“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kör nokta
–Metin Karabaşoğlu

[*4.593 yazı içinden]

Bediüzzaman Münazarat’ı niye yazdı?

Yazara Mesaj Gönder

ESKİ SAİD’İN hayatını okuduğumuzda, muzdarip bir ruh iklimi bizi karşılar. Büyük ızdırapların insanı, büyük bir yalnızlığın insanıdır aynı zamanda. Birşeylerin yanlış gittiğinin farkındadır; ama bunu kimselere anlatamamaktadır. Münazarat’ının bir yerinde ona karşı dile gelen o itiraz, “İfrat ediyorsun, hayali hakikat gösteriyorsun” itirazı, bu ‘anlatamama’ halini ne kadar da apaçık göstermektedir!

Münazarat’ı da, Muhakemat’ı da, Bediüzzaman’ın taşıdığı o büyük basiretli yüreğin, o ferasetli aklın “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir” sırrına tutunarak gelmiş olan fırtınaya ve gelecek olan kasırgaya karşı nasıl bir direnç ve sabırla olanı dosdoğru tahlil ederek olması gereken için çaba gösterdiğinin belgesidir.

İkisinde de, muzdarip, gergin, mahzun ve yer yer öfkeli bir ruh iklimi bizi karşılar. Dert büyük, gözler şaşı, kulaklar sağırdır zira.

Bediüzzaman, ‘reçetetü’l-ulema’ olarak Muhakemat’ta ve ‘reçetetü’l-avâm’ olarak Münazarat’ta bu gidiş gidiş değil diye haykırır durur. Bu gidiş gidiş değil derken, gidilecek yolun bilgisini de verir elbette. Nasıl ‘zaman-ı cahiliyette bir ümmet-i ümmiye’ olan kavm-i necib-i Arab, ‘içlerinden hak tecelli’ edince ‘istidad-ı hissiyatları uyanıp meydanda yol açan din-i mübini gördüklerinden umum rağabat ve meyilleri yalnız dinin marifetine inhisar eylediler’ ise, Kur’ân’la aynı şekilde hayatlanan hayatlardır çıkış yolu. Bunun için ise, asgarî şartların gerçekleşmesi lâzımdır önce. Münazarat, ‘hürriyet’i merkeze alan daha sosyal bir düzlemde; Muhakemat, ancak bir hürriyet ortamında gerçekten tahakkuk edebilen ‘akıl yürütmeler’i merkeze alan daha ilmî bir düzlemde, bu asgarî zemini hazırlama gayretini içerir. ‘Asgarî’ dediğimize bakılmasın; çok zor bir çabadır bu. Kayası da, tortusu da, dikeni de bol; düzlenmesi güç bir zemindir ortada duran.

Her iki eserde, Bediüzzaman’ın bu yolda müthiş azm u gayreti de, karşılaştığı itiraz ve engeller karşısında bazan son derece gerginleşen ruh hali de okunur hemen. “Ey herif! Bu sözlerinle şeriata adavet ediyorsun. Faraza sadîk olsan, sadîk-ı ahmak olursun. Adüvvü’d-dînden daha muzırsın” gibi, “Bu hal büyük bir derstir. Beni ikaz etti ki: Cahil dost, düşman kadar zarar verebilir” gibi sert ifadeler bu yüzden çıkar Bediüzzaman’ın dilinden. Basiretli yüreğindeki o büyük azme, ferasetli aklındaki o büyük cehde karşılık, ‘anlaşılmak’tan öte bir de yanlış anlaşılıp seksen türlü lâf, bin türlü itiraz duymaktan muzdariptir Bediüzzaman.

Ama, kararlıdır:

“...Şimdiye kadar, yalnız düşmanın tarafına bakıp, eldeki elmas kılınçla onların tefritlerini kırardım. Fakat şimdi mecburum: Öyle dostların terbiyeleri için, onların avâmperestâne ve ifratkârane olan hayalâtlarına, o kılıncı bir derece iliştireceğim. Eğer çendan böyle şahsî şeylerin böyle mebahisatta zikirleri lâzım değildir; fakat şahsiyette kalmadı, medreselerin hayatlarına taallûk eder bir mes’ele-i umumî hükmüne geçti. O zahirperestler emin olsunlar ki: Sa’yleri beyhudedir. Şimdiye kadar böyle avamperestâne safsatalar ile bizi cahil bıraktılar. Bundan sonra bizi cahil bırakmakla cehlimizden istifade etmek istiyorlar. Olmaz ve olamaz. Medreseler hayatlanacaktır, vesselam...”

Bediüzzaman’ın bu büyük sebatla çıktığı yolculuğun nihaî meyvesi, ahir zaman ikliminde hayatını Kur’ân’la hayatlandırmanın adresi olarak Risale-i Nur’dur. Münazarat ve Muhakemat’ı yazmış olduğu dönemde yanında değil karşısında durmuş âlimlerin ve şeyhlerin ya yeni şartların muktedirlerine teslim olmayı, ya susmayı, yahut varlıklarını unutturarak birşeyler yapmayı denemelerine mukabil Risale-i Nur’la bir büyük dirilişe vesile olur Bediüzzaman. Kur’ân’ı değil anlamayı öğrenmenin, okumayı öğrenmenin dahi ‘suç’ sayıldığı ve geleceğin nesillerinin vahiyden mücerret lâdinîler olarak tasarlandığı bir zeminde, Risale-i Nur kendilerine ‘aracılık’ rolü izafe eden ‘engeller’ olmadan mü’minleri Kur’ân’la buluşturur.

Sonra?

Ne oldu sonra?

Herkesin ‘sonra’sı farklı.

Gölgenin gölgesini güneş yerine koyanların gözü aydın; ama benim gibi güneş ile gölge arasındaki farkı bilenlerin içi kan ağlıyor.

Kimileri akıl almaz bir fetihçi ruhla “Risale-i Nur dünyayı fethediyor” hayaline yaslanmış; benim gibiler “Risale-i Nur’u, onu kırk yıldır okuyan kaç kişi lâyıkınca anlayabiliyor?” telaşında.

Kimileri, “Çok şey yaptık” huzuru içinde, benim gibilerde “Yapılacak çok şey, aşılacak çok engel var” huzursuzluğu...

Kimileri “Eskiden Risale-i Nur dersimizde bir lise talebesi görsek sevinirdik. Risale-i Nur okuyan kaç tane profesör var!” diyerek mutlu mes’ud yaşıyor; benim gibilerin aklı Muhakemat’ın “Üçünçü Mukaddime”sinde takılıp kalmış, “Risale-i Nur’u lâyıkınca anlayan kaç profesör var ve kaç profesörün akademik müktesebatı Risale’yi gereğince anlamanın önünde engel?” gibi huzur bozucu sorular ile meşgul.

Kimileri “Risale-i Nur ne kadar da çok satılıyor artık” diye seviniyor; benim gibiler “Risale-i Nur ne kadar da az anlaşılıyor şimdi” diye mahzun...

Münazarat’ın muhatapları Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu ‘hal-i hâzır’i görmemekte direndiler. O onlara “Görün artık!” derken, onlar ona ‘Kör’ dediler.

O onlara Kur’ân adına, hakikat adına, iman adına, İslâm adına irade özgürlüğüne davet ederken; onlar ona “Aklımız şeyhimizin cebinde, biz böyle çok rahatız” dediler.

O “Beş yüz senedir uyuduğunuz yeter” diye haykırırken, onlar “Ne güzel uyuyorduk!” diye sitem etmeyi, hatta kızıp söylenmeyi tercih ettiler.

Biliyorum; bugün de uyuyanlar var. Bir hayal âleminde gölgenin gölgesinin güneş yerine geçtiği aydınlık bir dünyanın rüyasına dalmış niceleri.

Benim gibilerin sözleri ve yazıları zülf-i yâre dokunuyor, o ‘halisâne’ uykuları bozuyor, rüya ikliminden uyanıp gerçeklerin dünyasına çağırıyor.

Uyku mahmurluğuyla, sitem ediyor kimi dostlarımız. Kimisi uykuya iyice dalmış, sitemden öte, hakaret ediyor.

Kulağımız haklı tenkitlere açık, ama karnımız hakarete tok.

Ben şişeyi taşa çalmış biriyim. Risale-i Nur’un izzetini muhafaza ve hakikatinden ifaza için gerekirse Nurculara da dokunur sözüm.

Hele ki, Risale’ye gelen hücumlar için kendilerini siper edecek yerde kendilerine gelecek hücumlara karşı Risale-i Nur’u siper etmişlerse...

Hele ki, Risale müellifi ‘tahkik, tahkik’ derken, ‘taklid, taklid’ der hale düşmüşlerse...

Hele sözümona bir ‘uhuvvet’ söylemi üzerinden bir maddî-manevî rant düzeni devşirilmişse...

Sahi, Bediüzzaman Münazarat’ı niye yazmıştı?

  08.08.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

9''KÜFRÜN BELİ KIRILDI KARDAŞIM''bülent aktürk, 20.11.2007, istanbul

ÜSTAD ''BİR TALEBE BİR BELDE DE VAR İSE ORAYI KENDİ ADIMA FETH EDİLMİŞ SAYARIM DİYOR.''

ÜSTADIMIN bu sözlerine karşı o zaman da şaşarım senin aklına diyenler çıkıyordu,metin bey kardeşimin risaleler ne kadar anlaşılıyor itirazına gelince;her insan aynı düzeyde zaten anlıyamaz!....

TALEBE,DOST,KARDEŞ bu durumu özetliyor herhalde.

keşke RİSALELER İMANIMIZI VE UHUVVETİMİZİ ARTTIRSA

ÜSTADA YAZILMIŞ BİR DÖRTLÜK

BİR ŞEY VAR SANIYORDUM KENDİMDE BEN.

BÜTÜN SERMAYEM BİR TEN BİR DE KEFEN.

MEĞER ZUHUR EDİNCEYE KADAR

SEN.

ALDANMIŞIM BÖYLE KANMIŞIM

ÜSTAD.

NOT;ŞİİR FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ'YE AİTTİR.

8YÜKLEDİĞİMİ?Selahattin Karakök, 19.11.2007, ÇAYCUMA

Münazarat

Vahşilikten, gaddarlıktan,

Esaretten tam hürriyete yol açacak,

Hakiki güzelliğe,

Hayrın kaynağına doğru,

Zaman ve zeminden alınmış,

Tamamlanmamış ve bitmeyecek hayat yolculuğu kitabının

Ön sözümü?

Vasiyetimi?

Yüklediğimi?

7yapmayın hüseyin ferdi bey, şeyma hanım haklı...!mehmet helva, 24.08.2007, MERZİFON/AMASYA

Saygıdeğer Hüseyin Ferdi OLur beyefendi, Metin kardeşin vekaleti sizde var mı bilmiyorum.. ama Metin kardeşin savunması konusunda aşırıya kaçıyorsunuz.. Metin kardeş eski yazılarında, son yazılarında olduğu kadar "ben" zamirini kullanmazdı.. son zamanlarda yazılarında "ben" hep var.. İnşaallah bu zaafiyetini farkeder de bu illetten çabuk kurtulur.. Metin kardeşe bunun için dua edelim.. selamlar

6Yapmayın şeyma hanımHüseyin Ferdi Olur, 08.08.2007, İstanbul

daha önceki yazımda da aynı şeyi vurguladım Metin Bey BEN demiyor öyle bir iddası ve zaafıda yok dikkat buyurun ütfen yazısının ilgili paragraflarında ısrarla "BENİM GİBİLER" diyor. Biraz dikkat

5Birbirimizi kırmayalım,paylaşalım.mkalabas, 08.08.2007, Ağrı

Risaleler hakkında yoğunlaşalım lütfen.Metin abi okuduklarım kadarıyla hep Risaleleri derinlemesine anlıyarak okuyor.Bizle okuduklarını paylaşıyor.biz de okuduklarımızı,anladıklarımızı hepbirlikte paylaşalım;Birbirimizi incitmeden,kırmadan fikirlerimizi söylüyelim ki hakikat ortaya çıksın...

Üstadımız asrımızda her konuda en dengeli,örnek insan olduğuna göre onu anlamaya çalışalım.hayatı ne kadar mahzun geçmişse de cemaat adına,eserler adına hep ümitli,sevinçli idi.Kanaatimce kendi alemimizde hep mahzun,ızdıraplı;ama kardeşlerimizin,abilerimizin hizmetlerinde hüsnü zanla,ümitle bakmalıyız.

Cemaatlerde elbette ifrat veya tefrite girenler olacaktır.Ama biz okyalım,anlamaya çalışalım,hazmedelim,paylaşalım,yaşayalım...

selamlar...

4ÜslûbŞeyma Gür , 08.08.2007, Çorlu

Metin Bey Kardeşim

İyisiniz hoşsunuz..

Tespitlerinizde de endişelerinizde de çok haklısınız..

Ama..

Şu ''ben '' dilini daha az istimal etseniz daha şık olacak..

Risale-i Nur edebine daha muvafık olacak..

3Biraz dikkatHüseyin Ferdi Olur, 08.08.2007, İstanbul

Gürcan bey yorumunuzda; metin bey'e şu cümleyle istemeyerekte olsa haksız bir itham yazmışsını ; "ki ifadeleriniz biraz hissi ve acelece yazilmis izlenimi veriyor ve sanki sizi bu cumle risale-i nurlarin sanki tek ve sasmaz takipcisi konumuna itiyor." Oysa sadece algınızın sizi yönlendirmesine izin vermeyip biraz daha dikkatli bir bakışla şu pasajlarıda farkedebilirdiniz. Metin Bey'in derdi en iyi ben biliyorum iddiası değildir. Bunu Metin Bey'in tüm yazılarını okumuş bir insan olarak söylüyorum. "Gölgenin gölgesini güneş yerine koyanların gözü aydın; ama BENİM GİBİ güneş ile gölge arasındaki FARKI BİLENLERİN içi kan ağlıyor." "Kimileri “Risale-i Nur ne kadar da çok satılıyor artık” diye seviniyor; BENİM GİBİLER “Risale-i Nur ne kadar da az anlaşılıyor şimdi” diye mahzun..." Daha örnek verilebilir yazılardaki çoğul takılara dikkat buyurup, yazıyı önyargısız tekrar okumanızı salık veririm saygılarımla...

2bediuzzaman risaleleri niye yazdi?metin, 08.08.2007, Ankara

munazaratta, muhakematta ustadin degindigi konularin, muhtelif risalelerde daha kapsamli ve derinlikli olarak islendigini dusunuyorum.

bir onceki yorumda serdedilen goruslere katilmadigimi belirtmek isterim. cunku takdir etmeliyiz ki metin bey gayret sarfedip risk ustlenip yazilar yazmaktadir ve bunlari bu sitede yayinlayarak efkar-i ammeye arz etmekte, en onemlisi de ammenin elestiri ve yorumlarina objektif bir sekilde yazilarini acik tutmaktadir. eger herhangi bir kimsenin metin beyin yazilarina bir itirazi, elestirisi varsa, farkli fikirlere sahip ise, bunlari hur bir sekilde ayni amme ile o da paylasabilmektedir. bence guzel bir fikir platformu olma yolunda bu site.

toplum olarak fikir mubahasesine, munazaraya pek alisik degiliz galiba. bir meseleyi, alabildigine ve olanca derinligiyle tartismak bize cok yabanci. fikirlerimiz genelde keskin ve yuzeysel, bu da saglikli ve verimli bir fikir musabakasina girmemize engel oluyor. ama derinlikli ve kaliteli bir toplum olmak icin bunu ogrenmek gerekiyor diye dusunuyorum. manevi ve maddi terakkinin anahtari da bu olsa gerek....

1haklisiniz ama haksizsiniz dagurcan, 07.08.2007, norvec

risale-i nurun tahkik yolunda mustakimane sonuna kadar yol almak ve yapilanlari az ve yetersiz gormekte haklisiniz. zaten bu yapilan veya yapildigini iddia ettigimiz seyler bizlerin ve hepimizin sa`y imizle olan seyler disinda bir ihsan bir ikram ve lutf-u ilahi.

haksizsiniz cunku su cumle de :

"Ben şişeyi taşa çalmış biriyim. Risale-i Nur’un izzetini muhafaza ve hakikatinden ifaza için gerekirse Nurculara da dokunur sözüm."

ki ifadeleriniz biraz hissi ve acelece yazilmis izlenimi veriyor ve sanki sizi bu cumle risale-i nurlarin sanki tek ve sasmaz takipcisi konumuna itiyor.

bence bu cumleye benzer diger cumlelerinizde bunlari ismam ediyor.

ustad talebe oldugunu soyluyor ise siz de talebesiniz. bizde talebeyiz.

tam ihlasi yakalayamadan soylemis iseniz bu sozleriniz -risale diliyle - AKSUL AMEL yapar.

evet simdi munazarati okumaya baslayabiliriz buyurun !




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut