Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Mahsulü bal olanlar
–Rabia Nazik Kaya

[*4.669 yazı içinden]

Hudeybiye turnusolu

Yazara Mesaj Gönder

“ŞİMDİKİ ZAMANDA yaşamak” başlıklı yazıma gelen bir yorumda bir ‘Hudeybiye’ itirazı vardı. Aynı itirazı, sevgili kardeşim Murat Türker’in son yazısına gelen yorumlarda, üstelik daha sert bir dille tekrarlanır halde görünce, hem ‘Hudeybiye gerçeği’nin hatırına birkaç hususu açıklamaya kendimi mecbur hissettim.

Önce, Hudeybiye’de gerçekten neler olup bittiğini anlayalım, sonra sözümona kendi durumlarını Hudeybiye ile eşleştirmeye çalışan mü’min kardeşlerimizin mâkul bir kıyas mı, yoksa muhal bir kıyas mı yaptıklarını irdeleyelim.

Hudeybiye’de neler oldu gerçekten?

Ve bir o kadar önemlisi, Hudeybiye’den sonra neler oldu?

Resûlullah aleyhissalâtu vesselam ile birlikte 1500 civarında sahabinin, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın gördüğü bir rüyaya binaen umre için Mekke’ye doğru yola çıktıkları seferin adıdır Hudeybiye. Sene, Hicretin altıncı senesi. Seferin adının Hudeybiye seferi olarak tarihlerde yer alması, mü’minlerin Hudeybiye’den ötesine geçememesi yüzünden.

Zira, umre için yola çıkan Resûlullah aleyhissalâtu vesselam ve sahabiler, Mekke müşriklerini bir ahlâkî/siyasî ikilemle yüzyüze bıraktılar. Onların umre yapmalarına izin verseler, kendilerini siyasî açıdan yenik hissedeceklerdi. Umre yapmalarına izin vermeseler, bu kez, Kâbe’nin haremiyetini haleldar ederek, ahlâkî açıdan müşrik Araplar nezdinde dahi ayıplanacaklardı.

Bu ikilem, Kureyş’i, bir yandan umre için yola çıkan Resûlullah ve mü’minleri harem beldeye sokmamak üzere bir ordu sevketmeye, ama öte yandan bunun yol açacağı ahlâkî ikilemi bertaraf etmek için bir anlaşma zemini aramaya zorladı.

Sonuçta, elçiler geldi, elçiler gitti. Ve bir anlaşmaya varıldı. Hz. Ömer başta olmak üzere sahabilerin gerekirse savaşarak umre için Kâbe’yi ziyaret yönündeki ısrarlarına karşılık, Hz. Peygamber görünüşte mü’minler aleyhine görünen bir anlaşmaya Muhammed b. Abdullah olarak imza attı. Kureyş’i ise Süheyl b. Amr’ın temsil ettiği bu anlaşmaya göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam ve sahabiler bu sene umre yapmadan Hudeybiye’den geri dönecekler; ama ertesi sene aynı vakitte serbestçe umrelerini yapacaklar, onların umrelerini serbestçe yapabilmeleri için umre süresince Mekke müşrikleri evlerini terkedeceklerdi. Anlaşmanın ortadaki ikilemi Mekke açıdan çözen, Resûlullah ve sahabileri ise bir sene ertelenmiş olarak umre imkânına kavuşturan en önemli maddesi buydu. Bir o kadar önemli madde ise, Kureyş ile Müslümanlar arasında on yıllık bir ateşkesi öngörüyor olmasıydı. Anlaşma, Resûlullah’ı ve mü’minleri düne kadar ‘sapkınlar’ olarak gören Kureyş’in ilk defa onları resmen bir muhatap olarak kabul etmesi gibi önemli bir ahlâkî/siyasî zafer de içeriyordu mü’minler açısından.

Ama Kâbe’nin bu kadar yakınına gelmişken bu yıl için umre yapamadan gerisin geri dönmek durumunda kalmaları, bir de Müslümanlar için ‘Mekke’den Medine’ye kaçanları Mekke’ye iade mecburiyeti’ içeren maddeye karşılık ‘Medine’den Mekke’ye kaçanları Medine’ye iade’ gibi bir mecburiyetin Kureyş için şart koşulmaması gibi zahirde son derece adaletsiz görünen bir madde yüzünden, hele ki bu anlaşmanın hemencecik uygulandığı Ebu Cendel vak’ası dolayısıyla, ilk anda sahabiler bu anlaşmadan hoşnut olmadılar. Öyle ki, Hz. Ömer, tam bir inkisar-ı hayal içinde Resûlullah aleyhissalâtu vesselama geldi ve aralarında şu diyalog yaşandı:

“—Sen Allah’ın hak ve gerçek peygamberi değil misin?”

“Evet! Ben Allah’ın hak peygamberiyim.”

“—Düşmanlarımız bâtıl üzere, biz ise hak üzere değil miyiz?”

“Evet! Biz hak üzereyiz, düşmanlarımız ise bâtıl üzeredirler.”

“—Bizler Müslüman değil miyiz?”

“Evet! Biz Müslümanız.”

“—Karşımızdakiler müşrik değiller mi?”

“Evet, müşriktirler.”

“—Bizim ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemde değil mi?”

“Evet! Bizim ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemdedir.”

“—Öyleyse, biz ne diye dinimizi aşağı düşürmeye meydan veriyoruz da, Allah onlarla aramızda daha bir hüküm vermemişken geri dönüyoruz?”

“Ey Hattab’ın oğlu! Ben Allah’ın kulu ve resûlüyüm. Ben Allah’ın emrine aykırı hareket edemem.”

Bu üslubda devam eden diyalogun ardından, Hz. Ebu Bekir’e de gider Hz. Ömer. Benzer soruları ona da sorar. Hz. Ebu Bekir, sıddîkiyetinin asla ‘körü körüne sadakat’ anlamında olmadığını bir kere daha belgeleyen bir dikkatle, “O bize ‘Beytullah’a varacağız ve onu tavaf edeceğiz’ diye söylemiş değil miydi?” diye soran Hz. Ömer’e, “Evet yâ Ömer, ama sana ‘Beytullah’a bu yıl gidecek ve tavaf edeceksin’ diye de haber vermiş miydi?” diye sorar. Hz. Ömer’in “Hayır” cevabı üzerine de, “Sen muhakkak Beytullah’a gidecek ve onu tavaf edeceksin” müjdesini verir. Çünkü, bu müjdeyi Resûlullah vermiştir; ama dilinden asla ‘bu yıl’ diye bir söz çıkmış da değildir.

Sonrası mâlûm. Resûlullah bu yıl için Kâbe’yi tavâf edemeyecek olan ashabına kurbanlık koyunlarını Hudeybiye’de kesmelerini ve saçlarını da burada tıraş etmelerini emreder. Ama Beytullah’ın neredeyse kokusunu duyacak kadar yakınına geldikleri halde yanına varamadıkları için müthiş bir inkısar-ı hayal yaşayan sahabilerin hiçbirinin eli ayağı kıpırdamaz. Üzüntü içinde çadırına giden Resûlullah aleyhissalâtu vesselamı Ümmü Seleme validemiz teselli eder, onların yaşadıkları inkısar-ı hayali anlatır ve dışarı çıkıp onlara hiçbir şey demeden kurbanını kesip tıraşını olduğu takdirde onların Hudeybiye’den geri dönüyor olsalar bile Allah’ın onlardan umre yapmış gibi razı olacağını anlayacakları ve harekete geçecekleri kanaatini aktarır. Gerçekten de öyle olur.

Kurbanlar kesilir, tıraşlar olunur. Bir kasırga çıkar ve kesilen saçları Beytullah istikametine doğru alır götürür.

Sonra, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam ve sahabiler Medine’ye dönmek üzere Hudeybiye’den ayrılırlar ve yolda, Kurâu’l-Gamîm denilen yerde Fetih sûresi nazil olur. Sûre, mü’minleri ‘apaçık bir fetih’ ile müjdelediği gibi, Resûlullah’ın rüyasını da tasdik eder ve mü’minlerin muhakkak Kâbe’ye gidip Beytullah’ı tavaf edecekleri müjdesini verir. Sûrenin mü’minlere verdiği bir haber ise, bu yıl için mü’minlerin gereğinde savaşarak Beytullah’ı tavâf etmesine Cenab-ı Hakkın niye izin vermediğine, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın emr-i ilâhî mucibince niye zahirde ‘adaletsiz’ gözüken o anlaşmayı yaptığına ilişkindir. Sûrenin 25. âyeti şu açıklamayı getirmektedir:

“Eğer onların arasında sizin bilmediğiniz iman etmiş erkekler ve iman etmiş kadınlar bulunmasaydı, ve onları bilmeyerek çiğnemenizden dolayı size bir vebal gelecek olmasaydı, o mü’minler [Kureyş müşrikleri içinden] seçilip ayrılabilselerdi, veya savaşın olmamasıyla Allah’ın dilediğini rahmetine sokma durumu olmasaydı, Biz onlardan kâfir olanları muhakkak elem verici bir azaba uğratırdık.”

Evet, Hudeybiye gerçeği budur ve görüldüğü gibi bu gerçeğin içinde ‘Allah için bir haramı işleme’ veya ‘sırf tebliğ için, Kureyşli bir sembol isme özel saygı gösterme’ gibi bir durum asla yoktur. Yani, Hudeybiye gerçeğinin Murat Türker kardeşimizin yazısına konu olan iki olay ile hiç mi hiç ilgisi yoktur.

Buna karşılık, Hudeybiye gerçeğinin, son derece müeddeb, dengeli ve nazikâne bir uyarısından karşı Murat Türker kardeşimize “Sen bir zavallısın” diye hakaret edebilecek kadar terbiyesiz bir dili tercih eden kişiler için kesinkes öğretici bir boyutu sözkonusudur.

Bu boyut, şudur: Hudeybiye’de yaşanan bütün olayların merkezinde Peygamber aleyhissalâtu vesselam vardır. Bizâtihî Kur’ân’ın ihbarıyla, “İn hüve illha vahyün yûh┠sırrına mazhar ve ‘asla hevasından konuşmaz’ Resûlullah aleyhissalâtu vesselamdır Hudeybiye’nin merkezindeki kişi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselam, mü’minlere sırrını ve hikmetini açıklamaya henüz mezun olmadığı bir emr-i ilâhi mucibince zahiren ‘adaletsiz’ gözüken bir anlaşmayı, Kur’ân’ın haber verdiği bu vasıfların sahibi olarak yapmış; buna rağmen bir inkısar-ı hayal içinde Hz. Ömer’in itirazıyla karşılaşmış, sahabiler de ilk elde onun kurbanlıklar ve tıraşla ilgili emrine ittibada gönülsüz davranmışlardır.

Yani, ortada Resûlullah’ın bir ilâhi sevk ile gerçekleştirdiği bir anlaşma varken bu itiraz ve bu gönülsüz tavır sergilenmiş haldedir. Buna karşılık, Resûlullah aleyhissalâtu vesselam ne Hz. Ömer’e, ne diğerlerine asla ve asla kırıcı bir söz söylemiş, bir hakarete girişmiş, kalbini ona karşı soğutup kapatmış değildir.

Bilakis, dönüş yolunda Fetih sûresi nazil olduğunda, ilk iş olarak Hz. Ömer’i çağırtmış ve ona “Ey Hattab’ın oğlu! Bana bu gece bir sûre indi ki, o bana üstünde güneş doğan herşeyden daha sevgilidir” buyurarak Fetih sûresini okumuştur. Ki bu sûre, içerdiği müjdeli haberlerin yanında, az önce de belirttiğimiz üzere, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın niye Kureyş ile savaş yerine anlaşmayı tercih ettiğinin hikmetini anlatmaktadır.

Yani, Hz. Ömer başta olmak üzere inkisar-ı hayal yaşayan sahabiler, bu inkisar-ı hayal içinde müteheyyic ve yanlış bir tutum takınmış oldukları halde Resûlullah aleyhissalâtu vesselam tarafından hakaret görmemiş, ayıplanmamış oldukları gibi; gelen vahiyle Rabbü’l-âlemîn de onları kınamamış, bilakis hem apaçık bir fethin müjdesini, hem Hz. Peygamberin rüyasının teyidini, hem Kâbe’yi muhakkak tavaf edecekleri müjdesini verdiği gibi, onları inkisar-ı hayale uğratan anlaşmanın gerisindeki bir büyük hikmeti ifşa etmiştir.

Açıkçası, Resûlullah’ın doğru bir uygulamasını yanlış anlayan sahabiler için Allah’ın ve Resûlünün reva gördüğü muamele kınama ve ayıplama değil, hele hakaret hiç değil, hele imanlarından ve insanlıklarından şüphe hiç mi hiç değil; bilakis, murad-ı ilâhînin o şekilde tecelli etmesinin ardındaki hikmetin ve rahmetin ifşa edilmesidir. Hakîm-i Rahîm hem mü’minlerin hem akıllarındaki soruları ve şüpheleri izale etmiş, hem de yüreklerine ferah ve sürur bahşetmiştir.

Gelelim, sevgili kardeşim Murat Türker’in güya ‘Hudeybiye’ örneği üzerinden reva gördüğü muameleye:

  1. Ekrem Dumanlı Beyefendinin odasında ve Zaman’ın toplantı salonunda bulunan ve Ertuğrul Özkök’ü çok mutlu eden büyük resim ile, Hudeybiye’de yaşananlar arasında ne gibi bir ilgi vardır ki Murat Türker kardeşimiz ‘Hudeybiye’ ile ‘terbiye edilmek’ istenmektedir?

  2. Ayşe Arman’ın ‘kadın sporcu’ sorusu ve Ekrem Dumanlı Beyefendinin cevabı ile Hudeybiye’de yaşananlar arasında ne gibi bir ilgi vardır ki, Ekrem Dumanlı’nın bu ‘apolojetik’ ve ‘mahcup’ duruşunu izzet-i İslâmiye ve esasat-ı Kur’âniye açısından uyarıya değer bulan Murat Türker kardeşimiz ‘Resûlullah’a itiraz eden Ömer’ sûretinde takdim edilmektedir?

  3. En vahimi de şudur: Hz. Ömer, sırrını ve hikmetini bilmediği bir anlaşmadan dolayı Resûlullah aleyhissalâtu vesselamı soru yağmuruna tuttuğu halde ne itikadı, ne kişiliği bir saldırıya uğramış değildir. Bu olayda nasıl bir ‘ilâhî sır’ vardır ki, Resûlullah’ın Ömer’e reva görmediği bir muamele Murat Türker’e reva görülmektedir?

  4. Maazallah, bu fasit kıyası yapanlar, Murat Türker kardeşimizi Hudeybiye’de Ömer’e benzetirlerken, Ekrem Dumanlı’yı veya onun mürşidini yine bu fasit kıyas içinde kime benzeterek ‘sorgulanmaz’ hale getirdiklerinin farkındalar mıdır?

    Ekrem Dumanlı Beyefendiyi ve onun mürşidini bu fasit kıyası benimsiyor olmaktan tenzih ederiz, ama madem ki devir dikkat ve tedbir devridir, ‘müfrit fırka mutaassıpları’ kıyaslarına ve teşbihlerine bilhassa dikkat etmelidir.

  5. Bu kıyas dahilinde, Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman Hudeybiye’de kimin timsalidir? Benim bildiğim Ertuğrul Özkök’ün kişiliğinin ve icraatının Hudeybiye’de Süheyl b. Amr’la değil, Medine’de Abdullah b. Ubey b. Selûl ile kıyaslanabilir bir keyfiyette olduğudur. İbn Selûl’e gösterdiği yumuşak tutum karşısında Resûlullah’a gelen sert uyarı ise, Kur’ân’ı okuyan ve Asr-ı Saadet’i bilen bütün mü’minlerin mâlûmudur.

  6. Kabul etmemiz gereken ‘basit’ bir gerçek var. Resûlullah aleyhissalâtu vesselam 1418 küsur yıl önce vefat etti ve aramızdan ayrıldı ve Ümmü Eymen’i ağlatan sır böylece gerçekleşti. Resûlullah’ın aramızdan ayrılmış olalı beri, yeryüzüne vahiy inmiyor... Yani aramızda hiç kimse lâyuhtî değil. Bu aslında apaçık bir gerçek, ama bu basit gerçeği bazı kardeşlerimizin de kavraması gerekiyor.

  7. Yanlış düşündüğüne kani olduğumuz bir mü’min kardeşimizin doğru düşünmesini sağlamanın yolu, Fetih sûresi ile Rabbü’l-âlemîn’in öğrettiği üzere ‘hikmetini izah’ etmektir. ‘Hikmetinden sual etmeyi’ bir hakaret sağanağına vesile eylemek değil.

  8. Sözümona bir câmia adına birilerince işlenen bir yanlışın bu câmiaya maledilmesi gibi bir fâciayı önlemenin en iyi yolu, bizatihhi bu câmia içinden kardeşlerimizin bu yanlışa tavır koyabilmesidir. ‘Müfrit’lere karşı ‘mutedil’ kardeşlerimize arzolunur...

  12.08.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

23murat bey, is size dustu.levent, 16.08.2007, maputo/mozambique

Cidden ben yazilan yazilardan urktum.ve su hukme varmak uzereyim.demekki kimse birbiri icin dua etmiyor.herkes biranda tum cemaatin fertlerinin hakkina ve hukukuna rahatlikla girebiliyor.mesela ben hocaefendinin cemaatindeyim.10 yildir yurt disindayim muhtelif ulkelerde calistim..ama dedikleriniz emin olun aklimin ucundan gecmedi.ama simdi benim hakkima giriverdiniz hemen.dusunulen hersey hemen yazilmamali.ya yanlissam deyip tum cemaati mahkum edici iddiali seyler hic ama hic soylenmemeli.islamin perisan halini bir gorseniz su afrikada..emin olun yazdiklarinzdan pisman olmasaniz bile gereksiz seylerle mesgul olundugunu anlayacaksiniz.yahu neleri gundemimize almisiz diyecegiz.Rabbim elbet bu dinini yuceltecektir.bundan kuskumuz yok.fakat bunuda gokten melekler gonderip yapmayacaktir.isin ucundan tutmaya calisiyoruz bu yuzden.

ben onceleri de yorum yazmistim.ama gelinen bu noktayi hic tahmin etmedim.murat beyin elestirisini samimi buluyorum.tebrikte ediyorum nazik bir elestiri ornegi sundugu icin.ve simdede kendisinden rica ediyorum bize yakismayan bu nokta adina bir yazi kaleme almasini istiyorum.kendisi hala ben dogruyum elestirimin sonuna kadar arkasindayim diye yazilar kaleme alacaksa olan bizim uhuvvetimize olacaktir.ustadimiz ki hersey uhuvvettir diyen birisi.haksiz bile olsan eger uhuvveti kirici bir durum varsa ortada cemaatlerimiz birbirimize girmis bir durumdaysa bunu duzeltmek murat beye dusmekte duye dusunuyorum.fasit bir daireye girmis vaziyetteyiz.bu durumda daha cok Allahin bereketini ve ihsanini bekleriz.herkes hesabini ahirette verecektir.o bakimdan mumin muminin aynasidir deyip birbirimizde gordugumuz hata ve kusurlardan dersler alip bizdede olabilir bunlar dusuncesiyle tovbe ve istigfara sarilmaliyiz.yoksa bu sekilde boyle kotu kotu zanlar besleyerek kaybeden biz oluruz.cemaatin tum fertleri adina yorum yazan kisilerin benden helallik istemelerini rica ediyorum.zanlarinizla en ufak alakam yoktur.istemezsenizde caniniz saolsun.Allaha emanet olunuz.yeni insaat halindeki okulumuz icin dualariniza cok ihtiyacimiz vardir.eger tefrisati icin yardim etmek icin gonullu arkadaslarimiz varsa bana maille ulasabilirler.kendilerini yonlendirebiliriz.mailim: kambocya@hotmail.com

22BAHADIR, 16.08.2007,

EBUBEKİR SİFİL HOCAYA KATILIYORUM.BUGUN BEDİUZZAMANNIN TEMSİL ETTİGİ VİZYONLA FETHULLAH GULENİN DUSUNCELERİ ARASINDA CİDDİ FARKLAR VARDIR...

21Biraz Okuyun!Ali YILMAZ, 16.08.2007, İstanbul

Kendi adıma eleştirdiğim konularda herhangi bir sıkılma belirtisi görmedim!Tam tersine Sayın Sifil'in eleştirdiği Ahmet Kurucan'ın yazılarında görüldüğü üzere,yanlışların meşrulaştırılması adına dünyevi ictihadlara yönelindiğini gördüm.Zaten Kurucan,"ictihad dünyevi bir hadisedir" diye açıkça yazıyor!

Yani "yanlışlarımıza kılıf bulmak için yeni ictihadlar yapabiliriz" demek istiyor.

İctihad risalesinde belirtilen hususların doğruluğuna inanan bir insan olarak bu gidişe aferin diyemem!

Üstelik bunlar açıkça yapıldığına göre bunları eleştirmek gıybet falan değildir.İstiğfar ettiğiniz bir şey için eleştirildiğiniz zaman gıybet olur!!!

20Adavet edeceksek...yasin eşref, 14.08.2007,

Adam müthiş bir gazetecilik yapıyor...

Yaptığı işle takvası ve salih amellerini çokluğunu azlığını nasıl anlıyoruz?

Elimizden gelse cehenneme sokacağızz...

Adavet edeceksek önce kendi kalbimizdeki adavete adavet et demiyor mu Üstad...

Bir düstür okuyoruz, bunun kendimize uyup uymadığını değilde çevremizdeki hoşlanmadığımız tiplere uyup uymadığını tartışıyoruz...

hele gıybetimizi günah değil caiz diyerek zevke dönüştürmemiz....

biz risalelerden bu dersleri almadık...

Ayrıca "Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor" cümlesinin yarısına göre hüküm vermek ne derece doğru... hem ben onun içine mi girdim de bu işi yaparken telezzüz ettiğini "lezzet aldığını" düşünüyorum?

Okuyalım ve kendimizi kötü bilelim...

19ELEŞTİRİYİ TAHRİP ADDETMEK!enes kara, 14.08.2007, Ankara

OTURUP SIRF ELESTIRMEK YERINE RABBIMIZIN RIZASINI KAZANMAK !

ne dersiniz munekkidler mi hizmet edenler mi rizaya talip veya razi olunanlardir ?

KARDEŞ; Evvela münekkitler diye tenkid ettiğin kişilerin işleri güçleri oturup tenkit yapmak, eleştirmek değil. Herkes kendi çapında ve anlayışında hizmet etmeye çalışıyor

lakin burası bir fikir platformu buradaki hizmette elbette zaman zaman eleştirmek veya takdir etmek gibi tarzlarda yapılan tesbitlerle de olacak.

Bu sitenin müdavimleri ekseriyetle gördüğüm kadarıyla Risaleinur merkezli düşünen kimseler. Elbette o hizmet tarzına uymadığını bir takım ilmi ve insaflı tesbitlerle gösteren ve bunu yazıya döken kardeşlerimizi hemen tenkitçi yaftasıyla karalamak ve işiniz gücünüz hizmet edenleri karalamak deyip kulak ardı etmek, hizmet mi? Hizmet etmenin bir parçası eleştirilere kulak vermektir. Hz Ali'nin sözü diye bildiğim bir söz var. 'Eğer yanlışlarım söylenmezse (tenkid edilmezsem )hep doğru yapıyorum zannederim.

Tenkidi bazen cerbeze bazen de insaf ve merhamet işletir

lütfen merhametten gelen tenkidi diğeriyle karıştırmayınız.

Üstadın hücümat-ı sittede yaptığı ikazlar kimin için Ehli dalalet için mi? Yoksa hizmet etmek isteyenler için mi? Orada Enaniyet, korku, kıskançlık, hubbu cah gibi damarlardan dolayı hizmet ettiğini zannettiği halde hizmeti baltalayan zihniyete ikazlarla doludur.

Sonra bir hizmetin kıymeti dağları, taşları ,dünyayı aşmasıyla değil rızayı ilahi ile orantılıdır.

Küçük bir Anektot: Samanyolu tv.de çıkan cinsel içerikli reklamları eleştirmiş ve samanyolunun bu reklamların gelirlerine ihtiyacı olmadığını bu hususta titiz olması gerektiğini söylediğim bir arkadaşım şöyle cevap vermişti. Eğer öyle yaparlarsa hemen bir takım yaftalar yer ve kimi yerlere ulaşamazsınız demişti

Merak ediyorum Cenab-ı Hak Ey kulum niye falan reklamları yayınlamak suretiyle filancalara da ulaşmadınız diye bir hesap sorar mı? Yoksa hesabın yönü farklı mı olur.

Sonuç ;Mesele araçların, amaçlaşması.

işte bu amaç araç sapmasına karşı yapılan eleştirilere yönelik yapılan savunmalar ölçülü ve insaflı olmalı.

18Hizmet ve rıza!Ali Yılmaz, 13.08.2007, İstanbul

"BİRİNCİ DÜSTURUNUZ

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir."

Bu düsturu bir tarafa atarak ne pahasına olursa olsun ehl-i dünyanın saygısını ve sevgisini temin etme amacına yönelik olarak yapılan işleri hizmet olarak nitelemek doğru bir davranış olmasa gerek!

17ayhan kufluoglu salih, 13.08.2007, eskisehir

bence ve umumca

i`layi kelimetullah , islama hizmet

rabbin rizasini kazanmanin en muessir yoludur.

ama basligi soyle degistirebilirz :

OTURUP SIRF ELESTIRMEK YERINE RABBIMIZIN RIZASINI KAZANMAK !

ne dersiniz munekkidler mi hizmet edenler mi rizaya talip veya razi olunanlardir ?

16CevaplarAlper COŞKUN, 13.08.2007, İstanbul

Ayhan Kardeşimiz kavramları karıştırıyor herhalde. Allah' ın rızasını kazandıracak en önemli amel Onun dinini yüceltmektir. İ'lâyı Kelimetullah' tır. Her neyse biz asıl meselemize dönelim.

" Bir gün Üstad' ın yanına gittim. Bir meselenin halli için, belki birileri hakkında zemm de ifade eden bazı şeyler söyleyecektim. Üstad anlatmak istediğim mevzuyu bilmiyordu. Fakat, ben ne zaman söze başlasam, " Kardeşim, ben dinlemek istemiyorum" deyip meseleyi kapattı. Ben anlatmakta ısrar ettim; ara ara söze girmeye çalıştım ama O her defasında " Kardeşim, bu hususta bir şey dinlemek istemiyorum" dedi ve bana başkalarıyla alâkalı tek cümle söyleme fırsatı bile vermedi." " Üstad' ın davranışı, su-i zanna, gıybete ve insanlar hakkındaki kesin bilgiye dayanmayan hükümlere karşı tavır almak demektir. "

İmam Hâdimi diyor ki: " Bir mü' mini zina halinde bile görsen, hemen onun hakkında hükmünü verme. Gözlerini sil, " Allah Allah, bu insan böyle çirkin bir işi yapmaz!" de...."

Bilmemki Nur talebeliğini kimselere bırakmayanlara bir şeyler anlatıyor mu bunlar.

Metin Bey herhalde yaptığı yanlışın farkına varmıştır. Yapılan hizmetlerde Kur' an ve Sünnet namına yanlışlıklar yapıldığını düşünüyorsanız bunu ifade etmenin yeri buralar olmasa gerek. Yoksa bu eleştirilerin altında başka bir şeyler mi arayalım. Mesela Yeni Asya meşverete kapalı, her yaptıklarını yanlış yapan insanlar. Hocaefendi keza öyle. Bir doğru siz mi varsınız? Unutmatın ki cemmat hep hayır üzeredir. Verdikleri kararlar isabetli olmasa da bu böyledir. Eleştirmek hiçbirimize düşmez. Saygılarımla..

15durbunun tersinden bakilan hadiselergurcan, 13.08.2007, norvec

"...İslâmiyet’e hizmet etmekten daha öncelikli olarak, hizmetlere mâni olmamayı daha önemli gören ve İslâmiyet’i (haşa!) kurtarmaktan ziyade, İslâmiyet’le kendini kurtarmaya çalışan bir kardeşiniz olarak diyorum ki..."

diyen ayhan kufluoglu farkinda olmadan hizmetlere mani olmayi dustur haline getirmis ve bununlada yetinmeyerek tutup en sonunda ilahlik ve peygamberlik kissasi gondermis. efendim o kissayi siz deniz baykala yollayin belki anlar. daha muvafik cunku. ama sizin benzetmeniz yukaridaki sozlerinizle birebir celisir vaziyette.

mufritane muhabbet besleyenlerin fazlaca damarlari tahrik etmesinden mutevellid bir hizmete karsi cephe alma tavri yuzunden ifrata tefritle cevap verme vaziyet-i hazinanesi goruluyor artik.

eger "ilk basta kim ifrat yapiyorsa o sucludur " deniyorsa ben de derim ki :

" ilk basta sitede kim acik-kapali birseyler yazip gondermelerde bulunuyorsa vebali onundur " diyorum.

"insan cok okusada hadiselere durbunun tersiyle bakiyorsa gorecekleri bellidir."

kendini bilmeden ve kendi konumunu idrakten yoksun kimseler hocaefendiye normal bir insan gozu ile baka dursunlar asil o ne diyor buna hic bakilmiyor.

sadece bir cumlesi hepimize yazilmis

( ifrat ve tefrit ehline de ) :

" her hezimet icimizde bir umitsizlik ruzgari estirir; her zaferin sarhosluk verdigi gibi. Gercek muminler her iki halde dengededir "

o ne diyor ? asil buna bakmali. tabii durbunun tersinden degil...

14"İ’lâyı Kelimetullah, İslâm’a Hizmet" yerine, "Rabbimizin rızasını kazanmak"Ayhan Küflüoğlu, 13.08.2007, İstanbul

Söylem ve eylem arasındaki farka bakarak, kimsenin kimseden emin ol(a)madığı ve sağcısı - solcusuyla hemen herkesin bilerek veya bilmeyerek takiye yaptığını belirterek, asıl söyleyeceklerimi söylüyorum: İslâmiyet’e hizmet etmekten daha öncelikli olarak, hizmetlere mâni olmamayı daha önemli gören ve İslâmiyet’i (haşa!) kurtarmaktan ziyade, İslâmiyet’le kendini kurtarmaya çalışan bir kardeşiniz olarak diyorum ki: Dinimize "siyaset"le hizmet olmayacağı gibi, "ticaret"le de hizmet olmayacağını biliyorum. Yani bu gibi yöntemlerle, dinimize hizmet etmek, arızasız ve hatasız ve hatta günaha girmeden mümkün değil diye düşünüyorum. Çünkü kurallarını bizim belirlemediğimiz bir oyunda ya biz taviz vermek zorundayız, ya onlar. Ve diğer bildiğiniz sebepler!...

Diyeceğim şu ki : Asıl maksad olarak "İ’lâyı Kelimetullah, İslâm’a Hizmet" yerine, "Rabbimizin rızasını kazanmak"ı koyarsak önceliklerimizi doğru belirlemiş oluruz diye düşünüyorum! Bilelim ki, dinimizin yükselmesi için Rabbimizin bize ihtiyacı yok! Çünkü bu konuda karar verilmiş, çünkü Rabbimiz "İslamiyet’,i yükselteceğim" diye zaten va’detmiş, (ve gerekirse bunun için kâfiri de kılıcı olarak kullandığını bildirmiş) bunu garanti etmiş Rabbimiz! Demek İslâmiyet’i yükseltmek, Rabbimizin adını her yere yaymak bizim vazifemiz değil, o Rabbimize ait! Bizim vazifemiz: "Tam İhlâs"la Rabbimizin rızasını kazanmak için çalışmak, emir - nehiylere dikkat etmek! Yoksa dikkat etmezsek, insanları Cennet’e ulaştırmaya gayret ederken; o gayret ettiklerimiz Cennet’e, biz Cehennem’e gidebiliriz!

Demek "kollektif yükselmeden" önce, "şahsî yükselmemiz" esas ve zaten şahsî yükselme olmadan, kollektif yükselmeden de söz etmek anlamsız! Bundan sonra artık bizim yapacağımız zaten yükselecek olan dinimize yapışıp, bizim de şahsi yükselmemizi garanti altına almak! O zaman bizim neye ihtiyacımız var? Yükselmekte olan, yükselecek olana bu dine ve emirlerine yapışıp, bizim de yükselmeyi garanti altına almamız; hızla Cehennem’e yol alan veya delinen, hasarlı araçlara binmememiz!...

Bu yüzden, lütfen "Siz bizim yöntemlerimizi eleştiriyorsunuz ama biz böyle böyle yaparak; bu yöntemlerle, şu kadar kişiyi dine kazandırdık, İslâmiyet’e şu kadar hizmet ettik" demeyin! Çünkü böyle diyerek : "Biz olmasaydık veya şu yöntemleri uygulamamış olsaydık, bu hizmetler olmazdı!" diye ("katil ateş etmemiş olsaydı, maktul şu anda yaşıyor olacaktı" yanlışı gibi) ayrı bir yanlışa düşmeyin! Lütfen kazandıklarınız kadar biraz da kaybettiklerinize, kaybettirdiklerinize bakın, muhasebeyi öyle yapın!...

İhlâs Risalesinden biraz değiştirerek okuyorum : "Ey İslâm’a hizmete hırslı ve birinci öncelik olan şahsî farzlara kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı hâlde, yine o peygamberlik vazife-i kudsîyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, İslâm’a çok insan kazandırmakla, sayıca çok olmakla değildir! Belki hüner, Rıza-yı İlâhî’yi kazanmakladır! Sen neci oluyorsun ki, böyle hırsla ‘ Herkes beni dinlesin!’ diye vazifeni unutup, vazife-i İlâhîye’ye karışıyorsun!? Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma!"...

En başta "Dinimize "siyaset"le hizmet olmayacağı gibi, "ticaret"le de hizmet olmayacağını biliyorum." demiştim. Bu sebepten İslâmiyet’e Risale-i Nur yoluyla hizmet adına "siyaset" ve "ticarete" atılan kardeşlerime, Bedi’üzzaman Hazretleri’nin kendisinden izin isteyen böyle bir adama dediğine benzer olarak derim ki : Lütfen kendi adınıza girin bu tür işlere, Risale-i Nur’a veya İslâm’a hizmet adına girmeyin! Çünkü o zaman sizin şahsi ve cemaatsal hata ve arızalarınız, başkalarına "müslümanların hatası" olarak lanse ediliyor! Çünkü o zaman, hiçbir "resmî cemaat"e aidiyet bağı olmayan, genelde müslüman ve özelde Nurcu olan bizim gibi insanlar, sizi eleştirmekte güçlük çekiyoruz. Çünkü siz içinde bulunduğunuz siyasî veya ticarî kuruluşun, Rabbimize hizmet adına kurulduğunu söyleyerek, kendinize ve işinize kudsiyet katıyorsunuz! Böyle olunca, içinizdeki birilerinin (isterse bu kişi "yönetim kurulu başkanı" olsun) bireysel davranışlarını veya kollektif politikalarınızı eleştiren veya kınayan benim gibi insanları, sizin İlâhî ve kudsî kabul ettiğiniz hizmetinizin tümüyle aleyhinde, dolayısıyle İslâmiyet’in aleyhinde gösteriyorsunuz! Sizin bireysel veya cemaatsal (bizce) kusurlarınızı anlatanları, direkt İslâmiyet’e darbe olarak nitelendiriyorsunuz!

Lütfen sizden ricam, kendinizi ve icraatlarınızı ve işinizi ve hizmetlerinizi, İslâmiyetle bu kadar özdeşleştirmeyin! Dinimiz, sizin kusurlarınızla zayıflamayacak kadar kuvvetli ve yükselmek için size ihtiyacı olmayacak kadar güçlüdür. Çünkü bu dinin sahibi Alemlerin Rabbi olan Allah!...

"Sizin ve bizim" demeye dilim varmıyor, bu sebepten "hepimizin" alacağı dersler olduğunu düşündüğüm bir kıssa ile son veriyorum. Talebesini yetiştirip, başka bir köye hizmet için gönderen hocası, ona demiş ki : "Sakın gittiğin yerde ilâhlık ve peygamberlik taslama!", "Hocam nasıl olur, böyle birşeyi benden nasıl beklersiniz!?" demiş şaşkınlıkla talebesi. Hocası şöyle demiş : "Her dediğim olsun’dersen ilâhlık; ‘ herkes beni kabul etsin, beni dinleyip, uysun’ dersen peygamberlik dava etmiş olursun!"

Kalın sağlıcakla.

13Hedefe ulaşmak için her yol mübah mı?Muhsin Aykut, 13.08.2007, İstanbul

Bu yorumum, Cihan beyin 13.Ağustos tarihli yorumuna bir cevap niteliğinde olacak. O ve onun gibi düşünen arkadaşların dışındakiler alınmasın lütfen.. Zira hiçbir art niyetim yok.

Cihan beyin son yorumunu esef ve ibretle okudum.. “..Bunun için kafa yoran insanlar var, kimse kendi kafasından hareket etmiyor, her şey istişare bağlamında görüşülüp yapılıyor” diye kestirip atmak nasıl bir mantık Allah aşkına? Böyle demekle, gelmiş ve gelecek bütün tavizleri baştan kabulleniyor musunuz? Daha ileri tavizler için dur diyeceğiniz bir nokta olmayacak mı? Bir mümin için böyle bir noktanın muhakkak olması gerektiğini düşünüyorum. Bir güzide sahabi olan Hz. Ömer bile eğer sahabilere “Eğrilirsem, beni nasıl doğrultursunuz?” diye soruyor, dahası, aldığı “Eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz” cevabına hamdediyorsa, ortada –bu durumla tezat teşkil eden- yaman bir çelişki olduğunu söyleyebilirim. Sahabinin burada “eğrilik” olarak tabir ettiği şey nedir acaba? Veee “Rabbimizi tüm gönüllere duyurma davası” adını verdiğiniz dava, islami tavizler üzerinde nasıl yükselecek?

“…bu istişare meclislerinde sırf dünyevi menfaatler adına dinimizden taviz verildiğine inanmıyorum.” demekle verildiğini kabul etmek zorunda kaldığınız dini tavizlerin uhrevi menfaatler adına verildiğini söylemiş oluyorsunuz, değil mi? Dinimizde böyle bir cevaz var mı?

Öte yandan, arkadaşımız, bizim kötü niyetli olduğumuzdan zaten emin.. İyi niyetli olsaymışız –kartel medyasına alenen verdikleri beyan ve ropörtajlara karşı- biz eleştirilerimizi kendilerine gizlice yaparmışız. Üstelik aldığımız cevapların bizi tatmin etmesi de gerekmiyormuş; tatmin etmeyeceğini de tahmin edebiliyor yani. Bu trajikomik durumu görebiliyor musunuz?

“..biz buna bu şekilde inanıyoruz ve bu şekilde hareket etmeye de devam edecez.” Öyleyse hayrını görün mü demek lazım, bilemiyorum.

Ve son olarak, “…iffet abidesi olmaları için uğraşılan bir nesil..” acaba, burada sahip çıkılan, üzerine söz söyletilmeyen böylesi tavizkar duruşlar üzerine nasıl bina edilebilir?

Bizim, dünyayı kurtarmak kadar büyük bir hedefimiz olmadı, eğer böyle bir hedef bizi değerlerimizden / ilkelerimizden bu denli uzaklaştıracak ve “hedefe ulaşmak için her yolu mübah gösterecek ise” bundan Allah’a sığınıyoruz. Amiyane tabiriyle “eğer raconu buysa” varsın bizim sizin kadar büyük hizmetimiz / davamız olmasın; sadece ve sadece Rabbimizin rızasını kazanmak (ve bu yolda onun razı olmayacağı herşeyi terk etmek) bütün hizmetlerden daha değerlidir bizim için.

“..Bundan sonra tövbe artık bir daha da bu siteye ne girerim ne de yorum yazarım.” diyen arkadaşımız bence isabet etmiş. Zira, burada rahat edeceğini ben de hiç sanmıyorum; nasıl, onun gibi arkadaşlar yüzünden biz rahat edemiyorsak...

Değerli editörümüzden bir de ricamız var: Bu özgür düşünce platformuna yorumlarıyla / düşünceleriyle katkıda bulunmak isteyenlere buranın, tahammülsüz ve ucu kendilerine dokunan her konuda karşılarındaki insanlara en acımasız -ve seviyesiz- şekilde saldıran, üstelik bundan bir de bu insanları sorumlu tutan türde arkadaşlara dar geleceğini nazik bir dille ifade etmeleri..

Selam ve dua ile

12Allah(c.c)'a havale ediyorum...cihan kaya, 13.08.2007, Ankara

Benim burada yazmış olduğum yorumlar bu davaya gerçekten inadığım için yoksa cemaati savunma ya da bilinçsiz bir refleks değil.Benim demek istediğim şu; burada oturduğu yerden yazılar yazıp ta ;Rabbimizi tüm gönüllere duyurma davası için canla başla çalışıp bi şeyler yapmaya çalışan insanları töhmet altında bırakmaya kimsenin hakkı yok.Sonuçta gazete de bu hizmetlerin bir parçası ve o konuda da bir önceki yorumda belirttiğim gibi kafa yoran insanlar var kimse kendi kafasından hareket etmiyor her şey istişare bağlamında görüşülüp yapılacak hamleler ve uygulanacak yöntemler belirleniyor ve en azından ben öyle inanıyorum bu istişare meclislerinde sırf dünyevi menfaatler adına dinimizden taviz verildiğine inanmıyorum.Bu yönüyle yapılan hareketleri taviz olarak gören islami çizgiden sapma olarak gören kardeşlerimizin düşüncelerinde iyiniyet aramam mümkün değil eğer iyiniyetli olunsa bu konular burada değil de sorulup cevap alınması muhtemel kişilere ya da meclislerde sorulur ve cevabı da alınırdı.Şunu da diyeyim alınan cevaptan herkesin tatmin olması da gerekmez herkes inandığı davaya inandığı kadar hizmet eder biz buna bu şekilde inanıyoruz ve bu şekilde hareket etmeye de devam edecez.Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz deyip devam edecez inşaallah.Yapılan hizmetler,sahip çıkılan ve iffet abidesi olmaları için uğraşılan bir nesil,her yıl binlerle islamiyete kazandırılan insanlar Allah'ın izniyle aşkımızı şevkimizi daha da arttıracaktır.Ve bu yolda bize taş atanlara gül atarak ilerleyecez inşaallah.Yine bu yolda ilerlerken de kardeşlerimizden destek yerine engelleyici şevk kırıcı hamleler beklememiz de abes olur herhalde.Buradan yapılan eleştiriler üzerinde konuştuğumuz meseleleri çözmeye yardımcı olacaksa tamam tartışalım fakat burada yapılan tartışmalar abesle iştigalden başka bi şey değildir.Hiç gerek yok ne birbirimizi kıralım ne de kalbimizden buğz edelim.Bundan sonra tövbe artık bir daha da bu siteye ne girerim ne de yorum yazarım.Bi şeyler öğrenelim diye girip bi ton günahla çıkmanın bir manası yok.Kalbini kırdığım arkadaşlar varsa haklarını helal etsinler..Bilerek ve isteyerek kimsenin kalbini kırmak istemedim.Allaha emanet olun...

Ve burada durumu Rabbime havale ediyorum herşeyin en doğrusunu şüphesiz ki Rabbimiz bilir.iyi niyetle hareket etmeyenleri de yine Rabbime havale ediyorum...Rabbim dini için uğraşanları mahçup etmesin ve her biri bir fabrikanın ayrı makinası parçası hükmünde olan cemaatler arasındaki ittifakı arttırsın ve ardaki uhuvveti tesanüdü ortadan kaldırmak isteyenlere fırsat vermesin.Kim din adına en ufak bir adım atıyorsa Rabbim birlerini bine çıkarsın.

Selam ve Dua ile.....

11Günahı İçselleştirmek!Ali Yılmaz, 13.08.2007, İstanbul

Hocaefendi hangi kitabında ne yazar hiç bilmiyorum.Ama bildiğim bir şey varsa,Bediüzzaman gıybetin caiz olduğu beş tane durum sayıyor.Bu sayı Gazali'de altıya ulaşıyor.

Gıybet yapıyorsunuz,bahanesine sarılanlar bu durumları bir okusunlar.İlginç bir madde görecekler.Şöyle ki:" Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor."

Bu durumdaki bir insanın gıybetini yapmak caizdir.

Dolayısı ile bizleri Hocanızın ne yazdığı değil,Said Nursi'nin ne yazdığı ilgilendiriyor ve ilgilendirmeli!

İftira diyemediği şeyden dolayı insana düşen onu savunmak değil,istiğfar etmek olmalı.Hoca,istiğfar konusuna hiç girmemiş olamaz sanırım!!

10Hasımsız RuhlarAlper Coşkun, 12.08.2007, İstanbul

Gıybetin bir çeşidinin zinadan daha büyük günah olduğunu bilen insanlarız. O da bir cemaatin gıybetinin yapılması. Tek tek o cemaatin fertlerinden helallik almadan cennete gitmeniz mümkün değil. Değil " Risale-i Nur talebesi de olsanız; Üstadın havarisi" de olsanınz bu böyle. Hal böyleyeken Risale-i Nur' u anlama işini kimseye bırakmayan değerli ağabeyler (! ) daha dikkatli olmalı değil miydi? Sözgelimi Ekrem Dumanlıyla yüzyüze görüşseydiniz; düşüncelerinizi ona akatrasaydınız daha mü' mince olmaz mıydı? Böylelikle başkalarını günaha sevk etmezdiniz. Gerçekten hayretler içerisindeyim. İnsanları yorum adı altında bir cemaat hakkında gıybete sevk etmek. Anlaşılır gibi değil. Bu eleştirmemek değil. Her şeyi mübah görmek değil. İkindi yağmurlarını, Diriliş Çağrısını okusaydınız ne demek istediğimi çok iyi anlardınız. Allah hepimizi affetsin.

9Hazımsızlık problemi ve cemaati reflekslerMuhsin Aykut, 12.08.2007, İstanbul

Gürcan kardeşim, yazdıklarımı böyle okuduysanız size daha ne diyeyim? Sevmek, bağlı olmak, muhabbet duymak elbette çok güzel ama fanatizm gerçekten çirkin.. Kimseye yakışmıyor, bir işe de yaramıyor üstelik.

Ekrem beyin nezdinde Zaman gazetesi, kartelin bu tür yazılarına konu olmalı mı sizce?

Bence kritik soru şu: Takdir edilecek hizmetlerimizi, yanlış(lar)ımızın eleştirilmesini engelleyen bir kalkan gibi kullanabilir miyiz? Burada takdir edilecek bir davranışınız yerilmiş de ben mi farkedemedim yoksa? "Bu kadar hizmete karşılık bunları da hoşgörün artık" da demezsiniz sanırım..

Murat kardeşimin ve Metin abimin son derece samimi bulduğum, rikkatli ve bir o kadar tutarlı çıkışlarına karşı, başımızı kuma gömme zaafından kurtulalım lütfen: ya yapılanın / söylenenin yanlış olmadığını savunalım (savunabiliyorsak) ya da peygamberler istisna kimsenin kusursuz olamayacağını derkedip, mertçe "evet, bu(nlar) yanlış ancak bunların dışında başka (büyük) hizmetler de / doğrular da var" diyelim.. Yoksa, korkarım, eleştirilerimiz "basit bir cemaati refleks" olmaktan öteye gidemeyecektir. Selam ve sevgilerimle...

NOT: Murat kardeşimin şu paragrafı için somut düşüncelerinizi özellikle almak isterdim: "...ya da en azından bundan sonra bu tür sorulara muhatap olduğunuzda ‘evet o tür resimler yayımlamıyoruz; çünkü dünya görüşümüz buna müsaade etmiyor’ deyiniz. Belki birkaç fâsığı üzmüş olursunuz ama gazetenize gönül vermiş yüzbinlerce mü’min kalbi fethedersiniz..."

8muhsin bey evet katiliyorumgurcan , 12.08.2007, norvec

"Ortada bir hazımsızlık problemi olduğu aşikar.. Anlıyorum" demissiniz

evet katiliyorum. murat beyin bir hazimsizligi onceden beri bahis mevzuu .

cunku takdir yerine tekdir ona yakisiyor sanki ama bana gore yakismiyor.

7varis-i mutlak ve zill-i omer tatar ramazan , 12.08.2007, arz

VARIS-I MUTLAK VE ZILL-I OMER

subat 1975 te TEVHID DELILLERI ni 14 hafta araliksiz ve fasilasiz vaazlarinda ele alir. sonrasinda ise yine hic ara vermeden fasilasiz :

-1975 te daha tevhidin 2. vaazinda termodinamikten bahseder.

- sonra 34 hafta NUBUVVET i anlatir ( sonsuz nur oratay cikar )

-sonra 46 hafta KURAN in MUCIZEVI YONLERI VE HAKIKATI ni anltir. bu 46 haftanin 31 haftasinda KURANin kendisinden bahseder. diger kalan 15 hafta ise KURANDA kadin-cok evlilik - miras- calisma vs.. meselelere deginir.

- sonra 12 hafta HASIR BAHSI ni isler.

-sonra MELAIKE VE CINLER - GAYB ALEMI

bu sekilde iman rukunlerini 3,5 senede tamamlar.

-sira islamin esaslarina gelmistir ve sirasiyla namaz oruc ve hacci ve zekati anlatmistir. hatta zekat serisinde

30 kusur hafta islamin ictimai sosyal yapisini , iktisadi ve ticari yapisini anlatir.

-iman ve islam esaslari bitince NASIL HIZMET EDILIR ? i isledigi MUEYYIDAT SERISI ne baslar.

a-mursidin vasiflari

b-cihad ( bu devirde nasil olur )

c-ceza ( chdsiz toplumda ferdi ve toplumsal cezalari isler.

-yil 1980 olmustur. ve 5 veya 5,5 yil aradan gecmistir.

- 80 olaylarina komunizma tehlkiesine ve anarsiye karsi camiiden musbet manada kukrer ve kimsenin dukanini kapatmamasini haykirir.

- bu guncel olaylar ardindan AHLAK.I MUHAMMEDIYE VE AHLAK-I ALIYE vaazlari ,

- GUZEL AHLAK SERISI ( ki kalbin zumrut tepeleri olarak cikmistir ki millet tasavvufa ilgisinin sonradan oldugunu sanarak bu eserleri yeni zannetmektedir ama yil 1980 lerdir. )

- yil 5 EYLUL 1980 oldugunda 5,5 yil olmustur. ve bu kadar yil araliksiz buyuk bir master plan uygulanmistir.

- ve butun bunlar sadece cuma vaazlarinin disinda haftasonu vaazlariyla anadolu iclerinde gerceklestirilmistir.

- ve daha ilginci ise ne cumaya nede anadolu vaazlarina gelemeyenlere ise bulundugu camilerde yatsilardan sonra SORU-CEVAP SAATI koydurmustur ki bu saatlerden 190 saatlik SORULAR VE CIKIS YOLLLARI olusmustur.

-butun bunlardan sonra DARVINIZM KONFERANSI

-ALTIN NESIL SERISI

-KURAN VE ILIMLER

-VE DAHA ilginci ise KAHVEHANE SOHBETLERI tertiplemistir.

- ESREFPASA KABADAYILARI ile ilgilenme ve onlari kazanmaya kadar genis yelpazeli bu hizmet insani MUHAMMED FETHULLAH GULEN HOCAEFENDI , EFENDIMIZ ALEYHISSALATU VESSELAMIN VARISI DEGILDIR DE NEDIR PEKI ?

VE O ZATIN HAREKETINI ELESTIREN BIR KISI HZ. OMER DEN (RA) NE FARKI VARDIR ?

YUKARIDA KI NURLU HAYAT ILKOKULU 3. SINIFTAN BABASININ BIRAZDA ZORUYLA ALINAN YANI DISARIDAN ILKOKLULU BITIREN BIR KISININ HAYATIDIR.

daha ilginci ise metin ve murat beyin ayni seyleri soylemesine ragmen HAYRETTIN KARAMAN HOCA hakkinda birsey yazmamalari ne kadar dikkate deger bir husustur. hayrettin karaman hoca nisalarla el tutmadan - basortusune kadar ve daha cok farkli meselede cok farkli ve bu sitede tavizin alasi denebilecek seyler yazmasina ragmen hocaefendiye hucum edilmesi ve onun gazetenin basina bizzat gecirdigi bir hizmet insanina yuklenmelerinin ardinda ne gibi bir mantalite oldugu malum.

katiliyorum murat bey hz. omerin zillindedir. ama bu hakaret degildir. sadece ferasettir.

hakaret degil feraset

6Men çi gûyem, tamburem çi gûyet!Muhsin Aykut, 12.08.2007, İstanbul

Cihan beyin yorumuna karşılık en uygun başlık bu olacak; malumunuz, farsça "ben ne diyorum, tamburum ne çalıyor" demek... Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin lütfen: Metin abinin bu yazısı ile arkadaşın -güya- cemaat(ler)i savunmak adına söylediği ipe sapa gelmez sözler aynı teraziye konabilir mi? Son gözlemlerim, sitemizdeki nazik -ancak Hakkın hatırını da herşeyin üstünde tutan- bu tür eleştiri yazılarına yapılan olumsuz yorumların birçoğunun son derece seviyesiz ve haklı ithamlardan hiçbirine cevap veremeyecek derecede zayıf olduğu.. Ortada bir hazımsızlık problemi olduğu aşikar.. Anlıyorum, arkadaşlar, en iyi savunma saldırıdır prensibinden yola çıkıyorlar ancak mensubu oldukları cemaat(ler) bence çok daha tutarlı, seviyeli ve gerçekçi bir savunma tarzını hak ediyor. Ne dersiniz?

5hz.omer ve murat bey salih kirimli, 12.08.2007, eskisehir

murat beyin hz.omerin durumuna benzemesi yadirganmamali. samimiyetinden suphemiz yoktur mesajini iletmeye calistim.

dikkat edilirse onu elestirirken bile ona iltifat ediyorum. ama sunu da hazmedemiyorum. guzide bir hizmet ve temsilcilerini haksiz yere - yargi merciimis gibi - elestirmek ve bir manada ket vurmak ve elestirdikten sonra da tutup kendisini elestirenleri galeyana getirdikten sonra baska turlu yazilarla devam etmek kimsenin haddi olmamali. artik yeter !

"Ekrem Dumanlı’nın bu ‘apolojetik’ ve ‘mahcup’ duruşunu izzet-i İslâmiye ve esasat-ı Kur’âniye açısından uyarıya değer bulan Murat Türker kardeşimiz ‘Resûlullah’a itiraz eden Ömer’ sûretinde takdim edilmektedir?"

yani resulullahin davasinin devamini olusturan en onemli bir hizmet-i kudsiyenin temsilcilerine ve varislerine o daire icinde olupda itiraz eden bir kisi hudeybiyede ki hz. omere benzemiyorda kime benziyor ?

metin bey de layuhti degil !

4Karabaşoğlu Turnusolu...cihan kaya, 12.08.2007, Ankara

Bu yazıyla anlamış bulunuyoruz ki dini cemaatlar sakın ola sayın Metin Karabaoğlu beyin görüşünü almadan hiçbir faaliyette bulunmayasınız.Metin Bey doğru buluyorsa sorun yok fakat Metin Bey uygun bulmuyorsa adımınızı ona göre atın.Zira Metin Bey turnusolu burada neyin doğru neyin yanlış olduğunuz anlamanız için çok uğraşmanıza gerek yok zira Metin Bey sizin yerinize de düşünür vesselam....

3Hazmetmeyi ne zaman öğrenecez?Gökhan YILDIZ, 12.08.2007, Niğde

İşin iç yüzünü bilmeyen, hatta dışarıdan meseleye şöyle bir bakan kişi aha bak “nurcular da birbirine düştü” diyecek. Yanlış anlaşılmasın ahkâm kesmek gibi bir niyet taşımıyorum, zaten öyle bir birikimim de yok. Fakat seçim öncesi yayınlanan karşı bildiriden sonra yazılan yazılarda ve yorumlarda bir gerginlik sezinliyorum.-Özellikle siyasi konularda ve diğer nur grupları ile ilgili yazılan yazı ve yorumlarda-

Murat Türker Bey yanlış gördüğü bir konuda (ki bazılarınca yanlış değil,yapılması gerekiyor) haklı eleştirilerde bulunmuş.Ama eleştirilerini nazikçe incitmeden yapmış.Buna karşılık Murat Bey hak etmediği ithamlarla karşılaşmış.Bırakalım bunları, hatta bu olayı Hudeybiye antlaşmasına Murat Beyin tavrına da Hz Ömer’in tavrına benzetenler kardeşlerimiz bile çıkmış.Metin Ağabeyin dediği gibi “bitirmeyelim;konuşalım,” evet evet konuşalım, konuşalım da nasıl konuşalım?Kimseye nasıl konuşmasını öğretmek gibi bir amacım zaten kabiliyetim de yok.Ama anlamadığım şu:Niye birbirimizi hazmedemiyoruz? Niye okuyacağımız vakti küfür etmeye harcıyoruz.(Kulaklarımla bizzat duydum,Fethullah Gülen Hocaefendi’ye kafir diyenleri mi ararsınız ,camiyi ağlama duvarına çevirdi diyenleri mi ararsınız yoksa Türkçü olmasıyla suçlayanları mı ararsınız.Hatta önceki gün bir haber kanalında Amerika’daki yağmurların sebebini alaycı bir üslupla ona bağlayanlarımı ararsınız.)

Kendimi bir nur talebesi olarak görmesem de kardeşlerimden bir ricam olacak biz ,bize yakışır şekilde konuşalım ve davranış sergileyelim.Kimseyi kendimize güldürmeyelim.Yazalım, eleştirelim.Ama hazmetmeyi öğrenelim.

Saygılarımla…

2fatih malatya, 11.08.2007,

uzun zamandır aklımı karıştıran bir gerçekti hudeybiye anlaşması. Allah sizden razı olsun ki. şuanda herşey netleşti. bazı camialar bu konu üzerinden sözüm ona tedbir ve hizmet ettiklerine bir kılıf uyduruyorlardı. okumaya ve dinlemeye daha çok ihtiyacımız var...kaleminize sağlık...

1hudeybiye hakikati ve ifrat-tefritgrcn, 11.08.2007, norvec

Allah (celle celaluhu) indindeki kıymetli yerler ve büyükler mutlaka tazim edilip büyük kabul edilmeli, ama büyüklüklerine esas teşkil eden nisbeti görmezlikten gelerek bizzat bir takdis ve tazime de gidilmemelidir.

katran agaci ile ridvan agaci arasinda boyle bir irtibat oldugunu dusunuyorum.

ifrat ve tefritten euzubillah !

selam sirat-i mustakime !




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut