Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

İşimiz gerçekten zor

Yazara Mesaj Gönder

BUGÜN BURADA, ‘yorumlar’ bölümümüzün iki ‘proaktif’ katılımcısının iki yorumundan söz edeceğim.

Bu yorumların birincisi, başlığı çıkarılmış olarak sitede yayınlandı; diğerinin ise yayınlanması uygun görülmedi.

Birinci yorumu yayınlarken, başlığının çıkarılmasını uygun gördük, çünkü kendisi gibi düşünmeyen mü’min kardeşlerine dilediği eleştiriyi getirmekten çekinmeyen yorumcu arkadaşımız, kendisinin eleştirilmesini ise istemiyor olmalı ki seçtiği başlıkta “Bu yoruma kimse cevap yazmasın” mesajını vermeyi tercih etmişti.

Yani, o kendisi gibi düşünmeyen mü’minlere dilediğini söyleyecek, ama onun gibi düşünmeyenler ona karşı kendilerini müdafaa ve ifade edemeyeceklerdi...

Sonuçta yorumu yayınladık, ama hiss-i adalete ders düşen başlığını çıkararak...

Ahlâkın en basit tarifinin “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” olduğu söylenir. Diğer bir deyişle, “Ancak kendine yapılmasını istediğin şeyi başkalarına yap.” Biz mü’min kardeşimizi hatasından dolayı eleştiri hakkımızı savunurken, eleştirilmemizin de bir hak olduğunu biliyor; www.karakalem.net’i şahıslarımızın ve yazılarımızın dokunulmaz olmadığı bir formatta sunuyoruz. Dahası, sitenin editörü olarak bana yönelik yorumları değerlendirir ve onaylarken yazarlarımıza yapılan yorumlara göre daha esnek davranmaları şeklinde bir ricam var “yorumlar”a izin verip vermemekle yetkili arkadaşlarımızdan. Hal bu iken, eleştiren ama eleştirilmek istemeyen bir yorumu bir ahlâk ve zihniyet zaafıyla mâlûl bulduk ki, yayınlamadık. Yine de, hüsnüzannı elde tutarak, kardeşimizin niyeti bu olmayıp ‘tartışma uzamasın’ düşüncesiyle o başlığı atmış olabileceği ihtimalini de buraya kaydedelim.

Gelelim yayınlamadığımız yoruma...

Bu yorum, “Hudeybiye turnusolu” yazımız için gönderilmiş. Öncelikli muhatabı yazının yazarı olarak ben değilim. Öncelikli muhatap, “Eleştiriyi Tahrip Addetmek” başlıklı bir yorum yazan mü’min kardeşimiz.

Ne yapmış bu kardeşimiz?

Yazımıza ve yazımızda temas edilen noktalara iştirak ettiğini belirten kişilere yönelik ‘tenkid hastalığı’ kabilinden yorumlara cevap vermiş.

Nasıl bir üslupla?

“Münekkidler diye tenkid ettiğin kişilerin işleri güçleri oturup tenkit yapmak, eleştirmek değil. Herkes kendi çapında ve anlayışında hizmet etmeye çalışıyor” demiş.

Ne dersiniz? Burada bir hakaret var mı?

“O hizmet tarzına uymadığını birtakım ilmî ve insaflı tesbitlerle gösteren ve bunu yazıya döken kardeşlerimizi hemen tenkitçi yaftasıyla karalamak ve ‘İşiniz gücünüz hizmet edenleri karalamak’ deyip kulakardı etmek, hizmet mi?” demiş.

Burada bir hakaret görüyor musunuz?

“Tenkidi bazan cerbeze, bazen de insaf ve merhamet işletir. Lütfen, merhametten gelen tenkidi diğeriyle karıştırmayınız” demiş.

Bu sözün neresinde hakaret var?

“Üstadın Hücumat-ı Sitte’de yaptığı ikazlar kimin için? Ehl-i dalâlet için mi? Yoksa hizmet etmek isteyenler için mi? Orada enaniyet, korku, kıskançlık, hubb-u câh gibi damarlardan dolayı, hizmet ettiğini zannettiği halde hizmeti baltalayan zihniyete ikazlarla doludur” demiş.

Bu sözün neresinde hakaret var?

“Sonra, bir hizmetin kıymeti, dağları taşları, dünyayı aşmasıyla değil, rıza-yı ilâhi ile orantılıdır” demiş.

Bu söz mü hakaret içeriyor?

Ve ilgili kardeşimize göre, verdiği bir örnek üzerinden, meselenin özeti: “Mesele, araçların amaçlaşması. İşte bu amaç-araç sapmasına karşı yapılan eleştirilere yönelik yapılan savunmalar, ölçülü ve insaflı olmalı.”

“Eleştiriyi Tahrip Addetmek” başlıklı yorum, işte bu cümleyle bitiyor.

Doğrudan bu yorumu yapan kardeşimizi ismiyle muhatap seçen ve yayınına izin vermediğimiz bu yorum, “Fikir platformunda fikirler tartışılsın o zaman. Tutup da küçüklüğün alâmeti olan, kişilerle ne diye uğraşılıyor?” diye başlıyor bir kere. Gördünüz, hepimiz daha ilk cümlede ‘küçüldük’ gitti! ‘Ölçülü ve insaflı tenkid’e davetin ilk karşılığı ne yazık ki böyle.

Ama asıl fecaat sonra başlıyor:

“Buyrun fikrinizi söyleyin, tartışalım. Ama sevdiğim kimseye lâf atma!”

Hayır hayır, bu kabadayı ağzı, asıl fecaatin sadece başlangıcı.

Sonrasında, işte yorumu yazmamızı uygun görmediğimiz cümle geliyor. Bu cümleyi aynıyla koyacak değiliz. Çünkü gerçek bir fecaat ve tam bir hamakat ile karşı karşıyayız. Bu kabadayı ağzından sonra, daha önce hiç kimseden duymadığımız bir iddia dile getiriliyor.

İddia şu: Sözümona, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur mesleğine sadakatiyle maruf en güzide talebelerinden biri, Bediüzzaman’ı eleştiren bir yazısından dolayı Necip Fazıl’ı öldürmek istemiş!

Evet, insanın kanını donduran bir iddia bu! Ve ne İslâm’ın temel esaslarıyla, ne Risale-i Nur’un hikmet ve rahmet yüklü mizanlarıyla izahı mümkün...

Yıllar yılı dile getiregeldiğimiz bir hastalığın işi nerelere kadar götürebileceğinin bir nümunesi üstelik.

Bediüzzaman’ın hayatını biliyoruz. Risale-i Nur’un düsturlarını biliyoruz. Bediüzzaman’ın talebelerine verdiği son ders ve bu dersin ‘esbâb-ı mucibesi’ni biliyoruz. Bediüzzaman’ın “Onlarla dostuz ve kardeşiz; ama siyaset noktasında değil” kaydını düşmekle birlikte Necip Fazıl’a ‘elli talebesi kıymetinde’ bir değer verdiğini de biliyoruz. Ve yine Bediüzzaman’ın ona karşı en şedid mücadeleyi yürüten Afyon savcısına bedduadan dahi, küçük kızının hatırına dilini uzak tuttuğunu biliyoruz.

Bütün bunlar, böyle bir iddiayı daha duyar duymaz Risale-i Nur mizanlarıyla izahı gayrikabil bir deli saçması olarak reddetmeyi iktiza ediyor.

Haydi farzedelim ki, gerçekten böyle birşeye Bediüzzaman’ın bir talebesi güya Bediüzzaman’a muhabbet adına kalkıştı, o kişinin daha o dakikada Risale’yle de, Bediüzzaman’la da alâkasını yitirmiş olacağını da biliyoruz.

Gelin görün ki, ne insaniyetle, ne İslâmiyet’le izahı gayrıkabil, Risale-i Nur’un tek bir satırından dayanak bulması imkânsız bu deli saçmasını, yorumcu arkadaşımız kimden duyduysa duymuş ve sorgusuz sualsiz kabul etmiş. Hadis alimleri Peygamber sözü diye aktarılanı bile ‘eleştiri’ye tâbi tutup bir ‘hadis kritiği’ geliştirdikleri ve böylece bir sürü saçmalığın “Peygamber böyle demiş” diye mü’minlerin dünyasında yer bulmasına izin vermemiş oldukları halde; ‘eleştiri’den hazzetmeyen bu kardeşimiz bu iğrenç rivayeti ‘eleştirisiz’ kabul etmiş.

İş bu kadarla kalsa, yine de o kadar mesele değil. Oysa bu iğrenç rivayet durduk yerde aktarılmıyor. Arkadaşın asıl derdi başka, karakalem.net’in özgür ruhlu iklimi onu rahatsız etmiş, Risale-i Nur’un rağmına bu kan kokan iddiadan beslenerek durumdan vazife çıkartılıyor.

Hadi açık konuşalım. Vermeye kalkıştığı mesaj şu: “Bana bak, kulağıma üflendiğine göre, üstadı eleştirdi diye bir talebesi Necip Fazıl’ı öldürmeye kalkışmışmış. Sen de ayağını denk al, hocamıza lâf söylemeye kalkışırsan, ben de seni öldürmeye kalkışabilirim.”

Bu çağrışımı nereden mi çıkardık?

Yorumcu arkadaşın aktardığı bu kan kokan ‘rivayet’in ardından gelen şu cümleden: “İnsanların sevdiği kimseler hakkında yazı yazma kardeşim, bu kadar!”

Bu ülkede, böyle bir durumda klasik savunma tarzı şöyledir: (1) Münferit olaydır. (2) Bizi bağlamaz. (3) Maksadını aşmış bir beyandır.

Kimse bu üç şıktan birini kullanarak konuşmasın.

Ortada utanılası, kahrolunası, iğrenç, rezil, aşağılık bir durum var.

Eğrisiyle-doğrusuyla Allah için yürütülmeye çalışılan bir hizmetin selameti ve akıbeti adına kesinlikle masaya yatırılması gereken bir klinik vak’a var ortada.

Tam bir akıl tutulması örneği.

Tam bir takıntılı sevgi örneği.

Tam bir hastalıklı adanmışlık örneği.

Ben Fethullah Gülen Hocaefendiyi de, Ekrem Dumanlı Beyefendiyi de, Fethullah Gülen Hocaefendiden ders almış mü’minlerin kâhir ekseriyetini de bu iz’an ve insaf fukarası rezil yakıştırmadan tenzih ederim.

Ancak, sinek mide bulandırır.

İşte mide de, akıl da, kalb de, hizmet de bulandırıcı iğrenç mi iğrenç bir yorum sineği...

Sen tut, arkadaşımız Murat Türker’in Zaman gazetesi yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın kartel medyasının ‘amiral gemisi’ gazetenin İbn Selûl ruhlu yayın yönetmenine ve aynı gazetenin ‘iç çamaşırı’ndan yazı çıkaran hayâsız kadın yazarına karşı ‘mahcup’ tavrını sorgulayan yazısına, ‘Hudeybiye’yi işin içine karıştırarak cevap yetiştirmeye çalış. Hudeybiye’nin o güzelim hatırasına yönelik bu iğrenç çarpıtmaya karşı Hudeybiye gerçeğini ortaya koyan ve savunan bir yazıya bizi mecbur et. Sonra o yazıya yorum yazan bir arkadaşa, bu kez Bediüzzaman’ın, Risale-i Nur’un ve Üstadın bir şanlı talebesinin aziz hatırasına kan lekesi sıçratarak cevap vermeye kalkış... Böylece, bir de, eksiği de fazlası da olduğunu düşünsek bile niyetinin samimiyetinden şüphe etmediğimiz Fethullah Gülen Hocaefendiyi asla tasvip etmeyeceği böyle bir üslupla savunmaya kalkışarak, bir de onun hatırasını ve hizmetini lekedar etmeye kalk.

Aramızda böyle bir tek insanın, evet böyle tek bir insanın dahi var olabildiğini gördüğüm için, halimizden utanıyorum.

Zaman gazetesi yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın iki noktadaki duruşunu eleştiren bir yazıdan zincirleme bir akıl kaymasıyla ‘Fethullah Gülen’e hakaret’ sonucu çıkarıp işi ‘ölüm tehdidi’ne kadar vardıran bir psikopat çıkabiliyorsa aramızdan, ortada tedavi edilmesi gereken ciddi bir patolojik vak'a var demektir.

Böylesi bir hastalıklı ruh halinin nasıl ortaya çıktığı muhakkak teşhis olunmalı; ve bu ruh hali mutlaka tedavi edilmelidir.

NOT: Biz bu dünyada sırtlarımızdaki akrepleri kovarak ama kelebekleri incitmeden, zihinlerimize tasallut eden şeytanları kovarak ama melekleri ürkütmeden yaşamak istiyoruz. Bizden ‘dikensiz gül bahçesi’ isteyen takdir bağımlılarını ise hiç memnun edemeyeceğiz. Bu hayatın kanunu böyle... Celâl-cemal, terhib-tergib, havf-reca, takva-amel-i salih, istiaze-istiane derken, hep bu kıvamda akıp gidiyor hayat. Rabbinin kelamını okumaya veya namaz ile şahsî miracına başladığı zaman bile, önce ‘kovulmuş şeytandan’ sığınıp, sonra ‘Bismillah’ diyor insan.

Biz hep böyle yaşayacağız biiznillah. Çünkü doğrusu bu. Çünkü Kur’ân’dan böyle öğrendik, Resûlullah’tan böyle gördük, Risale-i Nur’dan böyle okuduk. Hayatımızda elbette değişmeler olacak; ama bu ana izlek biiznillah hiç değişmeyecek.

Dolayısıyla, yazdıklarımızı ‘bize dokunan birşey var mı?’ takıntılı ruh haliyle okuyan, böylece yazdığımız nice güzelliği ve hikmeti hem kendi dünyasından hem başkalarının dünyasından uzaklaştıran kişilerden bir ricamız var: Hazmedemiyorsanız, okumayın lütfen. Sizin de kafanız rahat etsin, bizim de, asıl okuyucularımızın da. Bu sitede Atatürk Caddesi olmadığı gibi, siteye girerken önyargıların ve önkabullerin vestiyerde bırakılması gerekiyor. Bu site, düşüncenin soluk alıp verdiği bir site olarak düşünüldü ve hep böyle olacak... Bu sitede “Bir hikmeti vardır” denilip geçilmez, “hikmetinden sual olunur.” Hikmetli cevap bekleriz; lâf ebeliği, duygu sömürüsü, hele hakaret ve hele ki tehdit hiç değil...

  16.08.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

19hatıranın gerçeğiharun eyyüpkoca, 18.10.2007, istanbul

yazıda bediüzzamanın talebesinin aktarılan hatırasının aslına mehmed kırkıncı hocanın "hayatım-hatıralarım" kitabından ulaşabilirsiniz.necip fazıl'ın eleştirel üslubuna karşılık sadakat timsali talebe(yani zübeyir abi) kırkıncı hocayı da alarak tamamen nezih bir üslupla ve kavl i leyyinle cevap vermiştir.

18merve, 01.09.2007, hatay

kendisini çok sevdiğim ve herzaman dualarıma dahil ettiğim metin abiye Üstadımızın tesbitiyle bütün isimlerin mertebei azamından gelen bir kitabı ezeliden diyorumki:Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve bizim işlerimiz bize sizinişleriniz de size.selam olsun size.bizden size zarar gelmez.biz cahilleri istemeyiz derler..28/55

17Yazıların tarzı...Yasin Eşref, 19.08.2007,

Metin Beyin Yazılarında dikkatimi çeken bir kaç husus var...

1.Yabancı kelimelerin çok kullanılması...

2.Yazılarda tekellüf...(ben bazen bunu faydalı buluyorum, müspet anlamda farklı anlamaya kapı aralıyor)

3.Yazıların tarzı ile okuyucu kitlesinin alışık olduğu lahika tarzının uyumsuzluğu...(Yazıların tarzı kısmen Ali Şeriati tarzına benziyor) Ama ben lahika tarzını daha çok seviyorum...

Şimdi birinci husus hakkında şunları söylemek istiyorum:

geçmişte apologetic gibi bir kelime yine yazar tarafından kullanıldığını görünce şaşırmıştım... fehmi koru nun "en iyi ingilizceyi ecevit bilir ama ben biliyorum diye pazarlamaya çalışmaz" diyerek takdir ettiğini hatırlıyorum (3-5 yıl önce). Bence yabancı kelime mümkün olduğunca kullanılmamalı...(Böylelikle okuyucuya su-i zan kapısını aralatılmamış olacaktır...)

Proactive kelimesinin anlamı ile kullanıldığı yer arasında bir çelişki var...

Proactive daha çok işletmelerde problem oluşumundan önce çözüm üretme veya tepkiverme şeklinde tanımlanabilecek bir anlamı var... kelimeyi tıp dünyasından bir kişi ingiliz diline kazandırmış (1946 yılında bir tıp kitabında kullanılmış). Kelimeyi meşhur edende Stevhen covey, meşhur "etkili insanların 7 alışkanlığı" kitabında...Kaynak:Sözlük

Kanaatimce "proactive katılımcı" ifadesi "aktif katılımcı" ifadesi ile değiştirilmeli...

16Aman Yanlış Anlaşılmasın...Yasin Eşref, 17.08.2007,

Ben içinde bulunduğum cemaati değil hangi cemaatte olursa olsun kendisini vakfetmiş kişileri övmek istedim... ayrıca cemaatçi birisi de değilim... yanlış anlaşılıp yeni tartışmalar oluşturmayayım... hangi cemaat olursa olsun kendini hizmete vakfetmiş abilerin büyüklüğünden bahsetmek istemiştim...

Nurları devamlı okuyup tasdik eden herkes bence makbul kişilerdir...

15Bir Tesekkür gerekmezmiydi...Fatih YILMAZ, 17.08.2007, Almanya

Simdi daha iyi anliyorum , KURAKLIGIN sebebini,

Simdi daha iyi anliyorum, bir damla yagmurun inmeyisini,

Simdi daha iyi anliyorum, yagmur dualarinin niye kabul edilmedigini,

MEGER BEYiNLER KURAKLASINCA ;

ALLAH c.c. YERYÜZÜNÜDE KURAKLASTIRIRMIS .

ZAMANLA ÖGRENIYOR INSAN...

Not:Bütün arkadaslardan bir ricam ,

herkes kendini samimi bir sekilde " NURLARI ANLAMADA NERDEYiM?" diye bir hesaba ceksin.

Zaten ondan sonra mesele ve meseleler AYDINLANACAKTIR.

iNSANLARA FAYDALI OLMAK iCiN SABAH AKSAM UGRASIP KAFA PATLATAN;UYKULARINI FEDA EDEN KARAKALEMDE YAZAN TÜM ARKADASLARIDA...Basta Metin Bey olmak üzere , bu sayfanin yapimasamasinda ve yasamasinda emegi gecen herkese

Bir Tesekkür gerekmezmiydi...

14Şahsi Ene'den, Cemaat Ene'sineeneskara, 17.08.2007, Ankara

“Eleştiriyi tahrip addetmek”başlıklı yazıyı yazarken üsluba özellikle dikkat etmeye çalışmıştım. Metin Bey gibi Kelamı yazıya dökmekte Cenab-ı Hakk-ın kendisine güzel bir ihsanda bulunduğunu düşündüğüm bir kişinin bizim üslubumuzu te'kid etmesine Allah hesabına sevindim.

Hz. Üstadın Ene risalesinde bahsettiği ene'nin bir buharken nasıl buzlaştığını anlattığı sürecin hem sol dan hem de sağdan olduğunu düşünüyorum.

Öyle ki şahsi dindarlık ve hizmet etme ile kılıflanması muhtemel enelerin zamanla cemaat enesine dönüşüp kişiyi bir vartaya atabilme ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.. Akşam ve sabah namazlarında yapılan istiaze dularındaki dahili nefsi emmareden sığınmadan sonra,harici olan bütün nefsi emmarelerin (Kolektif nefislerin) şerrinden sığınmanın ehl-i din için, içinde bulunduğu yapıların kendisi için kötüye dönme ihtimalinden de Allah’a sığınılması gerektiğini düşünüyorum. Öyle ki kişi farkında olmadan Ben öyle bir insanım ki benim gibi biri ancak böyle bir yerde olur gibi bir haleti ruhiye ile o içinde bulunduğu yapıya olan eleştiriyi hemen kendi üzerine alıyor ve başlıyor feveran etmeye neticede burada söyleyene değil söylediğine bak hakikati otomatikman sümenaltı ediliyor değilmiki siz onun gibi birinin içinde olduğu bir kişi yada tarzı eleştirdiniz.

İşte ben bu halden Allah'a sığınıyor ve Cemaatli olmakla Cemaatçi olmanın arasındaki farkı fark etmeyi Rabbimizden niyaz ediyorum.

13nerden besleniyorşeyh mağlup, 17.08.2007, bu şehir

" HZ. ÖMER’İN destansı halifeliği esnasında gerçekleşen olayların belki de en büyüğüdür minbere çıkıp da yüreğini kasıp kavuran o büyük endişeyi iman kardeşlerine açtığı olay...

“Eğrilirsem, beni nasıl doğrultursunuz?”

Bunu sormuştur halife Ömer.

Peygamber aleyhissalâtu vesselam’ın, ‘hak ile bâtılı ayırma’ kabiliyetiyle vasfedip ‘Fâruk’ ünvanıyla şereflendirdiği bir güzide isim olarak bunu sormuştur üstelik.

Aldığı cevap, “Eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz” şeklindedir. "

ihlas risalesi kime okunur başlıklı yazınızdan.

bu ve buna benzer rivayetleri akl-ı selim ile yorumlamak yukarıda örneğini gördüğümüz faciaları önlemeye muvaffak olabilir miyiz

12Gerçekten talebe olanlar...Yasin Eşref, 17.08.2007,

Nurları Kurdoğlu cemaatinden tanıdım... Şimdiye kadar vakıf abilerden hiç birinin birçok hatama karşılık beni ahlaksız ve zihniyetin bozuk şeklinde eleştirmedi... Hakketiğim durumlarda bile...

....

Şimdi şu ifadeleri tahlil edelim:

İş bu kadarla kalsa, yine de o kadar mesele değil. Oysa bu iğrenç rivayet durduk yerde aktarılmıyor. Arkadaşın asıl derdi başka, karakalem.net’in özgür ruhlu iklimi onu rahatsız etmiş, Risale-i Nur’un rağmına bu kan kokan iddiadan beslenerek durumdan vazife çıkartılıyor.

Hadi açık konuşalım. Vermeye kalkıştığı mesaj şu: “Bana bak, kulağıma üflendiğine göre, üstadı eleştirdi diye bir talebesi Necip Fazıl’ı öldürmeye kalkışmışmış. Sen de ayağını denk al, hocamıza lâf söylemeye kalkışırsan, ben de seni öldürmeye kalkışabilirim.”

Bu çağrışımı nereden mi çıkardık?

Yorumcu arkadaşın aktardığı bu kan kokan ‘rivayet’in ardından gelen şu cümleden: “İnsanların sevdiği kimseler hakkında yazı yazma kardeşim, bu kadar!”"

Buradan yazar çıkarttığı sonuç bence yanlış... Benim kanaatimce o yorumu yapan şahıs yazıların birilerini (bahsini ettiği üstad örneğinde olduğu gibi) tahrik edebileceği, dolayısıyla bu tahrikten kaçınılması gerektiğidir... ama yazar buradan tehdit algılamasının nedeni için yorum yapmam yazarın kişilik haklarına saygısızlık olur... Fakat bize verdiği bilgilere dayanarak söylüyorum, açık bir ölüm tehdidi falan yok... yorum sahibi anlatmak istediğini tam anlatamamış da olabilir... Ben olumlu yonünden bakıyorum.... Yazar su-i zanla bakıyor...

bence yazarın Hz Osman hakkında yazdıklarıyla kendi davranışı arasında çelişki var...

Risaleleri anlayamadığını sandığım vakıf abiler haikaten büyük insanlarmış...

11Şimdiye kadar hep şaşırmışımdır..Yasin Eşref, 16.08.2007,

Başlığın amacı tartışmanın uzamamasını sağlamaktı… (Ayrıca buradaki hiçbir yorumum eleştirildiğini bile hatırlamıyorum….)

Birde mantıken eleştirilmek istemesem her yorumuma o başlığı atmam gerekir değil mi?

Şimdiye kadar hep niye şaşırmışımdır biliyormusunuz?

Çünkü ekseriyetle yazılan makalelerden ziyade makalelere yazılan yorumlar yorumlanıyor.. bu da yorumcular arasında çatışmalara neden oluyor...

-Bu yazı hakkında sizde yorum yazmak istemez misiniz? denilen yere tıklayıp yazı hakkında değilde yorumlar hakkında yazılar yazmamız ortamı mahalle kavgasına dönüştürüyor...

bu düşümcemden dolayı zihniyeti bozuk ahlaksız bir insan oluverdim....

İşimiz kolay aslında ... müspet davranış sergilemek, işimizi epeyce kolaylaştırır...

10Cemaatler futbol takımı değildir...Veli, 16.08.2007, İstanbul

İslamiyet...

Peygamberimiz(SAV)'den Hudeybiye'de 'hesap' soracak kadar canlı Hz. Ömer'lerin olduğu,bir kadının koca halife Hz. Ömer'e 'ders' verdiği düsturu sunan bir din...

Bir yaşama biçimi...

Bir ruh ve zihin özgünlüğü...

Ne oldu bizim din ile olan ilişkimize?Takım mı tutuyorduk ki idrakleri durduracak derecede fanatikleşiyorduk?

Galiba modernleşme bizim dini algılama biçimimizi de vurdu.Dinimize de mensubu olduğumuzu tarikat ve cemaatlere de, 'modern ulus' zihniyetiyle bakıyor, Napolyon'un kurduğu büyük Fransa uğruna çiğnediği topraklar gibi zihinleri çiğniyor,gönülleri eziyorduk.

Ey kardeşlerim...

Mensubu olduğumuz yerlere futbol takımı muamelesi yapmayalım.Ve bu gönül gruplarının liderlerine taraftar amigosu gibi davranmayalım...Bu hepimiz için bir imtihan...

9Ne Diyorsunuz Gülelim mi Ağlayalım mı ?Mesut C, 16.08.2007, İstanbul

Bir insanın takım tutar gibi bir "kutsal" a taraftar olması yada "ölmeye, ölmeye, öldürmeye geldik" gibi bir sloganla bir taraftarlık yapması zaten söze hacet bırakmıyor..

Şahsi konuşmaktan ziyade; eğer bir fikri ve ideojiyi savunmayı düşünüyorsanız önce o seviyede bir ahlak ve edep sahibi olmalısınız ki söyleyecek bişeyleriniz olsun. Ki bahsi mevzu olan cemaate mensub olmak bu kadar ucuz değil.

Savunurken söylediklerinizin savunduklarınıza ait olması lazım. Niye ? Savunma gerekçelerinizin ve cümlelerinizin savunduğunuz fikre ait olması lazım ki o düşünceyi temsil edebilsin. Yoksa halihazırdaki halet kadar bayağı bir hal nasıl olur da tüm cemaatlerden ziyade islamı temsil edebilir...

81111'de yeni bir başlangıç için...edip, 16.08.2007, İstanbul

altı yedi aydır bir gerilimdir gidiyor. sempozyum ambargosu meselesine dair yazilardan seçim dönemi ve sonrasına kadar karakalem'de tansiyon sürekli yükseldi. yazar ve okuyucu arasındaki gerilim karşılıklı olarak ateşlendi. bu gerilimin azalmasını okuyucu/yorumculardan daha çok yazar ağabeylerimiz -iğnelemeyen, incitmeyen- yazılarıyla makul seviyeye çekebilirler. diğer taraftan tansiyonu fazlasıyla yükseltenlerin de yorumları varsın konulmasın geçici bir süre madem... ne yapılacaksa yapılsın acilen yani... en sağduyulu olması gerekenler patolojik vakaları! bu derece büyütmesin artık. Marjinal yorumlar her zaman olmayı sürdürecektir. Çözüm bu tür yorumları dikkate almamaktır, yokluğa mahkum etmektir. Safi zihinlerin idlalinin önünü almaktır. Aksi olduğunda hiç umulmadık kalemlerden hiç beklenmedik sözler görebiliyoruz. proaktif bir yaklaşımla yeni başlangıca ne dersiniz... 1111'in dökülen harçlarını tekrar onaralım diyorum.

7ali bey...??levent, 16.08.2007, maputo/mozambique

Ali bey, benim yazdigim bu yazidan o kisiye hak verdigimi cikariyorsaniz size diyecegim yok.elestirileriniz insaf degil tamamen nefret kokuyor.farkinda degilseniz yaptiginiz onca elestiriye bakin.bir kisinin curmu icin herkesi sorumluluk altina sokmayin..zaten ben elestirimi sizin icin yazdim.daha fazla kisiyi incitmemeniz icin.o kisiyi zaten muhatab almiyorum.boyle kan dokme mantiginda olan kisiyi kendi cematimin ferdi olarak zaten muhatap almam.el-insaff derim.cok garip...cook..bu cok uzadi ya..hayirhah olarak elestiri yapacak insan lazim.

6Çok trajikomik!Ali Yılmaz, 16.08.2007, İstanbul

Levent kardeş,bilmem farkında mısın?Ortada bir ölüm tehdidi var!Böyle bir tehdidi yapan kişiye aferin dememi beklemiyorsun,sanırım.

Ölüm tehdidinde bulunan kişiyi uyaracağına beni uyarman çok ilginç!

Durumun vehametini kavramanız için bu kişinin harekete geçmesi mi gerekiyor?Lütfen aklınızı başınıza alın.

Azıcık vicdanınız varsa bu kişiyi kınayın!O kişiyi değil de beni aklınızca kınamanız,o kişinin menfur niyetine-belki sadece hayal- destek vermek anlamına gelir.

Tekrar ediyorum,o kişiyi kınayın!Ya da en azından azıcık sıkılın.Bu da mı zor!

5ali yilmaz bey elestirileri ile ayip ediyor.levent, 16.08.2007, maputo/mozambique

Ali bey sizin bizimle alip veremediginiz varsa lutfen alip veremediklerinizle fikirlerinizi tartisiniz.gelipte bu nezih ortamimizi bozmayiniz.yaptiginiz her yorum incitici ve kirici.o kadarda tahrik edici.yakismiyor gercekten.boyle elestiri olmaz..siz pravokotor gibi davraniorsunuz kusura bakmayin ama.yazik..metin beyden de ricam lutfen bizleri boyle munferid orneklerle mahkum etmemeniz.emin olun su yazdiginiz yazi sadece kisileri incitiyor.cok uc orneklerle meseleye yaklasmanizi yadirgiyorum.kan dokmekmis vesaire ornekleri vererek bizlere nasihat verecekseniz ve bu cemaatteki insanlari boyle dusunuyorsaniz gercekten bizlere ayip ediyorsunuzdur.herkes kendi hizmetiyle ugrassa daha guzel olmaz mi.yamuk gordugu yerleride bu sorunlari duzeltebilecek makamlara iletseniz bu sekilde hizmet etmekten daha guzel olacaktir.yoksa buradaki elestiri sayisi tavan yapacaktir.elestiri sayisi arttikca hatalar cogalacaktir.hatalar cogaldikcada hakka hukuka girmeler artacaktir.bu silsile boyle devam edecektir.

hocamizin eserleri ortadadir..sohbetleri internetten yayinlanmaktadir.cemaatimiz hakkinda elestiri yapilacaksa kisilerin bence hocaefendinin eserlerini mutlaa etmeleri gerekmekte..yoksa Ali yilmaz beyin ki gibi bizlerin hakkina hukukuna girmis olurda farkinda olmaz..ama illada ben gulen cemaatini dosdogru yapicam diorsaniz bunun yolu dua etmeniz.bu yazilar degil..(eger bizlerde itikadi vede ameli cok yamukluk varsa)

4" İşimiz Gerçekten Zor"Alper Coşkun, 16.08.2007, İstanbul

Bu başlık aslında uzun zamandır içinde bulunduğumuz durumu gerçekten özetliyor. Son günlerdeki yorumlara baktığımızda bunu daha net görüyoruz. Sizin bu sütünlarda daha birleştirici, belli hassasiyetleri gözönünde bulunduran bir çizgi takip etmenizi bekliyoruz. Bu nokta çok ince bir nokta. Keşke Nurları çok iyi anlasak, anlayıp bu tür olumsuzluklara meydan vermesek. Keşke birbirimize, düşüncelerine, özelde Risale yorumlarına saygılı olsak. Aynı kaynaktan beslenen ve fakat farklı yorumlarla Risale dünyasına zenginlik katan insanlar olarak birbirimize daha samimi ve sıcak bakabilsek. Bütün bunlar çok mu zor? Eleştiriyi hakarete, küçümsemeye, yok saymaya vardırmasak. Gördüğümüz yanlışları doğrudan birbirimizle paylaşsak, dedikodu malzemesi yapmasak. Gerçekten çok mu zor?

3ihlas ve uhuvvetserhat kaya, 16.08.2007, afyonkarahisar

esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berakatüh. dikkat ediyorum da geçen seçimlerden önce başlayan bazı kişisel yorumlar cemaatler arası ayrılıklardan öte birbirine sataşmaya döndü.önce kendi nefsime olmakla beraber herkese tekrar ihlas ve uhuvvet risalelerini ve metin abinin bu konuda yazmış olduğu yazıları okumanızı tavsiye ederim.ayrıca metin abiden özel olarak isteğim artık bu tür yazıların kaldırılması,tekrar risale-i nur eksenindeki iman hizmeti noktasındaki yazılara dönülmesidir.9.sayıyı sabırsızlıkla bekliyorum.esselamü aleyküm ve rahmetüllahi ve berakatüh ebeden daima

2bahadır, 16.08.2007, manisa

ALLAH İNSAF VERSİN.NEREDE KALDI KAVLİ LEYYİN.

1Ölümle Tehdit!Ali YILMAZ, 15.08.2007, İstanbul

Yapılan o yorum ve yorumdaki üstü kapalı tehdit arkadaşın ne kadar güzel Risale okuduğunu gösteriyor.O yorumu yazan arkadaşın risaleden aldığı feyze hayran kaldım.

Umarım bu delisaçması yorumu yazan yorumcunun hoşgörü şampiyonu büyükleri artık bu kötü gidişe bir dur demeye karar verirler.Çünkü aksi halde alimallah tüm imajları sarsılabilir.Artık tartışılmazlık sendromlarının yolaçtığı olaya mı üzülürler yoksa müslümana tahammüllerinin olmadığının ortaya çıkmasına mı daha çok üzülürler,bilemem.

Ama hayata sadece "biz kalabalığız,herkes bizi beğeniyor" düşüncesi ile bağlanıp,bu inancı tehdit eden güçlülere şirinlik yaparken,zayıf gördüğü müslümanı ezilecek sinek gibi görmek pek iyi bir ruh haline delalet etmiyor.

Artık bu ruh halini sağıltmaya başlasanız iyi olur.Bunlar istisna ya da komplo söylemlerine sığınmayın.Zaten bu söylemlerin arkasındaki otoriter eğilimler bunları üretiyor.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut