Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Hayal mi, gerçek mi?
–Rabia Nazik Kaya

[*4.676 yazı içinden]

Çamur ve yıldızlar

Yazara Mesaj Gönder

İKİNCİ DÜNYA Savaşı sırasında kocam, Kaliforniya’daki Mojave çölüne yakın bir askerî üste görev almıştı. Ona yakın olmak için ben de bu beldeye taşındım. Fakat bu yerden nefret ediyordum. Hayatımda bu kadar mutsuz olduğumu hiç hatırlamıyordum.

Derken, kocamın Mojave çölünde manevraya çıkmasıyla küçük bir evde tek başıma kaldım. Sıcak tahammül edilemez bir dereceydi; nadir kaktüslerin gölgesinde, sıcaklık 52 dereceye kadar yükseliyordu.

Etrafımda Meksikalılar ile Kızılderililerden başka kimse yoktu. Onlar da İngilizce bilmiyorlardı. Mütemadiyen rüzgâr esiyor; yediğim yemekler, soluduğum hava kumla doluyordu.

O kadar mutsuzdum ki, dayanamayıp annemlere bir mektup yazdım ve baba evine döneceğimi haber verdim. Bu hayata bir dakika daha tahammül edemeyeceğimi, hapishanelerdeki hayatın bile bundan bin kat iyi olduğunu söyledim.

Babam mektubuma iki satırla, evet, sadece iki satırla cevap verdi. Öyle iki satır ki, onları ömrüm oldukça unutamayacağım. İşte hayatımı değiştiren iki satır:

“İki adam hapishane parmaklarından dışarı bakıyorlardı. Biri yerdeki çamurları, öteki gökteki yıldızları görüyordu.”

O iki satırı defalarca okudum. Kendi kendimden utanıyordum. Babamın bu kısa ama çok net uyarısı karşısında, benim durumumda neyin iyi olduğunu keşfetmeye karar verdim: Benim de yıldızlara bakmaya alışmam gerekiyordu.

İlk işim, yerli Kızılderililerle ahbaplık kurmaya çalışmam oldu. Onlar da bu çabamı boşa çıkarmadılar. Bilakis, yaptıkları dokumalar ve çanak çömleklerle ilgilenmem üzerine bana turistlere satmaya yanaşmadıkları en güzel parçalarını hediye ettiler.

Sonra, kaktüslerin, yuka’ların ve diğer çöl bitkilerinin ayrı ayrı türlerini inceledim. Bozkır hayvanlarını öğrendim, çölde güneşin batışını seyrettim ve çöl kumlarının okyanusun dibi gibi olduğu milyonlarca yıl öncesinden arta kalmış deniz kabuklarını aradım.

Bendeki bu büyük değişiklik neden ileri gelmişti? Mojave çölünden mi? Hayır, çöl daha önce ne idiyse, gene oydu. Kızılderililer de değişmemişlerdi. Değişen, bendim. Daha doğrusu, bakışımı değiştirmiştim. Böyle yaparken de, üzücü bir tecrübeyi hayatımın en heyecanlı bir macerası haline getirmiştim. Bu heyecanın tesiriyle oturup bir de roman yazdım. Kendim için kendi ellerimle kurduğum hapishanenin dışarısına bakmış ve en sonunda yıldızları keşfetmiştim...”




(Thelma Thompson)

  23.02.2007

© 2015 karakalem.net, İsmail Örgen

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

1nerde yaşadığımız önemli değil nasıl yaşadığımızaysel aybar, 20.05.2007, İstanbul

insan hep almak yerine birazda vermeyi düşünürse her yeni güne farklı bir açıdan baka bilir çünki her yeni gün insana verilmiş yeni bir armağandır yaşam mutlaka sona ereceğine göre her yeni gün yeni bir mutluluktur dün yaşanmıştır yarın ise gelecek önemli olan yaşadığımız anın kıymetini bilmek ve ona göre yaşamaktır rabbim ömür sermayesini en iyi şekilde değerlendiren kullarından eylesin cümlemizi amin




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut