“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

I. Hayatın içinde bir nebi
–Metin Karabaşoğlu

[*4.602 yazı içinden]

“Saidleri Ararken”den birkaç tesbit

Yazara Mesaj Gönder

Aşağıdaki paragraflar, “Saidleri Ararken” isimli kitabımızın son bölümünde yer alıyor. Bu tesbitler yedi yıl önce yazılmıştı. Başını kuma gömmeyi tercih edenler, dün dikkat etmedikleri bu tesbitlere hiç olmazsa dikkat etseler, kendileri için hayırlı olur. Aksi takdirde, önce gönlünü ve aklını daraltıp küçülme, küçüldükçe öfke küpüne dönme, öfke küpüne döndükçe daha da küçülme kısırdöngüsünden kurtulamayacaklardır zira.

Bilvesile, son bir ayda sitedeki yazılarım ve ‘bildiri’ dolayısıyla iki hatayı birarada sergileyip, üstüne üstlük bir de bizi ‘edeb’e davet edenleri ben de insafa davet ediyorum. Ben bir eleştiride bulundum, gördüğüm yanlışlar karşısında ‘üç maymunlar’ı oynamaya da hiç niyetli değilim. Açıkça ve mertçe eleştirmekle birlikte, hiç kimseye hakaret etmedim, bu benim tıynetim değil. Ama bakıyorum da benim eleştirime ‘hakaret’ rengi vermeye çalışanlar, bana hakaret etmeyi ise ‘eleştiri’ sanıyorlar. İsteyen yazılarıma ve altına düşülmüş ‘fırka mutaassıbı’ yorumlara bakabilir. Ve mine’l-garaib!

Her neyse, işte Saidleri Ararken’den birkaç tesbit:



RİSALE-İ NUR hareketinin son kırk yılına dair bir genel analizde, bir dizi başarının yanında, bir dizi zaaf ve problem de karşımıza çıkar. Bunların en önemlisi, Risale-i Nur’un ontolojik temellerinin cemaatî tazammunlarının—çoğul düşünüş, fert-cemaat dengesi, açıklık, vs.—yeterince içselleştirilememesi gelmektedir.

Bu içselleştirememe probleminin kendisini en net biçimde yorum farklılıklarını özümseme veya en azından tolere etme noktasında gösterir. Muhtelif, hatta birbiriyle ihtilaf halindeki yorumların varlığı, metne dayalı bir hareket olmanın kaçınılmaz bir sonucudur. Ancak, farklı yorumların hareketin bölünmesine yol açacağı endişesinin bir ‘otorite yorum’ ortaya koyma çabasını tahrik ettiği görülmektedir. Ne ki, hareket tam da bu çaba yüzünden kopma ve bölünmelere maruz kalmıştır. “Tek metin, tek yorum” yaklaşımı, her biri belli bir yorumu esas alan farklı gruplar doğurmuştur. Bu gruplar, gene yorum farklarının tolere edilemeyişinden dolayı, kendi içlerinde de bölünmüşlerdir.

Farklı yorumları elimine ederek teke indirme çabası, bir başka problemi doğurmuştur. Bu, “Said de bir talebedir” diyebilen ve “Benim sözümü ben söylediğim için ... kabul etmeyiniz; mehenge vurunuz” diyen bir üstadın talebelerinin ‘otorite yorum’larının bu yorum ekseninde şekillenmiş her bir grubun kendi içinde kazandığı ‘dokunulmazlık’tır. Eleştirel düşünceyi ve esnekliği törpüleyen bu durum, Risale-i Nur’un açık ve esnek cemaat yapısını ve plüralizmini cemaatî planda ciddi ölçüde dumura uğratmıştır. ‘Abiler hegemonyası’ denilebilecek bir vâkıaya zemin hazırlarken, entellektüel hareketliliği törpülemiş ve dolayısıyla hareketin entellektüel gelişimini engellemiştir.

Hareketinin halihazır entellektüel zayıflığı, gözardı edilemez durumdadır. Risale-i Nur’un ontolojik sağlamlığına ve kuşatıcı vizyonuna rağmen, durum budur. Ki, ‘çoğul düşünüş’ten ‘tek-tip düşünüş’e doğru bir eğilimin sergilendiği bir zeminde ciddi bir entellektüel hareketlilik ve açılım elbette gerçekleşemezdi. Hareketin göz kamaştırıcı yayın faaliyeti ve önemli sayıda akademisyeni bünyesinde barındırması, bu entellektüel zayıflığı ortadan kaldırmamaktadır.

(...)

Her hâlükârda, hareketin mensuplarının Risale-i Nur’u kendi ifade kalıplarına döküp açmayı yeterince başaramadıkları, kendi dönemleri içinde Risale-i Nur’u yeniden-üretemedikleri bir vâkıadır. Bir Said, bin Said olamamıştır.

Bu noktada, bir ‘açık metin’ olan Risale-i Nur’u ‘kapalı metin’e, bir ‘açık cemaat’ olarak Risale-i Nur hareketini ‘kapalı cemaat’e dönüşme riskiyle karşı karşıya bırakan birtakım problemlerden de söz edilebilir. Dahilî ve haricî bir dizi sebebe binaen hareket Türkiye’de İslâmî kesimin anaakımı olmaktan çıkıp daha ikincil bir konuma düştükçe, hareketin bazı fertleri birliği muhafaza için bir içsel sublimasyon üretmişlerdir. Bu bağlamda, Risale-i Nur, Said Nursî ve Risale-i Nur cemaati hakkında bir dizi mistifikasyon üretildiği görülmektedir. Bu mistifiye edici söylem içe kapanmayı beslemekte; içe-kapanan gruplar ise, dışsal gerçeklikle bağı zayıflamış birer ‘kapalı cemaat’e dönüşerek rijitleşmektedir. Bu durumdaki grupların geliştirdiği tavır, bir gözlemcide—haksız bir biçimde hareketin genelini, hatta Said Nursî’yi de bu yargısına dahil ederek—Risale-i Nur’a ‘yarı-kutsal bir statü’ verildiği sonucuna götürmüş durumdadır. Said Nursî’nin, ve Risale-i Nur’un ciddi takipçilerinin böyle bir yakıştırmadan azade olduklarını vurgulamak gerekir. Ancak, Risale-i Nur’un kalitesini ve derinliğini gölgeleyen böylesi hükümlere zemin hazırlayıcı mistifikasyonlar üretenlerin varlığı da bir vâkıadır.

(...)

Risale-i Nur hareketinin aşılması gereken bir dizi problemle yüzyüze olduğu bir vâkıadır. Bunlar, önemli ve ciddi sorunlardır.

Öte yandan, bunlar, üstesinden gelinebilir sorunlardır. Çünkü, bu sorunlar, hareketin aslına ve özüne ilişkin sorunlar değildir. Bu sorunlar, hareketin üzerinde temellendiği Risale-i Nur’dan kaynaklanıyor değildir. Öte yandan, yanlış anlama ve uygulamalara rağmen, hareket içinde kişi ve gruplar Risale-i Nur’u referans noktası olarak almaktadır. Dolayısıyla, sergiledikleri belli bir tutum ve yaklaşımın Risale-i Nur’un metod ve muhtevasına münasip düşmediği ortaya konduğunda, bunu dikkate almaları sözkonusudur. Ayrıca, yaşanan bölünmeler ile gelinen son noktada, hareketin farklı gruplarının üyeleri arasında bir geçişliliğin zuhur ettiği görülmektedir. Bu geçişliliğin artması, yaklaşımını Risale-i Nur’a atıfla izah ve isbat edemeyen hareketleri küçülme riskiyle yüzyüze getirecektir.

Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde, hareketin farklı grupları arasında zıt yönlü iki gelişme gözlemlenebilir. Çoğul ve eleştirel bir yaklaşıma kapanan ve mistifikasyon üreten gruplar daha da küçülür ve küçüldükçe daha tekçi ve eleştiri kabul etmez hale gelirken; çoğul ve eleştirel bir yaklaşıma açık olup farklılığı özümseyen hareketler ciddi bir gelişme gösterebilirler. Her hâlükârda, hareketin ana akımı olacak hareketler, önümüzdeki dönemde, geçmişin bölünme sürecinin aksine ‘toparlayıcı’ ve ‘kucaklayıcı’ olabilen hareketler olacaktır. Gülen grubunun—Risale-i Nur’un referans sistemine uymayan bir dizi unsuru da taşıdığı halde—geçen dönemde gösterdiği ilerleme de, işte bununla ilgilidir. İhtilafları ayrılığa dönüştüren çatışmacı bir tutum yüzünden parçalanıp zayıflarken, kucaklayıcı bir tavır sergileyen gruplar birbirine yaklaşacak ve birleşmeseler de yakınlaşacaklardır.

Kısacası, ilgili dönemin şartlarına binaen gelişen birlik ve kollektivizm vurgusu ve peşisıra gelen müesseseleşme dalgası içinde deyim yerindeyse devlet-benzeri bir yapıya bürünme riskiyle yüzyüze gelen hareketin, önümüzdeki dönemde toplum-benzeri bir yapıyı içselleştirip çok daha sivil bir mahiyet kazanacağı umulabilir. Hareketin mevcut grupları arasında, içe kapanan gruplar hariç, yaşanan geçişliliğe ilaveten böyle bir beklentiyi doğuran iki gelişme daha mevcuttur. Bunlardan ilki, kendisini belli bir grupla özdeşleştirmeden Risale-i Nur cemaati içinde tanımlayan ve her bir grupla ilişkilerini kendi belirlediği sınırlarda tutan bağımsız bireylerin sayıca artıyor olmasıdır. Bir diğeri, Risale-i Nur’un harekete mensup olmayan insanlar nezdinde de ciddi derecede okunur hale gelmesidir.

Zannımızca, önümüzdeki dönemde hareketin geleceği nokta, Risale-i Nur’un bireysel ve sosyal tazammunlarıyla daha iyi örtüşen bir nokta olacaktır. Süreç bu yönde ilerlediği takdirde, hareketin muhatap sayısını genişleteceği, ayrıca ciddi bir entellektüel açılımın da gerçekleşeceği düşünülebilir.

  04.08.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

8Bilisim, iletisim, irtibatHuseyin, 07.08.2007, İstanbul

Kisa denilebilecek bir sure once Risale i nur ile tanistim. Gercek manada cemaatle tanismam ise daha sonra oldu. Bu un icin kendimi cok talihli sayiyorum. Bu sure icerisinde ise risale i nuru her turlu adetten azade olarak okuyabilmek benim icin buyuk bir ihsanmis diyebilirim. Her turlu kisisel degerlendirme. Veya her turlu kisisel yorum. Bunun kiymetini simdi daha iyi anliyor ve Cenab i Hakka cok sukurler ediyorum. Cemaati kisa zamanda iyi tanidim diyebilirim, bunun da sebebi kisa zamanda dort sehir haric butun ulkeyi dolasmam ve bir cok kisi ile tanismam oldu.

Simdi kisaca cemaatle ilgili bir kac tahlil. Yazara yuzde 95 katilmakla beraber, harekkette cok degerli insanlarin bulundugu kesin. Amma en cok gorulen eksik, Risalelerin evrensel mesajinin iyi algilanmamis olmasi, risalelerin yeterince okunmamis olmasi, Risalelerden bu zamana uygun hareket metodlarinin gelistirilememis olmasi. veya kisaca kendimizi guncelliyememis oldugumuz gorunuyor.

Risaleyi dogru okuyamamamin sonuclari da basta taassub olarak ortaya cikiyor, bunun neticesi disa kapalilik entellektuel gelismenin yeterince inkisaf etmemesi oluyor. Genelde gorunen, bir vesile ile cemaat haricine veya demokratik ulkelere seyahatler ile yurtdisina acilan kisilerde bazi degisikliklerin oldugu. Yani, herhangi bir sekilde topluluga disaridan bakabilen ve topluluk haricindeki insanlarla belirli bir diyalog icerisinde olan kisilerde karakteristik olarak bazi degisikliklerin olusmasi, daha fazla ozgurluk talepleri. disaridan bakinca hareket icerisinde kisilerden kaynaklanan hatalar daha net goruluyor.

Aslinda topluluk icerisinde en safi kisilerin bile hissettigi, bir seylerin yanlis gittigi. fikren uyanik kisiler ise genelde ya kabuguna cekiliyor ya da topluluktan dislaniyor veya kendisi bir sekilde yeni bir yol tutuyor. maalesef cok degerli sahsiyetleri bu yolla kaybettik.

Ben bunlarin en onemli sebebi olarak israiliyati goruyorum. Yani bizlerle beraber adetlerimiz, toplumsal orflerimiz, safdilligimiz, konusmayip susmayi veya kabullenisligi huner kabul edisimiz gibi. Risaleler de bizden darilip hayalatin bulutlariyla tesettur eyledi.

Bununla ilgili daha sonra yine yazacagiz. Simdi kisa bir musavere. Sizce muvaffakiyet nedir ve olculeri nelerdir. Neler basarildi ise muvaffak olunmus olunur. Risalelerin ana temasi nedir. Risalelerdeki hakikatler hangi yollarla aktivasyona dokulebilir. Risalelerin sistemine uymayan buyumeler, ilerlemeler muvaffakiyet midir. Buradaki sorularim herkese.

Aslinda basligiyla hicde alakasi olmayan bi yazi yazdim. Niyetim cok farkliydi. Bunu da bi dahaki yorumda yazarim. hareketin bu asirda olabildigince artan iletisim olanaklarini dogru kullanamadigini yazmak istiyordum. Ama sozu cok uzattim. Aslinda problemler iletisim eksikliginden kaynaklaniyor. Birbirini taniyamama ve tahminde bulunma, genelleme. katogarize etme. Herkese bir isim bir sifat bulma. Risaleler bize en cok irtibati sosyalligi tavsiye ediyor. Bu risaleler ile evrensel olamadiysak bu bizim hatamiz.

kucuk bir hatira, gecenlerde bir yerde misafireten bulunuyordum. Bulundugum yerde medreseye bilgisayar ve internet baglantisi alinmasi durumu konusuluyordu. medresede kalan talebeler internet ihtiyaclari icin kafelere gidiyor ve bazi gunahlara maruz kaliyor denildi. Ve musaveresi yapildi. Musavere esnasinda internetin tehlikelerinden zararlarindan bahsedildi. ve sonunda alinmamai kararlastirlidi. mesveret esnasinda bana da sordular sen ne dersin diye. Bende boyle bir konunun mesveretini abes buldugumu, bunun bir an once gerceklestirilmesi gerektigini soyledim, baktim bazilari rahatsiz oldular. Bende biraktim ama dedim, siz istesenizde istemesenizde bu olacak. bunun onune gecemezsiniz. En azindan medreseye uygun bir yer hazirlardiniz, nezih bir ortam olurdu. Simdilerde yine musaveresini yapiyorlar, herhalde alacaklar.

Acaba Bediuzzaman simdi yasiyor olsaydi, Teknolojik imkanlari nasil kullanirdi....

7AnlamıyorumHüseyin Ferdi Olur, 07.08.2007, İstanbul

Anlamıyorum anlayamıyorum çok anlamak istiyorum yinede olmuyor. Metin Karabaşoğlu abimi ilk olarak Zfer dergisinde Yüksek fikir alçalışları yazısı ile tanıdım ve sonra bir sünger gibi bütün yazılarını emercesine okudum her yazısıyla ve kitabıyla bu derin bilgi karşısında ürperdim ve Rabbime Metin Karabaşoğlunu konuşturduğu yazdırdığı için sonsuz şükürler ettim. Metin Karabaşoğlunun bunca rikkati bunca dikkati üzerinde taşıyıp neredeyse tam onikiden vuran yazılarının olmasına rağmen, insanların üzerine hoşgörüsüzce yürümelerini, niyet okumalarını, hakaretlerini anlayamadım anlayamıyorum. Metin Abi Allah bu çetin sınavda sizinle beraber olsun size yılgınlık güceniklik getirmesin Rabbim sizin kaleminizi vesile kılarak bizimle konuşmaya devam etsin. Rabbim yolunu açık etsin

6şahsiyetcilik ve tekelleşmemkalabas, 06.08.2007, Ağrı

Risaleler umumun malıdır.Hiçkimse Risaleler benimdir,benden iyi anlayan yoktur veya tek varis benim demeye yetkisi yoktur.

Ancak daha iyi hizmet edersiniz,daya iyi yorumlarsınız o ancak sizi bağlar.o da meşveretin onayını alırsanız.Böyle olsa bile kimse üzerinde tekebbür etmeye,kimseyi dışlamaya,eleştirileri gözardı etmeye hakkınız yoktur.

Acizane cemaatteki bölünmeleri en büyük sebebi şahsiyetçiliktir.Falan hoca böyle dedi,falan hoca şunu söyledi.Ben konşunca,ben yorumlayınca oluyor da sen konuşunca olmuyor.Neden?Çünkü ben daha iyi anlıyorum,Ben büyüğüm,ben talebeyim.Bu şekilde bazı kişiler etrafındaki kişileri(Mistikleştirerek)Kendine bağlayıp çoğu zaman Risalelere zıt veya olmayan şeyleri kabul ettirmekte ve inandırmaktadır.Risale metinlerin öne çıkardığınızda falan abinin söylemler karşınıza çıkmakta,ve o geçerli olmaktadır maalesef...

Meşveret denmekte ama meşverette bazılarınca belirlenen birkaç kişi alınmakta yine hizmet sınırlı kalmakta,kabiliyetler,akıllar heder edilmekte,hizmet küçülmekte,mesuliyet taşınamamakta,hizmet inkışaf edememektedir.Ve hamiyet sahipleri acı duymaktadır.Vazifemizi yapalım vazifeyi İlahiyeyi karışmayalı diyor vazimezi ihmal etmekte,sorumluluğumuzu unutmaktayız.

Bu hususta iktiran bahsinin anlaşılarak yaşanmasında büyük faydalar görüyorum.Üstad bile öncelikle yazı hizmetini abilere bağlamakta,sonra hizmette onunda abilerin de illetinin Allah olduğunu anladı ve inandı.O yüzden onlara teşekkür değil,tebrik etmek gerektiği;Çünki birisi bize bir elbise verdiğinde minnet bize değil ona verilmesi gerektiği gibi herşeyimiz Allahtan.Dolaysiyle hizmette,güzellik de kemalat da minnet de Allaha.fakat bazıları ben olmazsam hizmet olmaz,yürümez diyebilmekte,insanları aldatabilmektedir.Kim olursa olsun hizmet şuna buna endeksli,bağlı değil.Kimse kendini öyle saymasın.Allah isterse fasıklarla bile bu hizmeti yürütür.Bize düşen vazifeyi ifa...

5metin beyin tahlilimetin, 05.08.2007, Ankara

salih bey,

zannedersem metin bey yukaridaki yazisinda risale takipcilerinin ustaddan sonraki durumlariyla ilgili bir tahlil yapmaya calisiyor, ustadla ilgili degil. yaptiginiz yorumda, metin beyin yazisinda sanki ustad ile ilgili bir tahlil yaptigi ifade ediliyor ve sizin de buna elestirileriniz siralaniyor.

zannimca soz konusu olan ustad da olsa ona bir kudsiyet verip dokunulmaz, tartisilmaz kilmak dogru degildir. ustadi ve risaleleri bu sekilde, su hizla degisen ve ilim ve belagata dokulen dunya insanlarina anlatmak pek mumkun degil bence. hem bu tarz bir yol, entellektuel uretimimizin onune bir set olabilir, simdiye kadar kismen oldugu gibi. yani ustadi ve risaleleri entellektuel cercevede tartismaktan cekinmemek lazim. aksi halde kendimizi ve eserleri insanlara anlatamama onlarla iletisim kuramama ve marjinallesme gibi sorunlarla karsilasabiliriz.

kanimca, kendimizi fikren ice kapatmamiz, bizim risaleleri anlamamizda kisirliga da neden olacaktir. cunku ice kapanan ve fikren diger insanlarla alis verise girmeyenler kendi fikri dagarciklarini kisirlastirdiklari gibi digerleriyle ilim ve belagat zemininde mubahase kabiliyetlerini de inkisaf ettiremeyeceklerdir. cunku fikren bir donukluk halidir bu.

eline uzunca bir elmas parcasi geciren ve omru boyunca bunu hakikatin tumu zanneden mukayyet nazarli ve gozu kapali olan bir gavvas dalgicin halidir bu.

bu durumu telafi etmek, ancak diger gavvaslarla kurulacak olan musbet ve hur bir fikir musabakasi zemini ile mumkun olabilir herhalde.

insanlarla hur fikir alisverisine girmek risale hazinesinde gizli olan kim bilir nice mucevherleri dercan etmeye vesile olacaktir.

sakin simdiye kadar risaleden anladigimiz anlamadigimizin cok kucuk bir parcasi olmasin?

veda hutbesinde ne buyuruluyor: "Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,

bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur."

4said mes`uddur. salih, 04.08.2007, eskisehir

said bize gore talebedir.

ama o 13. asrin minaresinde bir talebedir.

o talebedir tamam.

ama o resul-i zisan aleyhisselamin talebesidir. ( ondan alir emri )

"sozlerim altin veya bakir cikarsa....... " demistir tamam eyvallah.

lakin -mealce - "300 sene sonra bir mahkeme kurulsa bir iki yerini yamalarim tekrar yazilanlari o asrin mahkemesine sunarim" diyen de odur.

saidleri ararken aradigini ve aranan sahsi cok iyi bilmeli insan.

aranan said kisi nasil birisidir biliyormusunuz ?

ben soyliyeyim :

hz. said , necip fazili kabulunde ( gencligi parislerde gecmis -kumara duskun ve ferah bir hayatin temsilcisi iken 30 yasinda hidayete gelmis ve bazi aralar yine kumar aliskanligina maglup olan ) bu dava insanina " seni 50 yillik bir talebe olarak risale-i nur dairesinde kabul ediyorum " diyen bir saiddir.

ustadin insanlara nazar ederken ve degerlendirirken aldigi olcutler ne kadar farkli ve ardindan gitmeye calisan ve SAIDLERI arayanlarin ugrastigi seyler ve kullandiklari olcutler ne kadar da farkli oyle degil mi ?

hz.saidin necip fazila gosterdigi hosgorunun 10/1 ini basta bu yazinin yazari ve sonrada biz birbirimize goster(E)miyoruz.

birakin necip fazili

alevilere-vahhabilere hatta chp nin icinde ki % 95 e bile ustadin gosterdigi hosgoru ortada iken ............

ya bizler ?

huday-i nura talib olanlara selam olsun.

3bahadır, 04.08.2007, manisa

RİSALE-İ NUR OKUMALARI İCİN ENTELEKTUEL BİR GİRİŞ:SAİDLERİ ARARKEN kitabını şiddetle tavsiye ediyorum.üstadın vefetından sonraki cemaatin gidisatı ile alakalı MUKEMMEL BİR KİTAP.

2Kısır Dönküs huseyinoglu, 03.08.2007,

Yazar son zamanlar da gelen eleştirilere göre yazılar göndermeye başladı.

Fakat zannımca bu son olacak.

Çünkü eleştiri kabul etmez gruplar yine yazarı şiddetli bir dille tahkir edecek.

Bu son yazının da mahiyeti ve hikmeti anlaşılamayacak.

eleştiriler artacak.. küçülme devam edecek..

Hatta reflekse bağlamış zevat okumadan eleştircek. Sonra karşılıklı atışmalar yazılacak..

Yazıyı hakkını vererek okuyan çıkacak elbet. ama bence yazar tekrar kabuğuna çekilecek.

Bu da benim acizane gördüğüm..

1evet !grcn, 03.08.2007, norvec

insan ne tur bir yer isgal ediyor , ona bakmali. Her egri-bugru seye baskaldirirsaniz sizin de Dadaloglu ve Koroglulardan farkiniz kalmaz. (pg 472)

bir de aksulamel yapiyorsaniz.......

kitaplarinizin imani derinlesmeye bakan yonleri ile elestiri ve tenkide bakan yonlerini tartmanizi ve az -cok olsa da imani meselelerde - risale-i nurlardan- bize altin ve mucevherler sunmanizi siddetle bekliyoruz.

aciz !




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut