaya, şu makama gelelim, şu dünya işini halledip sonra ahirete bakalım diyen nefsime fiili bir ders verdi. Rabbimize kul olmanın, imana, Kur’an’a, ilme, Risaleye çalışmanın yarını, sonrası yoktur. Bugün boğazımıza kadar gömüldüğümüz dünya işlerinden vakit ayırıp, biraz da nefsimizi terbiye için, imanımızı inkişaf ettirmek için çalışmalıyım. Ebedi hayat, bu dünya karşısında ne kadar önemli ise, orası için ve burası için o kadar dengeli çalışmalıyım.

Çok ürperdiğim İlahi kelamlardan birisi Hûd Süresi’nin 56. Ayetidir. Burada Rabbimiz nasıl bir kudret sahibi olduğunu, bize bakan yönüyle nefislerimizin kaçamayacağı bir tarzda ortaya koyuyor:

“Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın. Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adalet üzeredir”

Bu dünya, dünyevi anlamda pek çok kudretli liderler gördü. Etraflarına korku salan, Firavunlaşan, Rabliğini ilan eden hükümdarlar tanıdı. Kendisini vazgeçilmez sanan gafilleri toprağın altına aldı. Öyle ki bu damar günümüzde oldukça zayıflasa bile tamamen ortadan kalkmadı. Çeşitli vesilelerle günümüze kadar hep canlı kaldı. Tabii ki etraflarında pek çok modern dalkavukları sürekli besledi ve onlarla beslendi.

Ve yine bu topraklar şimdiye kadar pek çok davalar gördü. Türkçülükten Kürtçülüğe, Milliyetçilikten Sosyalistliğe, İslamcılıktan Atatürkçülüğe kadar pek çok dünya merkezli ideoloji insanları yıllarca peşinde sürükledi. Bu idealler uğruna nice gençler kendilerini feda ettiler. Nice canlar yandı, nice analar gidenlerin ardından gözyaşı döktü.

Ama dünyaya meyletmeyen, ona en küçük bir pay bile vermeyen insanlar da gördü çağımız. İslam tarihinde böyle pek çok kahramanla karşılaşabiliriz. Günümüzde de imani şehameti, imani kahramanlığı ruhunda, tüm varlığında yaşayan fedakarlar az değil. Bu tercihi dünyevi nimetler alternatifine rağmen seçen gönül kahramanlarını seviyor, onlar gibi olmaya çalışıyoruz.

Bunlardan en son şahit olduğum gönül adamlarından birine tam dört seçimde kazanabileceği yerlerden milletvekilliği teklif edildi. Hatta hükümeti kurması kesin olan partilerden teklifler geldi. O kabul etmedi. Çevremizde pek çok kişi, hatta ehl-i takva insanların bir kısmı bile meclise girebilmek için acımasızca yarışır, birbirlerini karalarlarken, o tüm teklifleri elinin tersi ile itti. Kendisine iki defa da dönemin güçlü liderleri tarafından, diyanet işleri başkanlığı teklif edildi. O yine reddetti.

Doğrusu reddetmesinden daha çok, bu ülkede milyonlarca insanın can attığı o makamları reddetme sebebiydi beni derinden etkileyen. Kendisine teklif edilen bunca koltuğu reddedişini mana olarak şöyle açıklıyor bir röportajda Hayrettin Kahraman:

“Ben bu yerleri kabul etsem nasıl artık kitap okuyabilirdim, nasıl İslami ilimlerle meşgul olabilirdim? Bu yerler devamlı dünya ile meşgul olmayı gerektiren, siyasi makamlar. Ben ise ahirete, ilme bakmak, onlarla meşgul olmak istiyorum. Beni bu meşguliyetlerimden alıkoyacak hiçbir şeye, hiçbir makama da girmek istemiyorum. Ben okumak, düşünmek ve ilim yolu ile insanlara faydalı olmak, Allah’a yaklaşmak istiyorum.”

Bu ifadeler pek çok Müslüman’ın siyaset için birbirine girdiği, nasıl benim gibi düşünmezsin diye kardeşini suçladığı, herkes x partili olacak diye dayattığı bir ortamda ne kadar da anlamlı. Hele vakitlerimizi televizyon karşısında, haberlerin peşinde, anketlerin derdinde, boş sohbetlerde harcadığımız bu ortamda ne kadar ibret verici.

Biri, vaktini alacak, imandan, ilimden, Allah’tan uzaklaştıracak diye dünyanın en büyük makamlarını reddederken; biz Allah’ın nimeti, ikramı olan, ama süresi de belli olan vakitlerimizi nasıl değerlendiriyoruz? Yoksa iki günü eşit olan ziyandadır diyen bir Peygamber’in ümmeti değil miyiz? Yarın çok geç olabilir, bugün kendimiz için, Allah için ne yapıyoruz?

  27.08.2007

© 2015 karakalem.net, Levent Bilgi

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

3RİYASIZ ÜSLUBhüseyin, 27.08.2007, İstanbul

Duru anlatımınızdan dolayı size çok teşekkür ediyorum.

kelimeleriniz kalb'ten yazılmış,onun için bu üslub'a ÇOK İHTİYACI VAR KARAKALEMİN,bu günler de karakalem net de net olmayan flu tartışmalardan dolayı istifade kapıları sanki kapanmış gibiydi!....

KAPIYI ARALADINIZ çok teşekkür ediyoruz,falanlar şöyle o zaman filanlarda şöyle al bakalım üslub(suz)'u ile bir yere varmamız ne mümkün soruyorum sizlere?..

ehiller fetva versin bunca güzellik varken husumet niye!..

YETER ARTIK BENİM HAKKIM,SENİN HAKKIN(HAKKIMI VERMEDİLER O ZAMAN BENDE İLİMLE(SAMİMANE ...........)HAKKIMI ALIRIM!

ALAMAZSIN!...HAK'KIN HATIRINI ŞAHSİ MENFAATLERİMİZ DEN ALA TUTMADIKÇA ALAMAZSIN!

HAYRETTİN KA(H)RAMAN DURUŞU KAHRAMANCA ÖRNEK OLA HEPİMİZE...........

2davasi ugruna olenler ve evine televizyonlu JAKUZI taktiranlar !gurcan, 26.08.2007, norvec

ya hayrettin ka[h]raman hocamizin buyugu ve Ustadi Bediuzzaman hz.lerinin sark umumi vaizligini ve ona yapilan mesken teklifini ve o zamana gore dolgun maas teklifini reddedisine ne dersiniz ?

veya ustad hazretlerinin ustad-i azam`i aleyhisselam efendimizin mekkenin reisligini , mekkenin efendiligi ve hesapsiz diger teklifleri reddedisine ne diyecegiz ? " bir elime ay ve bir elime gunesi verseniz ben yine davamdan donmem ! " deyisine ne dersiniz ?

muhterem hocaefendinin dedigi gibi

" cumhurreisligi teklifi bana rabbime kullugun ve rabbimin rizasini tahsilin yaninda hakaret gibi geliyor. Allaha kullugun ve rizasini tahsilinin disinda bir makam ve mansip cumhurreislikte olsa cok cok asagida bir makamdir "

( manaca) demesine ne dersiniz ?

bunun paralelinde metin bey ustaddan alintiladigi ve "kime oy vermeli" yazisinda aktardigi bu konuda ki soz ise hakikati oz bir sekilde ifade ediyor:

" Bediüzzaman’ın “Güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım sahabiler ve onlara benzeyen mücahidînden, selef-i sâlihînden başka; siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar müttaki olanlar, siyasetçi olmazlar” tahlili, siyasete ve siyasetçiye bakışımızda temel noktalardan birini teşkil etmelidir. Siyasette ve siyasetçide ‘hayr-ı mahz’ aramayıp, bilakis ‘ehven-i şer’ mantığıyla bakmamız bu sebeptendir.

demek ki yol bu !

o yola kurban olayim !

yanlis yolda ama o yanlis yolun samimi yolcusu olarak olen orhan dogan ise yalnis kulvarda ama dogru bir ders veriyor.

kendi bos davasi yolunda bos bir kuheylanin catlayip olmesi olebilmesi karsisinda benim tanidigim bir abi ise su siralar evine 3 kisilik jakuzi taktirmakla mesgul ! hem de televizyon seyretme imkanida varmis banyonun icinde !?

rabbim kazanma kusaginda kaybettirmesin ve bir lahza rizasindan ayirmasin ve encamimizi hayr eylesin! amin.

1Berat ve Memat..M.Said, 26.08.2007, rize

Selamun Aleyküm..Öncelikle Başınız sağolsun.

Beratla ilgili bir yazı okurken(Süleyman Kösmene-Yeni asya-Berat ve mukadderat) karakalem'de yeni yazı varmı diye içimden geçirdim..Çünkü tamda bu saatlerde (01:00) yazıların yayınlandığını keşfetmiştim.Levent Bilgiye çok müteşekkirim; hem Orhan Doğan'ın hem de arkadaşınızın vefatı (Allah rahmet eylesin), ve Hayrettin Karaman'ın duruşu çok şeyleri anlattı bana..Yarıda bıraktığım yazıyı tekrar baştan okumaya başladım.Zülcenaheyn bir durumu gecenin bu saatinde yaşatan Rabbime şükürler oLsun..Tekrar teşekkürler..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut