Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

V. Esmâ-i hüsnâ ahlâkı
–Metin Karabaşoğlu

[*4.668 yazı içinden]

Bitmeyecek Olan

Yazara Mesaj Gönder

GÖZÜM, GİDEN AŞKLARIN ARDINDAN yazılan şiirlere takılıyor, çok zaman hüzün makamında aşk şarkıları çınlıyor dört bir tarafta. Kimi zaman aşk yüceltilip ta göklere çıkarılıyorken, hayatta eşi bulunmaz tek şey olarak ifade edilirken, çoğu zaman da sahteliğinden ve acımasızlığından, acıttığından dem vuruluyor. Dünya şahit ki, aşklar bitiyor. Tarih şahit ki, en büyük âşıklar dahi ölüyor..Aşkı dillere destan olmuş bir kaç nev-i beşer var ise de onların aşkının sonu da hüsrân oluyor..

Aşk gözde çok büyütülüyor, her şeyi gözden silebiliyor, çok büyük beklentiler yükleniyor aşka. Sonsuz güven dileniyor, sonsuz sadâkat, sonsuz sevgi ve ilgi..Bu aslında bir nevî, sonsuz ben merkezciliğe götürüyor kişileri..

Hayatta tutunacak tek dal olarak "aşk"ı bulmuş olanlar, onu kaybettiklerinde dünyayı da "tutunamayacakları" bir yer olarak "zindan" olarak görebiliyorlar..

Oysa aşk denilen şey iki beşer arasında karşılıklı ya da bir beşerin bir diğerine tek taraflı hissettiği bir his yoğunluğu olduğunda ne kadar da kırılgan, ne kadar da bozulmaya-yok olmaya yatkın bir şeydir. İnsan, hata işlemeye meyilli bir yaratılışa sahiptir, insan unutabilir, insan kırabilir, insan kırılabilir. Aşk dediğimiz bu duygular bütünü nasıl demir-çelik gibi sağlam olsun ya da nasıl sonsuza dek aynı hisleri yaşatsın ki?..

Tüm bunlar bir tarafa, yok olanı görmek, yok olmayacak olana yönlendirmeli insanı. Kırılgan, değişken olan beşerî hislerden ziyade, yok olmayacak, ebedî kalacak sevgiye..

Hep ismini zikrettiğimiz aşka, aşk-ı Bâki'ye..

Aşk-ı bekâ dahi yetmez çünkü, bekâ dahi el-Bâki olan Yaratıcımıza aittir..

Milyonlarca yıldır milyarlarca insanı ağırlayan şu yeryüzünün ve kocaman kâinatın, hepimizin ve her şeyin sahibine, hakimine, mâbuduna…

Gerisi bir görünüp bir kaybolan köpükler ya da ışıltılardan başka nedir ki?..

*

Kalplerimiz sevmeye muhtaç, çünkü sevmeyi dahi sevme istidâdı yerleştirilmiş içimize.

Ancak bu istidat gelip geçici muhabbetlere kullanıldığı vakit maalesef neticesi firâk oluyor.

Firâk ise elem veriyor, elem belki isyanı çağırıyor..

İşte tüm o “hüzünlü” şarkıların, acıklı sözlerin sebebi de bu firâklar ve bu isyanlar değil midir?...

Oysa ancak yaratıcısını sevmek ve O’nu anmakla mutmain olabilen kalpler dile gelse, tüm bu geçici sevdalar, harap edici duygular için isyân ederlerdi..

Tüm mahbublar terk-i diyâr eyleyip giderken, kalpler de gidenlerin ardından “Yâ Bâki Entel Bâki” derlerdi..

Böylece sevdiklerini ancak O’nun muhabbetiyle severlerdi, böylece “bitmeyecek olan” sevgiye yönelirlerdi…

Bu sevginin de sonu ne elem ne firâk olurdu, Bâki yoluna sarf olunan her şey, bir nevi bekâya mazhâr olurdu..Şu fâni dünyadaki ömrünü tamamlayacak olan insan, sonsuz hayatta Baki-i Hakiki olan Rabbinin izniyle sonsuz saadet sahibi olurdu..

  27.04.2007

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

2aşkın kaynağıahmet gumush, 30.04.2007, Ankara

Cenabı Allah insanın kalbine keyfiyetini tam olarak bilemeyeceğimiz genişlikte hissiyat vermiştir. Bunlardan biriside aşktır. Bütün fiillerde olduğu gibi sevme duygusuda hem müspet hem menfi kullanılabilir. Burada Kalbin Allaha yönelmesi onu sevmesi esaas gayedir va yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum ancak eklemek istediğim bir husus var oda şu ki; Allah sevme hissini insanın kalbine sadece baki olan Allahı sevsin diye vermemiştir. İnsan fani olan bir çiçegide sever. Yeni doğmuş ayakta durmakta dahi zorlanan bir kuzuyu sevebilirken yarın hayatta olmayacak bir kelebeğide sevebilir ve hatta sevmelidirde. Pek tabi olarak fani olan insanlarıda sevebilir onlara karşıda aşk duyabilir. Bence burda gözardı edilmemesi gereken eses nokta fani varlıklara duyulan sevginin hüvel baki olan yüce yaratıcımıza duyduğumuz sevginin önüne geçmemesi. Hatta ve hatta bence fani varlıklara duyulan sesgide de esas olan sonsuz kudretli yaratıcımıza duyduğumuz sevgidir. Örneğin biz bir çiçeğe bakıp onu seviyorsak ve sübhanAllahi vebi hamdihi subhanallahil Azim diyebiliyorsak, fani olan güzelden öte onu yaratan kudreti tesbih ediyorsak buda bize verilen sevme hissinin hayra kullanılmasıdır. Bir insanın başka bir insana karşı duyduğu aşkın doğuşunda ve temelinde eğer birlikte sevgililer sevgilisine, Allah rızasına ulaşma gayesi varsa bu aşk gerçek anlamını bulmuş demektir. Zaten tüm kainatı yaratan rabbimiz binlerce güzelliği etrafımıza serpiştiriken bu güzelliklerin ardındaki kudreti tanımamızı, hatırlamamızı istemektedir. Bunu yapabılmemız içinde görme, koku alma, dokunma, tatma ve duyma gibi hisleri bedenimize verdiği gibi sevme, aşık olma gibi çok yüce bir hisside kalbimize vermiştir. Eğer bunu başarabilirsek sevdiğimiz kişiler bizimle olduğunda onu bize veren rabbimizi hatırlarız. Ayrılık olduğunda ise yine onu bize veren yüce rabbimizi hatırlarız. Çünkü bizleri bir araya getirende ayıranda odur elbet. Bir totbüse bindiğimizde yanımaza oturan kişi tesadüfen oturmamıştır, ilahi kudret tarafından oraya oturtulmuştur. Ona yaratıcı adına birkaç kelam edebildiysek ne mutlu bize. Yoksa mesul oluruz bundanda. Velhasılı kelam bence aşkın kaynağına bakmalıdır. Ulvi bir pınarsa eğer ne mutlu o sevenlere ki birliktelikte hoş ayrılıkta, lütufda hoş kahırda..

1Laf dönüp dolaşıp "AŞK" a geliyor.Mesut C, 30.04.2007, İstanbul

Aşkı çok farklı yerlede duyuyoruz. Şarkılar anlatıyor bazen aşkı bize, sonra aşkı metada bulmuş olanlarda izliyoruz canlı varlıklardan ziyade, yada sohbette abimiz anlatıyor asıl olması gereken maşuku, kimi zamansa gönülde bir arzu oluyor neyi seveceğini bilmeden pervasızca.. Bazende böyle karakalem'de Rabia Ablamızın yazısında karşılaşıyoruz kendileriyle...

İnsan aşk yaşamaya mahkum ve o nispette yaratılmış.. İçindeki sevgiyi ve adanmışlığı bir 'şey' e vermesi lazım.. 'Şey' çok farklı karşılıklar bulabiliyor gönüllerde.. Kimine göre Para kimine göre Leyla kimine göreyse Mevla..

Hani hep söylüyoruzya insan baki olana aşık olmalı.. Baki olana adamalı hayatını.. Olayın düğümü bence burda! Başka metalara aşık olanların gözü görmüyor, kendi fani aşklarından aşk-ı hakikiyi.. Belki görüyor ama gönül ferman dinlemiyor. Anlatıyorsun anlamıyor yada anlıyorda gönül anlamamazlıktan geliyor.. Sonuçta onlarda aşık değil mi?

Bazen anlıyorlar ve anlıyoruz değersiz bişeye aşık olmuşuz ve adamışız kendimizi.. Yada hidayet kısmet oluyor gönlümüze ve bakiye yöneliyoruz hatamızdan tövbe edercesine..

Hayat yoğun bir sevgiyi bişeylere adama üzerine kurulu.. Bu aşkın seçimine dair bir sınavdayız bizde.. Allah kalbimizi O'nda sabit tutar inş..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut