Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.670 yazı içinden]

Bitmeyen gerilim ne zaman bitecek?

Yazara Mesaj Gönder

ADINI DOĞRU koyalım...

Bu ülkede seksen yıldır süregelen bir gerilim var...

Bir gerilim hattında yürüyoruz sürekli...

Her türden ‘uzlaştırma’ çabasına, her türden ‘bağdaştırma’ çabasına rağmen, bir türlü buluşmayan, uzlaşmayan, bağdaşmayan iki çizgi sözkonusu.

Çizginin ilkini, bu cumhuriyetin kuruluşunda önderlik etmiş ismin izinden yürüdüğünü ileri süren kişiler ve kesimler oluşturuyor.

İkincisini ise, kendisini ‘mütedeyyin’ olarak tanımlayan kişiler ve kitleler.

İlki ikincisine güvenmiyor, ikincisi ilkine.

Çoğunluğu ikinci gruptan kişiler olmak üzere, bu iki çizgiyi tekleştirmeye, buluşturmaya, bir ‘ortak değer’ söylemi üzerinden uzlaştırmaya çalışanlar seksen senedir yok değil; ama nafile... Bu iki çizgi bir türlü tekleşmiyor, buluşmuyor, uzlaşmıyor.

‘Semboller ülkesi’ Türkiye’de, bu iki çizginin sembolleri nedense hep çatışıyor.

Ümmet şuuru ile ulus bilinci, sünnet-i seniyye ile âdâb-ı muaşeret, Asr-ı Saadet ile muasır medeniyet, uhrâ ile dünya, tesettür ile açık-saçıklık, namaz ile dans, zemzem ile rakı, ‘Ramazan’ Bayramı ile ‘Şeker’ Bayramı, ‘Kutlu Doğum’ haftasına karşı ‘Mutlu Doğum’ haftası.. derken, neredeyse hayatın her alanında, hatta en teferruat kabilinden meselelerde bile karşımıza çıkan bir ‘semboller’ mücadelesi var iki çizgi arasında...

O yüzden, bu ülkede ‘kriz’ eksik olmuyor.

O yüzden bu ülkede, hiç alâkasız bir mesele bile, dindar-laik gerilimine dönüş(türül)ebiliyor.

Bu gerilimde, taraflardan ilkinin duruşu, yaslandığı derin güce binaen, daha açık ve sert...

Uzlaşma, buluşma, bağdaşma zeminine bu taraf yanaşmıyor.

Yahut, öteki taraftan veya ‘orta’dan birilerinin uzlaşma, buluşma çabasına adres olarak tavizsiz ve müsamahasız bir zemini gösteriyorlar: Siz de bizim gibi olun, uzlaşalım!

Bunu, en küçük sembolik ihtilaftan en büyük düşünce ihtilafına, gerilimin her alanında görmek mümkün.

Peygamber hanımlarla tokalaşmaktan imtina etmişse de, siz tokalaşın, uzlaşalım...

Kur’ân tesettürü emrediyor olsa bile, mütedeyyin hanımlar bizim tarif ettiğimiz alanlarda başlarını açsınlar, olsun bitsin. Bakın biz evde kimin başını örttüğüne karışıyor muyuz?

Öğle ve ikindi namazları mesai saatine mi denk geliyor, mesai saatinde bu iki namazı kılmayıp kazaya bırakıverin, olsun bitsin.

Peygamberin söylediği ile önderimizin söylediği birbirine zıt mı düşüyor, siz peygamberin tavsiyesini bu noktada dikkate almayıverin canım.

Meselâ, Peygamber “Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir” demişken, önderimiz “Kanaati bitmez tükenmez bir hazine bilme devri son bulmalı” mı demiş; siz de tercihinizi ikinciden yana yapın, buluşalım...

Kalbinizde ne taşıdığınız önemli değil, ama hayatın bütün alanlarında siz de “Biz ilhamımızı gökten ve gaipten almıyoruz” hükmüne dehalet edin; vahiy ile modernite çatıştığında hep ikincisini tercih edin, anlaşalım...

Örnekler uzayıp gidiyor...

Yaşanan gerilimde, kendisini güçlü hisseden taraf, ne zaman bir ‘anlaşma-uzlaşma-buluşma’ sözü ortalarda dolaşsa, hemen ‘kendisine tâbi olma, kendisi gibi olma’ şartını dayatıyor.

Beri tarafta ise, bir akıl karışıklığı, bir duygu karmaşası, bir hal ve tavır belirsizliği mevcut.

Birinci grup 1930’lu, 40’lı yıllardan bir uygulama veya sözle mi karşısına dikildi, onlar 10’lu, 20’li yıllardan bir diğer sözle güya tartışmada galebe çalmaya çalışıyor.

Oysa birinci grup, 10’lu, 20’li yıllarda sözlenen o sözün bir ‘strateji’ gereği söylendiğinden; aslolanın daha sonra söylenen olduğundan son derece emin...

Ama o da bunu açıkça itiraf edemiyor.

Zira o zaman geniş kesimler nezdinde bir ‘meşruiyet krizi’ yaşamaktan çekiniyor.

Böylece, korkuyla gelen bir riya yaşanıyor bu ülkede...

Bir grup ‘derin güç’ korkusuyla düşünce ve duygularını mertçe ifadeden âciz, öte taraf ‘meşruiyet krizi’ korkusuyla...

Oysa mesele gayet açık...

Çözümü de...

Birileri, açıkça söyle(ye)meseler de, dolaylı sözleri ve tavırlarıyla önderlerini peygamberden, hatta Kur’ân’dan da üstün bir konumda görüyorlar; meselenin özü bu...

Ona yükledikleri yücelik, bir dindarın peygamberine yüklediği kudsiyetin dahi çok üzerinde...

Bir önderi, bir peygamberle yarıştırıyorlar...

Hatta, kimileri, bir ve tek ilahla... Rabbimizle...

Oysa çatışmanın çözümü ortada...

Bir öndere, bir kurtuluş mücadelesinin başkomutanı, bir cumhuriyetin kuruluşunda öncü rolü üstlenmiş devlet adamı olarak verilecek değere hiç kimsenin itirazı olmayacak...

Elbette bu mücadele ve kuruluş sürecinde görev almış, hizmet görmüş sair insanların da bu yoldaki hizmetini ve değerini de takdir etmek kaydıyla...

Dahası, bütün bir vatan ahalisinin bu yoldaki hizmetini ve değerini de takdir etmek; bütün şeref ve takdiri koca bir milletin ve ordunun üstünden alıp tek bir kişiye mal etmemek şartıyla...

Böyle bir değer takdirine hangi mütedeyyinin itirazı olabilir?

Ama çok daha fazlası isteniyor bizden.

Bir önderi peygamberle kıyaslamamız isteniyor.

Dahası, peygamberin önüne geçirmemiz...

Hatta, onu peygamber olarak görevlendiren Zât-ı Zülcelâl’in...

Onu peygamberimizi nesheden bir ‘yeni peygamber’ gibi, sözlerini de âyeti nesheden bir ‘nass’ gibi benimsememiz bekleniyor...

Gerilim işte bu yüzden yaşanıyor.

Ve işte bu yüzden, bitmiyor...

  26.04.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

7İkiye ayrılan Türk UnsuruSALİH BUYUKYAZICI, 07.05.2007, İstanbul

İkiye ayrılan ebedi kabil-i iltiyam olmayan Türk Unsurunu biraz daha açar mısınız? Hiçbirzaman anlaşamayacak mıyız? Hep boyle devam mı edecek kıyamete kadar kavga?

6Batılı tasvirBerk, 07.05.2007,

-Ağabeylerimin hoşgörüsüne sığırak bu satırları yazıyorum-

Karmaşa, kaos,gerilim, onlar x biz, dayatmalar ve diğer karanlık kelimeler, Dünya hayatı bunlarla bizi yeterince meşgul etmiyormu ki , Güzel dergilerimizde ağabeylerimiz tekrar işittirme gereği duyuyor bize. Batılı tasvir yakışırmı nur gönüllerimize, Rahmanın hikmetle işleri yoluna koyduğunu unutup başakasının hakkımızda neler planladığınına çevimeyiliz yüzümüzü. Ancak acıyarak yaklaşmalız, battakileri onlar bizi bu batağa çekmeye çalıştıkça artmalı rahmete olan yakınlığımız. Muhabbetlerimle...

5Türk unsurunda ebedi inşikak!Edip, 30.04.2007, İstanbul

Yetmiş sene önce Üstat bir tespitte bulunmuştu. "Hem Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak. O vakit milletin kuvveti, bir şık bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet, o iki kuvvetle oynayabilir, yukarı kaldırır, aşağı indirir. (Mektubat, s. 425)"

Metin Ağabey'in bahsettiği gelişmeler ve hakikatler, Üstad'ın bu tespitinin bir açılımı sanki!

4Teoride kolay !Mesut C, 29.04.2007, İstanbul

Şu aşamadan itibaren düşünecek olursak bu insanlar yada bizim bu insanlara uyan taraflarımız ve sıfatlarımız, bahsi mevzu olan şahıs istediğimiz konumda olsa dahi acaba bu insanlar daha mı farklı olacaklar... Kendisine vehmi bir ilah arayanlar başka bir kılıf bulamayacaklar mı yaptıklarına.. Görünenin arkasında, istemedikleri yaşamı başka bir bahaneyle perdeleyemeyecekler mi?

İnsanların inanmadıkları şeylere tahammül edememesi herhalde fıtri bişey. Çünkü nerdeyse her insanda bu halin bir nevini görüyoruz. Bu hal karşılıklı her iki taraftada var!

Peki bu gerilime çok şey sebepken, islamı siyasi bir oluşum gibi başkalarına gösteriş tarzında yaşayanların hiç mi payı yok... Biz gerçekten vicdani duygulardan ibaret yaşasayadık ve öyle yapsaydık ibadetlerimizi ve teferruatlara bu nazarla baksaydık bu derece ve bu denli bir gerilimle karşı karşıya kalır mıydık acaba?

3bitse de bitmese de..kamer, 26.04.2007,

Kalbi muhurlu olana ne soylense bos, bu yuzden Allah'a siginip hayirlisi icin dua etmek gerek.

Hakki soylemekten de vazgecmemek gerek cunku birinci ve ikinci grubun arasinda kalmis, anne babasindan gorduguyle okuldaki hocasinin soylemleri arasindaki ikilemde kalbi sizlayip da aklini arkadaslarina caldiran cok genc var.

En muhimi ise bu gerilim hattinda gerginlik gostermeden, "butun agirliklarimizi Kadir-i Mulak'in yed-i kudretine emanet edip" tevekkulle, kararlilikla ve gucle hic bir seyden taviz vermeyecek oldugumuzu onlara hissettirmektir.

Hatirlattiklariniz icin Allah razi olsun.

Selamlar.

2Gerekiyorsa gerilirizŞeyma Gür, 26.04.2007, Çorlu

Bu gerilimin bir tek kabul edilebilir çözümü olur: Batıl olanın hak olana teslim olması... Gerilim bütün bütün ortadan kalkar mı? Kalkmaz çünkü iman küfür mücadelesi kıyamete kadar bitmez. En fazla, taraflar birbirlerinin yaşam alanlarına karışmazlar. Herkes bildiği gibi inanır ve öyle de yaşar.

Aman gerilmeyelim diye dinimizden, şeairden taviz vereceğimiz yoktur.

Açıkça düşmanlık edenler dışında arada yanıltılmışlar olabilir, onlara da yapılacak şey; hakkı bütün açıklığı ile göstermektir. Yoksa biraz sizden biraz bizden gibi bir çözüm, çözüm değil taraf-ı muhalifi iltizamdır.

Bize dayatılan şey, birinci çizginin önderi dediğiniz o şahıs adına bugünümüze ve geleceğimize ipotek koyulmaya çalışılmasıdır. Gerekirse (ki önemli ölçüde gerekiyor) dünyadan vazgeçeriz, yine de o şahısla ve zihniyetle musalaha etmeyiz. Ortak değer olarak ise asla kabul etmeyiz euzubillah!..

1Size bugun kinama yokSerdar Pehlivanoglu, 25.04.2007, Putnam/ABD

Uzunca oldu, affinizla...

Hocaefendi, ellerinden gelse haksizliklarinin dupeduz ortaya cikmayacaklarini bilseler Allah'a da peygamberine de kufredecekler demisti de sasirmistim...

Ama son yasananlar gerilimin sebebinin acikca Metin abinin anlattigi sekilde oldugunu soyluyor bir kisim zumre icin(ozellikle bu kisma dikkat)...

Bu dusunceyle biraz da universite mezun grubumuzun(Bilkent CS oldugu nazara alinirsa kozmopolit bir yapi oldugu anlasilir herhalde) dusunce dunyasini kesfetmeye calismistim mail grubunda...

Ve ne yazik bir kismin aciktan aciga yazdiklarindaki tutarsizliklari 2x2=4 katiyyetinde gosterilmesine ragmen sizi muhatap bile almayip "Ben kendim gibi dusunenlerle paylastim" diyebilisini hayretle karsiliyorsunuz, veya acikca basortusunu sindiremeyislerini ifade edisleri...

Bununla birlikte bir kisminin saskin oldugunu gozetledim. kavli leyyin ile anlatilan seyler karsisinda bir ozelestiri yapmanin zamani gelmedi mi sorusuna, bir de ustelik ayni siralari paylasmis basortulu sinif arkadasinin o yillarda yasadiklarini dinleyince, muspet cevap verip, megersem Bilkent demokratikmis ama agzini acincaya kadarmis cumlelerini kurabildiklerini gordum...

Bir kisminin keske daha once birbirimizi cokca tanisaymis ve konussaymis dediklerini de duydum...

Mail grubuna yazarken, yazilarin belkemigini meslegimizin esasi olan sefkati koymustum; ulkem insanin tertemiz mayasini ve ona olan sonsuz guvenimi ifade edisim baskalarini sasirtmisti... Hemen aksi ornekleri siralayana ise cehaletin, ihtilafin ve fakirligin belini buktugu ortalama insandan farkimizin sefkat olmadigi sorusunu sormustum...

SAhsen cok faydalandigim, neden meslegimizin esasinin sefkat oldugunu anladigim bir munazara gerceklesmiti...

Diyecegim o ki, artik kendimizi acikca ifade etmeye basladik zannediyorum, ama soylem tarzimiz korkutucu olabilir... Cunku herkes ayni degil, yillardir korkuyla uyutulan bir halk var... Cekinceleri olan, dahasi senelerdir guclu olup gucunu yitiren bir zumreye Efendimizin dedigi gibi demeliyiz...

Ve sefkati esas alip kusatici bir sekilde insani merkeze alan soylemler...

Vallahi boylesi bir tecrube sonunda Ustad'in ve Nurlarin ehemmiyeti, ve insanligin nasil muhtac olduklari hususundaki yakinim artti desem yalan olmaz...

Megersem o kaynaklardan uzak olanlar kendi ic dunyalarinda hapsolmus ne zulumler yasiyorlarmis... Bizim kaynaklarimiz acik, insan ve alem tasavvuruyla dokunduklari seyler canlaniyor, ihtimal zaten zikreden taslarin Efendimizin elinde asikar bir sekilde yapmasi gibi...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut