“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.617 yazı içinden]

İhlas Risalesi kime okunur?

Yazara Mesaj Gönder

HZ. ÖMER’İN destansı halifeliği esnasında gerçekleşen olayların belki de en büyüğüdür minbere çıkıp da yüreğini kasıp kavuran o büyük endişeyi iman kardeşlerine açtığı olay...

“Eğrilirsem, beni nasıl doğrultursunuz?”

Bunu sormuştur halife Ömer.

Peygamber aleyhissalâtu vesselam’ın, ‘hak ile bâtılı ayırma’ kabiliyetiyle vasfedip ‘Fâruk’ ünvanıyla şereflendirdiği bir güzide isim olarak bunu sormuştur üstelik.

Aldığı cevap, “Eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz” şeklindedir.

Bu kısa ve sert cevap, iki önemli mesajı beraberce içermektedir:

  1. Bugüne kadar senin icraatına ve ictihadına karşı muhalefet sergilememiş isek, bu sen yanlış yapıyor olduğun halde bizim de yanlışa meyyal oluşumuz dolayısıyla susmayı tercih edişimizden değildir. Doğru yolda yürüdüğün kanaatindeyiz ki, karşında değiliz.

  2. Yarın hayatî bir noktada ümmeti yanlış bir yola sevketmeye kalkıştığını ve bunda da ısrar ettiğini görecek olsak, hakkın hatırını senin hatırına tercih ederiz.

Rivayetler, aldığı bu cevap üzerine Hz. Ömer’in çok sevindiğini ve halife olarak böyle bir mü’minler topluluğu içinde yaşıyor olduğu için Allah’a şükrettiğini bildirir.

Hz. Ömer, sevinip şükretmiştir; çünkü bu söz hem ümmetin o güne kadarki icraat ve ictihadında bir yanlış görmediğinin teyididir, hem de o günden sonra bir yanlış durumunda koca bir ümmetin de sorumluluğunu almış vaziyette yanlış yolda yürümesine müsaade edilmeyeceğinin...

Hz. Ömer’in bu tavrı çokça zikredilir de, tatbikatına pek de rastlanmaz mü’minler topluluğunun yaşayışında.

Bilakis, mutad uygulama, ‘mürşid’ makamında gördüğümüz kişiler tarafından yapılan yanlış bile olsa bir hikmeti olduğunu düşünmek, “Hikmeti nedir?” diye sual edeni ise “Hikmetinden sual olunmaz” diye susturmak şeklindedir.

O yüzden, bir eleştiri ahlâkı yerleşmemiştir bugünün ehl-i dininin dünyasına.

Onun yerine, ‘eleştiri’yi ahlâksızlık olarak görme gibi bir tutum tercih edilmektedir.

Hatta, ‘ihanet’ olarak...

İman kardeşine sırtındaki akrebi veya koynundaki yılanı haber vermek ‘uhuvvet’e ters; sırtındaki akrebi veya koynundaki yılanı görmezden gelmek mahzâ uhuvvettir!

Ortada bir yanlış mı var? Elimiz ve dilimiz, yanlışı düzeltmek için değil; yanlışa dikkat çekeni ‘hizaya getirmek’ için çalışır hemen.

Susmayı tercih edip rahat edecek yerde, yanlışa işaret edip izalesi için çırpınan bir mü’min görünce, Hz. Ömer misali şükür sözleri dökülmez dilimizden...

Ömer ‘kılıçla’ düzeltilmeye dahi razıyken, bizim ‘sözle’ doğrultulmaya dahi tahammülümüz yoktur.

Bilakis, ‘Sus!’ der ellerimiz, “Şimdi geliyorum ha!” mesajı verir ayaklarımız, ‘ihlas’ı hatırlatır dillerimiz.

Bir yanlışı, bir eksiği, bir kusuru âdâbınca ifade etmek, Bediüzzaman’ın “Haklı tenkid hakikatı rendeçler” beyanına, “Mehenge vurunuz. Sözlerim bakır çıktıysa...” diye başlayan ricasına rağmen, ‘tenkitçilik hastalığı’ damgasını yer hemen.

Ardından, ‘ihlas’ hatırlatılır.

Sizin getirdiğiniz uyarı ‘tenkitçilik hastalığı’dır da, sizin uyarınıza ‘tenkitçilik hastalığı’ yaftasını vurmak tenkitçilik değil, hastalık hiç değil, bilakis sıhhat alâmetidir!

Siz bir yanlışa dikkat çektiğinizde “İhlas Risalesi’ni kendi nefsi için okumak” ölçüsünden söz edilir de, bu uyarıyı yapanın daha bu uyarıyı yaparken “İhlas Risalesi’ni nefsi için değil, bir mü’min kardeşi olarak size karşı” okuyor olduğu çelişkisi asla görülmez.

İhlas Risalesi, elbette, öncelikle ve esasen kendimiz için, kendi nefsimizi sigaya çekerek okunmalıdır; bu açık...

Ama İhlas Risalesi’ni yazarak Bediüzzaman ‘kendi nefsi’ni değil ‘kardeşlerinin nefsi’ni de muhatap aldığına, “Şöyle yapın, bundan sakının” diye nasihatlarda bulunduğuna göre; kendi nefsini unutmamak kaydıyla İhlas Risalesi’nin ölçüleri pekâlâ iman kardeşlerimiz de değerlendirme alanında tutularak okunabilmelidir.

Nitekim, yukarıda da dikkat çektiğim üzere, ortada çelişik bir durum vardır zaten.

Bir mü’minin bir yanlışın izalesi gayretiyle getirdiği bir eleştiri İhlas Risalesi düsturları hatırlatılarak ‘ihlassızlık’ kapsamında değerlendirirken gerçekleşen, elbette ki bir mü’mini ‘ihlassızlıkla’ suçlama ‘ihlası’ değildir!

Hayır, haklı tenkid ‘ihlas düsturları’na aykırı değildir. (“Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat, nefs ve hevâ ve his ve vehim bazen aldatıyorlar. Onun için, bazen şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefs ve heva ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.”)

Haklı tenkid ‘ihlas düsturları’na ters olmadığı için, bir noktada kritik bir yanlış görüp ona dikkat çeken de, o yanlış görülenin aslında ‘yanlış’ olmadığı veya ‘kritik’ nitelikte olmadığı cevabıyla mukabele eden de ‘ihlassızlık’ ediyor değildir.

Benim için bir eleştiri/özeleştiri ikliminde ‘ihlas’ kriteri, haklı olduğu hallerde dahi zayıfı ‘ihlas düsturları’nı hatırlatarak eleştirenin, haksız olduğu bir halde kuvvetliye de ‘ihlas düsturları’nı hatırlatma yürekliliği gösterip göstermediğidir.

Bir gerilim anında küçüklere İhlas Risalesi’ni hatırlatanların, büyüklere de İhlas Risalesi’ni hatırlatıp hatırlatmadığıdır.

Haksız olduğu halde güçlüye birşey diyememek, mağdur olduğu halde zayıfa ‘ihlas’ düsturlarını hatırlatmak...

Hayır, ihlas bu değildir.

Bu, ihlas değildir.

‘Uhuvvet’i tesis etmenin yolu da buradan geçmememektedir.

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

‘Kardeşine, zalim de olsa mazlum da olsa, yardım et.’

‘Mazlumsa yardım ederim de, zalime nasıl yardım ederim?’ diye sorulmuştu.

‘Onu zulümden alıkoyarsan, bu da ona yardımdır’ buyurdu.” (Bkz. Buhârî, Mezalim 4, İkrah 7; Tirmizî, Fiten 68).

  16.03.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

6MERHAMETLE, ŞEFKATLE GELDİN EY NEBİİS.Bakırtaş, 30.03.2007, sakarya/ türkiye

Müminlerin arasındaki ihtilafa'ben bu sorunun cevabını biliyorum'diye atılan hevesli talebe gibi yaklaşımlarda bulunduk-durduk bir süredir.Ancak enfüsi bir hesaplaşma neticesinde,incinen birine işin ilmini anlatmanın(bu kişi konunun ustalarından sa bir de)ne denli yersiz olduğunu anlama sürecini yaşıyoruz...Bİr şey ya zatında güzeldir ya da neticesiyle.Bizi bu çizgiye getİrdiği için -neticeleri itibarıyla -inşaallah bu da hayırdır diye ümit ediyor,Rahmet müjdecisinin(sav) gelişinin hürmetine Rabbi mizden cümle müminler ve özellikle hizmetin içinde olanlar için SONSUZ MERHAMET DİLİYORUM....

5Bediüzzaman(veya herhangi bir alim) kusurdan münezzeh midir?Arif, 27.03.2007, Kocaeli

Sizin gibi insaf ehli, iz'an ehli insanların olduğunu bilmek güzel, Allah razı olsun... Zamanla, -legal veya illegal- değişik cemaatlerden pek çok kişi tanıdık. Lafta kalmadı, "üstadlarının" eserlerine de muhatap olduk, tedkik ettik, inceledik... İçlerinde gayet isabetli teşhislere malik müdakkik kalemleri de gördük, -bence- gayet gülünç iddiaları olan acemi yazarları da... Hasıraltından veya açıkça, cemaatlerin birbirleri hakkındaki kanaatlerinden de haberimiz oldu...

Geçenlerde bir nurcu kardeşimize "Bediüzzaman ismet sıfatına sahip değildir, potansiyel olarak onun da hata yapması mümkündür" mealinde bir söz sarfetim. Neticeyi tahmin edebilirsiniz: Dehşetli bir gerginlik! Mateessüf; koca koca sakallı çocukların, cemaatlerde ne büyük bir yekün teşkil ettiğini görüyor ve üzülüyorum...

Açıkça söyliyeyim; zamanımızda her fikrine bila kayd-u şart katıldığım bir tek kalem erbabı yok, yani bir kul olarak hata potansiyeli taşımayan kimse yok! Hatta gelmiş geçmiş nice muteber alimin, birbirlerini de şiddetle tenkid ettiğini de bilirsiniz. Şimdi dikkatle düşünelim:

- Bediüzzaman(veya herhangi bir alim) kusurdan münezzeh midir?

- Eski said ve Yeni Said olarak diye kendini ikiye ayıran üstad, böylelikle bazı konularda yanılabileceğini de kabul etmiş olmuyor mu?

- Bu sözler "caka" mı:

"Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elnde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."

- Hüsn-ü zan kantarının topuzu haddinden fazla kaçarsa, itikadı bile yerle bir edebileceği düşünülmüyor mu?

4SELAMLARMUSTAFA YURTTAŞ, 26.03.2007, KONYA

KAİNATA VEYA ŞÖYLE DE DİYEBİLİRİZ

HERŞEYE(BÜTÜN MAHLUKATA)

3Hakikat...Yusuf Fatih Yücel, 17.03.2007, İstanbul

Eleştirmek...Üslubunu bilerek ihlasla yanlışa yanlış,doğruya doğru demek...Amacı sadece Allah'ın belirlediği hakikatlere riayet olarak belirlemek...Ne çok muhtacız buna...

Bugün eleştirilmeye muhtacız.Her daim nefsimizi sorgulamayı emreden dinimiz,elbette toplumsal uyarı mekanizmasını da koyacaktı ve Hazret-i Ömer'i memnun eden "kılıçla doğrultma fikri" de bu mekanizmanın ürünü idi.

Hakikati her daim gözeten kullar olalım duasını yüreğimde taşıyorum.

Tek bir şeye ihtiyacımız var:Hakikate...

2uzar giderşeyh mağlup, 16.03.2007, bu şehir

hz.ömer ile ilgili aktarımınızdan çıkardığınız ikinci sonuç çok ilginç geldi bana.

“Eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz." cevabı yanlışta üstelik ısrar edersen hakkın hatırını senin hatırından üstün tutarız şeklinde nasıl anlaşılabilirki?

ben , sen yanlış yola saparsan seni öldürürüz şeklinde anladım. bu yaklaşımında sağlıklı bir yaklaşım olmadığı hz. osman'ın halifeliğinde(hatta hz. ömer de kendisini düzeltmek ! isteyen biri tarafından şehit edilmedi mi ?)daha bariz bir şekilde ortaya çıkmadı mı ?

size ağza alınmayacak hakaretler eden şahısta hakkın hatırı için bunu yaptığını düşünüyordur herhalde.hakkın hatırını kılıçla düzeltmek düsturu kılıç kullanamayanları dillerini linç aleti olarak kullanmaya sevketmiş olmasın?

bu sorular ile birlikte bu konuyu biraz açarsanız sevinirim.

ayrıca " bana ihlası hatırlatanlar haksıza da hatırlatmış mı ki ?"diye serzenişte bulunmanız bu platformu birilerine birşeyler söylemek için kullanıyormuşsunuz izlenimi uyandırıyor.kişiselleştirmeden devam edersek istifadeli olacağı kanatindeyim.

1İhlası yaşayabilmekmkalabas, 16.03.2007, AĞRI

İhlas risalesi gibi bir risaleye ve Müellifine kavuştuğumuz için ne kadar şükretsek az.Lakin bu risaleyi okumakla ihlaslı olunmuyor maalesef.Okuyup anlamak,hayatımıza geçirmek;yaşamak gerkiyor.

Kanaatimce burada kilit nokta anlayıp hazmetmek,kendini suçlu bilip kendine okumaktan geçiyor.İhlas risalesini defalarca okuyup ta "benim gibi Nurcu yok,en iyi hizmeti ben yapıyorum,ben ihlaslıyım,benim kardeşlerime ihtiyacım yok,beni risalelerde geçecek yok."diyebiliyorsa,başkalarına hizmette tahakküm ,mürşidlik vaziyeti takınıyorsa,başkalarına uygulayıp kendine uygulamıyor,hayatına geçirip yaşamıyorsa zahiren ne kadar kendine Nur talebesi.ihlası dese de hakikatte değildir....

Selamlar ve dualarla




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut