Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Arz-ı hal
–Metin Karabaşoğlu

[*4.668 yazı içinden]

Metin Karabaşoğlu Yazısına Zeyl

Yazara Mesaj Gönder

“Nur Talebesi Bir Entelektüel Olarak Metin Karabaşoğlu’nun Portresi” isimli yazımıza gelen yorumlar üzerine birkaç hususu hatırlatmayı uygun gördüğüm için bu yazıyı kaleme alıyorum.

İtiraf etmeliyim ki hayatımın en zor yazısını yazıyorum. 15 yıldır yazıyorum. İki kitabım yayımlandı. Yeni Asya, Zaman, Mili Gazete ve Akit gibi gazetelerde yazılar yayımladım. Onlarca dergide yazım yayımlandı. İki tane derginin editörlüğünü yaptım. Ama hiçbir yazıda bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.

Evet hayatımın en zor yazısını yazıyorum. Bu yazıda söylediğim şeylerle nefsimi temize çıkarmaya çalışmak korkusunu yaşadığım gibi istemeden ve farkına varmadan bir mümin kardeşimin maneviyatına zarar veririm tedirginliği de yaşıyorum. Kur’an, Hadis ve Risale merkezli yazılar yazan bir kişi hakkında yazdığım bir yazıya gelen yorumlar yüzünden kendimi Kur’an, Hadis ve Risale ile savunmaya kalkmaktan korkuyorum. Bunun için mümkün olduğunca yazıda bunlara atıf yapmamaya çalışacağım.

İlk elden belirtmeliyim ki söz konusu yazı Nur talebelerine pek de sıcak bakılmayan bir dergide yayımlandı. Yazının muhatapları Nur Talebeleri değildi. Niyetim Risale’nin tefekküri diline vurgu yaparak bu anlamda hatırı sayılır bir açılım sağlayan Metin Karabaşoğlu’nun yaptığı katkının altını çizmekti. Bu anlamda yazı Karabaşoğlunun son kitabından hareketle yazar hakkında genel bir değerlendirmeyi içeriyordu.

Bu yazıyı Nur Talebeleri ile ilgisi olmayan bir sitede yayınlamakla beraber Karakalem sitesinde yayımlamayı da uygun gördüm. Bunun iki nedeni vardı. İlki yazının dergi sayfalarında unutulup gitmesini önlemekti. İkincisi de bu yazı her ne kadar Nur Talebeleri muhatap alınarak yazılmamışsa da yazıyı en iyi anlayabilecek kişilerin yine Nur Talebeleri, hassaten Karakalem okurları olabileceği düşüncesiydi..

Nur talebeleri kitap ehli insanlardır. Karşılaştıkları bir durumu, hali, fiili ve ifadeyi Risalenin mihengine vurarak tartmaya çalışırlar. Bir sözü “kim söylemiş, kime söylemiş, hangi makamda söylemiş, ne zaman söylemiş...” gibi bir dizi soruyu yedeklerine alarak değerlendirmeye çalışırlar.

Mezkur yazımın başında bu yazının Nur Talebelerine ait olmayan bir yayın organında yayımlandığını belirtseydim ihtimal bazı olumsuz yorumlar gelmeyecekti. Bununla beraber Nur Talebeleri olarak bizlerin asıl odaklanması gereken noktanın “usül ve üslub”dan ziyade “esas” olması gerektiğini düşünüyorum. Mezkur yazıda esas/içerik noktasında paylaşılmayan hususlar olabilir. Benim bazı tespitlerim gerçekten de yanlış olabilir. Bu yanlışları düzeltmek yerine “itici”, “gereksiz” diyerek pire için yorganı yakmak kabilinden bir talihsizliğin içine girmiyor muyuz? Bizler için “itici” olan bir yazı bir başkası için “çekici” olamaz mı?. Bizler için istifadeye medar olmayan bir yazı bir başkası için istifadeye medar olamaz mı?

Ben benim anladığım manada Risale’nin anlaşılmasına katkı sağlayan kalem erbabının kitapları üzerine yazılar yazmaya çalışıyorum. Bu meyanda bu güne kadar Metin Karabaşoğlu, Senai Demirci, Sadık Yalsızuçanlar, Salih Özaytürk, Ahmet Yıldız, Muhammed Bozdağ, Taha Çağlaroğlu, Nevzat Köseoğlu gibi kişiler için Zaman, Yeni Asya, Milli Gazete gibi gazetelerle, Karakalem, Kitaphaber, Aryaevi, Kelime, Kitap Postası gibi dergilerde yazılar yayımladım.

Bu sütunda kısa bir süre önce “muhatap olmak ve muhabbet etmek” üzerine yazılar yazdım. Bu yazılarda asıl olanın kişinin şahsi faziletlerine muhabbet etmekten ziyade onun eserine muhatap olmak olduğu hususunun altını çizmeye çalıştım. Bazen muhabbet ettiğimiz kimseyi muhatap alamadığımız gibi, bazen de muhabbet etmediğimiz bir kişiyi muhatap alabildiğimizi söyledim. Bu meselede geçerli olan hususun kişinin şahsi fazileti değil, yazıya konu olan o meseledeki yetkinliği olduğunu anlatmaya çalıştım. Karabaşoğlu ile ilgili mezkur yazıda çok takvalı, çok ihlaslı, Risale’deki hakikatleri çok iyi yaşayan, tam bir nurcu, eksiksiz bir mümin olarak Karabaşoğlu’ndan bahsetmedim. Bir kul, bir insan olan Karabaşoğlu’ndan bahsetmedim. Karabaşoğlu’nun bu tarafı kişiden kişiye değişir. Kimimiz eksiksiz bir mümin görür, kimimiz pürküsür bir insan görür. Ben başlıktan da anlaşılacağı üzere “Nur Talebesi Bir Entelektüel Olarak Metin Karabaşoğlu’nun Portresi’nden bahsettim. Onun Risale’ye getirdiği farklı bakış açısını başta son kitabı olmak üzere bu güne kadar ki yazdığı kitapların küçük bir özetini vererek anlatmaya çalıştım.

Edip kardeşim gereksiz bir yazı yazdığımı söyleyerek Karabaşoğlu’nun reklamını yaptığımı söylemiş. Akif Emre kardeşim de benzer ifadeleri kullanmış. Hakikatin reklama ihtiyacı yok. Tebliğe ihtiyacı var. Ben Karabaşoğlu’nun kitaplarını alıyor, dostlarıma, kardeşlerime ihtimal ki bir faydası olur diye hediye ediyorum. Okuyorum, okutturuyorum. Sadece onun değil. “Acaba bir kişiye imanı, İslam’ı, Risale’yi daha iyi nasıl anlatabilirim?” kaygısıyla Risale ile ilgili yazan hemen her kalem erbabı için aynısını yapmaya çalışıyorum. Bir mümin olarak Edip kardeşimin kimseye Risale ile ilgili bir hususta gereksiz bir kelam etmeyeceğini biliyorum. Yine kimsenin reklamını yapacağını zannetmiyorum. Ben de yapmıyorum. Risale okuyan birisi de böyle şeylere tenezzül etmez. Böyle şeylere tenezzül ettiğini veya edebileceğini düşünmek veya söylemek ilk önce o kişinin beslendiği Risale’ye haksızlık etmek olur.

Gürcan kardeşim Karabaşoğlu’nun boynunu vurduğunu ima ediyor. Yukarıda da belirttiğim gibi Karabaşoğlu’na muhabbet etmekten ziyade muhatap olmaya çalışıyorum. Onunla ilgili yazdığım şeyleri bir övgü olarak değerlendirilmek yerine akademik anlamda eleştiri, imani anlamda tebliğ olarak değerlendirilmeli. Benim doğup büyüdüğüm topraklarda hiç şeyh yoktu. Hatta ortalama bir cami imamı bile yoktu diyebilirim. Buralarda sefahat ve komünizim propagandası kol gezerdi. Onun için ben bir din büyüğüne nasıl bağlanılır, bir şeyhten nasıl el alınır, bir Hoca nasıl övülür, bilemem. Gürcan kardeşim siz yurtdışında hidayet nimetine muhtaç gaflet ehli bir beldede yaşıyorsunuz. Benim zihnim şeyhle, şeyh yerine konulabilecek kişilerle kısacası “kişilerle” meşgul değil. Benim kalbim bu yakınlarda aldığım iki güzel haberle meşgul. Bunlardan birisi, sol fikirli bir arkadaşımın ismi bende mahfuz bir imani dergiyi takip etmeye başlaması, diğeri de lise yıllarımda beni komünist yapmaya çalışan arkadaşımın namaza başlaması. Gürcan kardeşimin kalbinin temiz, niyetinin halis olduğunu biliyorum. Bunun için diyorum ki; hepimiz için geçerli olacak tek şey her kim Üstad/Hoca/yazar vasıtasıyla olursa olsun bir kişinin daha imanını kurtarmaya çalışmak olmalı. Mümin kardeşimizin istifadeye ve ibrete medar güzel yönlerinden birinin daha ifşa olmasını sağlamaya çalışmak olmalı. Bunun için tebliğe layık olanı tebliğ edelim, övgüyü hak edeni övelim.

Yeri gelmişken bahsetmekte fayda var. Kısa bir süre önce yaşadığım bir olay beni hayli üzdü. Yıllarını Risale hizmetine vermiş bir yazar beni aradı ve kitabı hakkında tanıtım yazısı yazmamı rica etti. Ben de Risale ile ilgili olması hasebiyle /ismi bende kalsın/ bir yayın organında yazabileceğimi söyledim. Fakat yazar gıybete girmeyecek bir üslupla kendine ait bir kitabın tanıtımını o yayın organının yayınlayacağını sanmadığını söyledi. Bu konuşmadan bu yayın organıyla söz konusu yazarın arasında bir kırgınlık olduğunu anladım. Oysa hem yazar, hem de yayın organı Nur’a hizmet etmeye çalışıyor. Belli ki sorun küçük bir yanlış anlama iken birileri tarafından birden büyük bir ahlak sorunu haline getirilmiş. Bu yazıma yorum getiren kardeşlerimi tenzih ederek söylemeliyim ki bu sitede de zaman zaman böyle okuyucu yorumlarına rastlıyorum. Bu yorumları yapan kişilerin tetkik ve tahkik ehli nur talebeleri olduğuna ihtimal vermek istemiyorum. Bu yorumlardan ve zaman zaman yukarıda belirttiğim olay örneğinde olduğu gibi çevremde rastladığım bu olaylardan çıkardığım sonuç şu: Bizler müminlerle olan sorunlarımızı her seferinde “ihlas ve uhuvvetle muhatap olmak ve muhabbet etmek” şeklinde çözmeye çalışmayı başaramayabiliyoruz. Bunun yerine muhatabımızın çoğu kere günah dahi olmayan hata veya kusurundan dolayı onu ehli dünyanın bakış açısı ve kavramları ile bir dizi etik/ahlaki sorgulamaya tabi tutabiliyoruz. Tabir yerinde ise kendimiz yeni “günah” tanımları getiriyor ve muhatabımızı kapının önüne koyabiliyoruz. Birbirimize karşı takdirkar olmak yerine tenkitkar davranabiliyoruz.. Belki tenkid yerine ve ehl-i dünyaya tebliği edebilsek en azından ehl-i imanı takdir edebilsek bu durumlara düşmezdik.




Zeyl. Yazımda haddimi aşan ifadeler kullanarak kalblerini kırdıysam başta Gürcan, Edip, Akif ve Numan kardeşim olmak üzere herkesten helallik dilerim. Bırakalım hakikati söyleyenleri takdir edelim, övelim, reklamını yapalım. Ama övgü ve reklam ile tebliğ ve eleştiri yazısı arasındaki farkı da anlamaya çalışalım.

  27.04.2007

© 2015 karakalem.net, Mustafa Oral

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

13neden cekemiyoruz?bilal oznur, 10.05.2007,

benim cok fazla bir sozum yok.sadece dikkatimi ceken fethullah gulen gibi hayatini davayi kurana feda eden bir zati ,dunyada hasirindan ve kitaplarindan baska bir sey bilmeyen ve dunya zevki namina bir tat bilmeyen mazlum bir alim sahsiyeti neden bazi kendini bilmez ve ilimsizler onu kendileri gibi yada siradan baskalari gibi zannediyorlar? daha da ilginci hayatlarinda toplumun kurtarilmasi yada aydinlanmasi adina birk oy kadar caba sarfetmemis tipler fethullah hocaefendiyi baska a sahis yada b sahsi ile ayni kategoriye koyup onu kucuk gormeye calisyorlar? sanki risale i nur ve nur talebeligi bazi safderunlarain inhisarinda...el insaf diyoruz sadece vesselam. avustralyadan tum nur un sakirdlerine selamlar olsun.

12Şahıs değil eser derken..fatih, 05.05.2007, hatay

Yazının bir yanlış anlaşılmayı düzeltme adına yazılmış olduğu halde gayr-ı ihtiyari de olsa bir çok polemiğe sebebiyet verdiğni düşünüyorum.

Yorumların bir çoğunda ''şahıslar değil eserler,fikirler konuşulmalı'' anlayışı savunuluyormuş gibi gözükse de bu anlayışla paralellik arzetmeyen cümlelere rastlamanın beni üzdüğünğ söyleyebilirim.

11bahadır, 02.05.2007, turgutlu-manisa

melahat hanım metin karabasoglunu ovmekle F.gulen veM.kutluları övmekle bir tutmussun.alakasız.biliyorsunuzki M.karabasoglu bu sitenin editörü kısacası SAHİBİ.elestiriler onun icin.

10helallikşeyh mağlup, 02.05.2007, bu şehir

"Yazımda haddimi aşan ifadeler kullanarak kalblerini kırdıysam başta Gürcan, Edip, Akif ve Numan kardeşim olmak üzere herkesten helallik dilerim"

demişsin ardından :

"Ama övgü ve reklam ile tebliğ ve eleştiri yazısı arasındaki farkı da anlamaya çalışalım."

diyerek ama sizde hakediyorsunuz be kardeşim demeye mi getirdin:)

9açıklamamelahat berber, 01.05.2007, Ankara

1)Yazarın Metin Bey'e yaranma çabasında olduğunu hiç söylemediğim için Burak Bey'in "ama şöyle dememeliyiz. 'mustafa oral yada filanca yorumcu meseleyi abartıyor. editöre hoş görünmek için Metin beyi övmeye çalışıyor'. böyle bir durumda kendi samimiyetimizi sorgulamamız gerekir. yani biz biri hakkında güzel bir şey söylerken/yazarken o kişiye yaranmak için bunu yapıyorsak bir başkasının da böyle yapabileceğine ihtimal verebiliriz. bir nur talebesi böyle bir şeye tenezzül etmez." sözlerini herhalde üzerime almam gerekmiyor. Bunca lafın, benim söylemediğim birşey üzerine bina edilmesi ise hayli ilginç. Yine söylüyorum. Ben, övgü ya da objektif bir değerlendirme kastı ya da başka bir sebep ile de olsa kişi merkezli bir yazıyı fazla yerinde bulmuyorum. Olamaz mı? Siz de yerinde bulduğunuzu söylersiniz olur biter.

2)Niyet okuma derken ne kastettiğim sanırım anlaşılmamış. Ben Mustafa Bey'in yazısı ile ilgili eleştirimizin, bazı yorum yapan arkadaşlarca, 'yazının öznesi Metin Bey olunca itiraz ediliyor ama kimse F.Gülen'in vs. övülmesine ses çıkarmıyor" şeklinde değerlendirmesini kastederek niyet okumaktan söz etmiştim. Hala aynı kanıdayım. Hiçkimse Mustafa Bey'in yazısına eleştirel yaklaşan herkesi, yazının öznesi Metin Bey olduğu için itiraz ediyorlar şeklinde niyet okumasına tabi tutmamalı. İşte açıktan söylüyorum: Metin Bey'le hiçbir sorunum yok. Benim gayet masumane olduğunu düşündüğüm bir görüşüm var o kadar: Kişi merkezli yazılarla alakalı çekincem var. Kesinlikle yazılmamalı demiyorum; sadece o yazının çok şık olmadığını söylüyorum.Neden bundan ibaret olduğunu söylediğimiz halde ısrarla mesele Metin Bey özelinde ele alınıyor ki?

3)Kısacası yazı tarzı merkezli bir eleştirinin asıl mecrasından çıkartılıp kişiselleştirilmesini yadırgıyorum. Bu mesele ile ilgili daha fazla birşey söylemeye gerek olmadığı kanaatindeyim

8usul değil esas, mana-i ismi değil mana-i harfiburak , 01.05.2007,

yazarın da dediği gibi önemli olan usul ve üslup değil, esas. mana-i ismi değil, mana-i harfi.

mustafa oral bir entellektüelin teknik değerlendirmesini yapmış. bunu bir övgü olarak algılamak hem Metin karabaşoğlu'na, hem de mustafa oral'a haksızlık etmek olur.

ben kendi adıma mustafa oral'ın sözkonusu yazılarının hala anlaşılmadığını zannediyorum.

mustafa oral yazılarında iyi bir insan olan/olmayan bir Karabaoşoğlu'ndan değil de iyi bir yazar/entellektüel olan karabaşoğlu'ndan bahsediyor.. ama yapılan yorumların bazısı hala "şahıs merkezli" "övgü" merkezli yapılıyor. yazar övmüyor değerlendiriyor. yoksa karabaşoğlu hakkında bir methiye yazmayı tercih ederdi.

melahat hanım niyet okumaktan bahsediyor. okuyucuları ve mustafa oral'ı tenzih ederim ama bence melahat hanım kendisi niyet okuyor gibi.

zira kişi kendisi neyse ö şekilde bakar başkasına. melahat hanım hala yazıların/yorumların uslubuna takılıyor.

şimdi aklıma geldi. kısa bir süre önce bülent arıncın başörtüsü ilgili eleştiriye verdiği bir cevap vardı. çok hoşuma gitti. hatırlarsınız şöyle demişti. "Siz bizim eşlerimize zorla başörtüsü giydirdiğimizi mi zannediyorsunuz ki bizden eşlerimizin başlarını açmamızı istiyorsunuz" biz biraz kendimizi karşıdakinin yerine koyamıyoruz sanki. oysa karşmızdakilerin kusurunu aramak yerine kendi fikriyatımızı oluşturmaya çalışmalıyız.

melahat hanımın dediği gibi şahsılarla meşgul olmamamız lazım ama şahısların yaptığı şeyleri de makul bir şekilde değrlendirmeye tabi tutmak lazım. mesela şöyle diyebiliriz "ben bu konuda mustafa oral'a katılmıyorum. metin bey onun anlattığı kadar risaleye vakıf biri değildir, bazı tespitleri yanlıştır..." buna katılabiliriz katılamayabiliriz. ama şöyle dememeliyiz. "mustafa oral yada filanca yorumcu meseleyi abartıyor. editöre hoş görünmek için Metin beyi övmeye çalışıyor". böyle bir durumda kendi samimiyetimizi sorgulamamız gerekir. yani biz biri hakkında güzel bir şey söylerken/yazarken o kişiye yaranmak için bunu yapıyorsak bir başkasının da böyle yapabileceğine ihtimal verebiliriz. bir nur talebesi böyle bir şeye tenezzül etmez. risaledeki ihlas prensibi buna izin vermez. aynı şekilde müminin takdire medar bir filinin "şahıs merkezli düşünmek" kaygısı ile takdir etmekte tereddüt göstermek de hoş olmaz.

alltını çizerek şunu söylemekte fayda var: şahsın şahsi kemalatı üzerinde durulmamalı eseri üzerinde durulmalı.

kimse birisinin yazdığı yazıyı veya yorumu ahlaki boyutu ile yani mana-i ismi ve usul ve uslubu ile değerlendirmemeli, mana-i harfi ve esası ile yani içeriği değerlendirmeli. zira ahlaki ve usul ve uslup yönünden değerlendirmelerin sonu gelmediği gibi bu tür şeyler "adam eksiltmekten" başka bir amaca hizmet etmez.

bizler taşın üstüne taş koymaya çalışmalıyız, birinin yoluna taş koymaya çalışmamalıyız.

ya kapı yada pencere olmalıyız, asla duvar olmamalıyız.

ya yol olmayız yada yoldaş olmalıyız. yoksa yoldaki birini youlndan döndürmeye çalışmamalıyız.

bırakalım herkes kendi mesleğinin muhabbetiyle yansın. bırakalım herkes kendi sevdiğini övecekse övsün. yeter ki gönüller birbirine sıcak olsun. yoksa eksik aramaya kalktık mı müminin eksiği bitmez.

7Mehmet, 30.04.2007, Ankara

Mustafa Bey yazınız aslında niyet edilen makam itibariyle çok güzel ve çok emek sarfetmişsiniz.

Gerçi ortada çok büyük bir yanlıs yok fakat "Her zaman dogru söyle ama her dogruyu her yerde söyleme" dusturu na riayetle bu sitede hiç yayınlanmasaydı yada altında sizin imzanız olmaksızın biyografi niteliginde olsaydı daha isabetli olurdu.

6bence...melahat berber, 30.04.2007, Ankara

Diğer yorum yazan kardeşlerimizi rencide etmek istemeyi asla düşünmeksizin kanaatlerimi söylemek istiyorum:

"Zaman'da Fethullah Gülen övülsün; Yeni Asya'da Kutlular övülsün; bundan kimse gocunmuyor; bu sitede Metin Bey övüldüğünde itiraz ediliyor" mealinde düşünce serdeden sayın yorumcuya katılmıyorum. Bu sitede bir "Metin Karabaşoğlu övgüsü"nü yersiz bulanların hepsini, Zaman'da veya Yeni Asya'da ilgili şahısları merkeze alan yazılara itiraz etmeyenler olarak ele almak ne derece doğrudur? Ben, meselenin kişiselleştirilmesi durumunda esas dikkat edilecek yanların gözden kaçtığına inanıyorum. Mesele A şahsını veya B şahsını övme meselesi değil ki! Hem iki yanlış bir doğru etmiyor. Fethullah Gülen özelinde yapılan değerlendirmeleri tarafgir bulup eleştirenler (ki ben de bu görüşe yakınım) kişi övgüsünün ne derece doğru olduğunu sorgulayan değerlendirmeleri, şahıs zeminine çekerek benzer bir hataya düşmüyorlar mı? Kişiler övülebilir mi? Elbette ki. Ama kişi merkezli değerlendirmeleri doğru bulmayan yorumları da başka tarafa çekmek fazla etik durmuyor. Metin Karabaşoğlu'nu öven bir yazının tarzına tenkit yönelten herkesi, Fethullah Gülen veya bir başka şahsın şakşakçılığına soyunmuş göstermek ne derece doğru? Bir şahsın, öznesi kim olursa olsun bu türden yazılara hoş bakmama ihtimali olamaz mı? Ben cemaatsel bağnazlığa da itiraz ediyorum; kişi merkezli değerlendirmelere de. Bu açıklığa kavuşsun ki, bu tür her yorum, "Fethullah Gülen övgüsüne evet; Metin Karabaşoğlu övgüsüne hayır" dendiğini sanma yüzeyselliği ile ademe mahkum edilmesin.

Karakalem misyonu- tabi bence- ilgili yazıya itiraz eden her yorumu, "Metin Karabaşoğlu'nun şahsı söz konusu olduğu için bu yorumlar yapılıyor" şeklinde algılamaya engel teşkil etmelidir. Ne yani, her itirazın, yazının öznesi Metin Bey olduğu için dile getirildiği söylenebilir mi?

Sitenin editörünü övmenin illa maddi manevi bir kazanç sağlaması gerekmez bence. Zaten bu tür yazılar bence -öznesi kim olursa olsun- iyi bir tarz değil. Tabiki bu yazıların bir menfaat amacı gütmediği doğrudur. Ama bence şık olduğu da söylenemez.

Nasıl ki bir cemaat liderinin bir eylemi eleştirildiğinde bazı bağnazlar hemen meseleyi kişiselleştiriyor; icraat odaklı bir eleştiriyi şahsa yöneltilmiş sayıp zemin kaydırıyor; ilkeli bir duruş bunu eleştirenlerin aynı hataya düşmemesini gerektirir. Bu yazıların şık olmadığını söyüyorum; bu bir yanlışlanabilir yorumdur; aksi de savunulabilir. Ama bence temel yanlış karşı görüşleri niyet okumasına tabi tutmakta.

5metin karabaşoğlu hakında söz/yazı yazmak , 30.04.2007,

ali beye katılıyorum.metin karabaşoğlu hakkında olumlu yazı yazmak veya söz söylemek 10 dost kazandırsa bile bunun 10 katı (100) düşman kazandırır. bence karabaşoğlu hakkında yazı yazan kişi yayın dünyasından, onun hakkında olumlu söz serdeden kişi de cemaat/cemiyetten dışılnamayı göze almış demektir.

oysa fethullah gülenle ilgili yazı yazan bir kişi 10 düşman kazansa bile 100 kişiden alkış alır. tesettüre riayet etmeyen bir kişi fethullah gülenle ilgili güzel bir söz söylese üç gün sonra kendine zaman gazetesinin bir köşesinde yer bulur. ama karabaşoğlu ile ilgli bir yazı yazdığınızda gazetedeki köşenizden bilre olursunuz.

konu metin karabaşoğlu meselesi değildir...

konu kendisinden başka kimsenin alkışlanmasını hazmedemeyenlerin hazımsızlığıdır. Risale üzerine yazılar yazan birinin eleştiriye değer güzel bir eserini tanıtmayı bile çok gören kişilerin ihlaslarını gözden geçirmekte fayda var.

birisi çıkar mehmet kutluları yeni asya'da över. övsün.

bir diğeri çıkar fethullah gülen'i zaman gazetesinde över, övsün. bunlardan kimse gocunmuyor. peki birileri bu sitede metin karabaşoğlu ve onun gibi düşünenleri övmesinden neden rahatsızlık duyuyor.

yazar ORAL ısrarla usul ve usluptan ziyade esastan ve nur talebesi bir ""ENTELLEKTÜEL"DEN Metin beyden bahsederken mesut bey kardeşimizin hala usul ve uslupla ile meşgul...yine "gereksiz" diyor, bir emeği hiçe sayıyor. yine bir nur talebesinden bahsediyor. oysa yazar metin beyin sadece "entellektüel" tarafıyla ilgiliendiğini, ihlası ile ilgilenmediğini ısrtarla söylüyor.

son söz bizim insafımıza ne olmuş ki bir mümin kardeşimizin takdir edilmesini bile hazmedemiyoruz.

4yine sınıfta kaldık !Mesut C, 28.04.2007, İstanbul

Mustafa Bey, benim kanaatim bir öncekinden daha gereksiz bir yazı yazmış. Belki gereksiz denemez ama en azından yapılan yanlışlar giderek büyümüştür..

.. bir yazısında bir şahsı överken bu yazısındada siteye yorum yazanları yermiştir. Kişilere takılı kalmışız.

Bir yazısında bir şahsın nasıl güzel bir Nur Talebesi olduğunu övmüştür ve maalesef şu yazısında da diğer şahısların Nur Talebesi olması konusunda şüphe duymuştur..

Bir yazarın başkalarından şüphe ederek kendini haklı çıkarması ki hak ve hakikat, kime ve neye göreyse artık bu kadar kolay insanları ölçüp biçebilir olmuş..

Bir başkasının ne kadar Nur Talebesi olduğunun bir ölçeri yok elimizde.. İhlastan ziyade ölçer mi var.. Peki biz bunu bilebiliyormuyuz.. E o zaman Metin Ağabeyin yada diğer kardeşlerin hakkında biraz fazla ileri gitmedik mi acaba ?

3Metin KARABAŞOĞLU EDİTÖRüyMÜŞAli YILMAZ, 27.04.2007, İstanbul

Metin KARABAŞOĞLU'nun editörü olduğu sitede onu övmek sakıncalı imiş.Bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.

Çünkü bu sitede Metin KARABAŞOĞLU'nu övmek bir yazara hiç bir şey kazandırmaz!Metin KARABAŞOĞLU'nu övdü diye kendisine ödenen ücret artmaz.Çünkü bu sitedeki bütün yazılar bedavaya yazılıyor.

Metin KARABAŞOĞLU'nu övdü diye yayınlanan yazılarının sayısı artmaz.Dolayısıyla Metin KARABAŞOĞLU'nu övmenin bir insana getireceği hiç bir kazanç yoktur.Getirse getirse kayıp getirir.Onu övdü diye,Sn. KARABAŞOĞLU'na karşı olanlar kendisine cephe alırlar.

Dolayısıyla,bu sitede Metin KARABAŞOĞLU'nun övülmesini eleştirenler öncelikle bunu yapan bir insanın ne kazanacağını ifade etmelidirler.

Mustafa kardeşin savunma psikolojisine girmesini de Metin KARABAŞOĞLU'nu övmenin insanı karşı karşıya getirdiği bedellere bağlıyorum!

2gönüller bir olsunakif emre, 27.04.2007,

öncelikle konuya açıklık getirdiğiniz için teşekkür ederim...

Önceki yazının nerede yayınlandığını bilemediğimden o yorumu yazmıştım..orada da belirttiğim gibi içerikten ziyade yazının bu makamda, yani Metin Beyin editör olduğu forumda, yazılmasını eleştirmiştim..yine belirteyim..içeriğe tamamen katılıyorum ve Metin Bey'in ziyadesiyle taktire şayan olduğunu düşünüyorum..Bilvesile benim de Kuran, Hadis, Sahabe Ve Risale bağlamında ufkuma getirdiği açılım sebebiyle kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır.. Bu yazıdaki hissiyatınızı da tamamen paylaşıyorum..Elbetteki bizler birbirimize karşı ''en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmerd kardeş olma"ya çalışmalı, "herbirimiz herbirisine birer tesellici, ahlâkta ve sabırda birer nümune-i imtisal, tesanüd ve taltifte birer şefkatli kardeş, ders müzakeresinde birer zeki muhatab ve mücîb ve güzel seciyelerin in'ikasında birer âyine olma"lıyız..

Benden yana bir hakkımın geçtiğini düşünmemekle beraber yaptığım eleştiri nedeniyle başta sizden ve Ali Yılmaz Bey ile diğer yorum sahiplerinden haklarını helal etmelerini istirham ederim..

1imlamelahat berber, 26.04.2007, Ankara

Mustafa Bey her ne kadar iyi niyetle de yazılmış olsa önceki yazınızın bu sitede yayımlanmış olması bence olumsuz tenkidleri hak ediyor. Çünkü Metin Bey bu sitenin editörü. Artı yazılar her ne kadar muhabbet besleme değil de, muhatab olma eksenli kaleme alınmış olsa da, ben, kişi merkezli değerlendirmelerden mümkün olduğunca kaçınmak gerektiği kanaatindeyim.

Bir de yazıyı hızlı falan mı yazdınız bilmiyorum ama ifadelerinizde hem de iki kez "komünizm"in "kominizm"e dönüşmüş olması sırıtan bir yazım hatası olarak görünüyor. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut