Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

 *Bu sayfa, sitemize gelen, sitemizdeki ana sayfaların formatına denk düşmediği için bu sayfalarda değerlendirmediğimiz, ancak paylaşmaya değer bulduğumuz yazıların sunulduğu bir havuz olarak tasarlanmıştır.

Etrafımdaki âyetler

Yazara Mesaj Gönder

GÜN UZUNDU.
GÜZELLİKLER sıcağın ardına gizlenmişti.
İnsanı mest eden çiçekler bile görünmüyordu kimselere.
Herkes bir an önce kendisini bir yerlere atma telaşındaydı.
Böylesi bir sıcakta, otobüs durağında insanların sabırsızlıklarını seyretmeye alışmış gözlerim durağın tavanına ilişti.
Sarı bir kelebek oraya takılmış, dışarı çıkabilmek için çırpınıyordu. Her yükselişinde tavana çarpıyor, bir daha, bir daha açık havayı bulmayı deniyordu.
İçimden şöyle geçirdim: “Onun zaten kısacık bir ömrü var. İnşâallah bir an önce şu takıldığı yerden kurtulur.”
Sonra hissettim ki; kelebeğin bu çırpınışıyla bizlere anlatmak istediği bir şeyler var...
“Evet, biz kelebeklerin ömrü sizlere çok kısa görünebilir ama, unutma ki senin ömrün de çok uzun sayılmaz. Gözlerini dünyaya kapatacağın vakit kirpiklerinin arasından süzülen bir ömür hiç de uzun gelmez sana. Öyleyse sen de takılma bir yerlere, seni engelleyen herşeyden kurtulmaya bak. Açık havaya kavuşmak için bir daha, bir daha dene…”
Beni engelleyenler...
Uğruna ömrümün ‘kanatlanıp uçmak’ gibi fırsatlarını kaçırdığım, kurtulamadığım engeller...
Nelerdi bunlar acaba?
Çevremi gözlemleyerek ipuçları yakalamaya çalışabilirdim.
Bende bunu ‘denedim.’
Bindiğim otobüse yolculardan sonra birkaç şoför daha bindi.
Direksiyon başındaki şoför beyin hal ve tavırları, arkadaşlarının gelişiyle birden değişmişti sanki.
Hareketleri ilgimi çekti.
Üç şoför arkadaş eğlenirken, otobüsü kullanan, trafikte tehlikeli manevralar yapmaya başladı. Bazı arabaların önüne çıkarak, bazılarını hatalı sollayarak, bazılarını da sıkıştırarak hem taşıdığı onca canı, hem diğer arabaları tehlikeye soktu.
Hareketlerinde ‘kendisini kanıtlamak’ gibi bir ifade vardı. Bu durumdan da rahatsız görünmüyordu.
Dünyada yapılan ne kadar çok şeyin ‘kendisini kanıtlamak’ adına olduğunu düşündüm.
Neydi bu kendisini kanıtlama cazibesi? Kaç kişi kendisini kanıtlayabilmişti ve kim içindi bu çabalar?
Yaptıklarımın ne kadarını Rabbime kulluğumu kanıtlamak için yapmıştım? Ve ne kadarını da etraftaki insanlara başarımı, karakterimi, imkânlarımı kanıtlamak için?
Uçmamızın engellerinden biri bu olabilirdi. Kim için ve ne için yapıldığı bilinmeyen gayesiz eylemler... Niyetin eksikliği...
Otobüsten indim.
Az önce düşündüklerimi nefsime kabul ettirmeye çalışıyordum.
Eve doğru ilerlerken, köşe başında mısır satan amcanın yanındaki simitçiye “Burada bunu yapmazsam vakit nasıl geçecek evlat?” dediğini işittim..
“Vakit nasıl geçecek?”
Bu insan vakit geçirmek istiyor, peki ne için? Demek ki bir beklentisi var, beklediği şey olana kadar dünyada ‘vakit geçirecek.’ Akşamın olmasını bekleyecek, akşam olacak, sabahı bekleyecek derin bir uykuda. Belki uykusuzca...
Bu döngü böylece döneceğine göre, bir başka bekleyiş olmalı. Neyi beklediğini bilmeli insan. Ben de çoğu şeyi ‘vakit geçirmek’ için yapmıyor muyum?
Ne için koşturduğumu bazen unuttuğumu hatırlıyorum.
Sonsuz hayata doğru koşarken, koştuğumuz şeyin ölüm olduğunu, vaktin ne kadar kıymetli olduğunu unutmamalı. Vakti hayra geçirmeli.
Önümdeki bir engel de bu olmalı: ‘unutmak...’
Eve gelip şöyle bir uzandım.
Tavandan aşağı sarkıttığım kuru çiçeklerim, solmuş renkleriyle sanki bana göz kırpıyordu.
Bir cümle yankılandı zihnimde. Sürekli tekrar ettiğimiz bir cümle: “Allahım! Bizi zeval ve teb’id ile tazib etme!” Yani, bizi yok olmak ve huzurundan kovulmak azabından koru!
Sanki ben değildim de, kurumuş mavi güldü bu cümleyi tekrar tekrar söyleyen...
Çünkü çiçek ölmüştü.
Kuru ve cansız bedeni şahitlik ediyordu ölüme. Hal diliyle söylüyordu bu yüzden duayı.
Bir ışık da burada yandı.
Hal diliyle, fiillerle anlatılanlar, dilden çıkan kelam ile aynı mıydı?
Bedenim, kalbime şahitlik ediyor ve dediklerini tasdik ediyor muydu?
Yoksa planı yapıldığı halde inşa edilmemiş binalar gibi anlamsız mıydı kararlarım, sözlerim?
İyi bir kul olmak adına bir eksik de burada olmalı. Hal, beden, dil ve kalbin bir bütün oluşturmaması ve kişinin kendi benliğindeki tezatlar... Zâhir-bâtın dengesizliği ve iman-amel yansımasının kemale ermeyişi...
Bu küçük gözlem dahi gösteriyordu ki, etrafımda gördüğüm, işittiğim herşey bana ‘kul’ olmayı öğretecek, engellerimi ve eksiklerimi hatırlatacak birer âyet. Benim noksanlarımı ve Yaratan Rabbimin noksansızlığını gösterecek...
Engel arayan gözlerime en güzel engel örneği, etrafımdaki bunca âyeti ‘görmemek’ olmalı...
Artık görmek zamanı.
Ruhumuz nicedir hasret kaldı açık havaya.
Gittikçe kısalan ömrümüzde, özgürce kanatlanmak ve sonsuz güzelliğe doğru uçmak için, etrafımızdaki âyetleri görmek ve okumak zamanı şimdi.

  23.03.2007

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

1ahh kelimelerin hayata işleyişi..hayatın rengi, 22.04.2007, Ankara

çok teşekkür ederim yaşadığımız her 'an' aslında bize öğretecek en güzel kelimelerin sözsüz kelimeri bakışınızla ve olaylara yorumunuzla kuruluyor cümleler..hayatıma işledi..eyvallah..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut