Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Kör nokta
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

‘Sarıklı genç’ kim ola?

Yazara Mesaj Gönder

BİR ÖNCEKİ yazıda, Risale-i Nur’un hem de bir ‘rüya tabiri’ni içeren risalenin en başında yapılan ‘tahkik mesleği’ vurgusuna rağmen ‘rüya’lara atfedilen ziyade önem problemine; hem de, Risale-i Nur’un ‘şahs-ı manevî’ vurgusuna rağmen ‘şahsîleştirme,’ ‘belli bir şahsa işaret çıkarma’ zaafına işaret etmiştik.

“Yirmisekizinci Mektub”un “birinci risale”sinde sözkonusu edilen rüya, Risale-i Nur’un tamamı, ilgili risalenin tamamı ve ilgili rüyanın tamamı dikkate alınarak okunmalıydı bu yüzden.

O zaman da, buradaki sarıklı genç şudur, yok o değil budur, yok bizim ağabeyimizdir, yok bizim hocamızdır kabilinden sığ tartışmalara mahal olmazdı zaten.

Gelin görün ki, vaziyet bu...

Ve madem bir kere bu konuya girmiş olduk, bizim de bu ‘sarıklı genç’in kimliğine dair birkaç not düşmemiz gerekiyor:

Önce, ilgili mektubun ve ‘yedinci nükte’sindeki ilgili rüyanın tamamına dikkat gereğini bir kez daha vurgulayarak, sadece ‘sarıklı genç’ kısmını aktaralım:

“Sarıklı küçük genç bir zât ise, Hulusi’ye omuz omuza verecek, belki geçecek birisi; hâşirler ve talebeler içine girmeye namzeddir. Bazılarını zannederim, fakat kat’î hükmedemem. O genç kuvve-i velâyetle meydana atılacak bir zâttır.”

Bir kere, Bediüzzaman’ın bir önceki yazıda birkaç farklı veçheden vurguladığımız ‘şahs-ı manevî’ ısrarına hürmeten, buradaki ‘sarıklı küçük genç bir zât’ın, istikbalde Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini temsil edecek kişilerin toplamına işaret ettiğini düşünmemiz gerekir. Dolayısıyla, bu tâbir, belli bir kişiye işaret eder şekilde değil, Risale-i Nur’un hizmetinde, ilgili “mektub”da anılan vasıfları üzerinde taşır halde bir hayat yaşayan herkesi kuşatır şekilde okunma durumundadır.

İlgili mektupta anılan vasıflara gelince; bu mektupta rüyayla ilgili olarak aktarılan diğer imgelere bakarsak; bir kere, bu ‘şahs-ı manevî’nin mümessilleri ‘hal ve zamanın sefahet ve atâlet ve bid’atlar bataklığı’na ‘bulaşmadan’ yaşıyor olma; ve ‘herkesten evvel envâr-ı Kur’âniyeye sahip çıkıp, kalbini bozmadan sağlam kalma’ durumundadır. Çünkü, Risale-i Nur’un birinci talebesi Hulusi’ye ait olduğunu tahmin ettiğimiz bu rüyaya karşılık Bediüzzaman, “O vâsi meydanlık, âlem-i İslâmiyettir. Etrafı bulanık çamurlu su, hal ve zamanın sefahet ve atâlet ve bid’atlar bataklığıdır. Sen selâmetle, bulaşmadan, sür’atle mescide eriştiğin; herkesten evvel envâr-ı Kur’âniyeye sahip çıkıp, kalbini bozmadan sağlam kaldığına işarettir” demektedir.

O halde, Risale-i Nur’dan şu veya bu düzeyde beslenmekle birlikte, ‘hal ve zamanın sefahet ve atâlet ve bid’atlar bataklığı’na bulaşma durumuna duçar olanlar, ‘herkesten evvel envâr-ı Kur’âniyeye sahip çıkıp, kalbini bozmadan sağlam kalmayı’ başaramayanlar, rüyadaki ‘sarıklı küçük genç’ imgesiyle temsil olunan istikbalin ‘Risale-i Nur şahs-ı manevîsi’nin mümessili sayılamazlar.

İkincisi, bu küçük genç zâtın, ‘sarıklı’ olmasıyla ilgilidir. Bir sünnet-i peygamberî olarak ‘sarık’ imgesi de, bu şahs-ı manevî’ cümlesinde yer alabilmenin ‘herkesten evvel envâr-ı Kur’âniyeye sahip çıkıp, kalbini bozmadan sağlam kalmak’tan sonraki bir şartının bid’atlara karşılık sünnet-i seniyyeyi hayatının mihveri olarak benimseme lüzumuna işaret etmektedir.

Üçüncüsü, bu ‘sarıklı küçük genç’ Hulusi’ye nisbetle tarif edilmektedir. Hulusi ki, Bediüzzaman’ın Münazarat’ında ısrarla takip ettiği ‘mektep-medrese-tekkenin ittihadı’ mânâsını Risale-i Nur’a intisabından önce zaten bir derece yaşamış bir zâttır. Zira, üçünün de rahle-i tedrisinden geçmiş, üçünün de terbiyesini almış durumdadır. Ve şimdi, Risale-i Nur’la bu üçlü eğitimin kemal noktasına ulaşmış durumdadır. Buradan da anlaşılmaktadır ki, ‘sarıklı küçük genç’ imgesiyle tarif olunan ‘istikbalin Risale-i Nur şahs-ı manevîsi’ne dahil olmanın yolu aklı-vicdanı-kalbi beraberce işlettirebilmekten; ve hem bugünü doğru okumayı mümkün kılacak bilgiye, hem Kur’ân’ı ve sünneti doğru kavramayı mümkün kılacak bilgiye, hem de kalbî uyanıklık ve irfana beraberce erişme çabasını gerektirmektedir.

Dördüncüsü, Bediüzzaman, “Bazılarını zannederim, fakat kat’î hükmedemem” diyerek, “Hulusi’ye omuz omuza verecek, belki geçecek” bu kıvama sahip genç muhatapların emarelerini gördüğünü; ama henüz bu kıvamın yakalanamamış olduğunu ima ve ihsas etmektedir.

Maamafih, tek başına bu ‘sarıklı genç’ izahı, özellikle de ‘Hulusi’ye omuz omuza verecek, belki geçecek’ ifadesi, Bediüzzaman’ın ne kadar diri ve taze bir dimağa ve açık bir yüreğe sahip olduğunu gösteriyor. Zira bu ‘belki geçecek’ ifadesi, istikbalin Risale-i Nur’a müheyya genç istidadlarının el’an Risale-i Nur’a muhatap olanlarından daha güçlü bir kavrayışla Risale’yi anlayıp kavraması imkânına işaret ediyor. Böylece, ‘statükocu’ bir ‘şahs-ı manevî’ yorumunun önünü, daha en baştan kesiyor. “Gelen geçmişi aratacak” kabilinden bir bedbinlik yerine, “Sonrakiler öncekileri biiznillah geçecek” ümidini ve müjdesini veriyor.

Beşincisi, “O genç kuvve-i velâyetle meydana atılacak bir zâttır;” yani istikbalin Risale-i Nur şahs-ı manevîsini temsil edecek muhatapları, bir ‘kuvve-i velâyet’ taşıma durumundadır.

Burada da, yine, bir kavramlaştırma problemi çıkar karşımıza: Bu ‘kuvve-i velâyet’ten murad nedir?

Bu ‘kuvve-i velâyet,’ meselâ, keşifler, kerametler, harikulâde haller göstermek midir?

Yoksa, Risale-i Nur’un tefekkürüyle tasavvufun kavramlarını mezcetmek, birbiri içinde eritmek; ikisini harmanlayıp yeni bir dil, üslup ve usul geliştirmek midir?

Yoksa?

Kendi aklımıza yerleşmiş ‘velâyet’ kavramını sorgulayıp Risale-i Nur’un ‘velâyet’ tarifinden yola çıkarsak, ikisi de değildir.

Çünkü, Bediüzzaman’a göre, bunlar ‘velâyet-i suğra’nın kapsama alanı içindedir. ‘Küçük velâyet’in yani... O, tasavvufun bilinen çizgisini ‘velâyet-i suğra’ kapsamında değerlendirirken, sahabilerin ‘veraset-i nübüvvet’ çizgisini ‘velâyet-i kübra’ olarak değerlendirmektedir.

“Yirmidördüncü Söz”deki ‘zühre-katre-reşha’ sembolizmi içinde ‘reşha’ tarifinde izahını bulan bir ‘velâyet’tir, ‘velâyet-i kübra.’ Ki, bizim ‘velâyet’ deyince aklımıza ilk önce geliveren tasavvuf yolundaki ‘velâyet-i suğra,’ yine aynı “Söz”de ‘katre’ sembolizmi içinde tarif edilmektedir.

Gerek “Yirmidördüncü Söz”deki bu sembolizm, gerek bir sonraki sözün son bahsindeki ‘Kur’ân’daki muvazene, tenasüb ve cem’ tahlili, gerek Mesnevî-i Nuriye’deki “Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden haki¬kate geçebilir. Evet, Kur’ân’dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça al¬dım” ifadesi, ilgili rüyadaki ‘sarıklı genç’ için zikredilen ‘kuvve-i velâyetle meydana atılacak bir zât’ ifadesinden neyi nasıl anlamamız gerektiğine dair birer karine hükmündedir.

Sözün kısası, Risale-i Nur’un ‘tahkik mesleği’ ve ‘mahz-ı hakikat dersi’ rüya-merkezli bir düşünüşe, tasavvura, yaşayışa zaten izin vermediği gibi, ilgili bahisteki rüyadaki ‘sarıklı genç’ hakkındaki uyarlamalar da, hem ‘şahs-ı manevî’ mânâsı itibarıyla denk düşmüyor, hem de ilgili rüya tabirindeki bu kıstaslara birebir uygunluklarından söz etmek mümkün gözükmüyor.

Maamafih, “Bugünün ehl-i Risale’si, bir bütün olarak tabirdeki bu tarife ne kadar denk düşüyorlar ki?” diye sormuyor da değilim.

Yoksa, o ‘sarıklı genç’ küsüp gitti mi aramızdan?

Belki de henüz gelmeye bile cesaret edemiyor...

  20.04.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

19İyi değerlendirme de,enver önder, 18.05.2007, İstanbul

"buradaki ‘sarıklı küçük genç bir zât’ın, istikbalde Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini temsil edecek kişilerin toplamına işaret ettiğini düşünmemiz gerekir."...şahsen belli kriterleri aşmadıktan sonra yapılan yorumlara saygıyla yaklaşmak gerektiğini düşünenlerdenim, fakat yukardaki yorumunuz biraz fazla zorlama ve tek yönlü olmuş gibi geldi bana...Tamam, Bediüzzaman hazretleri birçok konuyu islam ve hizmet adına bu şekilde değerlendirir ama diğer yönünü de özellile belirtir...Örnek: Hz.İsa'nın nüzulüdür...Sizin yukardaki yorumunuza göre bediüzzaman hazretlerinin bu konuyu açıklarken İsevilik dininin hakiki halini alacağı yorumu yaptıktan sonra konuyu şu şekilde bağlar: "...Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı, İsâ dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsâ, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîmin hikmetinden uzak değil. Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek.”

Sizden itirhamım burada yazdıklarımı konu benzerliğinde ziyade, konu içinde ifade edilen "şahsa indirgeme"yi nazara almanızdır..

Ha, bu şahsın kim olduğu meselesi ise bırakın insanlar kendi sevdiklerini onun yerine koysun derim..."Ben MEHDİ'yim"diyen bile küfre girmediğine göre...

Selam ve Muhabbetlerimle...

18musbet musabakaaydin y, 09.05.2007,

oncelikle metin beyi degerli calismasi icin tebrik ediyor ve devamini diliyorum. zira zihin yoran, kenidini bunun icin zorlayan, diger zihinleri harekete geciren, degisik bir aciyi yakalayan, tasavvurumuzun otesinde genis hazineden yeni bir parca dercan ederek hakikatin tekmiline hizmet eden kisilere ihtiyacimiz oldugunu dusunuyorum. sahabenin 27. sozde tarif edilen marziyyati anlama cehd ve gayreti de bu degilmiydi?

bu cercevede, insan fitratinin inkisaf ve terakkisinin zenberegi olan musbet musabakayi (22. lema) yani biribirinin anlayisina dusuncesine hurmet ile birlikte hakikatin anlasilmasina yonelik cehd ve gayrete devam ederek surekli uretmeye devam yani hazineden dercan etmeye devam gerektigini dusunuyorum.

yani, bugune kadar risaleden anladigimiz miktara kifayet etmeden ve onun hakikatin butunu oldugu zannina (gavvas dalgic misali) kapilmadan musbet ve serbest musbakayi surekli diri tutarak sinirli sayida akil ile degil binlerce ve daha fazla akili birlestirerek bir universite mahiyetinde surekli hakikatin taharrisi modeli ki sahsen bunun risalede ve sahabe hayatinda cizilen model oldugu kanaatindeyim.

yukarida arz ettigim hususlar muvacehesinde, metin beyin degerli calismasina gosterilen bazi tepkilerin saygidan biraz yoksun oldugunu ve hatta biraz da tahakkume yonelik elestiriler oldugunu dusunuyorum ki hurmetsiszlik ve tahakkum musbet musabakaya dolayisiyla fitratin kemale ermesine engeldir.

metin bey bir calisma yapmis ve bunu digerlerine arz etmistir. eger serbest ve musbet musabaka ortami tesisi edilmis ise, kendilerinin calismasi elestirilecek, degisik acilardan analize tabi tutulacak vs ve sonuc olarak ifrat ve tefrit denilen unsurlar bu sayede musabaka ile giderilecektir ve giderilmesi gerekir diye dusunuyorum. bu husus her fani icin ( bir iki istisnasi olabilir) gecerli degil midir?

kanimca ilk yapmamiz gereken fitrat kanunlarindan biri olan bu insanlar beynindeki musabaka konusunun esaslarini beynimizde yerlestirmeye ve tekamul ettirmeye ihtiyacimiz var. saniyorum bizim melek olarak yaratilmayisimizin bir hikmeti de buydu.

selam ve dua ile

17Bir değerlendirmeKadir Kaan ERKURAN, 04.05.2007, Adana

Nurlar üzerinde -kendime nisbetle- kendisini mütehassıs olarak gördüğüm Metin Bey'in bahse konu yazısı mütehassısâne değil de biraz mütehassisâne yazılmış. Bu hassasiyetinden dolayı kendisine teşekkür ediyor ve fakat son zamanların modası alegori/sembolizm konusunda biraz daha temkinli ve dakik olmasını istirham ediyorum. Daha güzel çalışmalar ümidiyle, vesselam...

16Mahmut Türkoğlu, 03.05.2007,

öncelıkle Herkese slm..Risale-i Nur da kuran kuran gibidir...Yani nasılki kuranda her meselenın bır zahırı bırde batıni yonu vardır.Risale-i Nur da oyledır.Bu mesele; bence çok açık..Hiç gücenmeye gerek yok.Bu devirde ıslamın tam olarak yasandıgı,sunnetın tam olarak yerıne getırıldıgı (sarık sunnetı) kaç tane cemaat var.Soruyorum sıze.Iste bu soruya bır yanıt bulursanız,anlayacaksınız.İşte o cemaatin her ferdi birer sarıklı gençtir..Veya bediüzzaman hazretlerinin o müjdesine layık olmaya çalışıyodur..Tabi hatt-ı kuran ı muhafaza ederek..

[Risale-iNur'a intisab eden zatın en onemlı vazıfesi onu yazmak veya yazdırmaktır ve initşarına yardım etmektir.] - Osmanlıca asıl nüsha Kastamonu Lahikası-14 (Asıl nusha olmayanlar bulamayabilirler..)

Çünkü risale-i Nur un bir vazifeside

hatt-ı kuranı muhafaza etmektır...

15bahadır okuyanlar, 02.05.2007, turgutlu-manisa

süleyman seven kardes madem bu kadar ipucu verdin sonunu getir.bizde ögrenelim kimmiş???

14Mehmet, 30.04.2007, Ankara

s: "Sarıklı genc kim ola"

c: mübarek biri ola

yazar tarafından biliniyosa cevabı, en azından kafamızda ki cevap dairemizi daraltmamızı saglayacagı ümidiyle okudum yazıyı sonuna kadar. ama açı cok geniş hala... "mübarek ve ehli velayet biri ola"

Metin Bey den istifade düzeyi daha yüksek ürünler görmeye alıstıgımdan belki, .....

13açıklıyorumsüleyman seven, 26.04.2007, karabük

bahsedilen zart şu anda Ispartada cemaatinin başında hizmet etmekte olan bir zattır. size bir ipucu Üstadın Risalede geççiği üzere bizzat ismini koyduğu kişi ( said nusi olmaz said nuri olsun dediği) dir. Araştıtrsanız hakikatı siz de risalelerden görürüsünüz.Üstadın benden sonra mümessilim dediği Hüsrev Altınbaşak ekolünü günümüze taşıyan zattır.

12ben dar dairenin sevdalasıyımz.arslan, 26.04.2007, Ankara

Kardeşlerim,sarıklı genç o da olsa bu da olsa benim için farketmez.Zira ben dar dairede hizmet edebilmeyi Cennet'e değişmem.Üstad'ımızın kendisine Mehdi Hz.lerini soran birisine 'kardeşim Mehdi geldiginde seni vazife başında bulsun' sözünü kendime düstur edimeye calışıyorum.Ben sadece Metin kardeşimin bana göre çok açık olan bir şeyi tevil etmesini onun çapına yakıştıramadım,kardeşçe bunun gereksiz olduğunu hatırlatmak istedim. AYRICA BAZI KARDEŞLERİM EFENDİMİZ'İN KİMLERE NASIL DAVRANDIGINI,KİMLERİN CENAZE NAMAZINI KILDIGINI İYİ ARAŞTIRSIN HATTA METİN KARDEŞİM VELUD KALEMİNİ BİR DE BU KONUYA HASREDEBİLİR. RABBİM BENİ KARDEŞLERİMİN EN DEĞERSİZİ OLARAK HAŞRETSİN YETER. LUTFEN BU DUAYA AMİN DEYİN

11şahsı manevisiz temsilci de olmazkoray eryurt, 24.04.2007, İstanbul

yapılan yorumlarda da rastladığım şahsı manevinin temsilcisiz olamayacağı görüşüne katılıyorum. ancak bu noktaya takılmak yazının bütünündeki risale-i nur yaklaşımı ile örtüşen birçok yoruma gölge düşürüyor kanaatindeyim. metin abi bizi biraz daha enfüse dönmeye çağırıyor. kafamızı yukarı kaldırıp sarıklı bir genç aramak yerine o şahsı manevinin meydana gelmesi için çalışmaya davet ediyor. tahmin ediyorum ki kimsenin yukarıda yer alan kuvve-i velayet ve sünnet-i seniyyeye sahip çıkma konusundaki görüşlere itirazı olmayacaktır. bu yazı muhtevası itibariyle şu veya bu kişi bu sarıklı gençtir diyenlerin görüşlerinden çok çok daha doğru noktaya parmak basıyor. yorum yapanlardan bir kısmını biraz daha bütünü görmeye davet ediyorum.

10şahsı manevi önemlinuman kutbay, 24.04.2007,

üstad Hz.leri baki hakikatler fani şahıslar üzerine bina edilmez diyerek sarıklı genç tabirininde şahıslara bina edilemiyeceğini belirtiyor bence bunu bu şekilde kabul etmek asla üstadı sıradan bir nur talebesi olarak görmemizi gerektirmez üstad Hz.leri zaten kendisini bir ders arkadaşı hüviyetinde görüp kardeşlik mesleğinin özelliğini bizzat ortaya koyuyor. ayrıca sarıklı genç tabirini birilerine mal etmek biraz zorlamalı yorumlara neden olur. zira herkes kendi ağabeyine o tabiri yakıştırır buda nur mesleğinin hakikatleriyle bağdaşmaz. zaten yorumlara bakıldığında birileri illaki bunu fethullah gülene yakıştırmaya çalışmakta bence buda yakışıksız kalmaktadır.şahsım adına onu eleştirmek istemesemde öğrenci olamam hasebiyle bazen savunmakta zorlanıyorum bilhassa kürt arkadaşlara zira şu soruya cevap veremiyorum..hocaefendi madem bir nur talebesi öle ise neden üstadın mezarına bile katlanamayan alparslan türkeşin cenaze namazını kıldırdı..sadece bu soru bile onun sarıklı genç olamayacağını belirtir

9şahsı manevi önemlinuman , 24.04.2007, ş.urfa

üstad hz.leri baki hakikatler fani şahıslar üzerine bina edilmez diyerek sarıklı gencin kim ollduğunu gayet açık olarak belirtmiştir ama nedense bazıları bunu kabullenemeyip illa ki bunu birilerine isnad etmeye çalışıyor.sarıklı genci şahsı manevi olarak değerlendirmek asla üstadı sıradan bir nur talebesi olarak görmemizi gerektirmez zaten üstad hz.leri kendisini ders arkadaşı olarak tanıtıyor. ama nedense kendi liderlerine bir makam vermek isteyenler öncelikle üstadı bir yere koyup ardından kendi liderlerine yer açıyor. hal öyle oluncada herkes kendi liderini veya ağabeyini sarıklı genç olarak görmek isteyecektir buda kargaşaya yol vermektedir kimileri bunu fethullah gülen olarak kimileri mehmet kırkıncı olarak kimileride bir başkası olarak değerlendiri..zafer arslan bey bence zatı alileriniz fazla zorlamasın fethullah gülen hocaefendinin nur hareketindeki yeri nedir tartışmalıdır şahsen alparslan türkeşin cenaze namazını kıldıran birinin sarıklı genç olma ihtimali bana komik geliyor...saygılarımla

8olmamış bencebahadır, 23.04.2007, turgutlu-manisa

metin abi durdugun yer geregi bir entelektüel olarak bir isim vermek tabiiki dogru olmazdı.ama herseyi sahsı maneviye vermek ne kadar dogru bilemiyorum.bu kadar tasvir bence sahsı manevi olamaz...üstad sarık,genc,hulusi ile omuz omuza,talebeler icine girmeye namzet bu tasfirler bence biraz farklı yorumlanmalı...vesselam

7osman, 23.04.2007,

Bir rüya: Sarıklı genç

"Yine bir gün Eğridir'de bulunduğum zaman, rüyada sarıklı bir genç gördüm. Bu genç beni ilk defa, Hz. Üstad'a götüren meczup lâkıplı Mustafa Efendi idi. Ona Şeyh veya Hafız Mustafa da denirdi. Rüyada gördüğüm sarıklı genç şeklen o idi. Fakat ne bıyığı ve ne de sakalı vardı. Hafız Mustafa, çocuk meşrebinde birisi idi. Risale-i Nur'un ilk Küçük Sözler'ini l928'de onda görmüştüm. Daha o zaman Üstad Hazretleriyle de muarefemiz yoktu. Gayet intizamsız bir yazı ile yazılmış ilk risaleyi onda görmüştüm. Müsvedde halindeydi.

"Rüyada, elinde leblebi tablası vardı. Fakat içinde leblebi gayet azdı. Ben leblebiden almak için elimi attım. O zaman leblebi tabağı doldu, taştı.

"Sarıklı genci biz açıklamadık. Sizin gibi gençler işte çıktılar. Daha da kıymetli gençler çıkacaktır. Allah'ın nuru kıyamete kadar devam edecektir. Kur'ân tefsiri olduğu için Risale-i Nur'un hakikatı kıyamete kadar okunacaktır. elbette bu gelenler genç olacaktır, ihtiyar olmayacaktır.

"Bu meseleyi kendisine mal edenler, sanki ne oldu? İnhisar altına almak doğru değil. Benim rüyada gördüğüm, sanki Mustafa idi. Fakat onun mevcut hali rüyadaki haline uygun düşmüyordu. Onun çocukça halleri vardı. Fakat bana Üstad Hazretlerini gösteren ve tanıtan da o oldu. Eğridir'de iken, Mustafa bana:

"Efendim, sizin ilâcınız Barla'da bir zat var, Ondadır" dedi.[8]

hulusi yahyagil, son şahitler

6zafer arslan beye ...gurcan, 22.04.2007, norvec

zafer arslan beye katiliyorum.

ozellikle sahs-i manevi bir temsilcisiz olmaz demesi her zaman savundugum bir fikirdir.

tamam seyhlik yok pederlik yok ama saygi duyulan ve sunnete ittibasi olcusunde tarttigimiz ve kendisini bir sekilde ( allahin ) gosterdigi buyuklerimiz var.

demir hasiyetlilerin yaninda Allah bu dairede miknatis ozelliklileri de gondermis. dun bu zubeyir agabeydir bugunde bir fethullah gulen hocaefendidir yarinda ve yarinlarda da kim olur onu Allah bilir ama bizim bildigimiz Allah bu davayi sahipsiz birakmiyacagidir. vesselam

5zorlama Metin kardeşzafer aslan, 22.04.2007, Ankara

Son dönem nur talebelrinin en parlak ve ümitbahşeden biri olarak gördüğüm bir kardeşten böylesine ap açık bir hakikati bu kadar mütaşabih hale getirmesini beklemezdim.Şahs-ı manevinin önemini elbette vurguluyalım,cemaat olmadan ellbette şahıslar bu devirde başarılı olamazlar ama şahs-ı manevi de temsilcisiz olamaz.Şayet öyle olsa Hz. Üstad'ı da sıradan bir nur talebesi olarak görmemiz gerekir.Bu temsilcilik zaten iddia ile olmaz. Eğer Allah cc. birini görevlendirmi ise elbette halklrı da etrafında toplar. Ve o şahsa bakıldığında da saydığın vasıflar bila şüphe görülür...

Nefsine ağır gelebilir ama hakkını helal et.İnsan sevdiginin üzerinde gördüğü akrebi söylemeden edemiyor...

4gıybet ve fitne...ali kemal, 22.04.2007,

Yoksa, o ‘sarıklı genç’ küsüp gitti mi aramızdan?

Belki de henüz gelmeye bile cesaret edemiyor...

bu sözler gıybet kokuyor...

hatta fitne kokuyor...

ve bir risalei nur talebesine yakışmıyor..kimse kusura bakmasın...

en akla ve mantığa ve müslümanca yaklaşıma uygun olan şöyle demektir:“Sarıklı genç dün aramızdaydı bugünde aramızda yarında aramızda olacak. O bazen Zübeyir Gündüzalp ağabey , bazen Mustafa Sungur ağabey , bazen Abdullah Yeğin ağabey , bazen Bayram Yüksel ağabey , bazen Said Özdemir ağabey , bazen Mehmet Kırkıncı Hocaefendi , bazen Fethullah Gülen Hocaefendi , ve daha nice “ağabeyler” olarak hep aramızda oldu. O aramızda olma hususunda hep cesur oldu , lakin onlara Sahib çıkmada aynı cesareti gösterebildik mi , bilemiyorum…”

3manevi sahis gurcan, 21.04.2007, norvec

bu manevi sahis yani bir topluluga gonderme olabilecegi hesaba katarak ama sahs-i manevinin de bir veya bir takim sahislarla temsil edilmeden o toplulugun dagilabilecegini dusunuyorum. sarik takan ,

kuvve-i velayet sahibi ,

tekke adabindan gecmis,

medrese tahsili gormus ,

askeri bir disiplin icinde hayatini orgulemis ama askeriyede ama cevresinde ,

hadis ilmine vakif ,

üstadi kuran ,

peygamber asigi

yanan ve yakan biri olabilir o kisi. veselam

2sathi nazarlardan sakınma gereğiyahya kaygusuz, 21.04.2007, Adıyaman

Kim olaylara ve gelişmelere sathi bir nazarla baksa da risale-i nur talebelerinin böyle bir lüksü olamaz.

Büyük kafalar fikirleri tartışır kaidesi ve risale-i nur talebesinin de işi fikirlerle olması hasebiyle gerek sosyal gerekse de risale içerikli bütün meselelere bakış açısının çok farklılık arzetmesi gerekirken tarikatvari bir şekilde olaylara yaklaşımın çokluğu bazen acaba bu insanlar risale-i nuru sadece okumak için mi okuyorlar sorgulamasına itiyor insanı.

Temennimiz risalelei okuyanların bu hataya düşmeden risale okumalarını gerçekleştirmeleridir.

1sathi nazar..asey, 20.04.2007, bursa

risaleye muhatab oluşumuzda en büyük vartamız sathi nazr olduğunu düşünüyorum.Müellifi muhterim de 'gazete gibi okumayız'' nazlanan hakikatların mehirleri dikkattir' gibi sözlerinden anlayacağımız gibi içinde mühim hakikati imanıyenin izahatı zat ve sıfatı ilahiyenin mülahazası gerçekleştiği için ona mütevveccih olamayanları ve sathi bakanlara kendini açmayacağı malumdur.Bu yüzdendir ki ne kadar okusakta fikriyatımız geniş tutup nura teveccüh etmeyerek bazı kalıplaşmış ifadelerden zihnimiz sıyıramadığımızdan aynı hatarı tekrarlıyoruz.20. lemayı okuyup ardından birkaç saat geçmeden üstad bazı şeyleri kesinlikle kesip attığı ve hiç bir mazeret ve yol bırakmadığı halde gıybete devam etmemiz bunun bir göstergesi sanırım.Metin abimizin bu konuda da yaptığı gibi ihlasın gereği olan yapıcı eleştirilerinden dolayı Allah razı olsun diyorum..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut