Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

Muvazaa

BU ÜLKE, en çok konuşulan şey ‘ilke’ler olsa bile, gerçekte bir ‘ilişkiler ülkesi’dir.

Bu ülkede herkes için geçerli ‘ilke’ler değil, bir ‘bana göre’ keyfîliği işgörür.

Aynı genelgeçer kural yeri geldiğinde geçerli, yeri geldiğinde geçersiz olur.

Üç cumhurbaşkanı seçtiren bir kuralın, birilerinin hoşuna gitmeyen yeni bir isim cumhurbaşkanı seçilecek olduğunda en yüksek yargıçlar tarafından ‘geçersiz’ ilan edilivermesi, bunun sadece bir misalidir.

Bu ülke, ilkeler değil, ilişkiler ülkesidir. İlişkiler ki, aynı şeyi yapan iki kişiden birini suçlu, öbürünü haklı kılar. Aynı eylem, biri yapınca suç, öbürü yapınca ‘demokratik hak’ olur. Aynı söz birine söylenince hakaret, öbürüne söylenince ‘eleştiri’ olur çıkar. Aynı fiil birini küstah, öbürünü cesur yapıverir!

‘İlişki’yi ‘ilke’nin yerine geçiren bu durum, farklı alanlarda farklı tezahürleriyle çıkıyor karşımıza. Bürokratik kademelerde yükselmekten cumhurbaşkanı seçilmeye, girilen ihaleyi kazanmaktan tahakkuk etmiş alacağını kamudan zamanında tahsil etmeye kadar uzanan nice alanda işler kuralına göre, hakkâniyet ölçüsünde, herkese eşit surette işlemiyor. İlişkiler, bir tarafta hak edilenden mahrumiyet, öte tarafta hak edilmeyene erişme sonucunu getirebiliyor.

Devletle ilgili meselelerde daha bir göze bakmakla birlikte, belirtelim ki, bu durum devletin doğrudan müdahil olmadığı alanlarda da geçerli. Meselâ özel sektörde de, ilişkiler, akrabalıklar, ideolojik yakınlıklar pekâlâ belirleyici olabiliyor.

Bunu böyle diyebiliyoruz, çünkü Karakalem’in iştigal ediyor olduğu basın-yayın alanında bilfiil tecrübe ediyoruz.

Bu ülkede, nasıl devletle ilgili meselelerde birtakım ‘ilişki’ler devreye giriyorsa, özel sektörde de, bilhassa basın-yayın alanında da vaziyeti ‘ilke’ler değil, ‘ilişki’ler belirliyor. Bir kısmı neredeyse ‘çete’leşmiş ilişki gruplarını iyi analiz etmeniz, içlerine nüfuz etmeniz, en azından iyi ilişkiler kurmanız, birilerinin tensibini almanız gerekiyor ‘yok sayılmamak,’ ‘görünebilmek’ için...

Nitekim, iyi bir ürün, yazarı veya yayıncısı bu ‘ilişkiler ağı’nın bir yerinde değilse görmezden gelinir, kıyıya köşeye itilirken, zayıf bir ürün, yazarının veya yayıncısının ‘ilişki pazarlama becerisi’yle herkesçe bilinir hale gelebiliyor.

Haydi, daha da açık konuşalım: Bu ülkede yayıncılık, yayıncılıktan daha fazlasını da içerir halde yapılıyor. Meselâ, iyi bir roman, iyi olduğu için gazetelerin kültür-sanat sayfasında, televizyon ve radyoların kültür-sanat ve söyleşi programlarında ‘ilkesel’ olarak her hâlükârda tanıtılma imkânı buluyor değil. Bilakis, yazarın veya yayıncının ilişkileri kötü bir romanı çok meşhur hale getirirken, ‘ilişkiselliği’ göremediği için iyi bir roman öylece raflarda kalabiliyor!

Bu ülkede, kültür-sanat alanında bir ‘ideolojik arkadaşlık’tan, bir ‘eşcinseller dayanışması’ndan, bir ‘cemaatî onay mekanizması’ndan, bir ‘çeteleşme’den söz edilir durumda olması, boşuna değil.

Evet, birbirine zıt görünen bu kadar mecrada, garip bir şekilde, ‘ilkeselliği’ beraberce rafa kaldırmış bir ‘ilişkisellik’ kendisini ifşa ediyor.

Görüyoruz; pek çok yayıncı, durum bu deyip, kendisini akıntının içerisine bırakmış durumda. Bu yanlış tablonun düzeltilmesi için çalışılacak yerde, bu yanlıştan nemalanmanın hesapları yapılıyor.

O yüzden de, kesif bir ‘muvazaa’ kokusu ortalığı sarmış durumda. Bir dergi, bir film, bir kitap, bir yayınevi, bir yazar, bir beste, bir belgesel.. üzerine şu gazetede bir söyleşi, bu televizyon kanalında bir program, şu dergide bir tanıtım yazısı gördüğünüzde, “İyi bir eser olmalı ki, tanıtılıyor” diyemiyorsunuz. İdeolojik ortaklıktan etnik kökene, cinsel tercih ortaklığından cemaatî beraberliğe.. bir dizi unsurun bu tanıtımdaki etkisine dair kuşkular doluşuyor zihninize.

Karakalem, ‘ilkeli’ bir yayınevi. Hâlihazırda, küçük de bir yayınevi. Kitapları, başka birçoklarına göre, daha az yerde bulunabiliyor, daha az tanıtılıyor ve daha az satılıyor.

Bunun, yayıncılık alanında yeni yeni bir kurumsal işleyişe kavuşan genç bir yayınevi olmakla ilgili tarafları elbette var, ve günden güne bu noktada bir adım ilerlemeye gayret ediyoruz.

Ama yine bunun, işte yukarıda sözünü ettiğimiz ‘ilişkiler’ ile de bir ilgisi var. Karakalem, ‘ilkeli’ bir yayınevi olmanın zorunlu bir sonucu olarak, ideolojik yakınlıklar, cemaatî ilişkiler, muvazaalı sözde dostluklar üreterek kendisini ve kitaplarını tanıtma yolunu reddediyor. Doğru ama zor yolu, yanlış ama kolay yola tercih ediyor.

Bu, yayın câmiasında, tanıtım mecralarında dostlarımız olmadığı anlamına gelmiyor elbette.

Ama şükür ki, dostluklarımız içten pazarlıklı, hesabî ve sözde değil.

Şükür ki, “Bir kitap, iyi olduğu için tanıtılmalı; ‘bizim’ olduğu için değil” diyebiliyoruz...

  19.07.2007

© 2015 karakalem.net, Editör

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

6akif, 07.08.2007, Amasya

Çok isabetli tespitlerde bulunmuşsunuz..Teşekkür ederim..Adalet ve hakkaniyet kendi zararımıza olsa dahi gözetilmeli..Bu bağlamda camatî taassupla hareket etmeden ilke bazında yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilmeliyiz...

5Ajitasyonedip, 30.07.2007, İstanbul

Sizin yazılarını ve yayınlarınızı seven, farklı dini cemaatlerden birçok kişi var. Kitaplarınızı satın alan ve yazılarınızı okuyan herkesin sizin oluşturduğunuz bir cemaatler üstü! bir daire olduğunu düşünmüyorsunuzdur umarım. Hedef Bediüzzaman'ı anlama ve Risale-i Nur'un hakikatlerine muhatabiyet olduğu müddetçe, zaten bu önemli bir cazibe meydana getiriyor ve getirecektir. Bundan endişeniz olmasın bana göre. Fakat -su-i zanlara dayalı- cemaatleri konu alan zihin okumalara kalkışılınca bunun başta siz olmak üzere kimseye faydası olmayacaktır. Yer yer yazılarınızda yer alan anti-cemaat vurgusunu bir eşcinsellerle birlikte yanyana bahis konusu yapmamıştınız. Bunu da yaptınız ya... Ne diyeyim. Bırak abicim artık şu anti-cemaat yaklaşımını. Seni haksız konuma düşürüyor.

4kolay gelsiiin..Hikmet, 20.07.2007, kahta

hepinize hayırlı cumalar. türkiyede bir çok kurumun yozlaştığına şahit olan biri olarak sizin bu ilkeli duruşunuzdan ufak ta olsa taviz vememeye davet ediyorum. çünkü 'sizi seviyoruz'. kendinizi her zaman denetleyin. selametle

3Zamanlama!Ali YILMAZ, 20.07.2007, İstanbul

Bu yazının "Kime oy vermeli" yazısı ile ve malum "Basın açıklaması" ile aynı güne denk gelmesi,burnuma hiçte iyi kokular getirmiyor.Sanırım,beyan edilen tavırdan ötürü Karakalem'e karşı bir boykot kampanyası yapılacak.Çünkü bu yazının bugüne kadar olan durumla değil,bundan sonrası ile alakası olması lazım diye düşünüyorum.Hazreti Peygamberin bile boykot ile karşılaştığı şu dünyada umarım bu günler göstereceğiniz sabırla büyük sevaplara vesile olur.

2elif ......, 20.07.2007, Ankara

biz karakalemi işte bu yazdıklarınız yüzünden seviyoruz. Allah yardımcınız olsun...

hürmet ve muhabbetle

1...nerem düzgün ki ?Mesut C, 20.07.2007, İstanbul

Hani Metin ağabeyin anlattığı gibi devletin en yüksek kademesinden, yayıncılığa ve daha da aşağı inmek mümkün.. Her tarafta bir eğrilik var. Nerem düzgün diyen devenin misali. Eğriyi düzeltmek, eğrilmekle olmuyor.

Karakalem'le tanışmama internetle çok meşgul olmam sebep oldu. Önce karakalem.net sonra kitapları ve dergiler.. Hani çok sevdiğim yazarların ve kitapların bulunduğu bu yayınevinin şu an bende ayrı bir yeri var.

Bu düzenin kenarına ittiği karakalem'e de "gerçek ücretini" Allah versin. Ümidimiz ve temennimiz bu yönde..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut