Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

I. Hayatın içinde bir nebi
–Metin Karabaşoğlu

[*4.669 yazı içinden]

İhlas ve korku

Yazara Mesaj Gönder

KUR’ÂN’LA İRTİBATI kavi insanlarda, başka insanlarda olmayan bereketli bir hal hissederim. Onlarla her buluşmanızdan, manen zenginleşmiş olarak ayrılırsınız. Bir sonraki buluşmayı özlersiniz.

Kur’ân’la irtibatı kavi insanların eserlerinde de benzer bir keyfiyet vardır. Böylesi kitaplara, Kelam-ı Ezelî’den bir anlam hazinesi yağmış gibidir; okunmakla bitmez. Her okuyuşta yeni birşey öğrenir, her okuyuşta farklı bir cevher keşfedersiniz.

Benim için, bu haldeki eserlerin birincisidir Risale-i Nur. Öyle risaleler vardır ki, belki yüzlerce kez okuduğum halde, bir kez daha okuma iştiyakı kalmıştır içimde. O derece derin ve zengindir zira.

Yakınlarda bunu, “Yirmibirinci Lem’a,” yani ikinci İhlas Risalesi vesilesiyle, bir kez daha yaşadım. Bunca okumuşluğuma rağmen farketmediğim nüanslar gördüğüm bir okumaydı bu benim için. Maamafih, nihayet farkettiğim için sevindiğim nüansların yanısıra, şimdi bu kadar apaçık gözüktüğü halde neden daha önce görememişim diye hayıflandığım hususlarla da karşılaştım.

İhlas Risalesi’nin ‘ihlası kıran maniler’e dair kısmının sonuydu beni bu derece hayıflandıran. Bu maniler bahsi ki, o vakte kadar defalarca okumuş olduğum halde gerçek mânâda ilk keşfim, 80’lerin sonlarında düne kadar canciğer kuzu sarması olabilmiş mü’minleri kurtlar sofrasında ‘emval’ kavgası yapar halde gördüğümde gerçekleşmişti. “Bunca tetebbuattan, bunca kıraat, bunca feragattan sonra böyle bir tökezleyiş, bu derece bu düşüş nasıl olabiliyor ki?” sorusuna aklım cevap bulamazken, bu bahisteki “Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat herkeste nefis bulunur” diye başlayan kısa izah uyandırmıştı beni. Mü’mini yekpare görmeme; kalb ile nefsi, ruh ile hevayı, akıl ile vehimi ayırabilme dersini böylece öğrenmiştim. Bu sayede, bunca senelik bir adanışın ardından bu derece düşüşlerin ‘kalbin sukutu’ndan değil, ‘nefis ve heva ve his ve vehmin’ geçici galebesi dolayısıyla, kalb ve ruh ve aklın tesirsiz kalmasından kaynaklandığını öğrenmiştim.

Bu ilk keşfin ardından, ilgili bahisteki ‘ihlası kıran iki mani’ üzerine yoğunlaşan zihnim, ‘hizmet müessesesi’ mantığı ile bu iki mani arasındaki etkileşimlere çevirmişti nazarımı. O fırtınalı zamanda gözlemlediğim tablodan edindiğim en önemli tecrübe buydu.

Yakın zamanda ise, bunca vakit, yaşadığım tecrübelerin de sevkiyle zihnimin kilitlendiği bu ‘iki mani’nin ardından gelen bir ‘üçüncü mani’yi nihayet farkedebildim. Nihayet! Hayıflanmamak elde değildi; çünkü Bediüzzaman bu üçüncü maniyi açıkça yazıyordu. Ama ilk iki maniye karşılık bu üçüncünün sadece ismini vermiş, izahını “Yirmidokuzuncu Mektub”un altıncı kısmına, yani ‘desise-i şeytaniye’ bahsine bırakmıştı. Bunu nihayet farketmekle de anlamıştım ki, İhlas Risalesinin ahirindeki ‘ihlası kıran maniler’ bahsi bu ‘üçüncü mani’ ile bitmiyor, “Yirmidokuzuncu Mektub”daki“Desise-i Şeytaniye” bahsi ile devam ediyordu. Demek ki, bu bahiste karşımıza çıkan altı desise, ihlası kıran altı mani olarak da okunmalıydı: (1) hubb-u câh, yani şöhretperestlik, yani kitlelerin teveccühünü kazanma çabası, (2) ‘üçüncü mani’de de karşımıza çıkan ‘korku’ damarı, (3) tamahkârlık, (4) milliyetçilik, (5) enaniyet, (6) tenbellik, tenperverlik ve vazifedarlık...

Benim için özellikle çarpıcı olan husus, gerek İhlas Risalesi’nde, gerek onun devamı niteliğinde olduğunu nihayet keşfettiğim “Desise-i Şeytaniye” bahsinde, ‘ihlası kıran’ bir mani olarak ‘korku’nun bilhassa yer alıyor olmasıydı.

Yirmisekiz yıldır Risale-i Nur okuyan bir kişi olarak nihayet farketmiştim ki, Bediüzzaman ‘ihlas’ ile ‘korku’ arasında bir ters orantı kurmaktadır. Ona göre, Allah’tan gayrısından korkmak ile ihlas, bir kalbde beraber bulunmaz. Korku girerse ihlas çıkar; ihlas girerse korku defolur gider. İhlaslı kişi Allah’tan gayrısından korkarak hareket etmez; böyle bir korkunun tesiriyle hareket eden kişi ise ihlas erozyonuna maruz kalır.

Açıkçası, nasıl ‘menfaat-ı maddiye’ tasavvurları işin içine girdikçe ihlas zedeleniyorsa, nasıl ‘insanların teveccühü’ gibi ‘manevî menfaatler’ hesabına ihlasa halel geliyorsa, korku da ihlası aşındırmaktadır.

Yirmisekiz yıldır okuduğum Risale-i Nur’da o kadar zamandır apaçık karşımda durduğu halde ancak şimdi farkedebildiğim bu ihlas-korku denklemini keşfedeli yirmisekiz gün bile olmuş değil ve keşfettiğim günden beri ruhumda fırtınalar yaşıyorum.

Tam da bu fırtınanın ortasında karşıma çıkıveren bir ‘ortak değer’ yazısının bende uyandırdığı hissiyatı, sanırım tahmin edersiniz...

  20.02.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

15Aydınlanmak istiyorum!!!Hüseyin Ferdi Olur, 24.08.2007, İstanbul

Sayın Gülerce;

"Ortak değer"e dair köşe yazınızı okuduktan sonra hayretler içerisinde kaldım. Fikir dünyamda depremler oluştu. Gerçekten bahsettiğiniz şahıs bizim "ortak değer" imiz mi? Ben şahsen sevmezdim dediğiniz şahsı ve ve Beşinci Şua sevmemem gerektiğini fısıldardı bana. Sizi sayın Gülerce, risale ehli olarak tanıyorum ve beşinci şuayı benden seneler önce okuduğunuzu düşünüyorum. Bu fakir yıllarca ilgili risalede tasvir edilen şahsın, sizin ortak değer dediğiniz kişi olduğunu sanıyordum. Risalei Nurun bazı metinlerinde okuduklarım, ve Said Nursinin hayatından bazı anekdotlar; bahsettiğiniz şahsın bana "ortak değer" olamayacağını ihsas ediyordu. Münferit zamanlarda katıldığım ve münferit risale ehli cemaatlerin sohbetlerinde zaman zaman O şahıstan üstü kapalıda olsa bahsedildiğinde benim için bir "ortak değer" olamayacağını anlıyordum. Şimdi sayın Gülerce; ya siz Beşinci Şuayı hiç okumadınız yada ben Beşinci Şuayı okuduğumda çok tehlikeli ve yanlış anlamlar çıkarmışım. Ya siz "Bu milletin evladı olarak mukaddes bildiğimiz bütün değerlere de sahip çıkmış, saygılı olmuştur." derken samimi değilsiniz. Yada ben iflah olmaz bir "ortak değer" düşmanı olduğumdan beşinci şuada anlatılan şahsı algılamak istediğim gibi algılıyorum. Sayın Gülerce; benim kafam karıştı istirham ediyorum sizden beşinci şuayı yorumlayıp kafamın içinde karışmış halde duran fikirleri yerli yerine oturtun. Yoksa mazallah yarın Rabbimin huzuruna çıktığımda bana ""Sen ne cüretle bu milletin mukaddesatına saygı duymakla kalmayıp "bütün mukaddesata" sahip çıkan bir "ortak değer" e karşı çıkarsın"" diye bir itap ile karşılaşmayayım. Lütfen beni aydınlatın O şahıs hakkındaki bu yanlış fikirlerden kurtulayım ve biranevvel bir "Ortak Değerci Düşünme Derneğine" üye olup diğer kardeşlerimle böyle değerli bir "Ortak değer" de buluşayım zira çok geri kaldım bir "ortak değer" de kümelenen kardeşlerimden... Bediüzzaman bu beşinci şuayı nerden çıkarmış hiç yazmasa daha mı iyi olurdu sanki! Beşinci şuada ikinci makamın ikinci meselesinde: Rivâyette var ki: "Âhirzamanın dehşetli bir şahsı, sabah kalkar; alnında " Hâzâ kâfir" yazılmış bulunur."

Allahu a'lem bissavvab..bunun te'vili şudur ki: O Süfyân, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile tâmim etti..." derken bizimle kafamı buluyordu yoksa kafasına serpuşu koyup başkalarınada zorla giydiren başka bir dehşetli şahıs mı var lütfen aydınlatın beni.

14Korkmalı,ama kimdenAhmet KAŞLIOĞLU, 21.07.2007, Bursa

Aman haa.. sakın gafilce taraftarlık yapıp zulme şerik olunmaya..Ya HAK söylene, yada susula.. Ne gerek var illa da olmadık konsensus arayışlarına , çünkü onlar susmuyor, bu oluyor hepbensus! 'Doğru yer burasıdır, doğru budur, senin hatırına doğruyu eğemem ya kabul et ya da etme sen bilirsin ,ama doğru budur' diyebiliyor muyuz ? Herkesin fikrine saygımız var ,ama vahyin düsturlarına İMANIMIZ var ,bunlarda taviz veremeyiz,verirsek hata ederiz. Tekellüflü tevillerden de , safdilce tavizlerden de , korkakça iltifatlardan da ateşten kaçar gibi kaçmalıyız. Ne ödüyoruz , ne elde ediyoruz , kâr mı zarar mı insafla bakıp ,kimin huzurunda kimden medet umuyoruz diye dehşetle utanmalı ve uyanmalıyız. Her hakikat erinin yaptığı her türlü fedakârlık ve hizmetin pahabiçilmez değerini tayin edebilmekten çok uzak olduğumuzu kabul ile gerçek ihlasın sadece O'nun hoşnutluğunu-sevgisini-rızasını kazanmaya çalışmak olduğunu,O'ndan gayrı HER NE VARSA , fani ve aciz olup bize zarar veremeyeciğini ,keza korkulmaya değer olmadığını sadece hatırlatmak gayesiyle..Hepiniz kalbimdesiniz canım kardeşlerim,hepimize hayat imtihanında başarılar dilerim..

13ElestiriLevent Gulderen, 27.03.2007, Maputo/Mozambique

Metin bey aslinda hedef gostermis oldugu yaziyi (ortak deger) kendi kosenizde elestirmeden once keske yazinin bulundugu yere elestiri yazinizi direk olarak yazsaydiniz daha "ihlasli" bir harekette bulunurdunuz kanaatini tasiyorum.Calismalariniza Rabbim bereket versin

12Duyamadım?Şeyma Gür , 11.03.2007, Çorlu

Sami Kardeş

Elbette edilmemeli. Ama söz konusu toplumdan ''olur mu öyle şey!..'' nev'inden en cılızından bir itiraz duyamadık.

Yanılıyor muyum?

11bir tek yazidansami, 10.03.2007, İstanbul

Bana da sanki sonucta verilen yazarin yazisi butun bir topluluga mal edilmemesi gerekir gibi geliyor.

tesekurler

10Tesbitlermuhakeme, 01.03.2007, İstanbul

Yazınızı sesli olan bir ortamda dikkatimi yoğunlaştırarak okumaya çalıştım ve istifade ettiğime inanıyorum..

Öncelikla yazınızda beyan etmek istediğiniz fikre değinmek istiyorum.. İhlası kıran maniler Üstadımız çok ince tesbitleridir.. Bu zamanda ona itiraz hata olur..Ona uymamak hasaret olur.. Bu tesbitlerden sizin aldığınız dersten çıkardığınız sonuçta "ihlas-korku" sınırı iyi bir tesbittir.. İhlas demek rıza-i İlahi olması açısından eğer bir insan Allah'ın rızasına muvafık olan bir işte insandan korkarsa o işte zaten rıza-ı İlahi'yi yakalayamaz.. Babasının evden kovduğu sahabeyi hatırlamamak içten bile değildi..

Desise-i Şeytaniye geçenlerde okuduğum yerler arasında.. Bizler sizler gibi Risale-i Nur'lardan tam olarak vukufiyet kesbetmiş değiliz ancak kasır fehmimle anladığı kadarıyla Üstad Hazretleri o yazısıyla talebelerini bu hizmetle alıkoyabilecek manileri beyan ediyor.. Okurken not ederek okumayı düşündüm ancak tam başaramamıştım Risalelerin her satırından kitap yazılabilecek seviyede...

Hulasa, bir insanda bulunan havf damarı eğer onu halktan çekinmek hizmetine fütur veriyorsa orada zaten ihlası bir daha düşünmek gerekiyor..

Zeyl: Beyan ettiğiniz yazı olarak fikrim ise bu yazıma daha önce başlık ettiğim "müsbet hareket etmek" Emirdağ Lahikası -II- son mektupta beyan edildiği gibi davranmak gerektiğine inanmaktayım... Biz kendi hizmetimize bakarız.. Allah kolaylık versin..

9Biz Nasıl Bu hale geldik?Ali Yılmaz, 28.02.2007, İstanbul

Yazılan yazıya verilen bazı cevaplar beni çok yaraladı. Biz süfyan'ın şerrinden her gün tesbihatında Allaha sığınan insanlar olduğumuz halde nasıl onu savunur hale geldik sorusunu sormak yerine, nasıl kendimizi temize çıkarmaya çalışıyoruz?

Burada Murat türker'in bir yazısı aklıma geldi. "Eleştirinin karşısına muvaffakiyetle çıkmak" başlığını taşıyordu,sözkonusu yazı. Yazıya itiraz edenlerin o yazıyı ve Beşinci Şua'yı tekrar okumalarını tavsiye ediyorum. Umulur ki sağduyularını henüz yitirmemişlerdir.

8korku ve ihlas çizgisi..hayatın rengi, 26.02.2007, Ankara

eyvallah yüreğe işledi hocam yazdıklarınız, ne kadar ince bir çizgi...

7celiskinesibe, 26.02.2007, İstanbul

tespitleriniz hakikaten guzel ancak keske bu tespitleri getirip bir yaziya ve camiaya baglamasaydiniz. o sonuc, birdenbire butun yazilanlarin hakikatte muminlerin fikir ve kalp dunyalarini gelistirmek ve zenginlestirmekten ziyade belli bir gurubu malum korkuya yenik dusmus yani ihlasi zedelenmis olarak gostermek uzere yazilmis oldugu hissini verdi. bu da yazinin temel konusunu olan ihlasla celisti gibi. halbuki guzel olan, tesbitlerin genel haliyle birakilmasi, herkesin de bundan icinde bulundugu durumlara gore muhasebe hissesi cikarmasi degil midir? sizinkisi gibi sonuclanan en guzel tespitler bile nefse `bak iste o anlatilan hatayi sunlar yapmis' dedirtip, baskalarini mercek altina aldirip, kisinin kendi kusurlarini gormesini engelleyebiliyor. sizin birikimlerinizin bizlere yol gostermesi icin boyle referanslara ihtiyaciniz yok bence , dogruyu anlatin herkes kendi vicdan aynasinda aksine baksin. hurmetler...

6sahabeyi cezb eden sır neydi?eslem gül, 22.02.2007, İstanbul

Bismm

Esselam..

“ena” kelimesi sizinle sevdirildi bana. “Ben” veya “hissettiklerim” hep başkasına yabancı, yabani, ama benim ve bundan dolayı sanki hep eksik ve belki hep utandıran, öylesine utangaç, ancak sizin denemelerinizle daha açık söylemek gerekirse sizin belli bir düşünce bir hakikat üzerine inşaa edilmiş, tabiri caizse çiftlik ya da saray misali insanlara sunduğunuz alın teriniz, ya da köprüler desek daha doğru olur belki diğer alemlere açılan; insana kendi dünyasının gizlerini açarak ona yollar sunuyor bir dal gibi binler dala gebe, “hislerin”in en kıymetli olduğunu vurgulayarak. Daha önemli ne var insana emanet edilen iç dünyasındaki sırlardan başka! Okyanuslardan daha derin, dünü yarını ve onların beşiği olan şu an...

Bunu duyuran hisler... Hisler, ne yalnız ilim ne yalnız içtenlik ne de masumiyet, hepsinin insan olanın duyduğu, tüm varlığıyla yoğrulduğu tecrübelerinin sonucu zirveler hakikatten sızanlar...

Hisler, kişinin parmak izi kadar biricik zirvelerden zirvelerin açılma noktası, döne döne Ona ulaşmanın basamakları, yani aynı çemberde değil bir dönme var birde yükselme dağlar gibi...

Bazen merak ederim mümkün müdür, saadet asrından bir hali yakalamak iç alemimizde? Bir gölge hissiyattan... Hiç düşündünüz mü, hz. Ali’nin ayağına saplanan hançerin namazdayken çıkarılmasını istemesi nasıl bir haleti ruh? Zerre yakalamak mümkün değil mi, o anlık hissiyat yakar mı biz kalın tabakalardan kararmış zavallı modern insanı. Bu namazdaki cezbe halini düşünebiliyor musunuz? Resimler eskilerden olunca daha bir gerçekçi oluyor, daha bir insanlık kokuyor, babam anlatır yıllar önce bir şey satın almak o kadar kolaymış ki, daha henüz bu kadar insan kirlenmemişken, acı vermiyor mu bu size, acı vermiyor mu kuru çıkıyor meyveler günahların ıstırabından, meyve daha yeni doğuyor ama ölü, günah öylesine kapatmış ki ortalığı çoğuna sinsi, ancak haslara açık sisli karanlık atmosfer yağmuru öldürüyor, ve bizi sadece murdar et kokusu mu sarsabilir 17 ağustos sonrası caddelere sindiği gibi. Bunu mu bekliyoruz? Ne kadar kalın tabakalar var böyle üstümüze sinmiş. Neden sahabenin onun vefatından sonra dahi onun adıyla bayılmasının ardındaki hakikate bu kadar uzağız, ya da neden bu tür köprülere hiç dokunamıyoruz? Sahabenin yani insanın hakikatini alıp peşi sıra süren bu cezbe, onun adıyla titreyen kalplere uzağız? Niye titremiyoruz, Said nursiye yük müydü gece zikirleri?

5müslümansaruhan orhan, 21.02.2007, manisa

selam,bende bu yazılanları okurken kendimden korktum.Kul olmak ne zor ,hemde iyi ve güzel bir kul

4Tehayyuli Canavardan Korku Mu Yoksa OAydın Üneşi, 21.02.2007, Batman

Sevgili Metin Karabaşoğlu, makalenizi okuduktan sonra; daha önce kaleme aldığınız "'Onuncu söz' ile 'Beşinc Şua' arasında" yazınızı biz kez daha okudum. Karakalem dostlarımıza o makalenize tekrar muracaat emelerini öneririm, yeni yeni şeyler farkedeceklerinden eminim!

Hz.Ustad Bedidüzzaman(ra) cumhuriyet öncesinde gölgesiyle dahi mucadele ettği ve bilahere "istibdad-i keyfiyei küfriye" diye nitelendirdiği hali hazırda-elhedulillah- adilik/sıradanlık evresini dahi tamamlamak üzere olan heyulayi bir diw-i dırındeden bu denli korkmak(!) neye vabestedir acaba? Dimağa gelen, "samimane tehebub olabilir mi?" sorusunu kendime dahi sormaktan endişe/hicab duyuyorum!

Aziz Ustad'ın ısrarla altını çizdiği 80 kusur hayırlı ömrün mefhumu muhalifi, duyabilen ve görebilenlere fecr-i sadıkın nurlu sathını aydınlatacak cilveger lemalarını gösterip, geldi gelecek cennetasa baharın tomurcuğa yanmış rengin çiceklerini müjdeliyor. Tam da 83 yıl 3 ay, Sevgili Ustad'ın MUBAREK/KUTSİ ömrü kadar! Gören gözlere sahip olup, iman şuûruyla bakabilenlere ne mutlu! Sevgi ve şefkatle aziz kardeşlerim. 21.02.2007

3Tenkitcinin psikolojisi Deniz Bozkurt, 20.02.2007, İstanbul

Risalelerin muellif-i muhteremi yukarida zikredilen bahis de dahil olmak uzere butun eserlerinde evvelen ve en once kendi nefsine hitap eder, "dinle ey nefs-i nadanim" der. Acaba Ustad'in baska insanlari tan ettigi ve ornek olarak ismen zikrettigi bir bahis var da bizim gozumuzden mi kacti? Ihlas Risalesinden cikarilmasi gereken ders hic tanimadigimiz insanlari dunyevi hesaplar icine girip ihlasi kirmakla suclamak midir? Bu durumda bir gun "Kalbine yarip da baktin mi?" itabina muhatap olmktan hic mi endiselenilmemektedirler ?

Ustadimizin bir diger prensibi de "Benim meslegim en dogru" demenin insana "Dogru yalniz benim meslegimdir" deme hakkini vermemesi degil midir?

Benim gibi on binlerce kisi dinini, Kitabini ve Ustad'i pek cok mesrepten ve renkten olusan ve her biri ayri bir kitleye hitap eden buyuk bir topluluk icinde sadece kendilerini dogru yolu bulmus , diger herkesi ise dunyevilesmis insanlar olarak goren kucuk bir entellektuel seckinler grubu vesilesi ile degil, bu yazida ihlassizlikla itham edilen insanlarin fedakerane gayretleri sayesinde tanidi. Bazilari kucuk toplanti gruplarinda, dergi ve kitap sayfalarinda ve internet koselerinde entellektuel jimnastikler yaparak Allah'in hakikati bulmak isteyen seckinleri kendilerine gondermesini beklerken, digerleri de sahaya inip okul okul, kapi kapi gezerek, gecelerini gunduzlerine katarak, kisisel hayatlarinda maddi-manevi her turlu fedakarliga katlanarak herkesi kucaklayacak bir gonulluler haraketinin temellerini atmaya calisiyorlar. Damen-i paklarini bu tip islerle tozlandirmaktan korkanlar en azindan tenkit kapisini acmaktan cekinmeli ve illa da tenkit edecekler ise oklarini nefislerine yoneltmeli degiller mi?

2şeytan ve ihlasAli İhsan, 19.02.2007, Ankara

Muhtereme Yazarın daha doğruısu yazarlar ekibinin latif ve nurani yazılarını,t esbit ve yorumlarını okuyunca okuduğum satırların aynen benimde hissiyatıma tercüman olduğunu görmekten büyük keyif ve manevi haz duyuyorum..kendimi çok latif ve rengaren, renk cümbüşü sergileyen bir cennet bahçesinde değişik rayiha ve kokuların arasında çiçekleri koklarken hissediyorum..evet aynı görüşe, aynı nurani hislere ve aynı algılama sistemlerine ve bakış açılarına sahip olunca mümin mümin kardeşinin kalben aynası oluyor..birbirlerine bir mevzuuda anladıklarını, hissettiklerini ayna gibi aksettirip yansıtıyor....zamanımızn en büyük imtihanı ihlası,sadakatı, metaneti, azimeti , takvayı muhafaza etmek ve sünnet-i seniyyeyi yaşamakta karşımıza çıkmaktadır ki 29. mektubun 6. risalesi olan hutuvat-ı sittede şeytanın tuzakları ve ona karşı alınacak tedbirler Muhterem Üstadımız tarfından beliğ ve akıcı trarzda ifade edilmiştir..Kuranı okurkende en fazla merakımı celbeden konu şeytanın müminleri nasıl tuzağa düşürdüğü hususudur ki günümüz müminleri rahatlıkla dünyevileşmekte, maddileşmekte , bida bataklaığına girmekte,davasına mukaddesatına menfaatini tercih etmektedir..sıkıntı bununla da kalmamaktadır..Kuran , hadis-i Şerif ve Risale-i Nurun vahiy ve ilham hakikatlerine dayanmayan , vahiyden uzak felsefi görüşler, beşeri temayüller bir strateji veya hareket tarzı , hizmet metodu olarak karşımıza çıkmaktadır..bu konuda Metin Kardeşimin tesbitlerinin çok iyi anlaşılmasını tavsiye ediyorum... ilave olarakda 13. lemayı hem desise-i şeytaniye risalesi, hem de ihlas ve uhuvvet risalesi ile birlikte okunmasını hatta bir forum imkanında anlaşılan hissedilen yorumların tartışılmasını teklif ediyorum...şeytan asrında en büyük imtihan şeytanın tuzak ve hilelerine düşmemekten geçmektedir..şeytan ve ihlas, nur ve zulmet, hidayet ve dalalet asla aynı mekanda barınmıyor..Rabbim bizleri , kardeşlerimizi, bacılarımızı, ahirzamanın ve şeytanın fitnelerinden, tuzaklarından korusun..amin..ecmain..

1Korku ve teslimŞeyma Gür, 19.02.2007, Çorlu

Korku uyandıran durum-şey karşısında farklı tutumlar geliştirilebilir.

Ya korkulan şeyden olabildiğince uzak durur, kendinizi korumaya çalışırsınız.

Ya, korkunun üzerine gidip, yenmeye çalışırsınız.

Ya da ve en dramatik olanı, korku nesnesini içselleştirir, onu içinize alır, yanında durur, benimser, evcilleştirirsiniz. Tâ ki o sizin için korkulan olmaktan çıkıp dost olsun, siz olsun!..

''Ortak Değer'' örneğimizde, bir toplumun bilinçaltına topyekûn ve sistemli bir faaliyetle kazınmış olan bir korku ile başetmek için içselleştirme yoluna gidilmiş gibi görünüyor. (Ama bu bile masum sayılabilirdi; dünyevî hesaplar da işin içine girmemiş olsaydı.)

Korkulan şey, sizin hayattaki temel mücadele konularınızdan biri ise ve siz onu şekildeki gibi içselleştirmişseniz ''korktuğunuza uğramışsınız'' demektir. Geçmiş olsun!..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut